PDA

Tüm Versiyonu Göster : Sağlık Bilgileri


GuReL
08-03-07, 17:31
ABLATIO PLASENTA

Ne Bilmeli ?

Ablasyo plasenta için bilmeniz gereken ; Plasenta ( eş ) , anne
rahminde gelişen bebek ile anneyi birleştiren dokudur. Bebeğe; oksijen ve
yiyecek sağlar ve karbondioksit ile artık maddelerin atılımını
gerçekleştirir. Normal olarak , bebeğin doğumuna kadar , anne rahminin bir
yerine yerleşmiş şekildedir. Ablasyo plasenta ( abruptio plasenta = plasental
ayrılma ) , plasentanın zamanından önce anne rahminden ayrılmaya
başlamasıdır. Bu durum ; gebeliğin 20. haftası (5.ay) ile normal doğum zamanı
arasında herhangi bir dönemde olabilir. Plasenta uterustan tamamen veya bir
parça ayrılmış olabilir. Ablasyo plasenta, hem anne hem de bebek için tehlikeli
olabilir. Anne çok kan kaybedebilir ve bebek de oksijen ve besin maddelerinin
yetersizliği nedeniyle ölebilir. Nedeni bilinmemektedir. Fakat yüksek kan
basıncı, kalp hastalığı, ve eklem iltihabı gibi durumlarda daha çok
olmaktadır. Trafik kazası veya düşme gibi oluşabilecek herhangi bir travma
plasental ayrılmayı başlatabilir.

Belirtileri Nelerdir ?

Belirti olarak vajinal kanama ve karın veya sırt ağrısı olur. Doğum
sırasında olduğu gibi karında sıkışma ve gevşemelerle veya tamamen sıkışma
şeklinde rahim kasılmaları gelişir.

Tedavi

Ultrasonografi yapılması gereklidir. Ultrasonografi ; ses
dalgalarıyla bebeğin TV ekranında görüntüsünü oluşturacak olan ağrısız bir
uygulamadır.Eğer doğum için hazır değilseniz rahimde oluşan bu kasılmaları
durdurmak için ilaç kullanılması gerekli olabilir. Eğer rahimde oluşan plasental
ayrılma küçükse; yatak istirahati yapılması yeterli olabilir. Eğer ayrılma
büyükse bir kaç hafta hastanede yatmanız gerekebilir ve doğumunuz erken
olabilir.


Riskler

Eğer kanama çok fazla ise bebeğiniz veya sizin için öldürücü bir risk
söz konusu olabilir. Fakat tedavi uygulanmasıyla ölüm tehlikesi riski azdır.



Ne Yapmalı ?

1.Kanamanın azalması için kesin yatak istirahati çok önemlidir.
Yalnızca tuvalet veya duş almak için yataktan kalkabilirsiniz. Diğer ufak tefek
ev işlerini yapamazsınız, yemek pişiremezsiniz, merdiven çıkamazsınız ve
çocuklarınız da dahil ağır şeyler kaldıramazsınız. 2.Kesin yatak istirahati
sıkıcı ve streslidir. Kitap, gazete, dergi okuma, yazı yazma, TV izleme, müzik
dinleme, arkadaşlarınız veya diğer aile üyeleriyle beraber olmak sizin vakit
geçirmenize yardımcı olabilir. Sürekli dinlenmenizin; kendi güvenliğiniz ve
bebeğinizin sağlığı için gerekli olduğunu unutmamalısınız. 3. Doktorunuz
onaylayana dek cinsel ilişkide bulunmamalısınız. 4. Meyve, sebze, ekmek, süt
ürünleri ve et/balık gibi sağlıklı yiyecekleri yemelisiniz. Sağlıklı bir diyet,
doğum yapmanız ve vücudunuzu zinde tutmanız için çok önemlidir. 5. Doktorunuzun
önerdiği veya verdiği ilaçlar dışında hiç bir ilaç kullanmayın.Eğer iyi olmanıza
yardımcı olmadığını düşünüyorsanız doktorunuza danışın.Doktorunuzdan habersiz
ilaçlarınızı kesmeyin.

ŞU DURUMLARDA DOKTORUNUZU ARAYIN !!

Rahim kasılmalarınız olursa Bebeğinizde alıştığınızdan daha az hareket olduğunu
hissederseniz

ŞU DURUMLARDA ACİL YARDIM İSTEYİN !!

Vajinal kanamanız olursa Karın ağrınız olursa Baygınlık veya takatsizlik
hissederseniz.



Hastaneye Yatarsanız...

Hastanede kaldığınız sürede karşılaşabileceğiniz uygulama ve araçlar
;

Hayati işaretleri tespit eden ;

sıcaklığınız, kan basıncınız , nabzınız ( kalp atışlarının sayılması) ve
solunumunuz (nefes alıp verişlerinizin sayılması) izlenir.

Steteskop ; kalp ve akciğerlerinizi dinlemek için kullanılan bir alettir.

Kan basıncınız ; kolunuzun etrafını saran bir kolluk ile ölçülür.

Sinyal Oksimetre'ye bağlanabilirsiniz. Bu cihaz , kulağınıza , parmağınıza
yerleştirilir veya ayak ucuna dokundurulur . Kanınızdaki oksijeni ölçer .

Kan tahlilleri; Çeşitli testler için kan örneği vermeniz gerekebilir. Kan örneği
eliniz veya kolunuzdaki bir toplardamara girilerek alınabilir.

İV ( İntravenöz ) İlaç veya sıvı vermek için toplardamarınıza bir tüp
yerleştirilir. Ona bağlanacak olan setlerle tedavi daha iyi sağlanabilir.

Aktivite

Dinlenmek, rahminizdeki kasılmaların durması ve kanamanızın durması için
gereklidir. Kanamanız durana kadar yatağınızın çevresindeki dolapları
kullanabilirsiniz. Yataktan kalkmanızın uygun olduğu zamanı doktorunuz size
söyleyecektir.

Kan Transfüzyonu = Kan Verilmesi

Eğer çok kan kaybettiyseniz veya aneminizin ( kırmızı kan hücrelerinin eksikliği
) durumuna göre kan nakli yapılması gerekebilir. Her ne kadar , kan nakli ile
AIDS veya Hepatit için kaygılansanız da , böyle bir şeyin olma ihtimali ,
milyonda birdir. Kan kaybının sizin için oluşturduğu riskler, naklin getireceği
zararlar yanında, çok daha fazladır.

Karın Ultrasoundu

Doktorunuz , muhtemelen bu ağrısız cihaz ile rahiminizi inceleyecektir.

Bebek Kalp Seslerinin Monitorizasyonu (Fetal Monitorizasyon)

Karnınızın etrafına ; küçük metal bir diski olan gevşek bağlı bir kemer
yerleştirilir. Metal disk ; bebeğin kalp atışlarının sinyallerinin ekrana
yansımasını sağlar

Pelvik Muayene ( İç muayene = Vajinal muayene )

Muayeneyle doktorunuz , vajinanız içine ısıtılmış spekulumu koyarak başlar . Bu
alet , vajinayı açar bu sayede doktorunuz , rahminizin çıkışını görebilir
. Eldivenli elleriyle doktorunuz , rahminiz ve yumurtalıklarınızın büyüklük ve
şeklini kontrol eder . Genellikle muayene sırasında odada başka bir kadın da
bulunur. Eğer , muayene sırasında odada başka bir kadın yoksa , bunu rahatlıkla
rica etmeniz mümkündür .

Vajinal kanama

Bu, daha çok , plasentanın rahimden ayrıldığının işareti olabilir . Hemen
hemşirenize haber verin.

Kontraksiyonlar (Kasılmalar)

Karnınızda sıkışma ve gevşemeler başlarsa , kasılmalarınız olursa veya
karnınızda sürekli sıkışma hissi olursa doktorunuza haber verin.

Doğum

Ayrılmış plasenta ,doğum kanalınızın bir kısmını engelliyorsa vaginal (normal)
doğum yapabilirsiniz. Fakat, plasenta doğum kanalını tamamen engellemiş haldeyse
sezaryen gereklidir. Aynı zamanda bebeğin hayatı tehlikedeyse , yine sezaryen
uygulaması gerekecektir.

İlaçlar

Antibiyotik

Bu ilaçlar , bakteriyel enfeksiyona karşı sizi korurlar/tedavi ederler. Ağız ile
veya intravenöz olarak verilirler .

Gaita Yumuşatıcılar

Kabızlığı önlemek için gaita yumuşatıcılar verilerek daha kolay bağırsak
hareketleri sağlanabilir.

Tokolitikler

Eğer , doğum çok yakın ise bu ilaçlar , kasılmaları durduracaktır . Ağız ile
veya intravenöz verilebilir .

Steroidler

Bebeğin akciğerlerine yardım etmek için bu ilaçlar verilebilir . Aynı zamanda
inflamasyonu ( kırmızılık ve şişlik ) azaltırlar.

Stress

Bu , sıkıntılı bir durumdur . Onun hakkında konuşarak , stresinizin azalmasına
yardım edebilirsiniz . Aynı zamanda derin nefes alıp verme , kas gevşemesi ,
meditasyon veya bio feedback gibi metodları denemek isteyebilirsiniz . Gerekli
öneriler için hemşirenize danışabilirsiniz.

GuReL
08-03-07, 17:32
Aids


HİV/AİDS hastaları hem hayatı tehdit edici bir hastalığa
yakalanmış olmanın hem de içinde yaşadıkları toplumun kendilerini yargılaması
nedeniyle iki büyük yük altındadırlar.

Ön Yargılar...

Felç veya kalp hastalığı gibi ciddi bir hastalık geçiren kişiler
normal olarak arkadaşlarından veya ailelerinden yardım ve destek göreceklerini
bilirler, Ancak birçok HIV/ AİDS hastası için durum her zaman böyle değildir
HİV/AİDS hastaları hasta olduklarını başkalarına söyleyemezler bile. Hastalar
ailelerine açılsalar bile soyutlanma devam eder; çünkü, aileler toplumun
kendilerini de yargılayacağından endişe duyarlar. Bu tutumun nedeni ise HİV/AİDS
hastalığı ile homoseksüelliğin veya iğneyle uyuşturucu kullanmanın eşanlamlı
tutulmasıdır. Homoseksüellik ve igneyle uyuşturucu kullanmak her toplumu
etkilediği halde bunlar konuşulması ve kabul edilmesi güç olan konulardandır.

HIV/AİDS hastası nereden gelirse gelsin hastaların toplumun anlayışına ve
desteğine gereksinimi olduğu bir gerçektir. Bütün dinlerdeki ortak inanca göre
bizim gibi insan olan herkesi korumamız gereklidir.

Kişiler HIV/AIDS'i nereden alırlarsa alsınlar görevimiz onlara moral ve yararlı
bilgiler vermektir. İlgili görevlilerle bağlantı kuran kişilerin kimlikleri
gizli tutulur. HİV/AİDS'in salt homoseksüel cinsel ilişki yoluyla değil fakat
normal kadın- erkek cinsel ilişkisi yoluyla da bulaşabileceğinin bilinmesi
önemlidir. Evli kişilerin korunmadan evlilikdışı cinsel ilişkide bulunan
eşlerinden HİV virüsünü aldığı vakalar da olmuştur.

1 Aralık Dünya AİDS Günü..

1 Aralık Dünya AİDS Günü'dür Bu günde HİV/AİDS hastalarının
yargılanmaya acıma duygusuna değil fakat desteğe gereksinim duyduklarını
hatırlamamız yerinde olur. Hastalık, her ülkeyi her din veya kültürden gelen
kişiyi etkiler ve savaşım için birlikte hareket etmek gerekir.

Paylaşılacak Sorumluluklar.

HİV/AİDS'in yayılmasını önlemek paylaşmamız gereken bir
sorumluluktur. Gerek erkekler gerekse kadınlar hastalığın nasıl önleneceğini
bilmelidirler. Çocukları da eğitmek gereklidir. Bazı anne babalar "Bizim
çocuklarımız hiçbir zaman HIV/AİDS hastalığından etkilenecek hareketlerde
bulunmayacaklar. Bilgi edinseler veya edinmeseler ne farkeder?" deseler bile
önlemler hakkında çocuklar da her türlü olasılığa karşı bilgi edinmelidirler.

HİV virüsü meni vajina salgıları ve hasta kadının sütüyle başkalarına bulaşır.
Bu nedenle her zaman cinsel ilişkide bulunduğunuz kişi dışında onun da sizden
başka kişilerle cinsel ilişkide bulunmaması gerekir. birisiyle cinsel ilişkide
bulunmak istiyorsanız mutlaka kondom kullanınız. İğneyle uyuşturucu alan
kişilerin de iğnelerini başkalarıyla paylaşmamaları gereklidir.

Çocukların Eğitilmesi

Pek çok kişi şöyle düşünmektedir; "Ergenlik çağındaki çocuklarımla
HIV'nin önlenmesi konusunda konuşmayı gerekli görmüyorum çünkü cinsel ilişkide
bulunmuyorlar ve iğne yoluyla uyuşturucu kullanmıyorlar. Böyle olunca HIV onları
nasıl etkileyebilir ?"

bu kişiler tipik birçok anne baba gibi hayatı tehdit eden AİDS hastalığının
nedeni olan HIV konusunu çocuklarıyla konuşulabilecek bir konu olarak
görmemektedir. Anne babalar HIV konusunu çocuklarıyla konuşmaktan bazen
sıkılırlar veya geleneksel değerlere saygı gösterecek biçimde terbiye
ettiklerinden çocuklarının HIV'ye yakalanmayacaklarını düşünürler.

HİV önemli bir sağlık sorunudur. Ana babanın görevi sağlıklarını korumak
konusunda çocuklarına birçok şey öğretmektir. Çocuklara yolda dikkatli.
olmalarını, sigara gibi zararlı alışkanlıklardan uzak durmalarını öğretirken
HIV'de içinde olmak üzere hastalıklardan korunmalarını öğretmek de gerekmez mi?
HİV için bir tedavi veya aşı bulununcaya kadar elimizde yayılmasını önlemek için
koruyucu önlemler almaktan başka bir şey olmadığına göre böyle hareket etmek
doğru olmaz mı ?

Çocuklarımıza kondom kullanmalarını öğretmekle onları cinsel ilişkiye teşvik
ediyor olmayız. Ana baba çocuklarına böylesine akla uygun tavsiyelerde
bulunurlarsa çocuklarını sorumluluk sahibi olmaya teşvik edebilirler Anne baba
olarak aşıladığımız değerlere saygı göstermeleri konusunda çocuklarımıza
güvenmeliyiz. Ama her ihtimale karşı kendilerini nasıl koruyacaklarını da onlara
öğretmemiz gereklidir.

Biz istesek de istemesek de çocuklar televizyondan ve arkadaşlarından bir sürü
şey duyarlar ve bunlar bazen doğru bilgiler olmayabilir. Çocukların doğru
bilgileri anne babalarından öğrenmeleri daha iyi olmaz mı?

Hakları ve Sorumlulukları Paylaşalım.

Dünya Sağlık Örgütü'nün 1 Aralık Dünya AİDS günü için önceki yıllarda
teması 'Hakları ve Sorumlulukları Paylaşalım"dır. Bunun anlamı şudur: HİV
hakkında bilgi edinmeye ve kendimizi nasıl koruyacağımızı ögrenmeye hakkımız
olduğu kadar bu hastalığın yayılmasını önlemek için topluma karşı sorumluluğumuz
vardır. Bunun bir yolu ise çocuklarımıza bu konu hakkında doğru bilgiler
vermektir.

HIV her toplumdan ve her dinden gelen kadın erkek herkesi etkileyebileceğinden
hastalık herkesin sorunudur. Hepimizin konuyu bilmemiz gerekir. Kendisinde HİV
bulunan kimsenin kanında, menisinde ve vajina (dölyolu) sıvılarında virüs
bulunur. Bu sıvılar virüs olan kişiden olmayana geçtiğinde hastalık da kişiden
kişiye geçer.

Bulaşma Yolları

Yalnız bir kişiyle cinsel ilişkide bulunduğunuzdan ve bu kişinin de
sizden başka kimselerle cinsel ilişkide bulunmadığından emin olduğunuz durumlar
dışında, cinsel ilişkide bulunurken prezervatif (kondom) kullanınız.

HİV kucaklaşmak, öpüşmek gibi günlük temaslardan gıdalardan veya sudan,
sivrisineklerden veya diğer ısırgan böceklerden veya kurallarına uyularak
yapılan kan nakillerinden kişiden kişiye geçmez.

AIDS'li Çocuklar ın Yaşadığı Dünya

Hastalığın çocuklar üzerindeki etkisi hakkında uyanış yaratmak için,
1 Aralık Dünya AİDS Gününün önceki yıllardan bir diğerindeki teması "AİDS'li
Çocukların Yaşadığı Dünya" olmuştur. Şükürler olsun ki ülkemizde çok az sayıda
çocuk bu hastalıktan etkilenmiş durumdadır. Hastalığın önlenmesi için gerek
karşı eşcinseller gerekse eşeşcinseller arasında kondom (prezervatif) kullanma
ve uyuşturucuları enjekte etmek için bir kez kullanıldıktan sonra atılan
iğneleri kullanma konusunda kişiler iyice eğitilmiş olmalıdır.

Öte yandan dünyanın başka ülkelerinde milyonlarca çocuğun hayatı HIV/AİDS
yüzünden ziyan olmuştur. Birleşmiş Milletler Örgütünün raporuna göre HİV/AİDS
hastası olan çocukların sayısı şimdiye kadar görülmemiş boyutları ulaşmıştır.
Hastalık yalnız 1996 yılında, beş yaşından küçük 400,000 den fazla çocuga
bulaşmış olup çoğu hastalığı doğum esnasında veya anne sütüyle beslenirken
almışlardır Her yıl 1 milyondan fazla çocuğun seks endüstrisine itildiği de
gözönüne alınacak o!ursa HIV/AIDS tehlikesinin giderek artmakta olduğu ortaya
çıkar.

Bazı ülkelerde, Özellikle Afrika ve Asyada. bu hastalık öylesine hızla
yayılmaktadır ki bu akşam bizler uykuya yatmadan önce, yaklaşık 1000 çocuğa daha
hastalık bulaşmış olacaktır. Sağlık konusunda söz. sahibi olan kişiler,
gelişmekte olan ülkelerdeki hastalıkların kontrolundaki ilerlemeler nedeniyle
çocukların ömrü tam uzatılmışken kontrolden çıkan HİV/AİDS yüzünden işlerin
tersine döneceğinden ve çocuk ölüm oranlarının eskisi gibi artacağından
korkmaktadırlar

Çocuklar kendileri HİV/AİDS hastası olmasalar bile gene de hastalıktan zarar
görmektedirler. Ülkemizde, doğal olarak. çocukların anne babasından en az
birinin yanlarında bulunarak onları sevip destekleyeceklerini ve okula
göndereceklerini düşünürüz. Gerçekte ise bazı ülkelerdeki çocuklar anababaları
AİDS'den öldüğü veya ölmek üzere olduğundan, okula
gidememekte ve hem kendilerine hem de ailelerine bakmak zorunda kalmaktadırlar.
Bazı Afrika toplumlarında hayatta kalanlar ancak yaşlılar ve çocuklardır. Orta
kuşaklar silinip gitmiştir.

Öte yandan konuyla ilgili iyi haberler de bulunmaktadır. Hastalığın tedavisinde
gelişmeler olmuştur. HİV/AIDS hastalarına daha nitelikli bir yaşam sağlayan veya
ömürlerini uzatabilen 12 tür yeni ilaç bulunmaktadır. Bu ilaçlar HİV/AİDS
hastalığının günün

birinde şeker hastalığı gibi, kontrol edilebilir bir hastalık olması için yeni
bir umuttur. Henüz hastalığın tedavisi yoktur ve ilaçlar herkese yaramaz. Bazı
vakalarda ilaçlar ya yararlı olmamakta ya da bir sürü yan etkiye neden
olmaktadır.

Şimdilik hastalığa karşı en etkin silah korunmadır. Korunma gençler de dahil
herkese, bilgi vermektir Bazı anababalar, çocuğa HIV'AİDS'den nasıl korunacağını
öğretmeme gcrek yok. O uyuşturucu kullanmanın veya evlilik dışında cinsel
ilişkide bulunmanın tehlikelerini zaten biliyor" veya çocuğa kondomdan söz
edersem onu cinsel ilişkiye özendirmiş olurum" gibi bir yaklaşım içindedirler.

Oysa, gençlerden bilgiyi esirgemek. onları maceraya özendirmek değil korunmayı
önleyecek bilgileri onlardan esirgemek demektir. HİV/AİDS her toplumdan ve her
kültürden olan kişileri etkileyen bir sorundur ve gençlere bu konuda bigi vermek
anababaya kalmıştır. Yeni ilaçlarla birlikte HIV/AIDS den korunmasını bilen genç
nesiller yetiştirirsek geleceğe umutla bakabiliriz.

GuReL
08-03-07, 17:33
AKDENİZ ANEMİSİ




Talassemi Major veya Akdeniz Anemisi hakkında bilgi sahibi
olmak iki nedenle önemlidir: kalıtımsal hastalıkların tehlikelerini bilmek,
ikincisi ise kan bağışı yapmanın önemini anlamak. Akdeniz anemisi hastaları kan
bağışı yoluyla normal bir yaşam sürebilirler. Hastalara her dört beş haftada bir
hastanede kan nakli yapılır. Her kan nakli için 400 ml kana ihtiyaç olduğuna
göre Kan Bankasının kan stoklarının önemli bir kısmını Akdeniz anemisi hastaları
tüketmektedir.

Belirtileri Nelerdir ?

Akdeniz anemisi dünyada kalıtım yoluyla geçen kan hastalıklarının en
yaygın olanıdır. Düzenli kan nakli yapılmazsa hastalar ölebilirler. Hastalık,
ataları Akdeniz, Ortadoğu, Afrika, Asya ve bazı Pasifik Adaları halklarından
gelen kişiler arasında çok yaygın olmakla birlikte yüzlerce yıldır süregelen
göçler ve toplumlararası evlilikler nedeniyle artık diğer toplumlarda da
görülmektedir. Bu nedenle çocuk yapmak isteyen çiftlerin Akdeniz anemisinin
etkileri bakımından kan tahlili yaptırarak kendilerinde bu hastalığa ait
genlerin olup olmadığını belirlemeleri önemlidir. Özellikle aileleri aslen
yukarıda sayılan ülkelerden gelen kişiler için kan tahlili çok önemlidir.

Korunma Yolları Var Mıdır ?

Hastalığın kuşaktan kuşağa nasıl geçtiğini anlamak için Akdeniz
anemisinin iki türü olduğunu bilmek gerekir. Aneminin en yaygın türü Küçük
Akdeniz anemisidir (Talassemi minor). Bu hastalığın genlerini kanlarında
taşıyarak doğan kadın ve erkeklerin genel olarak sağlıkları yerindedir ve
tedaviye gereksinimleri yoktur. Ancak aynı durumda olan bir kadınla bir erkeğin
birleşmesinden doğacak olan her dört çocuktan birinde hastalığın daha ciddi türü
olan Büyük Akdeniz anemisi (Talassemi major) görülebilir.

Büyük Akdeniz anemisi doğuştan belirli değildir ama çocukta bir kaç yıl içinde
ciddi kansızlık gelişir. Kan, hayatta kalabilmesi için vücuda gerekli

olan oksijen taşımak gibi en önemli işlevini yapamamaktadır. Hastalık kan nakli
yoluyla tedavi edilebildiği için artık ölümcül değildir ve büyük Akdeniz anemisi
hastaları normal yaşam sürelerinin sonuna kadar yaşayabilirler. Ancak düzenli
kan nakli yaptırmak da sorun yaratmakta ve önemli organlardan olan kalp ve
karaciğerde tahribat yapacak oranda demir birikmektedir. Zararlı orandaki
demirin özel bir ilaçla vücuttan atılabilmesi için hastalar her hafta beş altı
gece bir pompaya bağlanırlar.

Hastalar ...

Demirin vücuttan atılabilmesi için takılan bu pompa bir Walkman'den
biraz daha büyükçedir. Pompanın iğnesi derinin altına sokulur.Bunun dışında
hastalar herkes gibi normal bir yaşam sürerler. Ancak kişinin hem hasta olup hem
de tam gün bir işte çalışması zordur; çünkü hastanelere gitmek için devamlı izin
almak gerekir. Ayrıca, büyük Akdeniz anemisi halsizlik ve yorgunluğa neden
olabilir. Bazı kişilerde bu hastalık sonucu kalp, böbrek, karaciğer ve şeker
hastalıkları da meydana gelebilir. Yaşamak için devamlı mücadele etmek
gerekmektedir. Bazı kişilerde duygusal sorunlar da olabilir. Büyük Akdeniz
anemisi hastalarına yardım etmek için kan verilebilir. Bazen kan nakli için
hastaların Kan Bankasında kan olmadığı için günlerce beklemesi gerekmektedir.


Ne Yapılabilir ?

Özellikle aileniz risk altındaysa gebe kalmadan önce mutlaka doktora
giderek kan tahlili yaptırınız.

GuReL
08-03-07, 17:40
ALKOL VE UYUŞTURUCU SORUNU

Aile bireylerinin birbirine sevgi gösterebilmesi, akıl
verebilmesi ve dayanışma halinde olması kişinin sorunları olduğu güç günleri
atlatmasında yararlı olur. Ancak ailede bazen öyle sorunlar olabilir ki en
sevecen ve maddi manevi kaynakları en bol olan ailenin bile dışarıdan yardıma
gereksinimi olur. İşte, alkol ve uyuşturucu sorunları böyledir.

Alkol ve Uyuşturucu Herkesi , Her Aileyi Etkileyebilir.

Bazı kişiler bu tür sorunların ancak belirli bazı ailelerde olduğunu
sanırlar Oysa alkol ve uyuşturucu sorunu her türlü kökenden veya dinden gelen
aile bireylerini etkileyebilmektedir.

Bir Anne , Bir Oğul , Bir Aile...

Örneğin 48 yaşındaki bir öğretmen her gün sabah erkenden kalkarak 22
yaşındaki oğlunun kaldığı pansiyona gider, oğlunu uyandırır ve işe götürür.
Öğretmen oğluna gitmezse yoğun bir biçimde esrar tiryakisi olan oğlu vaktinde
kalkıp işine yetişemeyeceği için işini kaybedecektir.

Bu işi haftanın beş günü yapmakta olan anne bazen oğlunu uyandırmakta güçlük
çeker ve bu kez kendisi işine geç kalır. Ayrıca bu durumu eşinden gizlemek
zorundadır; çünkü eşi kendisinin ne yaptığını duyarsa kıyamet kopacaktır. Zaten
eşi oğlunun uyuşturucu sorunundan kendisini sorumlu tutmaktadır. " Zamanında
oğlan daha küçükken onu sıkı tutsaydın bugün bu hale gelmeyecekti " deyip
durmaktadır.

Sonunda Öğretmen bulunduğu bölgede sağlık merkezindeki bir alkol ve uyuşturucu
danışmanıyla görüşür. Hayatında ilk kez sorunun kendisini nasıl etkilediğini
birisine anlatabildiği için oldukça rahatlamıştır. Danışman oğluna yardım etmek
için başvurabileceği başka yöntemlerden de söz eder.

Danışmanlık Hizmeti.

Bazı kimseler kişisel sorunları bir danışmanla paylaşmayı tuhaf
karşılar. Ailenin sorunlarını bir yabancıyla konuşarak nasıl çare bulunabilir ki
? Oysa, burada olduğu gibi, sorunu aile dışından bir kişiye anlatmak duruma daha
değişik bir açıdan bakabilmek ve sorunlara o güne kadar denenmemiş çözümler
bulmak bakımından yararlı olabilir.

Alkol ve Uyuşturucu Bağımlılığı da Bir Sağlık
Sorunudur.

Bazen de kişiler özellikle alkol ve yasaklanmış uyuşturucularla
ilgili sorunları aile dışından bir kişiye söylemekten çok utanç duyarlar. Ancak,
alkol, sakinleştirici ilaçlar, eroin veya diğer uyuşturucu ve keyif verici
maddelerle ilgili sorunları örtbas etmeye çalışmak bu maddelerin kullanımının
uzayıp gitmesine neden olmakta ve sonuçta sorunlar gerek aile gerekse madde
bağımlısı kişi için daha da ciddi bir hale gelmektedir. Uyuşturucu ve keyif
verici maddeler ve alkol alışkanlığı birer sağlık sorunudur ve diğer sağlık
sorunlarında olduğu gibi sağlık görevlilerinden yardım istemeyi gerektirir.

Sorunlarınız Yalnız Siz ve Sağlık Görevlileri Arasında
Paylaşılacaktır.

Sorunlarınızı anlattığınız danışmanlar veya sağlık görevlileri olayla
ilgili diğer sağlık görevlileri dışında hiç bir kimseye bu konuda bilgi
vermezler. Görevlilerin diğer aile bireyleri de içinde olmak üzere üçüncü
kişilere bilgi vermeleri söz konusu değildir.

Uyuşturucu ve keyif verici maddeler ve alkol servisleri de kişiler için bilgi
danışmanlık, tedavi veya diğer servislere havale gibi alanlarda yardımcı
olurlar.


ALKOL




Alkol kullanan çoğu kişi sağlığını tehlikeye atmamakla
birlikte dengeli içtiğini zanneden birçokları da hem kendilerine hem de
başkalarına zarar vermektedirler. Alkol ve sağlık üzerine sorulan bazı soruların
yanıtları aşağıda verilmiştir:

Alkol Sağlık İçin Yararlı Mıdır ?

Bazı tıbbi araştırmalar "az miktarda" içilen alkolün kalp ve dolaşım
sistemi için yararlı olduğunu söylemektedir. Bunda gerçek payı bulunabilir ama
haftada birkaç kez demektir; her gün "az

miktarda" içki içmek değildir.

Tehlike Sınırını Aşmadan İçki İçmek Nedir ?

Bu, erkekler için günde dört kadınlar için ise günde iki standart
içkiden fazla içki içmemek demektir. Haftanın en az iki günü de hiç alkol
alınmamalıdır.

"Bir Standart İçki" Ne Demektir ?

Bir "standart' içkinin ne olduğunu bilirseniz içtiğiniz içkinin
miktarını belirleyebilirsiniz. Genel bir kural olarak bir şişe şarap yedi
standart içkiye eşit olmaktadır. Bir birada ise bir buçuk standart içki
bulunmaktadır. Bir standart içkinin içinde 10 gram alkol bulunmaktadır Bu da beş
adet 285 ml'lik süper hafif biraya ( içindeki alkol miktarı .09'dur); iki adet
285 ml'lik hafif biraya (alkol miktarı yüzde iki veya üçtür) veya bir adet
normal biraya (alkol miktarı yüzde dört veya beştir) veya 100 ml'lik bir kadeh
şaraba veya 60 mililitrelik bir kadeh alkolle takviye edilmiş şaraba veya 30 ml
lik bir kadeh sert alkollü içkiye eşiair. Evde kendiniz yaptığınız içkilerin
dışarıdan aldığınız alkollü içkilerden daha kuvvetli olabileceğini unutmayın.

Hafta İçinde Çok Az Fakat Hafta Sonunda Epeyce İçki
İçilebilir Mi ?

Hayır. Hafta içinde içmediğiniz içkileri hafta sonuna saklayıp dozunu
kaçırmak arasıra bile olsa zararlıdır.

Arkadaşlarla Birlikteyken İçkiyi Sınırlamak Zor
Oluyorsa Ne Yapabilirsiniz?

Alkollü bir içki içmeden önce alkolsüz bir içkiyi keyifle için. Bu
susuzluğunuzu giderecek ve ilk içkinizi çabucak mideye indirmenizi
engelleyecektir. Alkollü içki içerken arada bir de alkolsüz bir şey için. Bira
içiyorsanız hafif birayı tercih edin. Bir davete gittiğiniz zaman ne kadar
içeceğinize önceden karar verin. Bir yandan da ertesi gün fazla içki içmediğiniz
için kendinizi ne kadar iyi hissedeceğinizi düşünün. Karşılıklı içki
"ikramından" kaçınmaya çalışın. Başkalarının sizi içki içmeye zorlamasına engel
olun ve siz de arkadaşlarınızı daha fazla içmeye zorlamayın. İçki içmeden önce
mutlaka birşeyler yiyin. İçki içerken de birşeyler yiyin. Alkol mideniz doluyken
daha geç kana karışır.

Sandığınızın Aksine Pek Çok Şey Kandaki Alkol Miktarını
Azaltamaz.

Alkol içtikten sonra koyu kahve içmek, soğuk duş yapmak veya açık
havaya çıkmak; kişiyi ayıltmaz. Bunların hiçbiri kandaki alkol miktarını
azaltamaz.

Alkol, Hangi Sağlık Sorunlarına Neden Olur ?

Aşırı içki içmek karaciğerde ciddi tahribat yapar, cinsel sorunlara
neden olur, tansiyonu yükseltir, beyinde tahribat yapar ve şişmanlamaya neden
olur. Alkol bazı kanser hastalıklarına da katkıda bulunmaktadır. Alkol bazı
trafik kazalarına, iş kazalarına, denizde tekne kazalarına ve boğulma vakalarına
da neden olmaktadır. Alkol ev içinde de olmak üzere, şiddet olaylarına ve sürücü
ehliyetinizi kaybetmenize neden olabilir.

Gebe Kadınlar Neden Alkol Kullanmamalıdırlar ?

Doktorlar gebelikte emniyetle alınabilecek alkol miktarının ne
olduğunu bilmemektedirler. Bu nedenle gebe kadınların veya çocuk yapmayı düşünen
kadınların hiçbir zaman alkol almamaları tavsiye edilmektedir.





BAĞIMLILIK YAPICI MADDE KULLANAN GENÇLER




Çocuğunun Bağımlılık Yapıcı Maddeler Kullanmasından
Kuşkulanan Anne Baba Ne Yapmalıdır?

Bu durum karşısında kalan anne babanın öfkeye kapılıp çocuğu tehdit etmesi veya
cezalandırması normal bir tepki olsa bile bu davranış, yarardan daha çok zarar
verebilir.Nedenini şöyle açıklayalım. Gençler anne babalarının sevgisinden ve
zor duruma düştüklerinde anne babalarından yardım göreceklerinden emin
olmalıdırlar. Öfke ve tehdit, çocukta korku yaratır ve sorunları olduğunda size
açılmasını engeller. Aslında bir gencin yasaklanmış uyuşturucu veya keyif verici
maddeleri denemesi, bu gencin "sorunları var" anlamına gelir.

Yapılacak İlk Şey...

Bu durumda yapılacak ilk şey, paniğe kapılmamak ve ailenizin başına
gelen bu olaydan kendinizi suçlayarak kötü bir anne baba olduğunuz sonucuna
varmamaktır Sorun her ailede olabilir. İkinci olarak, kullanılan maddenin
sağlığa etkileri hakkında daha fazla bilgi edinmek gerekir. Bunun yanında,
bulunduğunuz yöredeki sağlık merkezlerine başvurarak alkol ve uyuşturucu
sorunlarıyla ilgilenen bir danışmana havale edilmek isteyebilirsiniz. Ayrıca,
konuyu enine boyuna düşünmeniz de gerekir.

Gençler Yasaklanmış Uyuşturucu veya Keyif Verici
Maddeleri Neden Kullanırlar ?

Gençlerin bu maddeleri kullanma gereksinimi, yetişkinlerin
rahatlamak, eğlenmek ve toplumsal ilişkilerde diğer kişiler gibi olmak gibi
nedenlerle, alkol ve tütün gibi yasaklanmamış maddeleri kullanma gereksiniminden
farklı değildir. Tütün ve alkolün yasal madde oldukları halde, yasaklanmış
maddelerden daha çok sağlık sorunlarına neden olduklarını da unutmamak gerekir.
Bazen gençler yasaklanmış uyuşturucu veya keyif verici maddeleri yeni bir şey
denemek amacıyla kullanırlar. Bazen de gençlerin sorunları olabilir; okulda
stres altında olabilirler, diğer gençlerle uyum içinde olmadıklarını
sanabilirler veya herhangi bir nedenden dolayı kendilerini değersiz veya
yeteneksiz hissedebilirler. Çocuklarımızın içinde büyümekte oldukları bugünün
toplum koşullarının, bizlerin yetiştiği toplum koşullarından farklı olduğunu da
unutmamak gerekir. İçinde yaşadığımız toplum koşulları, kişilerin
gereksinimlerini çabucak karşılayabildikleri bir düzen haline gelmiştir. Canı
sıkılan bir kişi televizyonun düğmesini çevirir ve anında karşısına bir eğlence
çıkar; herhangi bir ağrıdan şikayeti varsa ilaç alarak bunu giderir; stres
altında olduğu zaman da ya yasal olarak kullanılabilecek tütün ve alkol gibi
maddeleri ya da marijuhana gibi yasaklanmış bir madde kullanır ve böylece
kendisini daha iyi hisseder.

Yasaklanmış Maddelerin Nesinden Korkuyorsunuz ?

Korkunuz, çocuğunuzun aşırı uyuşturucu yüklenmesinden ölebileceğinden
veya sağlığının etkileneceğinden mi kaynaklanıyor ? Derslerinin veya işinin
etkileneceğinden mi endişe duyuyorsunuz ? Çocuğunuzun polislik olacağından veya
halen kullanmakta olduğu maddelerden daha da ağır uyuşturuculara yöneleceğinden
mi korkuyorsunuz ?

Biraz sakinleştikten sonra, çocuğunuza sorarak uyuşturucu maddeleri ne şekilde,
ne miktarda, ne kadar zamanda bir ve kimlerle birlikte kullandığını araştırın.
Çocuk uyuşturucuyu yalnız bir kez denemiş olabilir. Gençlerin çoğu,
uyuşturucuları denerler ama kullanmaya devam etmezler. Çocuğunuza durumdan
endişe duyduğunuzu ve sorunu çözümlemekte yardımcı olacağınızı söyleyin. Alkol
ve uyuşturucu sorunları danışmanıyla görüşüp görüşmek istemediğini araştırın.

Bazı anne babalar şunu diyebilirler: " Çocuğu cezayla tehdit etmek veya dışarı
çıkmasını engellemek uyuşturucu kullanmasını önleyemez mi? " Bu davranış her zaman
olumlu sonuç vermemektedir. Gerçek olan şudur ki, anne baba ne söylerse
söylesin, ne yaparsa yapsın çocuğun uyuşturucu kullanmasını önleyemez. Anne baba
olarak yapabileceğimiz en iyi şey, çocuklarımıza onları sevdiğimizi göstermek ve
her zaman sorunlarını dinlemeye hazır olmaktır. Kapıyı yüzlerine kaparsak, daha
da fazla uyuşturucu kullanma olanağı artabilir. Ama açık kapı bırakırsak, çocuk
her zaman için uyuşturucuyu bırakma konusunda bizden yardım isteyebilir.

18 Yaşından Küçüklere Sigara Satmanın Yasadışı Olduğunu
Unutmayın.

Bütün tütün bayileri, gençlere sigara satmadan önce 18 yaşından büyük
olduklarını kanıtlayan bir kimlik belgesi göstermelerini istemelidirler. Bu
yasaya karşı gelenler, para cezasına çarptırılabilir. Yasa, gençlerin sigara
satın almalarını zorlaştırarak sağlıklarını korumayı amaçlamaktadır. Erken yaşta
sigara tiryakisi olanların tiryakiliği uzun yıllar devam ettirdikleri
görülmektedir. Acıklı olan gerçek şudur ki, sigara içenlerin %40'ı tütünle
ilgili bir hastalıktan ölecektir. Öte yandan, sigaraya 18 yaşından önce
başlamayanlarda ileride sigara alışkanlığı pek fazla görülmemektedir.

GuReL
08-03-07, 17:41
ALZHEİMER HASTALIĞI

1986 yılında ABD Eski Başkanı Ronald Reagan ; politikayla ilgili sorulara
"hatırlamıyorum " "anımsayamıyorum" şeklinde yanıtlar vermekteydi. 8 yıl sonra ;
1994 yılında Başkan Reagan'ın Alzheimer Hastası olduğu açıklandı.

Ne Bilmeli ?

Alzheimer Hastalığı , yaşlanmanın normal bir sonucu değildir.
Alzheimer Hastalığı olan kişilerde ; dil, düşünce ve hafıza fonksiyonlarında
zorlanmalar ve bu fonksiyonlarda eksiklik gözlenir. Hastalık daha da
ilerlediğinde kişinin bütün yaşamına etki etmeye başlar. Banyo yapmak , tuvaleti
kullanmak, yemek yemek gibi tüm hareketlerinde kişiye yardımcı olunması gerekir.
Gün geçtikçe kişinin ailesi, yakınları ve arkadaşları bu durumdan etkilenmeye
başlar. Alzheimer Hastalığı geriye dönüşü ve tedavisi olmayan bir hastalıktır.

ABD'de tüm halkın %5 'i Alzheimer Hastası'dır. Bu, ABD de 4 milyon Alzheimer
Hastası var anlamına gelmektedir. Bu sayıya hastaların ailesi ve yakınları da
dahil edilirse milyonlarca insan bu hastalıktan etkilenmektedir. Yapılan
hesaplara göre 2050 yılında ABD'de 14 milyon kişi Alzheimer Hastası olacaktır.




Her yıl ABD'de 100bin kişi Alzheimer Hastalığı'ndan ölmektedir. 65 yaş
üzerindeki kişilerin %5-10'u Alzheimer Hastası'dır. 85 yaş üzerinde bu oran %50
lere kadar çıkabilmektedir. Alzheimer Hastalığı adını Alman Doktor Alois
Alzheimer'dan alır. 1906'da Dr.Alzheimer bunama sonrası ölen bir kadın
hastasının beyin dokusundaki değişiklikleri tespit etmiştir. Dr.Alzheimer , ölen
hastasının beyninde bir takım yığınlar ( bugün bunlar : senil veya nöron plağı
olarak adlandırılır.) ve sinir lif demetlerinde yumaklar ( Nörofibriler
yumaklar) gözlemiştir.

Bugün bu plak ve yumakların Alzheimer hastalığının nedenleri olduğu düşünülüyor.
Bilim adamları Alzheimer Hastalığı'ndan ölen kişilerin beyinlerinde bunların
dışında da bazı değişiklikler belirlemiştir. Hafıza ve diğer zihinsel
fonksiyonlara ait beyin bölgelerinde sinir hücrelerinde kayıp olduğu
bulunmuştur. Aynı zamanda milyarlarca sinir hücresi arasında karmaşık mesajları
taşıyan kimyasal maddelerin de bu hastaların beyinlerinde düzeylerinin azaldığı
bulunmuştur. Böylece Alzheimer Hastaları'nda sinir hücreleri arasında bu
mesajlar engellenerek normal düşünme ve hafıza yeteneği bozulabilmektedir.

Alzheimer Hastalarında ;Meynert çekirdeği olarak adlandırılan beyin bölgesinde ;
nöronal degenerasyon (sinir hücrelerinin haraplanması ) vardır. Sinirler arası
iletilerde rol alan kimyasal madde (nörotransmitter ) Asetilkolin'in beyindeki
düzeyleri azalmıştır.



Nörofibriler Yumaklar ;Nörofibriler yumak yapının
oluşumu net bir durum değildir. Nörofibriler yumak, nöron yapının içinde yer
alır. Yumak ve nöronların yapısı bozulur. Nörofibriler yumak oluşumunun nasıl
olduğu ve beyne nasıl etki yaptığı halen bilinmemektedir.



Nöron Plakları ; Plaklar nöronun dışında yer alır.
Beta amiloid olarak adlandırılan bir protein yapıdır. Diğer proteinler de plak
oluşumunda rol alır. Amiloid, beyinde normalde bulunan bir proteindir.
Yaşlanmayla beraber Beta amiloid formu beyinde birikir ve plak gelişimine yol
açar.



Belirtileri Nelerdir ?




Alzheimer Hastalığı , yavaş başlar. İlk belirtisi çok ciddiye alınmayan
unutkanlık olabilmektedir. Alzheimer Hastaları yakın zamanda yaşadıkları
olayları , eşya ve kişilerin isimlerini hatırlayamayabilirler. Basit
matematiksel işlemleri yapmakta zorlanabilirler. Bu iki durumda çok ciddiye
alınmayacak düzeyde yaşansa da hastalığın başlangıcı için önemli bir işaret
olabilir. Belirtileri olan Alzheimer Hastasına ve aile üyelerine gerekli tıbbi
yardımı sağlayabilmek çok da kolay değildir. Alzheimer Hastalığı olan kişiler
saç taramak veya diş fırçalamak gibi basit işleri yaparken bile fırçaları
saçlarında veya ağızlarında unutabilirler. Problem çözme ,düşünme , anlama,
okuma, yazma gibi fonksiyonları daha fazla kaybedebilirler. Bunların sonucunda
Alzheimer Hastaları kaygılı , sinirli ve saldırgan olabilirler. Evlerinden
uzaklara gidebilirler. Sonuçta bu kişiler toplumsal bakıma ihtiyaç duyarlar.

Sağlık kuruluşlarında doktorlar , %90 oranda bu hastalığı zamanında ve doğru
olarak teşhis edebilirler. Mikroskop altına beyin dokusuna bakıldığında
Alzheimer Hastasının beyninde oluşan değişiklikler saptanabilir. Ancak bu , kişi
öldükten sonra yapılacak otopsi sonucunda mümkündür. Canlı bir insana beyinden
parça alınarak inceleme yapılamaz. Bu ,çok tehlikeli bir uygulamadır. Doktorlar,
hastanın belirtileri ve yapacakları muayene ve tetkikler ile kişinin Alzheimer
Hastası olabileceğini söyler. Alzheimer Hastası olabilir demek ; o kişinin bu
hastalığa ait belirtileri taşıdığı anlamına gelir.



Tam Sağlık Öyküsü

Doktor , kişinin genel sağlığı ve geçmişte yaşadığı sağlık problemlerini
sorar . Hasta , günlük yaşamında kendisini etkileyen sağlık problemleri hakkında
bilgi verir. Doktor , daha çok bilgi alabilmek için kişinin ailesi veya
arkadaşları ile de görüşmek isteyebilir .



Temel Tıbbi Laboratuar Testleri

Kan ve idrar tahlilleri , olabilecek diğer hastalıkları da araştırmada
doktora yardımcı olacaktır. Bazı durumlarda alınacak az miktarda spinal sıvının
test edilmesi de gerekebilir. Bütün bunların sonucunda doctorun tanı koyması
kolaylaşacaktır.



Nörofizyolojik Testler

Bunlar , hafıza , problem çözme , dikkat , sayma ve dil testleridir . Bu
testler doktorun koyacağı tanıyı özgülleştirebilecektir.



Beyin Taraması

Doktor Beyin Taraması da denebilecek bu özel test ile beyne ait
görüntüleri inceleyecektir. Beyin Tarama Testleri içinde Bilgisayarlı Beyin
Tomografisi , Manyetik Rezonans Görüntülemesi ve Pozitron Emisyon Tomografisi
yer alır.

Doktor , yapılan beyin tarama sonuçlarına göre bir tanı için net şeyler
söyleyebilecektir. Hastanın sağlık öyküsü ve test sonuçlarından alınan
bilgilerle doktor , kişide olan belirtilerin olabilecek diğer nedenlerini
tanıdan çıkarmış olur . Bu belirtileri yapabilecek diğer nedenler arasında ;
Tiroid Bezi problemleri , Depresyon , Beyin Tümörleri, İlaçlar ve Beyin Damar
Hastalıkları olabilir . Bu hastalıklar da Alzheimer Hastalığına benzer
belirtiler oluşturabilmektedir.



Tedavi

Alzheimer Hastalığı , ağır zihinsel zarar ile biten ve hafıza
problemleri ile yavaş başlangıçlı bir hastalıktır . Hastalığın gelişim hızı
kişiler arasında farklılıklar da gösterebilmektedir. Bazı kişiler 5 yıl gibi bir
süre hastalığa sahip olabilirken , bazı kişilerde bu, 20 yıl gibi bir süre
olabilmektedir.

Alzheimer Hastalığı tedavisinde kullanılan iki ilaç mevcuttur : Tacrin ve
Donezepil olarak isimlendirilen bu ilaçlar Kolinesteraz enzimini inhibe eder.
Kolinesteraz enzimi; Asetilkolinin yıkımında anahtar rol oynar.Böylece
asetilkolinin yıkımı engellenerek beyindeki asetilkolin miktarının yükselmesi
sağlanır. Ancak önemle belirtmek gerekir ki; bu iki ilaçta tedavi edici
özellikte değildir. Yalnızca Alzheimer hastalığı'nın, hastada oluşturduğu
belirtileri azaltır. Tacrin karaciğere de etki edebilen bir ilaçtır. Bunun bir
benzeri Rivastigmin adlı madde ise yalnızca beyinde etki gösterebilmektedir.

E Vitamini ve Asetilsalisilik asit de tedavi amaçlı kullanılmaktadır. E vitamini
sinir hücrelerinin zarlarının hasar görmesini engellemektedir. Araştırmalarda
Alzheimer Hastalarına, E vitamininin bazı beyin fonksiyonları için faydalı
olabildiği gösterilmiştir.

Bazı çalışmalarda Gingko Glikozidlerinin de hastalara yardımcı olduğu
belirlenmiştir.

ABD'de ayrıca cerrahi tedavi denenmiştir. Burada karın zarının (omentum) bir
parçası beyinde kullanılmış ve sonuçta kısa süreli bellekte düzelme sağlandığı
rapor edilmiştir.

Bugünkü tıbbi bilgilerle Alzheimer Hastalığını hiç bir tedavi durduramaz .

Alzheimer Hastalığı olan kişiler , sürekli doktor kontrolünde olmalıdır. Doktor
, hastalık sırasında ilerleyebilecek belirtileri ve birlikte olabilecek diğer
hastalıkları kontrol edecektir. Doktor ve diğer sağlık çalışanları , hasta ve
ailelerine yardım ve destekte bulunabilmektedir.

Sıklıkla diğer aile üyelerinin Alzheimer Hastasına daha çok yardımcı olmaları
gereği ortaya çıkar.Hastalık kötüye doğru gittikçe hastanın yardım ve sağlık
bakım ihtiyacı da artar. Hastaya bakan kişiler yönünden bu, fiziksel ve ruhsal
yönden çok yorucu olmakla beraber ailenin yaşantısı , işleri ve ekonomik
durumuna da etkiler yapar.

Alzheimer Hastalığı ile ilgili kuruluşlar , hasta ve yakınlarına eğitim
programları sağlamakla beraber hasta bakımını üstlenmiş kişilere ve ailelere
destek verir.



Riskler

Alzheimer Hastalığı için risk faktörleri ; ileri yaş ve aile sağlık
öyküsünde Alzheimer Hastalığı'nın olmasıdır. Bunun dışında , ciddi kafa
yaralanmaları ve düşük eğitim düzeyi de Alzheimer Hastalığı için risk faktörleri
arasındadır.

Diğer faktörler ile ilgili araştırmalar devam etmektedir. Bunlardan bazıları :

Genetik Faktörler

Yapılan araştırmalar hastalığın yarısından fazlasında genetik faktörlerin
rolü olabileceğini göstermektedir.

Örneğin , apolipoprotein E ( Apo E ) olarak adlandırılan protein önemlidir,
kanda kolesterolün taşıdığı ApoE her insanda olan bir proteindir . Apo E'nin
beyindeki görevi tam olarak bilinmemektedir. ApoE geninin , farklı formları
vardır. Bunlardan birisi kişiyi Alzheimer Hastalığına karşı korurken bir diğeri
kişiyi Alzheimer Hastalığına yatkın hale getirmektedir. Ancak ApoE geni ile
ilgili araştırmalar devam etmektedir.

Çevresel Etkenler

Bilim adamları , Alzheimer Hastalığı olan kişilerin beyin dokusunda
alüminyum , çinko ve diğer bazı metallari buldu. Alzheimer Hastalığı ile bu
maddelerin bağlantısı olup olmadığı ile ilgili araştırmalar da devam etmektedir.

Virüsler

Bazı araştırmalarda ise Alzheimer Hastalığı ile virüslerin arasındaki
ilişki belirlenmeye çalışılmaktadır.



Bunların hiçbirisi tek başına hastalığa sebep olarak gösterilemez. Yani yalnızca
genetik etkenler Alzheimer Hastalığı'nın nedeni olarak gösterilemez. Sıklıkla
bir kaç etkenin birlikteliğinden kaynaklanarak hastalık gelişmektedir. Ayrıca
her hasta için farklı olabilen etkenler de söz konusu olabilir.

Ayrıca Alzheimer Hastalığı ile ilgili tanı koymak için yapılabilecek testlerle
ilgili araştırmalar da vardır. Eğer hatalığın çıkış zamanı geciktirilebilirse
hastalığa yakalanan kişilerin sayısı da azaltılabilecektir. Alzheimer
Hastalığı'nın geciktirilmesi kişinin yaşam kalitesini geliştirir aynı zamanda
sağlık harcamalarını da azaltır.

Diğer bazı araştırmalar da hastaya ve hastanın bakımını sağlayan kişilere
kolaylıklar sağlama ve hastanın yaşam kalitesini yükseltebilmeye yönelik olarak
yapılmaktadır. Bu araştırmalarda hastada ortaya çıkan problemli bir takım
davranışların , uykusuzluğun düzeltilebilmesi amaçlanmaktadır.



Önleme Yolları

Beyninizi Yaşlanmanın Etkilerinden Nasıl Korursunuz ?

Yaşlanma ile birlikte beyinde plak ve yumaklar meydana
gelmektedir. Beynin çalışmasını bir spor ekibinin mücadelesine benzetirsek; eğer
bir oyuncu yaralanır veya oyun dışında kalırsa ekibin iyi performans
gösterebilmesini diğer oyuncuların performansları etkileyecektir. Bunun gibi
beynin yaşlanmayla beraber kaybettiği sinir hücrelerinin olumsuz etkileri ancak,
diğer hücrelerin sağlıklı olmasıyla mümkündür. Bu da fiziksel ve zihinsel olarak
aktif kalmakla sağlanabilir. İnsanların isimlerini hatırlayarak , bulmacalar
çözerek , matematik işlemleri yaparak , çok okuyarak ve yeni kelimeler öğrenerek
; Beyin hücrelerinin çalışmasını geliştirebilirsiniz.




ALZHEİMER HASTALIĞI




Yaşlı teyzeniz, anahtarlarını nereye bıraktığını hep unutmaktadır fakat geçen hafta, bu anahtarların nerelere ait olduğunu da unutmuştur. Teyzeniz evinin civarında yurüyüş yapmaktan her zaman zevk aldığı halde, son zamanlarda yolunu kaybetmekte ve eve dönmek için başkalarından yardım istemek zorunda kalmaktadır.

Hepimizin zaman zaman unutkan olduğumuz bir gerçektir. Bazılarımız yaşlandıkça daha da unutkan oluruz. Ancak, unutkanlık bazen, beyni etkileyen bir dizi bunama hastalıklarından birinin belirtisi olabilir. Bu hastalıklardan en yaygın olanı Alzheimer Hastalığı'dır. Bu hastalık, kişinin belleğinde, düşünme yeteneğinde ve davranışlarında sorunlara neden olur. Normal unutkanlıkla bunama sonucu bellek kaybı arasındaki farkları görmek için uyarıcı belirtileri tanımak yararlı olabilir:

Günlük işlerde meydana gelen sorunlar
Zihninizin meşgul olduğu bir gün, akşam yemeği için pişirdiğiniz sebzeleri ocağın üstünden alıp sofraya getirmeyi unutabilirsiniz. Fakat bunama hastaları sebzeleri sofraya çıkarmayı unuttukları kadar, onları pişirdiklerini de unuturlar.

Konuşma Zorluğu
Konuşurken gerekli kelimeleri hatırlamakta güçlük çekmek herkesin başına gelebilir; fakat bunama hastaları en basit kelimeleri bile unuturlar veya yanlış kelimeler kullanırlar. Bu yüzden, kurdukları cümlelerin ne anlama geldiği anlaşılmaz.

Yakın Zamana Ait Bellek Kaybının İşyerinde Yarattığı Sorunlar
İş arkadaşlarınızın isimlerini veya telefon numaralarını bazen unutabilirsiniz; fakat bunama hastaları isim ve telefon numaralarını daha büyük bir çoğunlukla unuttukları gibi, daha sonra da hatırlayamazlar.

Zaman ve Yer Kavramını Karıştırmak
Haftanın hangi günü olduğunu, hatta nereye gitmekte olduğunuzu bir an için unutabilirsiniz; fakat bunama hastaları bildikleri yerlerde bile kendilerini kaybedebilirler.

Karar Verme Yeteneğinin Kaybolması
Bazen bir an için dikkatiniz dağılabilir ve yanınızda gözetmekte olduğunuz bir çocuğun varlığını unutabilirsiniz; fakat bunama hastaları bakmakta oldukları çocuğu tamamen unutabilirler. Hastaların giyimlerinde de düzensizlik görülebilir; örneğin, üstüste birkaç gömleği birden giyebilirler.

Düşünme Yeteneğinde Bozukluklar
Banka çek defterinizi dengelemekte zorluk çektiğiniz zamanlar olabilir; fakat bunama hastaları çek defterindeki sayıların ne anlama geldiğini bile tümden unutabilirler.

Eşyaları Yanlış Yerlere Koymak
Hepimiz dalgınlıkla eşyaları yanlış yerlere bırakabiliriz: fakat bunama hastaları ütüyü buzdolabına koymak gibi, eşyaları devamlı olarak yanlış yerlere koyarlar.

Ruh Halinde ve Davranışlarda Değişme
Bunama hastalarının ruh halinde ani ve dramatik değişiklikler olabilir. Örneğin, sakin sakin dururken birden sebepsiz yere ağlamaya veya kızmaya başlarlar.

Kişilikte Değişme
Bunama hastaları bazen kuşkulu olurlar ve ürkekleşirler; ya da normal kişiliklerini kaybederek neşesiz, cansız ve suskun görünürler.

Girişkenliğin Kaybı
Hepimiz işten, ev işinden, hatta sosyal faaliyetlerden zaman zaman bıkkınlık duyarız; fakat bunama hastaları giderek pasifleşirler ve herhangi bir uğraşta bulunmaları için dışardan zorlamak gerekir.

Kendilerinde bu belirtileri gören kişilerin doktora gitmesi önemlidir. Belirtiler hafifletilebilir. Alzheimer Hastalığı da içinde olmak üzere, birçok bunama hastalığının tedavisi mümkün olmamakla birlikte, bunama hastalarının bakımında yardımcı olabilecek kaynaklar bulunmaktadır.

GuReL
08-03-07, 17:43
ASTIM İÇİN EVDE YAPILACAKLAR




Astım çok yaygındır; her beş çocuktan birini ve her on
yetişkinden birini etkiler. Astımı harekete geçiren etkenler arasında nezle ve
gribi, hava değişikliğini, çiçek tozlarını sigara dumanını, ilaçları ve gıdaları
sayabiliriz . Bunlara alerji uyandıran maddeler (allerjen) denir ve diğer
alerjilere de neden olurlar. Alerji uyandıran maddeler kişileri degişik
biçimlerde etkiler.

Astım hastalarının çoğunun evcil hayvanların döktüğü incecik deri tozlarına veya
mikroskopik boyutta olup evin her tarafında bulunan toz bitlerine karşı alerjisi
vardır. Gözle göremediğimiz halde evcil hayvanlardan dökülen deri tozları ve toz
bitleri havada uçup halılara mobilya veya perdelere yapışırlar. Astımlı kişi
bunları solunumla içine çekince vücudu tepki gösterir. Akciğerlerindeki solunum
yolları daralarak soluk alması güçleşir. Allerjenlerden hangilerinin astıma veya
diğer alerjilere neden olduğunun belirlenmesi için aile hekiminizle görüşerek
alerji testi yaptırınız! Yukarıda sayılan maddelere karşı alerjisi olan hastalar
astım krizini önlemek için evde bazı düzenlemelere girişebilirler. Uzmanlar;
aşağıdaki yolları önermektedir

Yataklar

Yatak şiltesinin su geçirmez bir maddeden yapılmış olmasına ve
yastıkların toz bitlerine karşı dayanıklı kılıfları olmasına dikkat ediniz. Özel
yastık kılıfları eczanelerde satılmaktadır. Bu yastık kılıfları toz bitlerine
karşı duyarlı olan kişilerin yastığın içinde bulunabilecek toz bitlerini
solumasını önler. Bir başka yol olarak yastıkları düzenli olarak yıkamayı veya
her altı ayda bir yenilemeyi deneyebilirsiniz. Battaniyeler, şiltenin üzerine
geçirilen koruyucu kılıflar ve yorganlar her altı haftada bir en az 55 derece
sıcaklıktaki suyla yıkanmalı ve toz bitleri yok edilmelidir.

Zemin

Mümkünse yerde halı yerine tahta, mantar, muşamba veya fayans
kullanınız. Halı kullanacaksanız halıların yerden kaldırılabilir türden olmasına
dikkat ediniz. Halılar her ay ters yüz edilerek üç saat boyunca güneşte
bırakılmalıdırlar. Döşemeyi halıyla kaplatacaksanız kısa tüylü ve dokuma halılar
en iyi halılardır.

Perdeler

En iyi perdeler istor perde veya jaluzi türüdür. Düzenli olarak
temizlenemeyen ağır perdeleri kullanmayınız.

Döşemelik Kumaşlar

Minderli ve içi doldurulmuş döşemelik kumaşlarla yapılan mobilya
üzerinde kedilerden veya toz bitlerinden gelen ve alerji uyandıran maddeler
bulunabilir. Döşemelik olarak deri veya muşamba kullanılması bu sorunu önler.
Ayrıca, yıkanabilir ve kalınca döşemelik kumaşlar da iyidir.

İçi Doldurulmuş Oyuncaklar

Bu oyuncakların üzerindeki toz bitlerini öldürmek için oyuncakları
gece buzluğa koyunuz ve sabah yıkayınız

Evin İçinin Kuru Tutulması

Rutubetli evlerde daha çok toz biti ve kül görülmektedir. Bunlar
astım krizine neden olurlar. Evde bulunan delikler aralıklar tıkanmalı, akan
oluklar onarılmalı ve zeminden gelen rutubet önlenmelidir. Rutubetli bir zeminde
evin içindeki havayı kuru tutmak zordur fakat evin içinin havadar olması buna
yardım eder. Mutfakta, çamaşırlıkta ve banyoda aspiratör çalıştırarak
buralardaki rutubetli havayı kurutabilirsiniz.

Temizlik

Evi temiz tutmak toz bitlerinin sayısını azaltır ve hayvanlardan
gelen ve alerji ııyandıran maddeleri önler. Yerleri düzenli olarak elektrikli
süpürgeyle süpürün ve silinecek yerleri silin. Temizlik işini astımlı olan kişi
yerine bir başkasının yapması daha iyidir. Halıları süpürürken camları açık
tutun ve evin içinde halı silkelemeyin.

Evcil Hayvanlar

Evde astım hastası birisi varsa evcil hayvan bulundurmamak en iyi
yoldur. Mutlaka bir evcil hayvan istiyorsanız örneğin kedileri ameliyatla
kısırlaştırarak alerji uyandıran maddeleri üretmelerini önlersiniz. Bütün evcil
hayvanları mümkün olduğu kadar dışarıda tutunuz. Kısırlaştırılmış erkek veya
dişi evcil hayvanlar daha az alerji uyandıran madde üretirler. Anne babanın her
ikisi de astımlıysa çocuklarının da astımlı olması olasılığına karşı eve evcil
hayvan almamak iyi olur.



ASTIM VE BEBEKLER




Astım, anne baba veya yakın akrabalarda astım, egzema (deride
kuruluk ve kaşıntı) veya kurdeşen (deride böcek ısırması gibi kabarcıklar) gibi
alerji şikayetleri olan ailelerin çocuklarında daha çok görülmektedir. Astım
riski toz bitleri tüylü hayvanlar (özellikle kediler) veya küf sorunu gibi
alerji yapan maddelerin bulunduğu evlerde büyüyen çocuklarda da daha fazladır.
Doğduktan sonraki ilk iki yıl içinde alerji yapan maddelere karşı çok hassas
olan bebekler, mümkün olduğu kadar bu maddelere karşı korunmalıdır.

Evdeki Toz Bitleri , Kedi ve Küflerin Zararları

Bu maddeler çimen ve gıdalarda bulunan koruyucu maddeler gibi, alerji
yapan maddelerdir ve kişide aksırık, burun akması ve gözlerin sulanması gibi
tepkilere neden olurlar. Astım hastaları bu maddelere karşı nefes darlığı ve
nefes alırken göğsün hışıldaması biçiminde tepki gösterirler.

Evdeki Toz Bitleri

Evlerimizde milyonlarca toz biti olduğu halde çok küçük olduklarından
göze görünmezler Toz bitleri, yatak örtüleri ve halılar gibi sıcak ve rutubetli
yerleri severler.

Bebekleri Evdeki Toz Bitlerinden ve Alerji Yapan Diğer
Maddelerden Korumanın Yolları

Yeni bebeğe yeni yatak şiltesi gerekir. Eski şiltelerde ve
yastıklarda binlerce toz biti bulunabilir. Yatak örtülerinin yıkanabilir
olanlarını satın alınız ve yatak altına serilen battaniyeleri, yastıkları ve
yatak fırfırlarını, hiç değilse iki ayda bir yıkayınız. Bebeğin beşiğinde,
pusetinde ve arabada içinde oturduğu emniyet kapsülünde koyun postu ve yumuşak
oyuncaklar bulundurmayınız. Bunların da içinde binlerce toz biti saklanmış
olabilir. Bebeğin yumuşak oyuncaklarını, en az iki ayda bir çamaşır makinesinin
hafif kumaşlara özgü devresinde veya elinizde yıkayınız.

Ev kuru olmalı ve iyice havalandırılmalıdır. Mümkünse mutfakta, banyoda ve
çamaşırlıkta havalandırma vantilatörü kullanınız. Elektrik süpürgesini
kullanırken ve işiniz bittikten sonra pencereleri 20 dakika kadar açık tutunuz
Temiz hava elektrik süpürgesinden çıkan görünmeyen tozları alıp götürür.
Elektrik süpürgelerinin üç filtreli olanları ve atılabilir türden torbalıları,
toz sorununu engeller. Elektrikçi dükkanlarından hangi elektrik süpürgelerinde
bu filtre tertibatının bulunduğunu öğrenebilirsiniz. Evde astımlı bir hasta
varsa eve evcil hayvan almamak en iyisidir. Halen evinizde evcil bir hayvan
varsa evin dışında tutulması yerinde olur.

Sigaranın Zararları

Sigara içen annelerin bebeklerinde göğüs enfeksiyonları ve astım
riski yüksektir. Yetişkinler çocukların yanında ve çocukların bulunduğu evlerde
sigara içmemelidirler. Astım, sigara dumanına maruz kalan çocuklar için daha
büyük bir sorundur.

Gıdaların Önemi

Bebekleri anne sütüyle beslemek akciğer enfeksiyonlarını önler,
alerji ve astım olasılığını erteler. Bebekleri memeden kestiğiniz zaman, onlara
tuzu az gıdalar ve bol bol meyve ve sebze yecliriniz. Tuzu azaltmak için bebeğin
yemeğine tuz koymayınız, işlenmiş et ve patates kızartması gibi tuzlu gıdalar
vermeyiniz.



ASTIM VE YAŞLILAR




Astımın salt gençleri ve çocukları etkileyen bir hastalık
olmadığı çoğunlukla bilinmez. Astım her yaşta başlayabilir. Yaşlı kişilerin
birçoğu nefes darlığı ve öksürük gibi belirtilerin astımdan kaynaklandığını
duyunca şaşırır.

Astım Nedir ?

Astım akciğerlerdeki nefes yollarının iltihaplanıp olduğundan daha da
fazla daralmasıdır Nefes yollarının daralması nefes almayı güçleştirir. Göğüste
daralma ve nefes tıkanıklığı yapar. Astımın birden ve şiddetli olarak belirmesi
ve boğulur gibi nefesi kesmesi özellikle kendi başına yaşayan bir kişi için çok
korkutucu bir olay olabilir.

Yaşlılarda Astım Belirtileri

Yaşlı kişiler bu nedenle astım habercisi olan belirtileri gözardı
etmemelidirler. Uzmanlara göre yaşlılardaki astım belirtileri öylesine yavaş
gelişir ki kişi bir anormallik olduğunun farkına bile varmaz Bazen tek belirti
günlük normal işleri yaparken veya bir yokuşu çıkarken görülen nefes darlığı
olabilir. Kişiler bu gibi olaylara yaşlanmanın bir sonucu olarak bakarlar. Ancak
özellikle gece ve sabahın erken saatlerinde görülen nefes darlığı, devamlı,
tahriş edici bir öksürük ve nefes almakta güçlük gibi belirtiler olduğunda
doktora gidilmesi önerilmektedir. Bu tür belirtiler bazen nezle veya grip
geçirdikten sonra daha da artar.

Erken Tanı ve Erken Tedavi

Astım nedeniyle ölüm vakalarının çoğu hastalık vaktinde tedavi
edilirse önlenebilir. Astımı tamamen iyi etmek mümkün olmamakla birlikte astımlı
kişilerin krizi önlemek için yapabilecekleri şeyler vardır:

"Astım Krizi" ni Tahrik Edici Şeylerden Uzak Durmak

Astımlı bazı kişilerde nefes yollarının daralması nezle, sinüzit,
bronşit gibi enfeksiyonlara egzersiz, hava kirliliği, soğuk hava veya ısı
değişimine sigara dumanına evde kullanılan boyaların, temizlik maddelerinin
hatta parfümün keskin kokusuna; gıdalara

veya şaraba konulan kimyasal maddelere; çiçek tozları veya hayvan tüylerine
tepki şeklinde belirebilir. Astımı en çok tahrik eden nedenlerden biri ise
halılarda giysilerde ve ev eşyalarında yaşayan ve toz biti denilen küçücük bir
hayvancıktır. Kişilerin yukarıda sayılan tahrik edici nedenlere tepkileri farklı
olabilir. Örneğin, kedi kılından elkilenen bir kişi boya kokusundan veya
gıdalardan etkilenmeyebilir. Doktorlar kişileri etkileyen tahrik edici nedenleri
belirleyebilir.

Koruyucu İlaç Kullanmak

Doktorun reçeteyle verdiği ilaçları düzenli kullanmak nefes
yollarının daralmasını önleyebilir. Bu astım krizini önler.

"Başa Çıkma Planı"

Astımla "başa çıkmak için plan" hazırlamak Her hasta astımdan değişik
biçimde etkilendiğinden doctor kendisine özel bir hareket planı hazırlar ve bir
kağıda yazar. Bu plan hastaya astımı nasıl kontrol edebileceğini gösterir.

Hatırlanması önemli olan nokta astım belirtisi olabilecek şikayetleri olan
kişinin bir doktora gitmesidir Zamanında tanısı yapılıp uygun tedaviye
başlanırsa astımlı birçok kişi normal bir hayat sürebilir.



ASTIMLI ÇOCUKLAR




Diğer Batılı ülkelerde olduğu gibi, ülkemizde de astımlı
çocuk sayısında artış görülmektedir. Her dört küçük çocuktan birinde ve her yedi
gençten birinde astım görüldüğüne göre astımlı çocuklara bakmakta olan anne
babaların sayısında da artış olacaktır.

Çocuğa Astım Tanısı Konduğunda

Çocuğuna astım tanısı konulan anne babanın üzüntü duyması ve çocuğun
hiçbir zaman normal bir yaşantısı olamayacağından kuşkulanması, ayrıca çocuğun
astım krizi tuttuğunda bununla nasıl başa çıkacağından endişe duyması normaldir.

Astımı Bilmek

Astımla başa çıkmanın ve astımı denetleyebilmenin yollarından biri
astım hakkında mümkün olduğu kadar bilgi edinmektir.

Çocukta Astım Olduğu Nereden Bilinir ?

Astımlı hastaların nefes yolları çok hassastır. Hastalar nezle ve
grip, havada meydana gelen degişiklikler. egzersiz yapmak, sigara dumanı, toz
bitleri veya hayvan tüyleri gibi astımı "kışkırtıcı" (tetikleyen) etkenlerle
temas ettikleri zaman nefes yolları daralır ve nefes almaları güçleşir. Astımın
en çok görülen belirtisi göğüste hışıltı olmakla birlikte, diğer belirtiler
arasında, özellikle geceleri veya egzersiz yaptıktan sonra öksürük tutması,
göğüste daralma veya nefes almakta güçlük çekmek de sayılabilir. Çocuğunuz
geceleri sürekli olarak veya nezle olduğu için öksürüyorsa aile hekiminizi
görmeniz gereklidir.

Astım tedavisinde sürekli olarak gelişme kaydedilmektedir. Denetim altına
alındığı sürece kişinin normal bir yaşam sürmemesi için bir neden yoktur.

Çocuklukta Görülen Astımın Denetlenmesi

Astım ilaçla ve astım krizine neden olan kışkırtıcılardan uzak
durarak kolayca denetim altına alınabilir. İlaç tedavisinde, her gün alınan ve
nefes yollarındaki hassasiyeti giderici ve önleyici ilaçlar yanında çocuğun
astım krizi sırasında kullanabileceği nefesi açan ilaçlar da vardır. Astım
hakkında bilgi alacağınız sağlık görevlisine evde astım konusunda neler
yapabileceğinizi sorun. Bu sorular astımı denetleyici ilaçların hangi ilaçlar
olduğu, kötüye giden astım krizinin belirtileri ve kriz anında neler
yapılabileceği gibi üzerinde aydınlanmanızı gerektiren sorular olabilir.
Çocuğunuzda egzersiz yaptıktan sonra astım belirtileri görülüyorsa aile
hekiminize danışarak hastalığı nasıl denetleyebileceğinizi öğrenebilirsiniz.

Aile Hekiminize soru sormaktan çekinmeyin. Soracaklarınız çoksa randevunuza
giderken bir soru listesi yapıp gidin ve bu tür bir randevu alırken işinizin
uzun sürebileceğini belirtin.

Astıma Dost Okul

Okulların çoğu astımlı çocnkların gereksinimlerini karşılayabilecek
niteliktedir. Ama bunu araştırmadan var olduğuna karar vermeyin. Okul
ilgililerine yönelteceğiniz sorular şunlar olmalıdır: Çocuğun krizi tuttuğunda
onunla ilgilenecek görevliler astım konusunda bir eğitim görmüşler midir ?

Okulda astımlı çocukların kimler olduğu ve aldıkları ilaçlar hakkında düzenli
olarak tutulan bir kayıt var mıdır ? Okulda acil hallerde kullanılabilecek ve
astım için gerekli ilk yardım ilaçları var mıdır ? Okula çocuğunuzun hastalığı
hakkında aynntılı bilgi vermeyi unutmayın.

Sigara İçmeyin

Sigara dumanının astımı körüklediğini unutmayın. Sigara içen anne
babalar bebeklerin ve çocukların yanında sigara içmemelidirler. Sigara dumanı
çocuklarda astım krizini kışkırttığı gibi çocuğun ileride astıma tutulmasına da
neden olur.

GuReL
08-03-07, 17:45
ACİL SERVİSLER




Hastanelerin acil servislerinin hangi amaçla kullanılacağının bilinmesi önemlidir. Acil servis, trafik kazaları veya kalp krizi gibi ciddi olaylar yanında daha az acil olan durumlarda da hastalara bakar. Hastane acil servisinin nasıl çalıştığını bilmek ve bakım için geçen bekleme süresini kısaltmak ve daha çabuk tedavi görmek için başka nerelere başvurulacağının bilinmesi gereklidir. Acil servisteki bekleme süreniz durumunuzun ciddiyetine bağlıdır. Durumu daha ciddi olan hastalara daha önce bakılır.

Bilgi almak ve tedavi görmek için başka nerelere gidilebilir ?
Pratisyen doktor/Aile Hekimleri genellikle ilk başvurulacak kişiler olabilir. Pratisyen doktor/ Aile Hekimleri uzun saatler boyu açık olan sağlık merkezlerinde görev yaparlar. Bazı sağlık merkezleri 24 saat açık olur. Acil olmayan bir durum için hastane acil servisi yerine doktora giderseniz, hem tedavi görmek için daha kısa bir süre beklersiniz hem de hastanenin acil servisinin yükünü azaltmış olursunuz.

Acil servise gelince ne olur ?
Burada danışma memuruyla ve hemşireyle görüşürsünüz. Danışma görevlisi sizden sağlık karnenizi ve kimlik ve adres bilgilerinizi ister. Acil servislerdeki doktorlar gibi hemşireler de, hastalara acil bakım sağlamak konusunda son derece yetkili ve özel eğitim görmüş görevlilerdir. Bazı olaylarda hastayı daha doktor görmeden hemşireler tedaviye başlayabilir.

Acil serviste tedavi görmek için ne kadar beklenir ?
Hastane acil servisindeki bir doktoru görmek için randevu alamazsınız. Doktor hastalardan birini daha önce sırada bekleyen hastalardan önce görürse bu hastanın durumunun diğerlerine oranla daha ciddi olması nedeniyledir. Hastaneye ambulansla bile gelmiş olsanız orada durumu sizden daha acil olan hastalar varsa doktor size hemen bakamayabilir. Acil servislerde uzun sıra beklemenin başka nedenleri de vardır:
Hastanın durumunun tam olarak değerlendirilebilmesi için gerekli bilgilerin toplanması bir iki saat alabilir. Örneğin, röntgen filmi çekmek veya tahlil yapmak gerekli olabilir.
Hastanede yatmanız gerekecek olursa yatak sağlanması da bir kaç saat sürebilir ama beklerken size iyi bakılır.

Beklerken neler yapabilirsiniz ?
Hasta sizseniz, hastane görevlileri doktoru görünceye kadar yiyip içmemenizi söyleyebilirler. Daha fenalaşırsanız veya durumunuz değişirse veya iyileşirseniz ve hastaneden ayrılmak isterseniz durumu görevlilere bildirin.
Acil servisteyken görevlilerin talimatına uyun. Görevlilere ne kadar yardımcı olursanız onlardan da o kadar yardım görürsünüz.

Hastane acil servislerinin stres dolu yerler olduğunu unutmayın. Hastane görevlileri durumu en acil olan hastalara öncelikle bakmak konusunda manevi baskı altındadır. Durumunuzdan endişe duysanız ve gecikme yüzünden sinirlenseniz de acil servislerdeki görevlilere ve hemşirelere yönelik saldırgan hareketlere izin verilemez. Hastaların ve yakınlarının öfkeli davranışları veya olay çıkarmaları bekleme süresini daha da uzatabilir.

Acil Servisten ayrıldıktan sonra ne olur ?
Hastane yetkilileri hastaya tedavi için ne yapması gerektiği hakkında bilgi verirler ve ne zaman doktora gitmesi gerektiğini söylerler. Hastanın durumu veya tedavisi hakkında rapor veya mektup gibi bir belge alınması gerekliyse hastaneden ayrılmadan önce bunu ilgililere söyleyin.



ALLERJİ TESTLERİ




Doktorunuz hangi allerjenin allerjiye neden olduğunu bulmak
isteyecektir.



Aşağıda sık kullanılan inceleme yöntemleri sıralanmıştır:



Deri testleri: bu testler
sıklıkla polen, solunum yolu ile alınan diğer maddeler ve besin allerjilerinin
saptanmasında kullanılır. Şüphe edilen maddeden alınan örnek deri altına enjekte
edilir (bu durumda çocuğunuz hafif bir ağrı hissedebilir) ya da bir bant yardımı
ile deriye yapıştırılır. Eğer maddeye karşı allerjisi varsa çocuğunuz bu bölgede
bir kaşınma hissi duyacaktır. Daha sonra da bölgede kızarıklık ya da şişmenin
olup olmadığı değerlendirilecektir.

Diyetten çıkarma testleri: Bu testler besin
allerjilerinin saptanmasında kullanılır. Ciddi kontrol altında iken yumurta, süt
gibi yiyecekler teker teker verilecek ve bu yiyecekler karşısında verilen
tepkiler değerlendirilecektir. Çocuğunuzda tepki ortaya çıkmazsa bu madde
allerjen listesinden çıkarılacaktır.

RAST testleri: radioallergosorbent test
(RAST). Çocuğunuzun kanında değişik antijenlere karşı oluşan antikorların düzeyi
araştırılır.



AYAKKABI SEÇİMİ




Bizim için canla başla çabaladıkları halde ayaklarımızın değerini çoğumuz pek bilmeyiz. Onları önemsemez ve biçimsiz ayakkabıların içine sokuştururuz, bize acı vermeye başlayıncaya kadar da aklımıza bile getirmeyiz. Normal yaşam süresi içinde kişi 120.000 kilometre yol yürüdüğüne göre %40'ımızın gün gelip ayaklarımızdan şikayetçi olmamıza şaşmamak gerekir. Ayağa uygun ayakkabılar giyerek sorunların çoğu önlenebilir.

Ayağa uymayan ayakkabılar giymek düşmenin de yaygın bir nedenidir. Birçok kişi ayakkabı tabanının kaygan veya topukların çok yüksek olması nedeniyle kayar, takılır veya sendeler. Ayakları sağlıklı tutmak ve düşmeleri önlemek için sağlam ve ayağı destekleyen ayakkabılar giyilmelidir. Bu öneriler hepimiz için iyidir ama en çok yaşlı kişiler için önemlidir. Düşüp yaralanmak her yaşta kötü bir şeydir fakat yaşlandıkça iyileşmek için daha uzun zaman gerekir. 60 yaşını geçmiş kişilerin hastaneye kaldırılmalarının en önde gelen nedeni düşmedir. Düşen kişilerin %30'unda kalça kırığı meydana gelmektedir.

Yaşınız ne olursa olsun sağlam ayakkabı seçimi için:

Yalnızca evde bile giyiyor olsanız ayakkabılar ayağa tam uymalıdır. Düşmelerin %50'si evde olmaktadır. Ayağa tam oturmayan ayakkabı veya terlikler ayağınızı sürümenize ve dengenizi kaybetmenize neden olur. Ayakkabının ayağa tam oturduğunu; ayakkabının burnunda ayak parmakları için yeterli yer olduğundan
(en uzun ayak parmağıyla ayakkabının burnu arasında 1-2 cm bulunmalıdır) ve ayakkabının topuk kısmının ayağı rahatça sarmasından anlayabilirsiniz.
Ayakkabının tabanı yürürken, özellikle yer cilalı veya ıslaksa, yeri iyice kavrıyorsa bu size güven verir. Ayakkabının tabanı lastik veya sentetik bir maddeden yapılmış ve yüzeyi kabartılmışsa ayağınız kaymaz. Ayakkabının tabanı köseleden yapılmışsa ayağınız kolayca kayar. Ayakkabı tamircisine yarım lastik taban koydurursanız ayakkabının tabanı yeri daha iyi kavrar. Nalburlardan lastik taban alarak kendiniz de yapabilirsiniz.
En emniyetli topuklar alçak (5 cm'den az) ve kalın topuklardır. Kama topuklar da 5 cm'den alçak olmak koşulu ile iyi bir seçenek olabilir.
Ayağı iyice saran bağcıklı veya kapalı kesimli fantazi ayakkabılar ayağı iyi destekler. Terlik gibi ayağa geçirilen, tokyo ve benzer ayakkabılar ayağınızı yorar ve ayak bileğinizin kolayca burkulmasına neden olur. Ayakkabının topuk kısmı sıkıysa ayak bileginizi güzelce destekler.
İçi yastıklı, tabanı bükülebilen (koşu ayakkabılarında olduğu gibi) ayakkabılar ayağı sert ve eğri büğrü zeminden korur ve ayakla zemin arasında tampon görevi görür. En çok kullandığınız ayakkabıların böyle olmasına dikkat ediniz.
Deri veya delikli sentetik maddelerden yapılmış hafif ayakkabılar adeta "nefes aldıklarından" ve ayakkabının içine hava girmesini sağladıklarından rahat ayakkabılardır.

En iyisi o anda yaptığınız işe göre ayakkabı seçmektir. Süslenip bir yere gidecekseniz tabanı kaymaz, alçak topuklu bir fantazi ayakkabı giyebilirsiniz. Fazla hareket edecekseniz bağcıklı bir ayakkabı giyebilirsiniz. Kış mevsiminde ise ayakları sıcak tutması için ayağı tamamen saran kapalı ve düz topuklu bir terlik giyebilirsiniz. Ayakkabıları gerekirse tamir ettirmeyi unutmamak önemlidir. Tabanı incelmiş veya topukları yenmiş ayakkabılar da tehlikeli olabilirler.

Ayaklarınızı sağlam ve rahat ayakkabılar giyerek şımartırsanız onlar da sizi senelerce üstlerinde taşırlar.






AYAK BAKIMI



Ayaklarınızı her gün yıkayınız ya da sabunlu ılık bir suda ayak banyosu yapınız; ancak ayaklarınızı suyun içinde uzun bir süre tutmayınız.

Ayaklarınızı ve özellikle parmak aralarını temiz bir havluyla iyice kurulayınız. Parmak aralarını ispirtoyla siliniz. Eğer cildiniz özellikle kuru ve pul pul soyuluyorsa krem sürünüz. Çoraplarınızı her gün değiştiriniz. Yünlü ve pamuklu çoraplar en iyisi olup; ayağınıza tam uyan ve parmaklarınızı sıkmayan çoraplar
giyiniz.





Ayak parmaklarınızın tırnaklarını düzgün kesiniz, ancak çok kısa kesmeyiniz. Etin içine gömülerek büyüyen ayak tırnaklarınızın tedavisi icin, doktorun tavsiye etmediği ilaçları kullanmayınız. Ayrıca tırnaklarınızın köşelerini oymadan yuvarlak bir şekilde kesiniz.

Daima rahat, ayağınıza tam uyan, canınızı acıtmayan, deriden yapılmış yumuşak ayakkabılar giyiniz. Ayakkabınızın içinin sertleşip sertleşmediğini sık sık kontrol ediniz.

Koşan,dans eden, ayaklarına ağırlık vererek çalışan kişilerin, giyecekleri ayakkabıları özenle seçmeleri gerekir.

Ayaklarınızda su kabarcıkları, sızılar, çizikler ve deride renk değişikliği olup olmadığını kontrol ediniz.Şeker hastalarında olduğu gibi; ayaklar bazı hastalık türlerinde özel bakımı gerektirir.

Çocukların ayakları
Çocukların gelişen ayaklarının çocuklar büyüdüklerinde sağlıklı olmasını istiyorsanız; gerekli bakımı göstermeniz gerekir.



AYAK SAĞLIĞI




Yaşınız ne olursa olsun ayaklarınız sağlıklıysa vücüdunuzu hareketli ve enerjik tutabilirsiniz. Nüfusun %40'ının ayaklarından ağrılı sancılı şikayetleri vardır. Ayaklarla ilgili sorunlar tedavi edilmezse yaşlandıkça kişinin hareket olanakları ve bağımsızlığı elden gidebilir. Ayaklarınızın önemini ve sizin için ne kadar gerekli olduklarını sağlıklıyken değerlendirin.

Ayağınıza uygun ayakkabılar giyin
Çocuklukta ayağa uygun ayakkabılar giymek ileride ortaya çıkabilecek sorunları önler. Çocuklara ayakkabı alırken şunları unutmayın: Çocuk için satın aldığınız ayakkabının burnunda ayak parmaklarının rahatça hareket edebilecekleri kadar yer bulunsun. Ayakkabının burnuğuyla en uzun ayak parmağı arasında elinizin başparmağı kalınlığında bir aralık olmalıdır. Çocuklara ayakları büyüdüğü zaman da giyebilecekleri kadar kocaman ayakkabılar almak da sorunlara neden olabilir. Ayakkabının topuk kısmı bükülgen olmalı ve topuğu arkadan desteklemelidir.
Büyüklerin ayakkabılarına gelince, uzun süre yüksek topuklu ayakkabılar giymek ileride belde, ayaklarda ve bacaklarda ağrılara ve ayak parmaklarının pençe gibi kıvrılmasına neden olur. Yüksek topuklu ayakkabıları özel günlere saklayın veya zamanın çoğunu oturarak geçireceğiniz günlerde giyin. Günlük ve dans ederken ayağı destekleyen alçak topuklu ayakkabılar giyin. Özellikle yaşlı kişilerin ayağı iyice saran ve destekleyen alçak topuklu ayakkabılar giymeleri önemlidir. Ayağa iyice oturmayan ayakkabı ve terlikler, tokyolar kolaylıkla düşmeye neden olmaktadır. Yaşlı kişilerin ayak tabanlarındaki "doğal' topuk desteği zamanla yitirilebilir ve yürüyüş yapmak zahmetli olabilir. Ayağı desteklemek için ayakkabının içine yerleştirilebilecek cinsten ayakkabı tabanları satın alabilirsiniz.

Ayaklarla ilgili yaygın sorunlar
Ayakta ve ayak parmaklarında meydana gelen sert ve boynuzumsu deri topaklarına nasır denir. Ayağın bir kısmı vücut ağırlığının büyük bir kısmını taşıdığı zaman, ayağa uygun ayakkabılar giyilmediğinde veya ayağın türlü nedenlerle biçimini değiştirdiği durumlarda oluşur. Nasırlardan kurtulamıyorsanız bir uzmana gidin. Yoksa sorun tekrarlayarak daha da kötüleşebilir.
Bunyon denilen bir diğer sorun da ayak başparmağının eklem yerinin biçim değiştirerek sancı ve şişkinlik yapmasından kaynaklanır. Ayağınızda bunyon varsa veya yeni oluşmaktaysa uzmanınızı görün.
Tırnak batması tırnağın bir ucunun deriye gömülerek şişkinlik ve sancı yapmasıyla meydana gelir. Tırnak batmasını önlemek için ayak tırnaklarını ayak parmaklarının hizasında ve bir uçtan ötekine düz olarak kesin ve ayağı sıkan ayakkabılar giymeyin.

Şeker hastaları için
Ayak bakımı özellikle şeker hastaları için önemlidir. Şeker hastalığı ayaklardaki sinirleri tahrip ettiği için ayakta meydana gelen kesik veya su toplaması gibi yara ve bereler hissedilmeyebilir. Şeker hastalığının ayaklara yaptığı diğer bir zarar ise kan dolaşımını etkilemesidir. Bu nedenle ayakta meydana gelebilecek yara veya yaralanmalar ne kadar önemsiz olurlarsa olsunlar çabucak iyileşmezler ve enfeksiyon tehlikesi artar. Sorunlar önemsiz görünse de hemen tedavi edilmezlerse ileride daha da karmaşık sorunlara yol açabilirler ve ayağı veya bacağı dizin alt kısmından itibaren kesmek gerekebilir.

Herhangi bir yara, yaralanma, şişkinlik veya ağrı olasılığına karşı ayaklar hergün kontrol edilmelidir. Ayağınızın her tarafını göremiyorsanız aynayla kontrol edin. Su toplanan yerleri, kesik ve sıyrıkları hafif bir antiseptikle temizleyin ve üzerlerine sterilize edilmiş yara bandı koyun. Ayaktaki yara ve bereler üç dört gün içinde geçmediyse doktora gidin. Ayaklarınızı hergün sıcak olmayan ılık suyla yıkayın. Sonra her taraflarını iyice ve yumuşakça kurulayın. Ayağınızın derisi kuruysa çatlakları önlemek için hergün nemlendirici bir krem sürün.

GuReL
08-03-07, 17:46
AŞILANMA




Çiçek hastalığı, bir zamanların ölümcül ve deride yara izleri bırakan korkunç bir hastalığıydı. Aşı sayesinde bugün dünya yüzünden silinmiştir. Dünya Sağlık Örgütü, bir zamanlar dünyanın her tarafındaki binlerce çocuğu sakat bırakan çocuk felcinin de 2000 yılında kökünün kazınacağını ümit ederek aşı çalışmaları yapmıştı.

Çocukların aşı olmasının gerekleri
Çocukların vücudunda onları hastalıklara karşı koruyacak bağışıklık sistemi henüz tam olarak gelişmemiştir. Bebeklerde önce anneden geçen bir bağışıklık olmakla birlikte bu zamanla kaybolur. Aşı yapılmayan küçük çocukların hastalıklar karşısında hiç korunması yoktur. Bu tehlike tahminlerin çok üstündedir. Boğmacayı örnek olarak alabiliriz. Boğmaca büyükleri öldürmez ama bebekleri öldürür. Bebeklerin nefes yolları daracık olduğu için boğmaca mikrobu bu yolları kolayca tıkayarak bebeğin nefes almasını engeller. Kızamık sonucu meydana gelen ikincil hastalıklar da tehlikelidir. Örneğin, her 25 çocuktan birinde kızamık sonucu zatürree, her 200 çocuktan birinde beyin iltihabı, beyin tahribatı ve hatta ölüm görülmektedir. Çocuklara aşı yapılırsa kızamık gibi hastalıkların bir çocuktan ötekine geçmesinin önü alınacak ve kızamık da çiçek hastalığı gibi dünya yüzünden silinip gidecektir.

Aşıların yan etkileri var mıdır ?
Aşılar çok güvencelidir fakat aşının yapıldığı yerde sancı ve şişkinlik olabilir ve çocuğun biraz ateşi çıkabilir. Aşının neden olduğu belli başlı yan etkiler son derece nadirdir. Sağlık görevlileri, hastalık tehlikesinin aşıdan gelecek tehlikeden daha ciddi olduğu görüşünde birleşmektedir.

Çocuklara yapılması gereken aşılar :
BCG
BCG/Tüberküloz aşısı çocuk iki aylıkken yapılır ve daha sonrasında 6,11 ve 16 yaşlar gibi çeşitli dönemlerde PPD denilen deri testi kontrolü ile tekrarlanır.

Difteri/Tetanos/Boğmaca
Karma aşı ilk olarak çocuk iki aylıkken iğneyle yapılır. Bundan sonra dört aylık, altı aylık, 18 aylık ve okula başlamadan önce ve dört beş yaşlarında tekrarlanır.
15-19 yaşları arasında okuldaki gençlere tetanos ve difter aşıları tekrar yapılır.

Çocuk Felci
İlk olarak çocuk iki aylıkken verilir. Dört aylık, altı aylık, dört beş yaşlarındayken ve okuldan ayrılmadan önce ve 15-19 yaşları arasında tekrarlanır.

Hepatit B Aşısı
Hepatit B aşısı bebek 2 aylıkken yapılır. Daha sonra 4 ve 9. aylarda tekrarlanır. Bazı uygulamalarda doğumda, bebek 1 aylıkken ve 7 aylıkken de yapılabilir. Koruma için üç kez yapılmış olması gerekir. Daha sonra 5-10 yıl ara ile hatırlatma aşılarının yapılması önerilir.

Kızamık Kabakulak Kızamıkçık (KKK)
Karma aşı önce çocuk 12 aylıkken verilir. Daha sonra dört beş yaşlarında okula başlamadan önce tekrar tazelenir. Sağlık Bakanlığı'nın uygulamasında KKK aşısı yer almaz. Yalnızca Kızamık aşısı o da 9 aylıkken uygulanır.

Hemofilus İnfluenza Tip B Aşısı (Hib)
H.İnfluenza tip B özellikle 5 yaş altı çocuklarda menenjit (beyin zarı iltihabı),pnömoni (zatürree),septik artrit (eklem iltihabı),epiglotit (hava yolunda ani kapanmaya yol açan bir hastalık),otitis media (orta kulak iltihabı), sinüzite (sinüs iltihabı) neden olan bir etkendir. Hib aşısı Sağlık Bakanlığı tarafından uygulanmamaktadır. Hib aşısı DBT(Karma aşı) ile birlikte 2,4,6,18. aylarda uygulanmaktadır.

Hepatit A Aşısı
Hepatit A aşısı gelişmiş ülkelerde sadece hastalığın salgın olduğu ülkelere seyahat edeceklere yapılır. Kullanılan inaktive aşı 2 yaşından sonra 6 ay ara ile iki doz olarak uygulanabilir.

Okula başlayan çocuklar ve aşı karnesi
Aşı karnesi ana okuluna başlayan çocukların hastalıklara karşı aşılı olduklarını kanıtlar. Bir hastalık salgını olduğunda aşı karnesi olmayan çocukların okula gelmesine izin verilmemelidir. Amaç bu çocukların hastalığa tutulup başkalarına da geçirme tehlikesini önlemektir.

Büyükler için gerekli aşılar nelerdir ?
Kızamıkçık aşısı olmayan ve çocuk doğurmak isteyen kadınlar gebe kalmadan önce aşı yapılması için doktorlarını görmelidir. Kızamıkçık büyükler için tehlikeli değildir fakat ana karnındaki bebeklerde sakatlık yapar. Hangi yaşta olursa olsun, büyüklerin tetanos aşılarını zaman zaman yenilemeleri gereklidir. Tetanos nadir bir hastalıktır fakat ölümcüldür.
Tetanos aşısı her on yılda bir tazelenmelidir. Tetanos hastalığına neden olan bakteri genellikle toprakta yaşar ve deride açılan ufacık bir çizikten bile vücuda girebilir. Tetanosa karşı yaptırdığınız aşının halen geçerli olup olmadığından emin değilseniz doktorunuzu görünüz.

GuReL
08-03-07, 17:48
ANNE SÜTÜ




Annelerin bebeklerine meme vermek veya biberonla beslemek konusunda alacakları karar kendilerine aittir. Ancak alınacak kararın bilgili bir karar olması gereklidir. Anne sütü ile bebeklere verilen mama arasında farklar bulunduğundan bu gıdaların bebek için ne sağladığını bilmek yararlıdır.

Anne Sütü
Anne sütü bebek için en ideal gıdadır ve bebeğin en az ilk altı aylık gelişimi için gerekli bütün maddeleri içerir. Anne sütünün hazmı kolaydır ve bebeği göğüs enfeksiyonlarına, ateşli hastalıklara, kulak ağrısına, ishale ve kusmaya karşı korur ve allerji olasılığını azaltır. Anne sütü, bebeğin gelişmesine uygun olarak her aşamada değişir.
Emzirmek annelere kolaylık sağlar. Anne sütünün ısısı her zaman en ideal sıcaklıktadır, "bozulma" tehlikesi yoktur. Anne sütü ücretsizdir; dolayısıyla, mama için harcanacak para başka ihtiyaçlar için kullanılabilir. Emziren anneler gebelikte aldıkları fazla kiloları atabilirler ve rahimleri normal boyutlarına daha çabuk döner. Emzirmek anne ve bebek arasında yakın bir bedeni temas sağladığından, bebek ve anne arasında özel bir bağ kurulmasına da olanak verir. Biberonlar ve emzikler gibi kaynatılıp sterilize edilmesine de gerek yoktur.

Bazı kadınlar göğüsleri küçük olduğu için bebeklerini emziremeyeceklerini zannetseler de bunun aslı yoktur. Emzirmek için iri göğüslü olmak gerekli değildir. Yeterince sütünüz olması için şunları yapabilirsiniz: Bebeği her acıktıkça emzirin; ne kadar sık emzirirseniz o kadar sütünüz gelir. Bebeğe ayrıca biberonla süt veya diğer sıvı içeceklerden vermeyin. Her gün besleyici gıdalardan yiyin ve mümkünse dinlenin.

Emzirmek, alıştıktan sonra kolaydır ama alışana kadar biraz çaba ister. Bu nedenle gebeliğiniz süresince emzirme konusunda mümkün olduğu kadar bilgi edinin. Hastanelerde düzenlenen doğum öncesi kursları bu bakımdan yararlıdır. Doğumdan sonra hastanede yattığınız süreden yararlanarak emzirme konusunda edinebildiğiniz kadar bilgi edinin. Doğumdan önce hastane yetkililerine, bebek doğduktan tercihen yarım saat sonra, meme vermek istediğinizi bildirin. Bu bebeğin emmeye alışmasına yardımcı olur. Emzirme konusundaki birçok sorun gerekli yardım ve destekle çözülebilir.

Doğumdan sonra memeden ilk gelen süt hakkında bazı yanlış inançlar mevcuttur. Bu yanlış inançlardan biri ilk sütün sarımsı rengi dolayısıyla "pis" olduğudur. Bir başka yanlış inanç ta ilk sütün bebeği yeterince doyurmadığıdır. Bunların aslı yoktur. İlk süt, özellikle, bebeğin hastalıklara karşı bağışıklık kazanması için çok iyidir.

Emzirmek konusunda bir karar veremediyseniz hiç değilse bir deneyin. Bebeğe birkaç hafta bile meme vermiş olsanız onu hastalıklara karşı korumuş olursunuz. Doğumdan sonra işe dönen kadınlar göğüslerinden süt sağarak kendileri işteyken bebeğin doyurulmasını sağlarlar. Sağacağınız sütü sterilize edilmiş plastik bir kaba koyup buzluğa bırakırsanız iki hafta kadar bozulmadan durur. Bu işlem güç geliyorsa, hiç değilse işe dönene kadar bebeğe meme verebilirsiniz.

Toz Süt
Anne sütüne tam benzeyen bir süt imal etmek mümkün olmamakla birlikte bebeklere verilen toz sütler anne sütüne en yakın maddelerdir. Bebek 6 aylık olana kadar inek veya keçi sütü verilmemelidir. Bebek ve anne arasında sevgi bağının oluşması için süt verme saatlerinin mümkün olduğu kadar stresten uzak olmasına dikkat ediniz. Anne ve bebek arasında bedeni teması sağlamak için bebeğe biberon verirken yüzünü ve kollarını okşayınız ve bebeğin gözlerinin içine bakınız. Bebeği ağzında biberonla tek başına bırakmak doğru değildir. Bebek boğulabilir veya kulak iltihabı olabilir. Bebeklere uykuya yattıkları zaman biberonla süt vermeyiniz. Uyumak üzere olan bebeğe ancak şekersiz su verebilirsiniz. Süt ve şekerli maddeler diş çürümesine neden olur.

Emzirme konusunda yardıma ihtiyacınız olduğunda, bulunduğunuz yerdeki Ana Çocuk Sağlığı Merkezlerine veya bulunduğunuz yerdeki hastanenin Doğum veya Çocuk Sağlığı servislerine başvurunuz.

GuReL
08-03-07, 17:49
AKIL HASTALIKLARI




Bazen insan kendisinde veya ailesinden bir kimsede ruh/akıl hastalığı olduğuna inanmak istemez. Kişi, genellikle, hastalık nedeniyle ailesinin adının kötüye çıkmasından korkar. Bu tür davranış ruh/akıl hastası olan kişinin gereksindiği tedaviyi görmesini engelleyebilir. Şöyle düşünün: Ailede bedeni bir hastalığın belirtilerinden şikayet eden birisi olsa, onun için doktor çağıracağınıza giderek hastalığının daha da artarak durumunun kötüye gitmesine seyirci kalır mısınız ? Tabii ki hayır.

Ruh/akıl hastalığından korkmamak gerekir. Bu tür hastalıklar tıpkı bedeni hastalıklar gibi tedavi edilebilir. Tedavi örneğin, ilaçla, danışmanlıkla veya stres kontrolüyle olabilir. Bazen hastanın bir süre hastanede yatması gerekebilir. Tedavinin yanında yardımcı olabilecek bir şey daha vardır; bu da toplumun ruh/akıl hastalığına bakış açısında meydan gelecek değişikliktir. Ruh/akıl hastası olan kişilerin bizim desteğimize ve onları oldukları gibi kabul etmemize gereksinimleri vardır. Onları oldukları gibi kabul etmezsek kendileri ve aileleri hastalığı toplumdan saklamaya çalışırlar. Bu da ailelerin çevreden iyice soyutlanmalarına ve hastalığın daha da kötüleşmesine yol açar.

Ruh/akıl hastalıklarına bakış açımızın değişmesi için atılacak ilk adım bu hastalıkları daha iyi tanımaktır. Tıpkı bedeni hastalıklar gibi ruh/akıl hastalıkları da beş kişiden birini hayatının bir döneminde etkiler ve değişik sorunları içerir. Şizofreni ve mani-depresyon gibi hastalıklar gayet ciddi olabilir fakat endişe ve korku hastalıkları daha hafif olabilir.

Ruh/akıl hastalığı bazen toplumda şiddet olayları ile yakından bağlantılı olabileceği gerekçesiyle yanlış olarak yargılanabilir. Ancak, ruh/akıl hastası olan kişiler diğer kişilerden daha saldırgan değildirler. Bir başka yanlış düşünce de ruh/akıl hastalığının bir kişilik zaafı olmasıdır ki bu da doğru değildir. Kişinin ruh/akıl hastası olmasından, tıpkı şeker hastalığı gibi, kimse suçlu tutulamaz. Ruh/akıl hastası olan kişilerin cinsel sapıklıkları olduğu da doğru değildir. Cinsel suçları işleyen kişilerin çoğu ruh/akıl hastası değildir.

Ruh/akıl hastalıklarına bakış açımızı şöyle değiştirebiliriz.
Ruh/akıl hastalığının diğer hastalıklardan farklı olmadığını öğrenebilirz. Öksürüğü grip belirtisi olarak kabul ettiğimiz gibi kişinin davranışlarında görülen tuhaflıkları da ruh/akıl hastalığının belirtisi olarak kabul edebiliriz. Ruh/akıl hastalığı hakkında bilgi edinerek hasta kişinin neden böyle davrandığını anlamaya çalışabiliriz.

Ruh/akıl hastalığından etkilenmiş bulunan arkadaş, akraba, komşu ve iş arkadaşlarımıza arkadaşlık ve destek gösterebilir başkalarını da böyle davranmaya teşvik edebiliriz.

Ruh/akıl hastası olan kişileri veya ailelerini yardım aramaları için teşvik edebiliriz.

GuReL
08-03-07, 17:58
ANİ BEBEK ÖLÜMÜ SENDROMU İÇİN ÖNERİLER




Bir aylıktan bir yaşına kadar olan bebekler arasında ölüme neden olan en büyük faktör, "beşik ölümü" denilen Ani Bebek Ölümü Sendromu'dur. Her hafta ortalama 200 bebek bu nedenle ölmektedir (ABD). Ölen bebeklerin çoğunluğu altı aylıktan küçüktür ve ölümler yaz aylarından daha çok kış aylarında meydana gelmektedir. Bebekler, günün ve gecenin her saatinde, beşikte, bebek arabasında, araba içinde, bebeklerin yatırıldıkları sepetten beşiklerde, hatta ana babalarının kolları arasında bile ABÖS'den ölebilmektedir. ABÖS bir hastalık değildir. Terim, sağlıklı veya oldukça sağlıklı görünen bir bebeğin, aniden ve bilinmeyen bir nedenden dolayı öldüğü olaylar için kullanılmaktadır. Bebeklerin ölüm nedenleri otopsi sonucu bile belirlenememektedir.

Bu konuda iyi haberler şunlardır. ABÖS tehlikesi hakkında halkın eğitilmesi sonucu olarak, son altı yıl içinde ABÖS olayları yaklaşık olarak %50 oranında azalmıştır. ABÖS'nun nedenleri hala bilinmemekle birlikte, Avustralya ve dünyanın diğer ülkelerinde yapılan araştırmalar, ana babaların, büyük anne ve büyük babaların ve çocuklara bakan diğer kişilerin, bazı noktalara dikkat ederek, tehlikeyi azaltabileceklerini göstermektedir.

Bebeğin sırtüstü yatmasına dikkat ediniz.
Bebekler yüzükoyun yatırılırlarsa ABÖS tehlikesi artmaktadır. Yakın bir zamana kadar, ana babalara bebekleri sırtüstü veya yan yatırmaları öğütlenmekteydi. Oysa yan yatırılan bebek yüzüstü dönebilir. Ana babalar sırtüstü yatan bebeğin kusarsa; kusmuğundan boğulacağından endişe etseler bile sırtüstü yatırılan sağlıklı bebeklerin kusmuktan ölme olanağı daha fazla değildir. Ancak bebek hastaysa, doktor veya hemşire bebeği yüzükoyun veya yan yatırmanızı söyleyebilir.

Bebek uyurken başının örtülmemiş olmasına dikkat ediniz. Bebeğin yatakta başı örtülerle kapanırsa ABÖS tehlikesi artmaktadır. Battaniye ve çarşafların serbest bırakılması, bebeğin bunların altına kayarak başının örtülmesine neden olabilir. Bebeği yatırdıktan sonra üstünü emin bir şekilde örtünüz. Bebek bir yaşına gelinceye kadar emniyetle örtülemeyecek yorgan veya yatak örtüleri kullanmayınız ve bebegin beşiğinin içinde yumuşak oyuncaklar, yastıklar ve destek yastıkları bulundurmayınız. Bebeğin yastığa gereksinimi yoktur. Bebeğin yatağı sert, temiz ve beşiğe uygun olmalıdır. Bebekleri su yatağına veya içi pılı pırtıyla doldurulmuş torbaların üstüne yatırmayınız. Bebeği beşiğine, ayakları beşiğin ayak ucuna gelecek biçimde yatırınız.

Bebeği doğumdan önce ve doğumdan sonra sigara dumanından koruyunuz
Anne gebeyken sigara içerse ABÖS tehlikesi artmaktadır. Babanın karısının gebeliği sırasında sigara içmesi de ABÖS tehlikesini arttırabilir. Ana baba sigara içmiyorlarsa ABÖS tehlikesi azalmaktadır. Tütün dumanına maruz kalan bebeklerde ABÖS tehlikesi artmaktadır. Bu nedenle evde, arabada veya nerede olursa olsun bebeğin yanında hiç kimsenin sigara içmesine izin vermeyiniz. Sigara içiyor ve bırakmakta güçlük çekiyorsanız, doktorunuzdan yardım isteyiniz.

ABÖS tehlikesini azaltmak konusunda soracağınız sorular varsa doktorunuzla, hemşire ve ebelerle konuşmanız yerinde olur.

GuReL
08-03-07, 18:01
BARSAK KANSERİ




Barsak kanseri Türkiye'de her yıl 20 bin kişide görülen
yaygın bir kanser türüdür. Ailelerinde daha önce bu hastalığın bulunduğu
kişilerin barsak kanseri olma olasılıkları yüksektir. Hastalık bir aile
hastalığı olduğu için ailesinde barsak kanseri olan herkesin 35 yaşından
itibaren düzenli olarak kontrol yaptırarak barsak kanserinin erken
belirtilerinin ortaya çıkarılmasının önemli olduğunu bilmesi gerekir. Diğer
kanser türlerinde olduğu gibi barsak kanseri de erken tanı yapılırsa tedavisi
mümkün olan bir hastalıktır.

40 yaşını geçtikten sonra bu hastalığın daha yaygın olmasına karşın birçok hasta
doktora gitmekten utandığı için hastalığın ilk belirtilerini gözardı etmektedir.

Dikkat edilmesi gereken en önemli belirti büyük aptesde veya tuvalet küvetinde
kan görülmesidir. Büyük aptes yaptıktan sonra tuvalet küveti ve kullanılan
tuvalet kağıdı kontrol edilmelidir. Her gördüğünüz kan kanser anlamına gelmez.
Ama kan görülmesi doktordan randevu almak gerektiğinin belirtisidir. Büyük
aptesde ishal veya kabızlık gibi anormal değişiklikler iki haftadan daha fazla
sürerse de doktoru görmek gereklidir.

Barsak kanserinin nedeni bilinmemekle beraber doktorlar yediğimiz yiyeceklerin
hastalık riskini etkilediğini söylemektedirler. Birçok kişinin bol bol kırmızı
et ve yağ tükettiği fakat bunun yanında posa değeri yüksek yiyeceklerden olan
ekmek, makarna, pilav, sebze ve meyve yemediği bir bölgede barsak kanserinin
daha yaygın olacağı bir gerçektir. Dolayısıyla eti ve yağı bol, kahvaltılık
tahılı tanelileri, sebzesi ve meyvesi az bir yemek düzeni yerine geleneksel
yemeklerimizi yeme alışkanlığımızı bırakmamamızın daha sağlıklı olmasının
nedenlerinden biri de budur.

Tükettiğimiz yağ miktarını düşürmek için kızartma, hamur işleri, bisküvi ve süt
ürünlerini azaltmamız uygun olur. Süt ürünlerinin az yağlı olanları seçilmeli ,
hayvani yağlar yerine nebati yağlar kullanılmalı ve eti pişirmeden önce
etrafındaki yaglar kesilip atılmalıdır.

Taze meyve, kepekli kahvaltılık tahıllar, lahana yeşil ve beyaz karnabahar gibi
sebzeleri bol bol yerseniz barsak kanserine karşı kendinizi korumuş olursunuz.

İçkiyi ölçülü içiniz. Erkekler günde dörtten fazla kadınlar ise günde ikiden

GuReL
08-03-07, 18:03
BEL AĞRISI




Bel ağrısı o kadar yaygındır ki her yüz kişiden sekseni
günlerden bir gün bel ağrısından şikayet edecektir. Bel ağrısı, başağrısı ve
nezleden sonra iş günü kaybında rol oynayan birincil etkendir. Bel ağrısı
çoğunlukla basit nedenlerden kaynaklanır ve iki hafta içinde iyileşir.

Bel ağrısına en iyi gelecek tedavi yatıp istirahat etmek değildir : Bel ağrınızı
daha da kötüleştirmek istiyorsanız yatıp dinlenebilirsiniz. Günlük işlerinize
devam etmekle bel ağrısını daha çabuk geçiştirirsiniz. Tabii gündelik işler
yaparken aşırı yük kaldırmaktan ve ağır işlerden uzak durun ve ağrı kesici
ilaçlar almayı da unutmayın.

Bel Ağrısı Neden Olur ?

Vücudun incinmesine neden olan hareketler bazen çok basit
hareketlerdir. Örneğin ; vücudunuzu ters bir biçimde eğmek veya döndürmekle veya
bir yükü yanlış bir biçimde kaldırmakla kas ve bağ dokusunu zedeleyebilirsiniz.
Bazen bel ağrısı disklerden kaynaklanır. Diskler, omurga kemikleri arasında
yastık görevi yaparlar ve omurganın çeşitli yönlerde hareket etmesini sağlarlar.
Bel ağrısı bazen de eklem iltihabından ileri gelir. Eklem iltihabı omurga
eklemlerinde oluşan yaygın bir sorundur.

Belimizi Korumak İçin Neler Yapabiliriz ?

* Kilo almamaya çalışın.

* Hareketli olun, yürümek ve yüzmek gibi bel ağrısını önleyici veya hafifletici
egzersizleri düzenli olarak yapın. Yüzmek özellikle, eklem iltihabı hastaları
için de çok iyidir.

* Bel kemiğinizin duruşuna dikkat edin. Mümkün olduğu kadar dik fakat serbest
bir biçimde durmaya çalışın. Alçak, yumuşak ve rahat iskemlelerde oturmayın.
Otururken belinizi bir yastıkla destekleyin. İskemleye oturduğunuzda arkanıza
yaslanın ve ayaklarınızı mutlaka yere değdirin.

* Yük kaldırmadan önce ne yapacağınızı düşünün. Kaldıracağınız şeyin yanına
yaklaşın, sırtınızı düz tutun, kalça ve dizlerinizi bükün. Kaldırdığınız şeyi,
vücudunuza yakın tutun, çenenizi boynunuza değdirin ve karın kaslarınızı kasın.
Sırtınızı dik tutarak yükü , dizlerinizi doğrultarak kaldırın. Vücudu sağa sola
döndürecek hareketler yapmayın. Taşıdığınız yükü iki kolunuzla sarın ve
vücudunuza yakın tutun. Ağırlığı vücudun yalnız bir tarafına yüklemeyin.

* Eğilip dönmeden önce ne yapacağınızı düşünün. İş yaparken veya bahçede
çalışırken eğilmeyin ; ya çömelin ya da dizlerinizin üzerinde durun.
Çalıştığınız iş masası veya tezgahı öyle düzenleyin ki ; sık kullandığınız
şeyler kolayca yetişebilecek kadar yakında dursunlar.

* Karın kaslarınızı güçlendirin. Karın kaslarınız sırtınızı ve belinizi
destekler.

Basit Bir İncinme Değilse !

Bel ağrısı basit bir incinmeden değil de daha önemli bir nedenden
kaynaklanıyorsa ; ağrı birkaç gün içinde düzelmez veya ayağınızda karıncalanma ,
uyuşukluk veya ağrı olur. Bunlar varsa doktora gidin. Bazen bel ağrısı iç
organlarla ilgili bir hastalığın belirtisi olabilir. Bel ağrısı ile beraber
ateşiniz varsa veya bilinmeyen bir nedenle kilo kaybediyorsanız mutlaka
doktorunuzu görün.

GuReL
08-03-07, 18:04
BESİNLER KANSERİ NASIL ÖNLER ?




Kanseri önleyen veya iyileştiren sihirli bir yemek rejimi
mevcut değildir. Ancak doktorlar sağlıklı beslenmenin bazı kanser türlerinin
önlenmesinde yardımcı olabileceğini söylemektedir. Anlaşıldığına göre, her üç
kanser hastalığından biri yediğimiz besin maddelerinden etkilenmektedir.

Son yıllarda kanser ve gıdalar üzerinde yapılan bir sürü araştırmadan bizlere
aktarılan belli başlı mesajlardan biri; bol bol sebze ve meyve
yiyen kişilerin akciğer, barsak kanseri, göğüs kanseri,

rahim ağzı kanseri, nefes borusu kanseri, ağız boşluğu kanseri, mide kanseri,
mesane kanseri, pankreas kanseri ve yumurtalık kanseri gibi kanser
hastalıklarına yakalanma olasılığının başka kişilere oranla daha az olduğudur.
Bilim adamlarının ulaştığı sonuçlara göre bol posalı (posa sebze ve meyvelerde
olduğu kadar ekmek, makarna, şehriye, pirinç ve diğer tahıllarda da bulunan bir
maddedir.) gıdalardan yiyen kadınların göğüs kanserine yakalanma olasılığı; çok
az posalı gıda alan kadınlardan daha azdır.

Vejetaryenlerin (Etyemez) diğer kişilere oranla kansere daha seyrek
yakalandıkları görülmektedir. Bu hiç et yememek anlamına gelmemelidir. Az
miktarda yağsız et sağlıklı beslenmenin bir parçası olabilir. Vejetaryenlerin
kanserden korunmalarının nedeni bol bol sebze ve meyve yemelerine bağlanabilir.

Kiloyu sağlıklı bir düzeyde tutmak bu konuda yardımcı olabilir. Şişmanlık göğüs
kanseri, rahim ağzı kanseri ve kalın barsak kanseri riskini de arttırmaktadır.
Çok yağlı yiyecekler kalın barsak kanserine ve erkeklerde de prostat kanserine
neden olabilir.

Gıdaların sağlığı nasıl etkilediği hakkında öğrenilecek daha pek çok şey vardır.
Beslenme uzmanlarının kanser riskini azaltmak için hangi gıdaları yememiz
gerektiği konusundaki önerileri ;

Değişik değişik ve besleyici gıdalar yiyiniz. Uzmanlar,
bunun nedenini vücudumuzun kanserle savaşırken değişik gıdalardan gelen değişik
maddelere gereksinimi olduğuna bağlamaktadır.

Her gün en az beş porsiyon sebze ve beş porsiyon meyve yiyiniz.

Ekmek, makarna, kahvaltılık tahıllar, pirinç, diğer tahıllar, patates, kuru
bezelye ve fasulye gibi nişastalı ve yağı az besinlerden bol bol yiyiniz.

Az yağlı ve bol posalı bir yemek rejimi ile düzenli egzersizi birleştirerek
şişmanlığı önleyiniz.

Balık, derisi çıkarılmış tavuk eti ve yağsız et yiyerek yemek rejiminizdeki yağ
miktarını azaltınız. Kızartmalar, "al-götür" türü yağlı gıdaları, sosis, salam,
börek, hamur işi ve pastaları azaltınız. Cips, tatlı bisküvi, yağlı kremalı
pastalar ve şişmanlatıcı tatlıları özel günlere saklayınız, her gün yemeyiniz.

Ekmeğin üzerine tekli-doymamış veya çoklu-doymamış yağlardan (kanola ve ayçiçeği
yağı gibi) yapılan ezmeleri az miktarda olmak üzere sürünüz. Yemek yaparken
zeytinyağı, kanola yağı, yerfıstığı yağı ve aspur yağı gibi tekli-doymamış ve
çoklu doymamış yağlardan kullanınız.

Büyükler ve okula başladıktan sonra çocuklar için yağı azaltılmış veya az yağlı
süt, yoğurt ve peynir kullanınız. Okula gitmeyen çocuklara normal süt ve yoğurt
veriniz.

Turşusu yapılmış veya füme edilmiş ve bu nedenle çok tuzlu olan gıdalardan uzak
durmaya çalışınız. Bunlar bazı kanser türlerinde riski arttırır.

İçkide ölçüyü kaçırmayınız. Erkekler günde dört standart içkiden fazlasını
kadınlar ise günde iki standart içkiden fazlasını içmernelidir. Haftanın en az
iki gününü içki içmeden geçirmeye çalışınız. Alkol; ağız boşluğu kanseri, nefes
borusu kanseri, gırtlak kanseri ve karaciğer kanseri riskini arttırabilir.
Sigarayla birlikte içki içmek kanser riskini arttırabilir.

Bütün bu tavsiyelere uymak kansere yakalanmamayı garanti edemez fakat sağlıklı
yaşama şansımızı arttırır. Aynı tavsiyelere uymak; kalp ve şeker hastalığından
korunmada da bizlere yardımcı olabilir.

GuReL
08-03-07, 18:05
BİTLENME




Bitler başında yerleşip üreyecek bir kurban ararken ince
eleyip sık dokumazlar. Kadın, erkek, şu aile bu aile diye de ayırım yapmazlar.
Birinin başından ötekine gezmeye gitmeye, bir de temiz saçlara bayılırlar.

Okula, anaokuluna ve kreşlere giden çocuklarda bitlenme olayı sık sık görülür.
Tarak ve ve saç fırçalarını, bisiklet miğferlerini paylaşmak, hatta başında bit
olan bir kimseye yaklaşmak bile bitlenmek için yeterlidir.

Bitler kan emici böceklerdir. Renkleri grimsi beyaz, boyları ise üç milimetre
kadardır. Bitlenme yılın her mevsiminde olabilir. Bitler; hastalık taşıyıcısı
olmamakla birlikte kaşıntı yaptıkları için sık sık kaşınan yerlerde deriyi
tahriş edebilir ve enfeksiyona yol açabilirler. Biti görmek güçtür fakat beyaz
sirkeleri göze daha kolay görünür. Sirkeler, saça yapışık dururlar ve
görünümleri saç kepeğine çok benzer.

Bitlenme Nasıl Belli Olur ?

Kişinin başı devamlı kaşınıyorsa; bitten kuşkulanmak yerinde olur.
Bitlenen kişinin başını koyup yattığı yastığın üzerinde görülen siyahlı beyazlı
tozlar bitlerin dışkısı ve kaşınan deriden dökülen tozlar olabilir. Koyu renk
saçlar arasında bitlerin sirkelerini görmek daha kolaydır. Açık renk saçlarda
daha zordur. Sirke araması güneş ışığı gibi kuvvetli bir ışığın altında
yapılmalıdır. Saçtaki kepekle sirkeleri ayırmak zor olmakla birlikte
fırçalanınca saçtan dökülmeyen ve saça yapışık kalan beyaz tozlar sirke
olabilir. Sirkeleri bulmanın yollarından biri saçları iyice tarayarak lastik
band ve tokayla dörde ayırıp bağlamaktır. Dörde ayırdığınız saçın bir bölümünü
elinize alarak parmaklarınızla ve sık ve ince dişli bir tatakla tarayın ve saçta
ve saç diplerinde sirke olup olmadığını kontrol edin. Sirkeler genellikle,
kulakların üst ve arka tarafındaki saçlar ve kahküller arasında bulunurlar.

Beyin Felci Nasıl Anlaşılır ?

Eczaneden bit öldürücü bir şampuan satın alın. Bitleri öldürmek için
kesinlikle gazyağı veya sinek öldürücü spreyler kullanmayın. Özel şampuanı
kullanırken kullanma talimatını dikkatle okuyun. Şampuanı kullandığınız banyonun
havalanmasının iyi olması gereklidir. Gebeyseniz bu şampuanı ne kendi saçlarınız
için kullanın ne de bu şampuanla bir başkasının başını yıkayın.

Şampuanı önce saç diplerine uygulayın sonra da bütün saçları kaplayacak biçimde
başa yayın. Dikkat edin: şampuan gözünüze kaçmasın. Başka birisinin başını
yıkarken gözlerine bir bez kapattırın.

Şampuanlama bittikten sonra saçlarda sirke görebilirsiniz ama, bunlar ölmüş
sirke olabilir. Sirkeleri iki tırnağınızın arasında kırmaya çalışın. Patlayarak
kırılan sirkeler canlı sirkelerdir. Geri kalan sirkeleri temizlemek için saçları
sık ve ince dişli bir tarakla tarayın. Yedi gün sonra saçları bu özel şampuanla
tekrar yıkayın.

Evde birisi bitlendi mi diğerleri de bitlenebilecegi için herkesin bit
temizliğinden geçmesi gerekir. Evdeki bütün tarak ve saç fırçalarını saçlara
takılan süsleri, şapkaları, yatak çarşaflarını gecelikleri ve giysileri sıcak
suyla yıkayın.

Çocuğunuzun Okuluna/Kreşine Mutlaka Haber Verin !

Çocuğunuz bitlendiyse gittiği okula veya kreşe haber verin ki diğer
anne babalar da çocuklarını kontrolden geçirebilsinler. Diğer çocuklarda hala
bit varsa sadece sizin çocuğunuzun temizlenmesi yeterli olmayacaktır.

Bitlenmeyi önlemek zor olmakla birlikte tehlikeyi azaltmak için çocuklarınıza
şapkalarını, taraklarını ve saç firçalarını başkalarıyla paylaşmamayı öğretin.
Çocukların saçlarını sık sık kontrol edin. Bite rastlarsanız utanmayı bir kenara
koyarak çocuğun gittiği okula haber verin.

GuReL
08-03-07, 18:06
BESİN ZEHİRLENMELERİ NASIL ÖNLENEBİLİR ?








Besinler uygun olmayan koşullarda hazırlandığı, dondurulduğu ve saklandığında
bakteriler tarafından bozulmaya başlar. Yiyeceklerin saklanmasında özen
gösterilmesi gereken noktalar şunlardır:

oEtlerin, kümes hayvanı etlerinin, deniz ürünlerinin ve yumurtanın çok iyi
pişirildiğinden emin olun. İyi pişirilen besinlerde bakteriler kolayca ölürler.
Çiğ ya da iyi pişmemiş yiyecekleri tüketmekten kaçının.

o Çiğ et ve tavuk kestiğiniz kesme tahtalarını ve bıçakları sıcak ve sabunlu
sularla yıkayın ve temizleyin.

o Piknik ya da ızgara partilerinde sıcak yiyecekleri sıcak, soğuk yiyecekleri
soğuk halde tutmaya çalışın. Akşamdan kalan yiyecekleri uygun biçimde dondurun.

o Tuvalete girdikten sonra ve yemek hazırlamaya başlamadan önce ellerinizi
mutlaka yıkayın. Çocuklarınızın da ellerini temiz tutmalarına özen gösterin.

o Bozulmuş, kokusu değişmiş yiyecekleri, kutusu şişmiş konserveleri ve bozulmuş
paketleri atın.

o Dondurulmuş etleri üç, kümes hayvanı etini iki günden uzun süre buzdolabında
saklamayın.

o Bakterilerin üremesini engellemek için yiyecekleri buzdolabında defrost edin
ya da mikrodalgada çözdükten hemen sonra pişirerek tüketin.

o Önceden çözülmüş besinleri yeniden dondurmayın, ya hemen pişirin ya da atın.

o Meyveleri yemeden önce yıkayın

o Çiğ besin koyduğunuz tabaklara pişirilmiş besinleri yerleştirmeyin

GuReL
08-03-07, 18:07
BOTULİZMDEN KORUNMA






oBebeğinize asla bal vermeyin ya da ilaçların acısını gidermek için onları asla
bala karıştırmayın.

oBebeğinize asla iyi pişirilmemiş yiyecekler vermeyin.

oEğer kutuda kabarma varsa, kapaktan sızma görülüyorsa ya da içi kötü kokuyorsa
konserve yiyecekleri yemeyin ve yedirmeyin.

oEvde konserve yapıyorsanız bakterilerin ölmesi için yiyecekleri düdüklü
tencerede 120°C'de 30 dakika kaynatarak sterilize edin. Yiyeceklerin 10 dakika
kaynatılması da toksinlerin etkisizleştirilmesi için yeterli olabilir.

o Çocuğunuzda bir lokanta ya da dükkandan aldığınız yiyeceklerden zehirlenme
olduğundan şüphe ediyorsanız durumu hemen sağlık ekiplerine bildirin.
Yiyeceklerin neden olduğu zehirlenme olgularını basından da takip edebilirsiniz.

o Uygun yiyecek saklama koşullarını ilgililerden öğrenebilirsiniz.

GuReL
08-03-07, 18:08
BEBEKLERDE DİŞ BAKIMI




Bebeklerde süt dişlerinin bakımı, hem bebeğin sağlığı hem de ileride süt dişlerinin yerine gelecek olan ikincil dişlerin sağlam olması açısından önemlidir.

Süt dişlerinin sağlam olması neden önemlidir ?
Dişleri sağlam olan bebekler, sağlıkları için gerekli besleyici maddeleri içeren gıdaları yiyebilirler. Çürük dişler ağrı yapar ve bebeğin sağlığı için önemli olan meyve ve sebze gibi sert besinleri çiğnemek zor gelir. Çocuk bu yüzden yemek yemek istemez veya gerektiğinden daha uzun bir süre çiğnemesi kolay olan yumuşak gıdalarla beslenir.
Süt dişleri, bebeğin konuşmayı öğrenmesine yardım eder.
Süt dişleri aralıklı olarak dizildiklerinden alttan gelen ikincil dişlere çıkacak yer bırakırlar. Çürüdükleri için çekilen süt dişlerinin yerine, geride kalan dişler kaymaya başlar ve ikincil dişlere çıkacak yer kalmaz. Böylece dişler birbirinin üzerinden çarpık çarpık çıkarlar ve sonradan tedavisi pahalı olur.

Bebeğin ilk dişleri ne zaman çıkmaya başlar?
Süt dişleri genellikle bebeğin üç veya 15 aylık olduğu yaşlarda çıkmaya başlar. Çocuk iki, iki buçuk yaşına geldiği zaman ağzında çıkması gereken 20 dişin hepsinin bulunması gerekir.

Bebeğin dişleri nasıl temizlenir ?
Bebeğin dişleri başlangıçta hergün temiz bir elbeziyle silinir. Diş macunu gerekmez. Bir yıl sonra dişler, bebeklere mahsus yumuşak bir diş fırçasıyla ve diş macunu kullanmadan, mümkünse, günde iki kez fırçalanır. Diş temizliğini günde bir kez yapacaksanız bunu bebek gece uykusuna yatmadan önce yapmaya dikkat edin. Çocuk yaklaşık iki yaşına geldiği zaman, tükürmesini öğrenmişse, dişlerini temizlerken içindeki floru az olan bir diş macunundan biraz kullanılabilir. Diş macununu fırçaya biraz bulaştırmak yeterlidir. Diş macununun miktarı çocuk altı yaşına gelinceye kadar yavaş yavaş artırılarak bir bezelye büyüklüğüne getirilir. Eczacıdan floru az bir diş macunu isteyin veya üzerinde "düşük florid" yazısı olan bir diş macunu satın alın.

Anne ve baba çocuğun süt dişlerinin çürümesini daha başka nasıl önleyebilirler ?
Özellikle geceleri, bebeğe yatıştırma biberonu vermekten vazgeçin.
Çocuklarda diş çürümesinin başta gelen nedeni, yatağa yatırırken içinde meyve suyu, şekerli bir içecek hatta süt bulunan bir biberonu ağzına dayamaktır. Çocukların dişleri bu tür sıvıların içinde yüzerken, diş çürümesine neden olan bakterilere davetiye çıkar. Bebeğin bütün gün biberonla bu tür içecekleri emmesi de diş çürümesine neden olur. Yemek saatlerinde süt veya biraz meyve suyuna izin vardır. Ancak, yemek aralarında ve geceleri biberon verilecekse, içine önceden kaynatılmış ve içine şeker katılmamış su koymak, en iyisidir.
Çocuklara yemek aralarında tatlı şeyler vermeyin. Bunlar yemek sonunda verilebilir.
Kendi dişlerinizin ve dişetlerinizin sağlığına da dikkat edin. Anne baba bebeği öptükleri zaman veya bebeğin yemeğinin tadına baktıkları zaman kendi ağızlarındaki diş çürüten bakteriler bebeklere de geçer.

Anne baba bebeğin diş çıkarmakta olduğunu nasıl anlayabilir ?
Bebeğin huysuzlanması, ağzından salyasının akması ve eline geçen herşeyi ağzına götürmesi diş çıkarmaya başladığını gösterir. Dişetlerinde kızarıklık, kabarma ve sertleşme olabilir. Soğuk bir şeyle dişlerini kaşıması diş acısına iyi gelebilir. Bunun için bir diş halkasını buzdolabında hazır tutabilirsiniz. Diş çıkaran bebeğin ateşi de olabilir; ancak, ateş başka şeylerin de belirtisi olabileceğinden, kuşkunuz varsa doktorunuzu görün.

Emzik kullanmak çocukların dişlerini bozar mı?
Üç yaşına gelmeden önce çocuğun emzik veya başparmağını emmesi normaldir. Üç yaşından sonra bu alışkanlıktan vazgeçmesine çalışılmalıdır. Çünkü emzik veya başparmak ön dişleri dışarıya doğru iter.

Bebek ne zaman dişçiye götürülmelidir?
Bebek iki yaş civarındayken dişçiye götürülmelidir. Böylece herhangi bir sorun varsa erkenden tedavi edilebilir ve çocuk dişçiye alışır.

GuReL
08-03-07, 18:09
BOŞANMA VE ERKEKLER




Kadın olmanın bir avantajı, hayatta karşısına bir kriz çıktığı zaman arkadaşlarından destek isteyebilmesidir. Öte yandan erkeklerin çoğu sorunlarını başkalarına açmakta zorluk çeker. Bunun bir nedeni erkeklerden her zaman güçlü görünmelerini isteyen bir yetişme tarzıdır. Başkalarından yardım istemek zayıflık göstermek demektir. Bir başka neden de, erkeklerin birlikte çalıştıkları veya spor yaptıkları arkadaşları olmakla birlikte, bu tür arkadaşlıkların insanın en derindeki duygularını ifade edebileceği arkadaşlıklara benzememesidir.

Böylece duygusal destekten yoksun olan erkeklerin evlilik sona erdiği zaman ortaya çıkan duygusal sorunları sonuçta sağlık sorunlarına yol açmaktadır. Nikahsız olarak uzun bir süreden beri birlikte oturanlar da içinde olmak üzere. Türkiye'de her yıl 40.000 boşanma olmaktadır. Birçok erkek evlilik sona erdikten sonra kendisini kolay kolay toparlayamamaktadır. Yapılan araştırmalar ayrıldıktan 10 yıl sonra bile hala evlilikle ilgili sorunlarla uğraşan çok sayıda erkeğin bulunduğunu göstermektedir. Evliliğin sonu erkek ve kadını farklı etkilemektedir. Erkeklerin çoğu ilişkinin sona ermesi sürecine hazırlıklı değildir.

Ayrıldıktan sonra eşlerin yalnızlık çekmeleri, olanları tam olarak kavrayamamaları kendilerini suçlu hissetmeleri, öfkelenmeleri veya kendilerini değersiz bulmaları hep normal duyulan duygulardır. Ancak kadınlar bu duygularını arkadaşlarıyla paylaşarak içlerini boşalttıkları halde erkekler içlerine atmaktadır.
Erkeklerin neler hissettiklerini başkalarına söyleyebilmeleri büyük cesaret işidir. Ancak böyle yapmaları gereklidir.
Duyduğumuz acıyı içimize atmak hem ruh hem de vücut sağlığımıza zarar verir. Erkekler, genellikle ilişkinin bitmesinden duydukları üzüntüyü açık olarak birisiyle konuşacakları yerde sağlıklarını ters yönde etkileyen başka yollara başvururlar. Bazı erkekler arkadaşlarından uzaklaşarak kendilerini aşırı çalışmaya verirler, bazıları aşırı alkol ve uyuşturucu kullanırlar bazıları da şiddete yönelirler. Şiddet bazen kaybettikleri eşlere bazen de kendilerine yönelir. Eşinden ayrıldığı için intiharı seçen her kadına karşılık 12 erkek bulunmaktadır.

Eşinden ayrıldıktan sonra duygularını açıklayabilen erkeklerin içlerine kapanan erkeklere oranla daha kolaylıkla durumla başa çıkabildiği görülmektedir. Erkeklerin bu konuda konuşabilecekleri kimseler arasında akraba ve arkadaşları yanında doktorları, danışmanlar, din adamları veya toplumsal derneklerdeki görevliler olabilir.

Ancak bireylerin de önemli bir rolü olabilir. Ayrıldığını veya boşandığını duyduğunuz bir kimse varsa sizinle konuşup neler hissettiğini ifade edebilmesi için olanak verin. Olayla başa çıkıyor görünse bile konuşarak ferahlayabilir. Ona "bana ihtiyacın olursa ara" demeyin. Muhtemelen aramayacaktır. Sizin girişimi ele alıp, Örneğin, onu ziyaret etmeniz veya evinize yemeğe davet etmeniz daha iyi olur. Şöyle bir şey söyleyebilirsiniz: "Kendini çok kötü hissediyor olmalısın". Sonra susup tepki vermeden veya kimseyi yargılamadan onu dinleyin.

Bir danışman şöyle öneriyor: "Ayrıldığını bildiğiniz eşlerin her ikisiyle de taraf tutmadan dostluğunuzu sürdürün. Eşlerden birinin ötekini terkettiği durumlarda yalnız geride kalanın desteğe ihtiyacı var demek değildir. İlişkiyi terkeden kişinin de birisiyle dertleşmeye gereksinimi olabilir.

GuReL
08-03-07, 18:10
BİPOLAR BOZUKLUK




Hepimizin ruh hali zaman zaman değişir. Ancak bazı kişilerde bu olay hastalık derecesine ulaşır ve kişinin günlük yaşamını etkileyerek işine ve kişisel ilişkilerinin düzenli gitmesine engel olacak boyutlara ulaşır.
Daha önce mani-melankoli denilen bu hastalığa şimdi ruhsal durumdaki kutuplaşmaları belirtmek bakımından "iki kutuplu" (Bipolar Bozukluk) denmektedir. Hastalar bazen kendilerini olağanüstü bir biçimde sevinçli ve canlı hissederler. Bu ruh haline "mani" denir.
Bir hasta şöyle açıklıyor : İlk önce herşey insana harika gelir. Aynı zamanda kendinizi müthiş enerjik hissedersiniz. Sanki herşey ivme kazanmıştır. Dolayısı ile herşeyi hemen yapmak gerektiği hissine kapılırsınız. Ciddi bir mani krizi sırasında çalışamaz duruma gelirsiniz. Belli bir programı takip etmekte güçlük çektiğiniz için işinizi yapamaz, uyku uyuyamaz ve yemek yiyemezsiniz.
"İki kutuplu" hastalıktan şikayeti olan kişilerde tuhaf inançlara sahip olmak da söz konusudur. Bir hasta ; kendisinin bir tanrıyla konuştuğuna inanabilir. "Mani" krizi geçiren hastalar olağanüstü yeteneklere sahip olduklarına inanırlar ve kendilerinin önemli kişiler olduğu hissine kapılırlar. Kendilerini asil bir kişi, film artisti veya önemli bir din adamı biçiminde görürler. Hareketlerine dikkat etmezler ve mantıksız davranışlarda da bulunurlar.

Bu hastalığın gösterdiği diğer ruh hali ise bambaşkadır ve mani krizinin tam tersidir. Kişi kendini sevinçli hissedeceğine depresyona girer; normal yaşamın gerektirdiği faaliyetlere karşı olan ilgisini ve sevgisini kaybeder.
Arkadaşlarından ve ailesinden uzaklaşmaya başlar, iştahı kesilir hatta normal günlük faaliyetlerden olan alışveriş veya duş yapmak gibi şeyleri de yapamaz olur. Bu durum, hastaların dışarıyla olan ilişkileri üzerinde çok kötü etkiler bırakabilir. Öyle ki sanki aranıza camdan bir duvar çekilmiş gibi insanlardan koptuğunuzu hissedebilirsiniz.
Depresyon bazı ağır vakalarda, hastaları intihara sürüklemektedir.

Birçok ruh hastalığı gibi iki kutuplu hastalık da tedavi edilebilir ve hastalar normal bir yaşam sürebilirler. Zaman zaman içinde bulundukları ruh halinde kutuplaşmalar görülse de kendilerini normal hissettikleri zamanlar da olabilir; işlerine devam edebilirler ve normal insan ilişkileriyle dolu bir yaşam sürebilirler.

İki kutuplu hastalık hem kadınları hem de erkekleri etkilemektedir.Hastalık genellikle 20 yaşlarındaki kişilerde görülmektedir. Hastalığın çeşitli nedenleri arasında kalıtım (hastaların çocukları için risk oranı yüksektir) ve beyindeki kimyasal düzensizlikler sayılabilir. Sorun bazen de stresten ve mevsim değişikliklerinden kaynaklanır. Mani krizleri daha çok ilkbaharda, depresyon ise kış aylarında görülmektedir.

GuReL
08-03-07, 18:11
BEBEĞİN ÖLÜMÜ




Bebeklerin yaklaşık olarak yüzde biri ya ölü doğmaktadır ya da doğduktan hemen sonra ölmektedir. Bu olay ana-babayı perişan eder. Olayın hemen ardından şu soru sorulur: Neden ? Bebek ölümünde bazen nedenler doğuştan olma bir sakatlığa veya doğum sırasında ortaya çıkan komplikasyonlara dayanır. Ancak birçok bebek ölümünde nedenler bilinmemektedir.

Birçok ana-baba ölen bebeği kolları arasında tutmak ve onunla biraz olsun beraber olmak ister. Genellikle hastanelerde bu mümkün olabilmektedir. Böylece ana-baba ölen bebeğin fotoğrafını çekebilir, bir tutam saçını, el ve ayak izini alıp evlerine götürebilir. Bazı kişilere bu davranışlar tuhaf gelse de ölen bebeklerini son bir kez olsun görmek isteyen ana-babalar çocuklarından bir hatıra kaldığı ve onunla gereğince vedalaşabildikleri için içlerini rahat hissederler. Doğduktan kısa bir süre sonra bebeği ölen bir anne; "oğlumun biraz olsun yanımda kalabildiğine çok memnunum. Böylece onu biraz daha görmek mümkün oldu ve onun hayatımın bir parçası olduğunu anladım" demektedir.

Hastane görevlileri ana-babanın bu acılı ve zor günlerinde onlara yardımcı olmak için ellerinden geleni yapmaktadır. Doğumda veya doğumdan hemen sonra bebeği ölen anne özel odada bakıma alınır. Sütü gelmişse sütü durdurmak için doktor veya ebe ona önerilerde bulunur. Kadının eşi ve akrabaları onu her an ziyaret edebilirler. Hatta bazı hastanelerde kadının gece yanında bir arkadaşının veya akrabasının kalmasına da izin verilir.

Bebek 20 haftalık gebelik süresini doldurmadan ölmüşse buna düşük denir. Bunun için form doldurmaya veya cenaze töreni için hazırlık yapmaya gerek yoktur. Ancak ana-baba düşük yoluyla kaybedilen bebek için dua edilmesini veya bebeğin gömülmesini arzu ediyorsa doktor, ebe veya hastanedeki görevliye bu söylenmelidir.

Doğmadan veya doğduktan hemen sonra ölen bir bebek için duyulan acı uzun yıllardan beri yakından tanıdığımız birisinin ölümü gibi acı verebilir ama bu gerçek genellikle pek bilinmez. Ana-babanın düşük nedeniyle bile olsa bebeğin ölümünden derin bir acı duyması gayet doğaldır. Akraba ve yakınlarının bunu anlamaları gereklidir. Ölüm acısı duymak erkek olsun kadın olsun kişiden kişiye değişen özel bir durumdur. Kişilerin böyle bir duruma değişik tepkileri olabilir ve gereksinimleri farklı olabilir. Bazen kişiler olaya başında üzülmemiş gibi görünebilirler fakat, asıl tepki sonradan ortaya çıkabilir.

Tanıdığınız bir kimsenin bebeği öldüyse veya düşük yaptıysa şunlara dikkat edin. Ana-babaya bebeğin ölümü hakkında neler hissetiklerini sormaktan çekinmeyin. Ölen bebeğe ad verilmişse adını sorun. Böyle bir yaklaşım konuyu açmaktan kaçınmaktan veya sanki hiçbir şey olmamış gibi davranmaktan daha iyidir. Üzüntü içinde olan ana-babayla ölen bebek hakkında konuşmamak sanki bebeklerinin varlığını yadsımak gibi gelebilir. Bazen bebeği ölen ana-babaya "ne zaman isterseniz yine çocuk yapabilirsiniz" veya "belki böylesi daha iyi oldu" gibisinden sözler söylemek onları kırabilir. Ana-babaya yardımcı olmak ve desteklemek, üzüntülerini dinleyip paylaşmak bu dönemi geçirmelerinde yararlı olur.
__________________




BEBEKLER VE SICAK




Bebek ağladığı zaman "Yoruldum", "karnım aç" veya "Niye benimle ilgilenmiyorsunuz ?" gibisinden gereksinimlerini bize söylemeye çalışmaktadır. Bebeğin ağladığı zaman ne istediğini bulup çıkarmak ana babasının, büyük anne veya büyük babasının veya ona bakan diğer kişilerin işidir. Ancak sıcak yaz aylarında bebeğin ağlayıp huysuzlaşması belki de bebeğin sıcaktan şikayetinin bir belirtisi olabilir.
Havanın sıcaklığına bakarak, siz üstünüze ne giyiyorsanız veya yatakta üstünüze ne örtüyorsanız bebeği de ona göre giydiriniz ve üstünü örtünüz. Siz 28 derece sıcaklıkta battaniyelere sarılmayı ve başınıza da yünlü bir başlık takılmasını istemezseniz, bebek de istemez. Bebeği fazla sarıp sarmalamak onu salt rahatsız etmez; kaşıntılı pişiklere de neden olur. Sıcak günlerde siz susuyorsanız bebek de susamış demektir. Bebeğin sıcakta daha çok sıvıya gereksinimi olacağından sık sık emzirilmelidir. Sütle beslenen bebeklere bundan ayrı olarak kaynatıldıktan sonra soğutulmuş su da veriniz.
Sıcak günlerde bebeğin yattığı odaya vantilatör koyabilirsiniz ama havayı bebeğin üstüne doğru üfürüp onu üşütmemesine dikkat ediniz. Ayrıca vantilatörü bebeğin uzanıp yetişemeyeceği bir yere koymayı da unutmayınız. Vantilatörün önüne ıslak bir çarşaf asarsanız havayı biraz daha serinletebilirsiniz.

Fazla sıcak veya soğuk Ani Bebek Ölümü Sendromu tehlikesini arttırır mı?
Günümüzdeki araştırmalar bunu doğrulamaktadır. Bu nedenle bebeğin ne çok terlemesi ne de çok üşümesi iyi değildir. Ani Bebek Ölümü Sendromu tehlikesini azaltmak için bilinen diğer önlemler şunlardır: Bebekleri sırt üstü yatırarak uyutunuz; bebeğin başının uyurken çarşafların altında kalmaması için örtülerini başını açık bırakacak biçimde şiltenin altına sokunuz; bebeğin yatağına nevresimli yorganlar, yastıklar, yumuşak ve içi doldurulmuş oyuncaklar ve destekler koymayınız; gebeyken sigara içmeyiniz (bebeğin hem annesinin hem de babasının sigara içmemesi gereklidir); bebek doğduktan sonra yanında sigara içmeyiniz. Sigarayı bırakmakta zorluk çeken ana babalar tehlikeleri azaltmak için sigarayı azaltmayı denemelidirler.

Bebeğin ateşi çıkarsa neler yapabilirsiniz ?
Bebeğin vücut ısısı normal vücut ısısı olan 37.5 derecenin üstüne çıktığı zaman ateşi var demektir ve bu da virüse bağlı bir enfeksiyondan kaynaklanır. Bebeğin ateşi olup olmadığını anlamak için koltuğunun altına termometre koyup iki dakika sonra çıkartıp okuyunuz. Çocuğun ateşi olup olmadığını alnına elinizi koyarak belirlemeye çalışmak her zaman doğru sonuç vermez. Çocuğun alnı soğuk olduğu halde yine de ateşi olabilir. Vücut ısısının gerçekten kaç derece olduğunu ancak koltuk altına termometre koyarak belirleyebiliriz. Ana baba içgüdüyle hasta çocuğu her zamankinden daha fazla sarıp sarmalamaya çalışır ama bu bebeğin daha da fazla rahatsız olmasına neden olur. Bebeğin ateşi varsa ya üstünü biraz açınız ya da hiç örtmeyiniz.
Bebeğe bol bol su vermeyi unutmayınız. Bebeğe ilaç şişesinin üstünde belirtilen miktarlarda Parasetamol verebilirsiniz ve ateşini düşürmek için ılık suyla banyo yapabilirsiniz. Banyo suyunun bebeği titretecek kadar soğuk olmamasına dikkat ediniz. Bebeğin durumu iyi değilse, ateşlenen bebek altı aylıktan küçükse, bebeğin ateşi 39 dereceden daha fazlaysa veya ateşi 48 saat geçtiği halde hala düşmemişse bebeği doktora götürünüz. Ateşi olan çocuklarda baş veya boyun ağrısı da varsa veya boyunları tutulmuşsa doktora götürmeniz gereklidir.

GuReL
08-03-07, 18:12
B TİPİ SARILIK




Sarılık Nedir ?
Sarılık karaciğerin iltihaplanması demektir. Bu duruma alkol, kimyasal maddeler, ilaçlar ve virüsler dahil birçok şey neden olur.

B tipi sarılık nedir ?
B tipi sarılık (Hepatit B) karaciğerde iltihaplanmaya neden olan virüslerden biridir.
Hepatit B virüsü alan birçok kişi hastalanmayabilir ya da hastalansalar bile tamamen iyileşerek kanlarındaki virüs kaybolur. Bununla birlikte, virüse yakalanan her 100 kişiden 5-10'u uzun yıllar vücutlannda virüsü taşır ve diğerlerine geçirebilirler. Bu kişiler hepatit B taşıyıcıları olarak bilinirler.

Eger taşıyıcı iseniz:
.Sağlık görevlinize (doktor ve dişhekimi dahil) hepatit B taşıyıcısı olduğunuzu söylemeniz.
.Sağlık Önerilerini dikkatle izlemeniz,
.Alkol almaktan sakınmanız önemlidir.

Hepatit B ye nasıl yakalanırsınız ?
Hepatit B ye yakalanma:
.Virüslü kan ile temas etmak
.Virüslü kişiler ile iğne ve şırıngaları paylaşmak
.Virüslü kişi ile cinsel ilişkide bulunmak
.Yenidoğan bebekte (doğum sırasında anneden geçme) ile olur.

Hepatit B ye nasıl yakalanmazsınız ?
.Tokalaşmak, sarılmak veya öpüşmek (virüslü bir kişi ile olsa bile) gibi normal aktiviteicric
. Yiyecek hazırlamakla, havuzda yüzmekle, virüslü bir kişi ile ofiste çalışmakla yakalanmazsınız.

Virüsün başkalarına geçmesini önlemek için ne yapabilirsiniz ?
.Diş fırçaları veya traş bıçakları gibi kişisel eşyaları hiç kimse ile paylaşmayınız. Virüslü en küçük bir damla kanın ciltlerindeki bir kesikten geçmesi bulaşmaya neden olabilir.
.İğne ve şırıngaları başkaları ile paylaşmayın. Buna zorunlu iseniz önce dikkatlice temizleyerek riski azaltın.
İğne veya şırıngayı iki kez soğuk su ile yıkadıktan sonra iki defa çamaşır suyu ile ve tekrar iki defa soğuk su ile yıkayın.
.Cildinizi kesecek bir şekilde incitmiş veya yaralanmış iseniz yarayı temizleyiniz. Eğer mümkün ise iyileşinceye kadar sarılı tutunuz. Ancak, cildi kesik veya açık yarası olan bir kişi ile kanınızın temasını engelleyin.
.Kan bulaşmış herhangi bir şeyi çöpe atmadan önce plastik bir torba içerisine koyun.
.Yere veya eşyalara bulaşmış olan kanı hemen temizleyin. Kan lekesi olan yerleri deterjan ile yıkayın.

Kendi ailenizdekiler Hepatit B aşısı olarak korunabilirler.
Cinsel ilişkide bulunulan eşler hepatit B aşısı olarak korunabilirler. Aşı olmamış bir kimse ile cinsel ilişkide bulunmak isterseniz Hepatit B taşıyıcısı olduğunuzu belirterek onları ikaz etmelisiniz Onlara bulaştırma riskini azaltmak için prezervatif kullanın.

Yüksek risk grupları
.Uyuşturucu injekte eden kişiler
.Birden çok cinsel ilişki eşleri bulunanlar
.Hemşireler. doktorlar ve disçiler gibi sağlık görevlileri.

Doktorunuz yüksek risk grubuna dahil olup olmadığınızı size söyleyebilir.

Ücretsiz Hepatit B aşısı olabilecekler:
.Anneleri hepatit B taşıyıcısı olan yeni doğmuş bebekler, onların 5 yaşından küçük kardeşleri
.Tüm yenidoğan bebekler.

GuReL
08-03-07, 18:13
BEBEĞİ UYUTURKEN




Yeni bebeği olmuş anne ve baba için en zor şey, bir türlü uyumak bilmeyen bebeğin ağlamasına dayanabilmektir. Özellikle de saat gecenin üçüyse ve anne ve babanın da uykuya ihtiyacı varsa bu daha zordur.
Bebeğin uyumamasına birçok şey neden olabilir. Anne baba değişik yolları deneyerek bebeğin neden uyumadığını bulabilir.

Bebeği uykuya yatırdığınız halde hala ağlamaya devam ediyorsa ne yapabilirsiniz ?
Bebeklerin yatağa yatırılır yatırılmaz hemen gözlerini kapatıp mışıl mışıl uykuya dalacaklarını bekliyorsanız yanılıyorsunuz. Bazı bebeklerin yatağa yattıktan sonra uyumaları için aradan yarım saat geçer. Bebeği uyanıkken yatağına yatırmak en iyi yoldur. Annesinin kucağında meme emerken uykuya dalan bir bebek yatağına yatırılınca yerini yadırgayabilir ve uyanabilir. Bebek altını kirlettiği, acıktığı veya karnı ağrıdığı zaman da ağlar. Bebek susadığı zaman da ağlayabilir. Havanın sıcak olması, bebeğin fazla giydirilmesi, hatta ağlaması bile bebeği susatır ve daha da çok ağlamasına neden olabilir. Kaynatıldıktan sonra soğutulmuş olan sudan biraz vererek yatıştırabilirsiniz. Bebeklerin çoğu kundaklanmış olarak uyumayı sever. Kundak onlara güven hissi verir. Hava sıcaksa battaniye yerine hafif ve pamuklu bir örtüyle kundak yapın. Ani Bebek Ölümü Sendromu'nu önlemek için bebeği her zaman sırtüstü yatırın ve başının çarşaf veya battaniyeyle kapanmamış olmasına dikkat edin.

Bebeği uyutmada yararlı olacak yöntemler
Bebeği sallayarak, hafif müzik çalarak, vücuduna masaj yaparak veya onu rahatlatacak bir banyo yaparak uyutmayı deneyebilirsiniz. Bebeğe masaj yaparken sessiz ve soğuk olmayan bir odayı seçin. Masaj yağı olarak bebek yağı yerine ılıştırılmış zeytin, badem veya zerdali yağlarını kullanabilirsiniz. Bebeği rahatlatmak için küvete ılık su koyun. Bebeği içine koymadan önce suyun ısısını kontrol edin. Sonra bebeği ılık suyun içine karın üstü koyun ve yüzüne su gelmemesi için başını elinizin üzerinde hafifçe kaldırın. Bebek bu şekilde suyun içindeyken onunla yavaş sesle konuşun. Bebeği hiçbir zaman küvetin içinde tek başına bırakmayın. Eğer yorgun değilseniz, uyuması için bebeği arabasına koyarak gezdirebilirsiniz. Yahut otomobille biraz dolaştırabilirsiniz.

Herşeyi denediğiniz halde bebek hala sakinleşmediyse ne yapabilirsiniz ?
Bebeğin ağlaması sizinle iletişim kurmaya çalışması demektir. Yoksa sırf sizi sinirlendirmek için ağlamaz. Yorgun ve sinirliyseniz bir süre için bebeğin sesini duymayacağınız bir yere gidin. Yorgunluğunuzun ve sinirinizin bebeğe vuracak veya onu sarsalayacak dereceye gelmesini önleyin. Bebeğe vurmak veya onu sarsmak bebeğe zarar verir hatta ölümüne neden olabilir. Bebeğin ağlamasını duymamak için yanından uzaklaşmadan önce onu güvenceli bir yere bırakın. Sonra ya başka bir odaya gidin ya bir duş alın ya da bahçeye çıkın. Eşiniz veya bir arkadaşınız yakınlardaysa onlardan birinden yardım isteyin. Onlar bir süre için bebeğe bakarlarken siz biraz dinlenin veya yürüyüş yapın. Bebekten kısa bir süre için uzaklaşmanız sizi sakinleştirecektir. O anda yalnızsanız bir arkadaşınızı telefonla arayın.

Bebeğin ağlaması sizi endişelendiriyorsa ve bebeği yatıştırmakta güçlük çekiyorsanız bir sağlık görevlisi ile irtibat kurun.

GuReL
08-03-07, 18:14
BEBEKLERDE SARILIK




Sarılık, yeni doğmuş bebeklerin gözlerinin beyazı ve ciltlerinin üzerinde sarımsı bir rengin belirmesi ile başlar. Gözle görülebilen sarılık, normal olarak doğan bebeklerin yarısı ile üçte biri oranında görülür. Genellikle bir probleme neden olmayan bu rahatsızlık, çocuğun doğumundan bir haftaya kadar kaybolur.

Sarılık Neden Olur ?
İnsan vücudu her zaman için yeni kan üretir ve eski kanı tahrip eder. Kanı tahrip eden maddelerden bir tanesi bilirubin olarak bilinir. Bilirubin karaciğer tarafından üretilir ve bağırsaklar aracılığı ile dışkı olarak dışarıya atılır. Doğumun ilk günlerinde bebeğin karaciğeri daha sonradan normal olarak çalışmaya başladığı gibi, normal olarak çalışmaz. Bu durum kanda bilirubin oranının çoğalmasına ve dolayısıyla cildin ve gözlerin beyazının sarılaşmasına neden olur.

Sarılık Zararlı mıdır ?
Bilirubin oranının fazlalaşması, çocuğa gerektiğinden fazla uyku verir. Bu oran daha da fazla yükseldiği zaman, işitme problemleri ile beyin zedelenmelerine neden olabilir

Hangi Bebeklerde Sarılık Oranı Daha Yüksek Olabilir ?
Sarılık hastalığına eğilimli bebekler genellikle:
Vaktinden evvel doğmuş olan bebekler
Hastalıklı bebekler
Kan grubu annelerinkinden farklı olan ve "Rhesus" veya "Rh" olarak bilinen bebeklerde genellikle kan reaksiyonu belirdiğinden, kan hücrelerinin gerektiğinden fazla kaybolmasına neden olur.
Bu durumda bazı bebeklerin tedavi ettirilmeleri gerekecektir.

Sarılık Hastalığını Ölçmek
Bebeğin kanındaki bilirubin oranını ölçmek için hastane doktorları bebeğin cildine özel bir cihaz yerleştirir. Daha kesin bir ölçüye gereksinim duyuldugu zaman kan tahlili yapılması gerekecektir.

Tedavi
Bol miktarda su ve sıvıların alınması bebeğin tedavisi için zorunludur. Bol olarak alınan sıvılar kanda bulunan fazla bilirubin miktarını dışarı atar.
Aşırı derecede olmayan sarılık hastalığını tedavi etmek için bebek çıplak ve gözleri bir maske ile kapalı olarak, parlak veya mavimsi bir ışın altında tutulur. Bu ışın ciltte bulunan bilirubini kırar ve sarılığın yavaş yavaş kaybolmasına neden olur. Bu ışın bazen de bebeğin ishalini artırır. Bu durumu önlemek için bebeğe bol miktarda sıvı verilmesi gerekecektir.
Sarılık ciddi bir durum aldığı zaman, bebeğe yeni kan nakledilmesi gerekecektir. Kan nakledildiği zaman bebeğin bilirubinli kanı bebeğin vucudundan çekilerek yerine taze (yeni) kan verilir. Bu tedavi yolu bebeğin bilirubinli kanını temizler.

Sarılık Uzun Süre Problem Yaratır Mı ?
Genellikle Sarılık Hastalığı uzun süreli bir problem yaratmaz. Ciddi sarılık problemleri geçiren bebeklerin işitme sistemleri düzenli bir şekilde kontrol ettirilmelidir. Bu durumu doktorunuz veya bebeğin hemşiresi ile görüşünüz.

Çok ciddi sarılık ile ilgili beyin zedelenmelerine, bugün son derecede az rastlanır. Çünkü sarılığın derecesi, bebek hastanede olduğu sürede devamlı bir şekilde ve çok ciddi olarak kontrol altında tutulur.

GuReL
08-03-07, 18:14
BEYİN ZEDELENMESİ




Geçen yıl bir araba kazası geçiren 20 yaşındaki Erol, sanki kazadan bu yana hiç değişmemişti. Erol'un görünüşü değişmemekle beraber davranışlarında değişme olmuştu. Genel olarak sakin ve kibar bir genç olan Erol, bazen öfkesini yenemeyip aniden patlayıveriyordu. Saldırgan davranışları yüzünden çoğu artık ondan uzak duruyordu. Erol üniversiteyi de bıraktı. Unutkanlıktan ve dikkatini bir yere toplayamamaktan yakınıyordu.
Geçen yıl arabasına sürücüsü hız yapmakta olan diğer bir araba çarpınca Erol'un başı alet tablosuna vurdu ve beyni zedelendi. O gün bugündür Erol artık eski Erol değildi. Her yıl kazalar veya başa isabet eden darbeler sonucu beyni zedelenen binlerce kişinin çoğu gibi Erol'da da kişilik ve davranış değişiklikleri olmuş ve beynin düşünme yeteneği zarar görmüştü.

Beyin zedelenmesi bedeni sakatlıklara da neden olabilir. Örneğin, yürümek zorlaşır veya olanaksızlaşır. Davranış bozuklukları olabilir. Kaza geçiren kişiler Erol gibi duygularını denetleyemez olurlar. Sabırsız ve atılgan olurlar; yaşantılarını planlayamaz ve düşüncelerini toparlayamaz olurlar veya unutkan olurlar. Bu sorunlar ileride kişisel ilişkilere zarar verir ve iş bulma olanaklarını etkiler.

Kazalar ve saldırı sonucu yaralanma yanında beyin zedelenmesine neden olan başka faktörler de vardır. Aşırı alkol kullanmak beyin dokularını tahrip eder, petrol ve kimyasal maddeleri koklamak, felç geçirmek, beyin tümörleri ve menenjit, ensefalit ve AİDS gibi enfeksiyon hastalıkları da beyinde tahribat yapar. Boğulma tehlikesi geçirmek veya uyuşturucu yüklenmesi de beyne yeterince oksijen gitmediğinden tahribat yapar Bu zedelenmeler beyni etkileyen zihinsel veya akıl hastalıklarından farklıdır.

Beyin zedelenmesi, kişileri, horca sallanan bebeklerde olduğu gibi, her yaşta etkilemekle birlikte daha çok gençler arasında yaygındır. Beyin zedelenmesi olaylarının %40'ı 17-25 yaş arasındaki kişilerde görülmektedir. Olayların genel nedeni trafik kazalarıdır.

Beyin zedelenmesini önleme yolları:

o Dikkatli araba kullanın. Hız sınırını aşmayın; içkiliyken araba kullanmayın uzun seyahatlerde sık sık arabayı durdurun ve dinlenin. Arabada her zaman emniyet kemerinizi takın ve arabadaki diğer yolcuların da emniyet kemerlerini bağlamış olmalarına dikkat edin.
o Yolda karşıdan karşıya geçerken dikkatli olun.
o Merdivenleri güvenceli kullanın ve işyerinde koruyucu giysiler giyin.
o Alkol kullanırken ölçüyü kaçırmayın
o Bisiklete binerken, paten veya benzeri aletlerle kayarken kask giyin.
o Kavgalardan uzak durun.
o Bebekleri sarsmayın, havalara atarak oynamayın. Beyinleri sallanır, kanama ve beyin tahribatı olabilir.

GuReL
08-03-07, 18:16
CİLT KANSERİ




Deri kanserinde geride kalmış bir ülke olmadığımızı
aklımızdan çıkarmamakla birlikte bu açık havanın tadını çıkaramayacağımız
anlamına gelmemelidir. Açık havaya çıkarken koruyucu bir şapka ve vücudu örtecek
giysiler giymek ve deriyi güneşten koruyucu kremler kullanmak, öğle saatlerini
gölgelik bir yerde geçirmek ve güneş tehlikesinin nerelerden gelebileceğini
unutmamak yeterlidir. Güneşten korunma konusunda bazı bilgiler edinilebilir.

Hangi Aylarda Güneş Tehlikelidir ?

Deri kanserine güneşin mor ötesi ( ultraviyole) ışınlarından gelen
radyasyon neden olur. Mor ötesi ışınları o denli kuvvetlidir ki yılın her
gününde güneşten zarar görmek mümkündür. Ancak mor ötesi ışınlar özellikle yazın
daha kuvvetli olduklarından yaz aylarında güneşten korunmak daha da önemlidir.

Sıcak Havada Güneş Daha Zararlı Olabilir Mi ?

Bu şart değildir. Deriye zarar veren mor ötesi ışınlar hergün
mevcuttur; yani parçalı bulutlu, koyu bulutlu veya rüzgarlı günlerde bile
güneşten yanabilirsiniz. Ayrıca kumdan, kardan, sudan ve açık renkli yüzeylerden
yansıyan güneş ışınları da deriyi yakabilir.

Cilt Kanserinden Kimler Etkilenir ?

Herkes etkilenebilir. Açık tenli olan kişiler deri kanserinden daha
çok etkilenseler bile koyu tenli kişilerin de deri kanserine yakalanmaları
mümkündür. Küçüklüklerinde güneş altında çok kalan çocukların yetişkin çağa
geldiklerinde deri kanserine yakalanma olasılığı da yüksektir. Bunun nedeni
belki de çocukların ciltlerinin güneş tehlikesine karşı daha hassas olması veya
evin dışına çıktıkları zaman üzerlerinde yetişkinlere oranla daha az giysi
bulunması olabilir.

Gençleri Güneşten Korunmaya Nasıl Teşvik Edebiliriz ?


Bu zor bir konudur. Özellikle erkek çocuklarını güneşe çıkarken
koruyucu giysiler giymeye veya güneş kremi kullanmaya özendirmek çok zordur. Bu
nedenle çocukları güneşten korunmaya daha küçük yaştan alıştırmak gereklidir.
Böylece küçükken edindikleri alışkanlıkları ergenlik çağında da devam
ettirebilirler. Genç kızlara gelince, onlara da güneşte fazla kalmanın cildi
daha da çabucak kırıştıracağı hatırlatılmalıdır. Anne babalar genç çocukları
için şapka ve tercihen sık dokunmuş kumaşlardan yapılmış uzun kollu giysiler
satın almalı ve güneşe çıkarken bunları giymelerini söylemelidirler. Banyoda
veya mutfakta kolayca ele geçebilecek SPF 15 + (güneşten korunma faktörü + 15)
olan kremler bulundurmalı ve güneşe çıkmadan önce krem sürmeleri söylenmelidir.
Plaja giderken veya açık havada herhangi bir faaliyette bulundukları zaman
kullanmaları için tüp içinde satılan güneş kremlerini yanlarında götürmeleri
temin edilmelidir.

Çocuklara Deriyi Güneşten Korumaları Nasıl
Öğretilebilir ?

Çocukların açık havada geçirdikleri saatleri yaz saati uygulaması
sırasında sabah 11 'den önce ve öğleden sonra 3'ten sonra olacak biçimde
kısıtlayın. Güneş ışınlarının en kuvvetli olduğu saatler sabah saat 11 ile
öğleden sonra 3 arasıdır. Çocukları gölgede oynamaya alıştırın.Bahçenizde
gölgelik yoksa bir çarşaf gererek veya çamaşır iplerinin üzerine bir battaniye
asarak gölge sağlayın. Çocuklar bahçeye çıktıkları zaman gölgede bile oynuyor
olsalar başlarında geniş kenarlı bir şapka veya kulaklıklı bir kep ve
üzerlerinde sık dokunmuş kumaşlardan yapılmış giysiler bulunmalıdır. Yüzlerine
ve vücutlarının giysilerin örtmediği kısımlarına güneşin bütün ışınlarına karşı
koruma sağlayacak ve suya dayanıklı SPF 15 + türü kremlerden sürülmelidir.

Bebeklere Güneş Kremi Sürülebilir Mi ?

12 aylıktan küçük bebekler bile bile güneşe çıkarılmamalıdırlar. Ama
güneşe çıkmaları gerekiyorsa bebeğin tamamen giyinik olmasını sağlayın, başına
şapka giydirin ve giysilerin örtmediği kısımlara, yani yüzüne, ellerine ve
bacaklarına güneş kremi sürün.

Cilt Kanseri Tehlikeli Olabilir Mi ?

Deri kanseri hastalıklarının birçoğu tedavi edilebilmekle birlikte
melanoma denilen deri kanseri ölümcüldür ve ülkemizde her yıl yaklaşık 3000 kişi
bu hastalığa yakalanmaktadır.

Yılın Bir Ayını Da Olsa Açık Havada Geçirmek Riskli
Midir ?

Evet. Yılın 11 ayını büroda veya kapalı yerlerde çalışarak geçiren
kişiler yıllık izinlerini geçirdikleri sırada güneşten korunmazlarsa onlar için
de melanoma veya diğer deri kanseri hastalıkları tehlikesi mevcuttur.

Cilt Kanseri Belirtileri Nelerdir ?

Erken tanı yapılırsa deri kanserinin tedavi edilme oranı %99 dur.

Derinizde anormal bir leke görürseniz veya daha önce mevcut olan bir lekede
büyüklük, biçim veya renk bakımından herhangi bir değişiklik olmuşsa doktorunuza
görünün. Deri kanserlerinden bir çoğu sancısızdır ve çirkin bir görünümleri
yoktur. Melanoma ise ilk ortaya çıktığında dümdüzdür.





CİLT KANSERİ İÇİN CEVAPLAR






Hem güneşin keyfini çıkarmak hem de deriyi kansere
karşı korumak mümkün müdür?

Evet. Açıkhavada yapacağınız etkinlikleri güneş ışınlarının daha
zararsız olduğu saatlere göre ayarlayınız. Güneş ışınlarının en kuvvetli olduğu
sabah saat 10 ile öğleden sonra 2 arasında (yaz saati uygulamasında sabah saat
11 'den öğleden sonra 3'e kadar) dışarıda durmayınız.

Her türlü deri tipi için kanser tehlikesi mevcut mudur
?

Evet. Beyaz tenli kimseler için tehlike daha çok olmakla birlikte
deri kanseri her türlü deriyi etkileyebilir.

En iyi güneş kremi hangisidir ?

Ambalajında 'SPF 15 + ' yazılı olanlarını seçiniz. Bunlar deriyi
güneşe karşı etkili bir biçimde korurlar. Çocuklar ve hareket halindeyken
terleyen kişiler için suya dayanıklı güneş kremi en iyisidir.

Güneş kremini hangi aralıklarla tekrar sürmelidir ?


Genellikle her iki saatte bir kremi tekrar sürmelidir. Yüzüyorsanız
veya çok terliyorsanız daha sık sürünüz.

Makyaj malzemesinin ve nemlendirici kremlerin içindeki
güneşten koruyucu maddeler güneş kreminin içindekilerle aynı mıdır? Bunların
koruyucu özellikleri aynı mıdır ?

Evet. Güneşten koruyucu özellikleri olan makyaj malzemesi iyi
bir fıkirdir. Ancak en iyi bir biçimde korunabilmek için koruyucu
maddelerin "SPF 15 + " olarak belirlenmiş olmasına dikkat ediniz.

Arabada giderken güneş kremi gerekli midir?

Evet. Arabada uzun süre gidecekseniz ve güneş açık camdan yüzünüze
vuruyorsa krem sürmeniz gereklidir. Araba camları
derinizi güneşe karşı bir miktar korur. Mümkünse camları kapalı tutunuz. Uzun
kollu giysiler de deriyi güneşten korur.

Gölgede dururken güneşten yanabilir misiniz?

Evet. Su, kum, beton hatta çimen gibi yüzeyler güneş ışınlarını
yansıtabilir. Onun için gölgedeyken bile tedbirli olmalı, güneş
kremi sürmeli, şapka giymeli, güneş gözlüğü takmalı ve koruyucu
giysiler giymelidir.

Hangi kumaşlar deriyi güneşe karşı en etkili bir
biçimde korur ?

Kumaşı güneşe karşı tutunuz; diğer tarafı göremiyorsanız kumaş
koruyucudur. Güneşe tutulduğunda diğer tarafı gösteren seyrek
dokunmuş kumaşlar deriyi daha az korurlar.

Güneş kremleri tehlikesizce kullanılabilir mi?

Güneş kremleri 25 yıldır kullanıldığından elimizde tehlikesiz
olduklarına dair yeterli bilgiler mevcuttur. Ancak deriyi kanserden korumak için
salt güneş kremine güvenmeyin; korunmak için şapka ve giysi giymek de önemlidir.

Deriyi kanser var mı yok mu diye en iyi nasıl kontrol
edebilirsiniz ?

En iyisi ayağınızın altından başınızın üstüne kadar derinizin
üzerindeki bütün benleri ve çizgileri iyice tanımaktır. Böylece bunların
renklerinde veya büyüklüklerinde bir değişiklik meydana geldiğinde hemen
görebilirsiniz. Bu değişiklikleri hemen doktora gösteriniz. Tanısı erken
yapılırsa deri kanserinin %99 iyileşme oranı olduğunu unutmayın.

GuReL
08-03-07, 18:18
ÇOCUKLAR VE ANNE-BABA DİSİPLİNİ




Küçük çocuklar annelerinden terbiyeli olarak doğmazlar. Bu
nedenle hem anne babalarının hem de kendilerine bakan kişilerin onlara yardımcı
olması ve bu konuda yol göstermesi gereklidir. Çocuk yetiştiren herkesin bildiği
gibi de bu iş öyle kolay bir iş değildir. Bu konuda olabilecek bazı öneriler
bulunmaktadır.

Çocuğun Yaşına Göre Normal Sayılabilecek Davranışları

İki yaşındaki bir çocuğun mutfak dolaplarını açarak ne kadar tencere
tava varsa çıkarıp yere dökmesi yaramazlık değildir. O yaştaki bir çocuk bu tür
şeyleri çevresini tanımaya çalıştığı için yapar. Bunun yanısıra, dört yaşındaki
bir çocuğun kardeşleriyle kavga etmesi de sık sık görülen olaylardandır.

Sizinle aynı yaşta çocukları olan anne babalarla konuşarak hangi yaşta neyin
normal olduğunu belirleyebilirsiniz. Nitekim başka çocukların da kendi çocukları
gibi belirli yaşlarda belirli şeyleri yaptığını öğrenen anne babalar huzura
kavuşurlar.

Çocuğa Birşey Öğretmek İstiyorsanız Önce Ona Örnek
Olun.

Çocuklar için herhangi birşey öğrenmenin yollarından biri başkalarını
taklit etmektir. Bu nedenle anne babalar kendi davranışlarına dikkat ederek iyi
örnek olmalıdırlar. Anne baba olarak çocuklarımıza saygı göstermemiz önemlidir.
Başkalarından saygı gören çocuklar çevreye karşı saygılı olurlar. Çocuk hem
kendi kendisini özel bir varlık olarak tanımalı hem de toplumun bir parçası
olduğunu bilmelidir. Bu nedenle ona paylaşmasını, başkaları konuşurken
dinlemesini ve sırasını beklemesini öğretmek gereklidir.

Çocuklara Kesinlikle Vurmayın; dayak çocuğa şiddetin kişiyi kontrol etmek için
en iyi bir yol olduğunu öğretir ve onu da başka çocuklara vurmaya teşvik eder.


Nasıl Söyleyeceğinizi Önceden Tasarlayın.

Ağzınızdan çıkan sözleri ve nasıl söyleyeceğinizi önceden tasarlayın

Çocuklarla konuşurken kullandığınız ses tonu başkalarının sizinle konuşurken
kullanmalarını istediğiniz ses tonuna benzemelidir. Onlarla veya onlar hakkında
konuşurken saygılı olun. "Ayşe çok yaramaz. Ali tembelin biri" gibi sözler
söylemeyin. Çocukları sürekli eleştirmekle onların kötü davranışlarını
düzelteceğinizi düşünmek size cazip gelebilir. Ama bu çoğunlukla ters tepki
yaratır. Çocuklar çok geçmeden anne babalarının istemediği şeyleri yaparak
onların dikkatini çektiklerini farkederler.

Çocuğunuzu Sık Sık Övün.

Çocukları iyi davranışlara teşvik etmenin en iyi yolu onları mümkün
olduğu kadar sık övmektir. Örneğin , "Fatma bugün çok iyi bir çocuktu.
Oyuncaklarının hepsini yerli yerine koydu" gibisinden basit sözler bile övgü
için yeterlidir. Tabii bu yaramazlık yaptıklarında hiç bir zaman
uyarılmayacakları anlamına gelmez. Disiplin uygularken çocuğun kişiliğinin değil
fakat onun yanlış davranışının cezalandırıldığını hatırlamak önemlidir. Çocuğa
"Sen çok yaramazsın" denileceğine "Bu davramşını hiç beğenmedim' veya "Bu tür
davranışına izin vermiyorum" demek daha doğrudur.

Çocuklar Söz Dinledikleri Zaman Onları Övün ve Kucaklayın Bu onları iyi
davranışlara teşvik eder.

İzin Sınırlarını Belirleyin.

Çocuklar neye izin verilip neye verilmediğini bilmelidirler.
Yapılmasına izin verilen veya verilmeyen şeyleri onlara açıklarsanız kendilerini
emniyette hissederler. Yalnız bu konularda mutlaka kararlı olun.

Onların da "Hayır" Demeye Hakları Olduğunu Unutmayın.


Çocukların, özellikle hangi elbiseleri giyecekleri gibi yalnız
kendilerini ilgilendiren konularda veto haklarına sahip olduklarını kabul edin.
"Hayır" demesini öğrenmenin bazen çocukların yararına olduğunu unutmayın.
Çocuğun, örneğin, kendisine yaklaşan bir yabancıya "Hayır" demesi onu koruyacak
en emin davranıştır.

Çocuklardan Kapasiteleri Dışında Şeyler Beklemeyin

Beş yaşındaki bir çocuk doktor muayenehanesinde uslu uslu otursa da
aynı şeyi iki yaşındaki küçük bir çocuktan bekleyemeyiz. Çocuklara karşı
tolerans sahibi olun ve onların kaç yaşında olduklarını hiç bir zaman unutmayın.
--------------------




ÇOCUĞUNUZA VURMADAN ÖNCE




Çocuklar kaç yaşında olurlarsa olsunlar, anne babalarını
kızdıracak ve düş kırıklığına uğratacak şeyler yapabilirler. Hatta küçük bir
bebeğin ağlaması bile yorgun ve stres altındaki anne babanın sinirlenip kontrolu
kaybetmesine neden olabilir.

Çocuğunuz İçin Hayati Tehlikeler Sözkonusudur.

Ancak, bu öfkenin çocuğun canını yakacak hareketlere dönüşmemesi
önemlidir. Her yıl birçok çocuk anne babası tarafından, bazen de ciddi olarak,
yaralanıp sakatlanmaktadır. Küçük bir çocuğu veya bebeği sarsmak, bazı kimselere
göre, zararsız bir hareket gibi gözükse de, çocukta geri dönülemeyecek beyin
tahribatı yapabilir, hatta ölüme neden olabilir. Bu nedenle doktorlar,
özellikle, iki yaşından küçük çocukların hiçbir zaman sarsılmaması gerektigini
önemle vurgulamaktadırlar. Bebeği sarsmak onun yumuşacık, çabucak incinebilecek
beyninin sert kafatasına çarpmasına ve bunun sonucu olarak da ölümden, felce
veya gelişme ve öğrenme bozukluklarına kadar, bir sürü tahribata neden olabilir.
Hatta, bebeği oyun olsun diye sarsmak veya havalara atmak da aynı tehlikeleri
yaratabilir.

Öfkenizi Kontrol Etmek ...

Çocuklarını hırpalayan anne babalar mutlaka kötü insanlar değildir.
Bu kişiler stres altında kalınca kendilerine hakim olamayan kimselerdir. Çocuk
yetiştirmek kolay bir iş değildir. Parasızlık veya yakın akrabalardan uzak
kalmak gibi nedenlerin de etkisiyle, bu iş daha da zorlaşır. Bu nedenle
çocuklarıyla meşgul olan anne babaların öfkelerini kontrol edecek yolları
bilmeleri çok önemlidir.

Çocuğa Vurmadan !

Bundan sonra çocuğa vuracak gibi olursanız, önce aşağıdaki
seçenekleri deneyiniz:

o Durun. Hareket etmeden önce düşünün.

o Çocuğu emniyette olabileceği bir yere, örneğin, yatağına veya odasına bırakın
ve kendinizi sakinleşmiş hissedinceye kadar yanından uzaklaşın.

o Derin derin nefes alın. Kendinizi iyi hissedinceye kadar yavaş yavaş nefes
almaya devam edin.

o Dışarıya çıkın veya sessiz bir odaya giderek sakinleşinceye kadar

orada durun.

o Bir arkadaşınıza veya akrabanıza telefon edin.

o Kahve veya çay içmek için oturun. Banyoyu doldurup içine uzanın.

o Sevdiğiniz bir müzik parçasını dinleyin.

o Kendinizi hala öfkeli hissediyorsanız bir yastığı kucaklayın veya bu yastığı
yumruklayın.

o Çocuğun neden yaramazlık yaptığını anlamaya çalışın ve
çocuğun davranışlarını canını acıtmadan düzeltebilecek yolları araştırın.

Çocuğunuz Sizinle Aynı Yolu Kullanır .

Düşünürseniz, çocuğa dayak atmak ona yararlı birşey öğretmez. Öfkeli
anne babadan dayak yiyen çocuk kendisi de öfkelendiği zaman başkalarına
vurmasını öğrenir. Kötü davranışları düzeltmenin daha yararlı yolları, çocuğun
sevdiği bir şeyi bir süre için alıp saklamak olabilir. Örneğin, sevdiği bir
oyuncak bir süre için ortadan kaldırılır, sevdiği bir televizyon programını
seyretmesine izin verilmez veya çocuk bir süre için odasına gönderilir. Çocuğun
yaramazlıklarını görmezlikten gelmeye çalışın, ilgi çekemediğini anlarsa
yaramazlık yapmaktan vazgeçebilir. Tabii, iyi hareketlerini övmeyi de unutmayın.

Küçük Ödüller...

İyi davranışları teşvik edici ödüller verebilirsiniz. Örnegin, "Ben
söylemeden oyuncaklarını toplarsan, televizyonda istediğin programı
seyredebilirsin" diyebilirsiniz.



Anne ve Babalar Mutlaka Dinlenmelidir.

Zor ve insanı tüketen işler yapan diğer kişiler gibi, anne baba da kendisine
zaman ayırarak dinlenmeli ve sevdiği şeyleri yapabilmenin önemli olduğunu
unutmamalıdır.
__________________





ÇOCUKLARA TATLI SÖZLER




Bugünlerde çocukların dayak ve kötü muamele görerek istismarı
konusunda pek çok şey duymaktayız. Oysa çocukların canını yakan ve yara bere
izleri bırakan şiddet hareketleri salt dayakla sınırlı değildir. Anne babanın
kullandığı bazı sözler de çocuklara zarar verebilir.

Anne Babanın Tavrı

Çocukların anne babadan duydukları herşeye inanmaya eğilimleri olduğu
görülmektedir. Durmadan eleştirilir, can yakıcı şakalar ve acı sözlerle
karşılaşır ve anne babanın kızarak, örneğin, "Aptal, salak", "Hiç bir şeyi doğru
dürüst beceremiyorsun", "Devamlı ayağımın altındasın" veya "Olmaz olsaydın"
gibisinden söylediği sözleri duyarak büyürlerse kendilerinin değersiz kişiler
olduğuna karar verirler.

Uzmanlar çocukların kendileri hakkındaki düşüncelerinin başkalarının onlar
hakkında söyledikleri sözlerden etkilendiğini söylemektedir. Çocuklar
başkalarından kendileri hakkında iyi sözler duyarlarsa kendilerine değer vererek
büyürler. Ama başkalarından devamlı olarak kötü sözler duyarlarsa hiçbir şeye
yaramadıklarını hissederek büyürler.

Karşılaşılacak Sorunlar.

Çocuklarda içten gelen bu değersizlik hissinin ileride sorunlara
neden olabileceğini birçoğumuz düşünmeyiz. Kendilerini değersiz bulan çocukların
okuldaki hal ve gidişlerinin kötü olduğu, yaramazlık, etrafa zarar vermek,
şiddete başvurmak ve diğer çocuklara kötü muamele etmek gibi davranışlara
eğilimli oldukları görülmektedir. Bu çocuklardan bazılarında kendine güven
duygusu yoktur, kimisi ise içine kapanık veya tedirgindir. Yasalara karşı
gelmek, alkol, uyuşturucu ve keyif verici maddeleri kullanmak veya bir işte
tutunmakta zorluk çekmek gibi sorunlar da bu tür çocuklarda daha çok rastlanan
davranışlardır.

Çocukla Konuşurken.

Anne baba çocuklarının kendileri hakkında iyi fikirlere sahip
olmalarını istiyorsa onlarla konuşurken övücü ve yüreklendirici sözler
kullanmalıdırlar.

Öneriler

Çocuklar iyi bir davranışta bulundukları zaman "Yardımın çok iyi
oldu" yahut "Aferin. Bu davranışın nedeniyle seninle gurur duyuyorum" gibisinden
onları yüreklendirici sözler söyleyin. Küçük bir çocuğun ayakkabısının bağını
bağlaması bile gerçek bir başarı sayılabilir. Ya bazı günler çocuğun yaptığı hiç
bir şey doğru gitmiyorsa ne yapmalıdır ? O günlerde de örneğin "Bu renk sana çok
yakıştı" yahut "Saçın bugün çok güzel" gibi başka güzel sözler söylemeyi
deneyin.

Düş kırıklığına uğradığınız veya kızdığınız zamanlar bağırmamaya ve acı sözler
söylememeye gayret edin. Bu her zaman kolay olmayabilir. Çocuklar sizi
kızdırdığı zaman önce sakinleşmeye çalışın. Örneğin, derin birkaç nefes alın ve
çocuğa söylemek istediğiniz sözleri dikkatlice düşünün veya çocuğa herhangi bir
şey söylemeden önce bir başka odaya geçerek sinirlerinizi yatıştırmaya çalışın.

Çocuk yanlış bir şey yaptığı zaman salt eleştirmeyin. Yaptığı şeyin neden yanlış
olduğunu anlatın ve bir dahaki sefere nasıl hareket etmesi gerektiğini
açıklayın. Ona yanlışlarından öğrenecegi birşeyler bulunduğunu hatırlatın.

Çocuklara düzenli olarak sevildiklerini, önemli ve aranılır varlıklar
olduklarını söyleyin.

Paylaşın.

Çocuklarınız düş kırıklığına uğradıklarında üzüntülerini paylaşın.
İyi günlerde de onlarla konuşun. Duygularını güvendikleri kimselerle paylaşmaya
teşvik edin ve siz de duygularınızı onlarla paylaşmayı unutmayın.

GuReL
08-03-07, 18:19
ÇOCUKLARDA BEYİN FELCİ




Çocuklugunda beyin felci geçiren Mehmet adlı bir genç,
"insanlar gözlerini dikip bakmadıkça bende bir anormallik olduğunun farkına bile
varmıyorum" demektedir. Beyin felci Mehmet'in kaslarını etkilediği için uzaktan
bakanlar genellikle onun geri zekalı olduğunu sanmaktadır. Mehmet'in kolları,
bacakları ve bazen de başı kontrolsuz hareketler yapmaktadır. Hastalık dilinin
ve ağzının kaslarını etkilediği için de normal konuşması imkansız hale gelmekte
ve Mehmet, konuşmaya başladığında ağzından hırıltılı ve tiz sesler çıkmaktadır.

Mehmet geri zekalı değildir. Üniversiteye devam etmekte ve

konuşamamakla beraber çevresindeki insanlarla kucağında tuttuğu bir tahtaya
yapıştırılmış harfler aracılığıyla anlaşabilmektedir. Ama Mehmet bazen
umutsuzluğa kapılmaktadır. Örneğin, yoldan geçenler ona "Nasılsın, Mehmet?"
dedikten sonra Mehmet'in harf tahtasını kullanarak cevap vermesini beklemeden
hızla yanından uzaklaşmaktadır. Beyin felci geçirip de konuşması biraz daha
düzgün olan kişilerin de sorunları vardır; örneğin, bu kişilerin konuşurken
dilleri dolaştığından etraftakiler bazen onları sarhoş zannetmektedir.

Beyin Felcinin Nedeni Nedir ?

Türkiye'de her 600 bebekten biri, beynin vücudu kontrol eden
bölümünde meydana gelen bir hasar nedeni ile beyin felçli olarak doğmaktadır.
Bebeklerin çoğunda zeka geriliği yoktur. Beyindeki zedelenme genellikle bebek
doğmadan veya doğduktan sonra olabilmektedir. Bazen gebeliğin ilk aylarında
geçirilen belirli enfeksiyonlar (Herpes,Kızamık) , genetik yük, bebeğin anne
karnında oksijensiz kalması, kan uyuşmazlıkları, akraba evlilikleri, annenin
beslenme bozukluğu, sigara, alkol veya madde bağımlısı olması, hamilelikteki
medikal uygulamalar beyin felcine neden olmaktadır. Ancak felcin nedeni
genellikle bilinmemektedir. Beyinde kol-bacakların tam kullanımı, yürüme, yemek
yeme, merdiven çıkma gibi günlük yaşamı sürdürmeye yarayan hareket yeteneğini
sağlayan beyin bölgesi olan motor bölgenin gelişimi 7 yaşında tamamlanır.
Hamilelik döneminin başlangıcından yedi yaşa kadar beyinde oluşabilecek herhangi
bir zedelenme bu bölgenin fonksiyon bozukluğuna yol açar ve tablo; Beyin Felci
veya Serebral Paralizi olarak adlandırılır. Doğum sırasında vakum,forseps gibi
müdahalelerin gerekmesi, zor doğum olması, erken veya geç doğum olması veya
çocuğun geçirebileceği nöbetler, enfeksiyonlar, sarılık, menenjit gibi
hastalıklar da beyin felcine yol açabilmektedir.

Beyin Felci Nasıl Anlaşılır ?

Bebek, ilk doğduğu zaman beyin felçli olduğu belli olmamakla
birlikte, aradan geçen ilk haftalar veya aylar içinde anne babası bir anormallik
olduğunun farkına varır. Beyin felci ; kas gerginliinde bozukluk, duruş
bozukluğu ve hareketlerin bozukluğu ile ortaya çıkar.

Başlangıçta tanı konulunca; anne babalar çocukları hiç bir zaman yürüyemeyecek,
konuşamayacak diye müthiş üzülüp perişan olurlar. Küçükken uygulanan özel
programlarla çocukların çoğu

yürüyüp konuşabilmektedir. Bu programlar ve hizmetler sakatlığın etkisini
azaltmaktadır. Programa erkenden başlanması , çocuk için daha iyi sonuçlar
vermektedir

Beyin felci geçiren çocukların çoğu diğer çocukların gittiği okullara gitmekte
ve topluma karışmaktadır. Çocukluğunda beyin felci geçiren yetişkinlerin çoğu
ise iş güç sahibi olmakta, evlenmekte ve hatta çocuk sahibi olmaktadır.
Hastaların dışarıdan bakıldığında diğer sağlıklı kişilerden farklı bir
görünümleri olmasına karşın sevilmek, insanlarla konuşabilmek ve toplumsal
hayattan beklentileri konusunda herkesle aynı gereksinimlere sahiptirler ve bu
nedenle onlara gözlerimizi dikip bakmamamız gerekmektedir.

Beyin Felci Erken Tanınabilir Mi ?

Anne - Baba; bebeğin gelişimi ile ilgili bir gecikme veya normalden
sapma gördüğünde, ya da bebekte; sürekli ağlama, emme bozukluğu, geçmeyen ve
sürekli olan kusma, çevresel uyarılara cevap vermeme, havale, kaslarında aşırı
sertlik veya gevşeklik, gözlerde kayma, titreme, sırtüstü, baş ve topuklar
üzerinde yay gibi sert bir şekilde durma, gülmeme, annesini tanımama, göz teması
kurmama gibi bulgular tespit ettiğinde doktora başvurmalıdır.

GuReL
08-03-07, 18:20
ÇOCUKLARIN CİNSEL İSTİSMARI




Çocuklara karşı yapılan cinsel saldırı bir yetişkinin veya
çocuktan daha büyük bir kişinin çocuk üzerindeki gücünü ve otoritesini
kullanarak veya çocuğun güven ve saygısından yararlanarak, çocuğu cinsel
ilişkiye zorlaması demektir. Çocukların cinsel istismarı yasal açıdan suçtur ve
inanılması güç olmakla birlikte bu suçun her toplumda da işlendiği
görülmektedir.

Yanlış İnançlar...

Yakın bir zamana kadar, çocukların cinsel istismarından hemen hemen
hiç söz edilmezdi. Toplumun bu suskunluğu nedeniyle sorun hakkında bazı yanlış
inançların olduğu da görülmektedir. Çoğunlukla çocuklara karşı yapılan cinsel
saldırıların çocuğun tanımadığı veya hasta veya "sapık" kişiler tarafından
yapıldığı inancı yaygındır. Bir başka yaygın inanç da, çocuk cinsel istismarı
kurbanlarının genellikle genç kızlar olduğu ve bu tür cinsel istismarın yalnız "
fakir" ve "sorunları" olan aileleri etkilediği inancıdır.

Gerçekler..

Çocukların cinsel istismarı ile ilgili gerçekler ise olayların
%85'inde çocukların akrabaları, aileyi tanıyan kimseler veya çocuğun tanıdığı ve
güvendiği kişilerin saldırısına hedef olduğunu göstermektedir. Saldırganlar,
genellikle normal erkekler ve bazen de kadınlardır. Saldırganlar, genellikle
evli ve iş sahibi olan kişilerdir. Saldırganlar, kurbanlarını her yaştaki kız ve
erkek çocuklar, hatta bebekler arasından seçmektedir.

Saldırganlar, "çocuğa karşı olan sevgimi gösteriyordum", "karım gebeydi", "karım
cinsel ilişkiden hoşlanmıyordu ", "suçlu çocuktur, o beni kışkırttı" gibisinden
bahanelerle kendilerini haklı çıkarmaya çalışırlar. Ancak, çocuklara karşı
cinsel istismarda bulunmak hiç bir özürün arkasına saklanabilecek bir şey
değildir.

Çocuğa Nasıl Davranılmalı ?

Çocuğunun cinsel istismara uğradığını öğrenmek kişinin hayatını
altüst eder; fakat ne kadar öfkelenseniz veya şok geçirseniz de, çocuğun iyiliği
için sakin olmaya ve çocuğu yatıştırmaya çalışın. Çocuğa tekrar tekrar, onun bu
olayda hiç bir suçu olmadığını söyleyin.

Belirtiler Neler Olabilir ?

Çocuğun cinsel saldırıya uğradığı bazen olabilecek bazı belirtilerden
anlaşılabilir:

Çocuk çekingenleşir yaşından beklenmeyen cinsel davranışlar gösterir; cinsel
organlarının etrafında sancıdan, kaşıntıdan ve zedelenmeden şikayet eder; okula
gitmek istemez, okulda başarısız olmaya başlar; cinsel oyunlar oynar veya cinsel
resimler yapar.

Çocukların cinsel istismara uğradığı bazı ailelerde, çocuğun ve diğer aile
bireylerinin sanki hiç bir şey olmamış gibi davranmalarının en iyi davranış
olduğuna inanılsa da, sorumluluk sahibi olan büyükler, olay karşısında harekete
geçmezlerse; saldırgan, çocuğu veya diğer çocukları istismara devam eder. Cinsel
saldırı hakkında yapılan araştırmalar, büyüklerin olaya tepki göstererek
çocukları korumasından çocukların yararlandığını göstermektedir.

Danışmanlık

Saldırıya uğrayan çocukların, özel eğitim görmüş bir danışmanla
görüşmesi de yararlı olabilir. Ailenin cinsel saldırı hakkında yabancılarla
konuşması çok güç olsa da, saldırı nedeniyle çocuklarda bazı sorunların
olabileceğini bilmek önemlidir. Bu sorunlar arasında, çocukların başkalarına
güven duymakta zorluk çekmelerini veya sanki suçlu kendileriymiş gibi
kendilerine kötü gözle bakmalarını sayabiliriz. Danışmanlık bu sorunların
giderilmesinde yararlı olabilir. Gizlilik kuralı uyarınca, danışmanla
konuştuğunuz konuların dışarı çıkarılmayacağını unutmayınız.

GuReL
08-03-07, 18:20
ÇOCUKLARIN İYİ DAVRANIŞLARA ÖZENDİRİLMESİ




Genç bir anne akşamüstü saat beş sularında iki küçük çocuğuna
oyuncaklarını yerlerine koyarak yıkanmak üzere banyoya gitmelerini söyler.
Aradan 10 dakika geçer. Çocuklar hala oyun oynamaktadırlar. Anne çocuklara biraz
önce söylediklerini tekrarlar ama, çocuklar bunu hiç umursamadan oyunlarına
devam ederler. Nihayet sabrı tükenen anne kızar ve çocuklara bağırmaya başlar.

Çocuklarla İşbirliği

Danışmanlara göre bildik olan bu senaryo hergün yüzlerce evde
tekrarlanıp durmaktadır.

Anne baba çocuklarla işbirligini gerçekleştirmek istiyorlarsa işe çocuklar daha
küçükken başlamalıdırlar. Böylece çocuklar büyüyüp de ergenlik çağına
geldiklerinde daha az sorun ortaya çıkar.

Bağırmak Mı , Seçenek Sunmak Mı ?

Çocuklara bağırmakla onları hizaya getirmek aynı şey değildir ve
istenilen sonuçları vermez. Anne baba ne kadar çok bağırırsa çocuklarda o derece
umursamaz olurlar. Böylece daha da büyüdüklerinde anne babanın bağırtısını
"duymamakta" uzmanlaşırlar. Danışmanlar çocuklara emir verip onların bu emirlere
uymalarını beklemek yerine onlara seçenek vermenin daha olumlu olduğunu
belirtmektedir. Örneğin, "Şimdi oyuncaklarını kaldırıp yerlerine koymanı
istiyorum. Böyle yaparsan televizyon seyredebilirsin ama oyuncaklarını ortadan
kaldırmazsan televizyon seyredemezsin' demek daha uygundur.

Bu yaklaşım çocuklarla anne baba arasında işbirliğini sağlamayı ve kendi
hareketleri hakkında sorumluluk hissine sahip olmalarını öğretmektedir.
Oyuncaklarını büyüklerden emir aldıkları için degil televizyon seyretmeyi
istedikleri için toplamış olurlar. Çocuklara büyüklerle işbirliği yapmalarını
öğretmek büyüklerden aldıkları emirleri yerine getirmeyi öğretmekten daha
iyidir. Çocuklara emir vermek belki 7 yaşındayken geçerli olabilir ama 14 yaşına
gelmiş bir çocuğa emir vermekle iş yürümez. Aynı şey ceza ve tehditler için de
geçerlidir; bu küçük çocuklar için etkili olabilir ama ergenlik çağındaki
çocukları etkilemez.

Saygı.

Çocuklarla anne baba arasında saygının da çok önemli olduğunu
vurgulayarak ana babanm çocuklarından sırf onların anne babası oldukları için
saygı beklemenin gerçekçi bir yaklaşım olmadığını belirtmektedir. Anne baba
saygı bekliyorsa herkes gibi bunu hak etmelidirler. Çocuklar anne babalarından
saygı görürlerse onlar da anne babalarına karşı saygı gösterirler.

Bunun en iyi yollardan biri çocuklara insan gibi muamele etmektir ve onların
neler söylediklerine ve söyledikleri sözlerin ardında yatan duyguların neler
olduğuna kulak vermektir. Çocuklara cevap vermeden önce onların sözlerini
bitirmelerini beklemeli ve sizinle aynı fikirde olmasalar bile söylediklerine
değer vermelidir. Bazı anne babalar daha bitirmeye vakit bulamadan çocukların
sözlerini keserler ve çocukları dinleyeceklerine birden dönüp azarlamaya
başlarlar. Çocukların karşısında adil hareket etmek, belirli bir tutumda kararlı
olmak, onlara kötü çocuk olduklarını söylememek ve ne kadar kızarsanız kızın
sakin kalmaya çalışmak da önemlidir.

Uyum = Çözüm

Böyle hareket edildiğinde ev içinde anlayışlı ve saygılı bir hava
yaratılmış olur ve bu da çocukların anne babalarıyla işbirliği ve uyum halinde
olmalarını sağlar. Bu, çocuklar büyüyüp de ergenlik çağına geldiklerinde hiç
sorun olmayacak anlamına gelmez fakat ortaya çıkabilecek sorunlar daha
kolaylıkla çözümlenebilir.

GuReL
08-03-07, 18:21
ÇOK ÖZEL ÇOCUKLAR




Özürlü çocukları evlat edinecek aileleri bulmak her zaman
kolay değildir ama küçük bir oğlan bu konuda çoğu çocuklara oranla daha talihli
sayılır.

Doğuştan beyninde bir bozukluk olan bu çocuk zihinsel bakımdan özürlüydü ve
kendi ailesi ona bakamıyordu. Ancak çok geçmeden bir başka aile onu evlat
edindi. Çocuk şu anda beş yaşına geldi ve kendisini evlat edinen aile ona
şefkatle bakmakta devam ediyor.

Engelli Çocuklar

Down Sendromu, beyin felci, sağırlık ve körlük gibi özürleri olan
çocukların da kendilerine bakacak ailelere gereksinimleri vardır. Bazı çocuklar
zihinsel bakımdan özürlüdür. Diğerlerinin ise bedensel özürleri vardır. Bazen de
çocuklar hem zihinsel hem de bedensel olarak özürlü olabilirler. Bazı kuruluşlar
çocukları evlat edinecek veya evlatlık olarak alabilecek aileleri bulmaya
çalışmaktadır.

Zaman ve Sabır

Bu çocuklarda gerçek bir potansiyel mevcuttur. Ancak onlara sabırla
bakacak, zaman ayıracak ve bu çocukların diğer çocuklara oranla daha uzun
zamanda gelişip büyüyeceklerini kabul edecek ailelere gereksinimleri vardır.

Özürlü Çocukları Evlat Edinecek Ailenin Özellikleri

Başkalarının çocuklarına kendi çocukları gibi bakacak kişilerin
herşeyden önce böyle bir çocuğu kabullenmeye, sevmeye ve ona gereken ilgiyi
göstermeye hazır kimseler olması gerekli. Manevi anne baba, çocuğun kendi öz
ailesinin varlığını da kabul etmeli ve gerekirse çocukla öz ailesinin
birbirlerini görmelerine yardım etmelidir. Manevi anne baba, ayrıca çocuğa
kendisini evlat edindiklerini ve nedenlerini de anlatmalıdırlar Böylece çocuk
manevi anne ve babasının yardımıyla aslını ve geçmişini bilir ve öz ailesinin
neden onu başka bir aileye evlat olarak verdiğini daha kolaylıkla anlayıp ve
kabul edebilir. Manevi anne babanın sakatlıklar hakkında da bilgi sahibi olması
gerekir. Sakatlıklar hakkında bilgi ve deneyim sahibi olmak işe yarar.

Özürlü çocukları evlat edinen bazı ailelerin ayrıca kendi çocukları da olmakla
birlikte bu her zaman böyle değildir. Bazen evlat edinilen çocuğun evin tek
çocuğu olması çocuk bakımından daha yararlıdır. Evli olmayan kişiler de özürlü
çocukları evlat edinmektedir. Bu evlat edinilen çocuğun gereksinimlerine ve
manevi anne veya babanın özel becerilerine bağlıdır.

Evlat Edinme veya Evlatlık Alma

Evlat edinme, bir başka kimsenin çocuğuna tıpkı kendi doğurduğu bir
çocukmuş gibi devamlı bir üstlenmede bulunmaktır. Evlat edinme işlemi yasal
aşamalardan geçer ve manevi anne baba çocuğun yasal anne ve babası olur.
Evlatlık alma bir çocuğa bazen kısa bir süre için, bazen de yıllarca bakmayı
gerektirir ama çocuğu evlatlık olarak evlerine alan anne ve baba çocuğun yasal
anne babası sayılmazlar. Evlatlık olarak yerleştirilecek çocuklar için, onlara
uzun yıllar bakmaya hazır olan ve mümkünse sonuçta çocuğu evlat edinme
düşüncesinde olan kişiler daha çok tercih edilmektedir.

GuReL
08-03-07, 18:22
ÇOCUKLAR İÇİN OYUN ALANLARINDAKİ TEHLİKELER




Hergün ortalama 20 kadar çocuk oyun sahasında oynarken kaza geçirmekte ve hastaneye getirilmektedir. Bu olaylardan ancak pek azı gazetelerde haber olarak verilmektedir. Oyun sahalarında meydana gelen kaza sayısı, ana babaların tahminlerinin çok üstündedir. Her yıl yaklaşık olarak yüz bün çocuk oyun sahasında geçirdigi bir kaza nedeniyle tedavi görmekte ve binlerce çocuk hastaneye kaldırılmaktadır.
Bazı kazaları önlemek mümkün değildir. Çocukların oyun oynarken düşmemelerini veya ona buna çarpmamalarını bekleyemeyiz. Oyuncakların keskin kenarlarının çocuğun etini kesmesi ve yüksekten tehlikeli bir zemine düşme gibi kazalar önlenebilir. Bütün mesele bu oyuncakların tehlike yaratmayacak şekillerini çizmek, düzenli olarak bakımlarını yapmak ve çocukların oyunlarına nezaret etmekten ibarettir. Aşagıda ana babalar, büyük anne ve büyük babalar ve çocuklara bakan diğer kimseler için, halka açık oyun yerlerinde okulların oyun sahalarında ve evlerin bahçelerinde bulunan bu tür oyuncaklarla ilgili görünmeyen tehlikelerin nasıl meydana çıkarılabileceği hakkında bazı yararlı bilgiler verilmiştir. Okuldaki veya parklardaki oyun sahalarındaki bazı oyuncakların tehlikeli olduğundan endişe duyuyorsanız okul müdürü veya belediyeye bunu bildiriniz.

Oyuncakların alandaki ve çevresindeki zemini kontrol ediniz.
Kazaların çoğu oyuncağın üstünden sert zemine düşmekten kaynaklanmaktadır. Yarım metreden yüksek olan oyuncakların üstünde bulunduğu zeminin bazı özellikleri olmalıdır. Çimen veya kumla kaplı zemin yumuşak görünse bile emniyetli değildir. En emniyetli zeminler, üzeri çam ağacı kabukları saman veya oyun sahalarına mahsus emniyetli, sentetik maddelerle kaplı zeminlerdir. Bu koruyucu maddelerin kalınlığı 25 santim olmalı ve böyle de kalmalıdır. Örneğin; ağaç kabukları tabakası incelmişse üstüne düşen çocuğu yeterince koruyamaz. Bu yumuşak maddeler oyuncağın 2.5 metrelik çevresi boyunca yayılmalıdır. Salıncakların olduğu yerlerde, salıncağın uzandığı ve bundan da 25 metre daha uzağa yayılmalıdır.

Oyuncaklar çocukların etlerini kesici veya kıstırıcı olabilir mi ? Çıkıntılı Kısımları Var Mı ?
Oyuncakların keskin kenarları olup olmadığını kontrol ediniz. Küçük çocukların parmaklarını ezip sıkıştıracak hareketli kısımları var mı?
Çıkıntılı kısımlar veya civatalar çocukların vücutlarını bereler veya giysilerine takılır. Örneğin çocuk kapşonlu bir giysi giyiyorsa kapşon bu çıkıntılı kısımlara takılarak çocuğun boğazını sıkar

Oyuncakların Herhangi Bir Kısmına Çocuğun Kafası veya Parmakları Sıkışabilir mi ?
70 milimetreden daha küçük deliklere eller, kollar ve bacaklar sıkışabilir. Parmaklar ise 6 milimetre ile 25 milimetre arasındaki deliklere sıkışabilir. Çocukların kafalarının bunlara sıkışmasını önlemek için delikler 125 milimetreden daha küçük veya 230 milimetreden daha büyük olmalıdır. Böylece çocuğun kafasının bunlara sıkışma olasılığı önlenir.

Çocukların Gözetimi Yeterli Mi ?
En tehlikesiz oyuncaklar bile çocuğun başında ona nezaret edecek sorumlu bir büyük olmadan kazaları önleyemez. Oyun sahasının etrafında, gölgelik ve buradan oyun sahasının rahatça görülebileceği
oturacak yerler bulunmalıdır. Yeterli gözetim çocukların yaşlarına uygun oyuncakların üzerinde oynamalarını temin etmek demektir. Bu özellikle büyük ve küçük çocukların bir arada oynadığı durumlar için önemlidir. Her zaman için küçük çocuklar büyük çocukların yaptıklarını taklit etmek isterler.

Oyun Sahalarında Neler Bulunmamalıdır ?
Dönme dolaplar, tırmanma direkleri, üstüne tırmanılan roketler ve traktörler gibi eski makineler kazalara neden olduğundan yavaş yavaş oyun sahalarından kaldırılmaktadır.

GuReL
08-03-07, 18:23
ÇOCUKLAR VE HAREKET




Çocuklarınız okuldan döndükten sonraki boş zamanlarında veya hafta sonu tatillerinde ne yapıyorlar? Evin dışında veya parkta oyun oynuyorlar mı ? Arkadaşlarıyla beraber spor yapmak, bisiklete binmek veya paten kaymak gibi uğraşları var mı ? Yoksa saatlerce televizyon seyrederek veya bilgisayar oyunları oynayarak mı vakit geçiriyorlar ?

Yetişkinler giderek daha da çok şişmanlarken çocukları da bundan nasiplerini almaktadır. Sorun şişman çocukların şişman yetişkinler haline gelmesidir. Bu da kalp hastalığı, şeker hastalıgı, yüksek tansiyon ve bazı kanser hastalıkları gibi sağlık sorunlarında riski arttırmaktadır.

Çocukların bir önceki kuşaklara oranla daha şişman olmasının nedenlerinden biri şimdiki çocukların eskiye oranla daha hareketsiz olmalarıdır. Çocuklar, örneğin, haftada ortalama 20-30 saat televizyon seyretmektedirler. Televizyon kanallarını değiştirmek için yerlerinden kalkmak zorunda olmayan çocuklar kanalları uzaktan kumandayla değiştirmektedir. Kendilerine yiyecek birşeyler hazırlamaları için bile yerlerinden kalkmalarına gerek yoktur. Evlerine yiyecek servisi yaptırmaları için bir telefon yeterlidir.

Zaman kazanmak ve yaşamımızı daha rahat bir hale getirmek için yapılan çabalar sonucu hem yetişkinler hem de çocuklar aygıtlardan ve hizmetlerden yararlanarak bedeni hareketlerini gitgide azaltmaktadır. Asansörler, yürüyen merdivenler çok kullanışlıdır ama daha da az hareket etmemize neden olmaktadırlar.

Bu nedenle çocukları daha hareketli olmaya teşvik etmek çok önemlidir.
Bedeni hareketler kilo sorunlarını önlediği kadar vücut organlarının uyum içinde ve daha da güçlü olmasını sağlamaktadır. Hareket etmek ergenlik çağında çok görülen stresi de önler. Çocukları harekete geçirmenin bazı yolları şunlardır:

Çocukların televizyon karşısında geçirdikleri saatleri sınırlayın. Daha az televizyon seyreden çocukların vücutları diğer çocuklara oranla daha dinçtir.

Yürümekle gidilebilecek bir uzaklıkta ise okula arabayla gideceğinize yürüyün. Çocuklarla okula yürüyerek giderseniz onlarla konuşmak için de olanak bulursunuz.

Yürüyüş yapmayı aile için bir dinlence aracı haline getirin.
Çocukları yanınıza alarak ormanlık yerlerde, parklarda veya deniz kenarında yürüyün. Bu şekilde geçirilen zamanı çocukların çevrelerini tanımaları için bir olanak haline getirin. Yürüyüş yapmayı veya açık havada yapılan etkenlikleri ailece bir alışkanlık haline getirirseniz çocuklarınız daha ileri yaşlarda da hareketli olmaya devam eder.

Ailece yapılacak gezintilerde örneğin, hayvanat bahçesini veya bir müzeyi gezmek gibi yürüyüş içeren etkinliklere yer verin.

Çocukları spor yapmaya teşvik edin. Çocuklar spor yapmaktan hoşlanmıyorlarsa sevecekleri başka etkenlikler bulmaya çalışın. Bunlar arasında yüzmeyi, dans etmeyi, kendini savunma sporlarını, kapalı salonda yükseklere tırmanma veya yogayı sayabiliriz.

Çocuklara armağan alırken onların daha çok hareketli olmalarını sağlayacak frizbi, top, uçurtma, salıncak ve kaydırak gibi oyuncakları seçin

Onlara iyi örnek olun. Alışverişe arabayla gideceğinize yürüyün; asansöre bineceğinize merdiven çıkın; yürüyen merdivenlerin üzerinde hareketsiz duracağınıza bir yandan yürüyün.
-----------------




ÇOCUKLARINIZ VE ZORBACA DAVRANIŞLAR




Zorbaca davranışlar okullarda yaygın bir sorundur. Zorbaca davranışlar, bir çocuğun veya ergenlik çağındaki bir gencin, bir başka çocuğa karşı bedensel şiddet kullanması veya isim takması, alay etmesi veya o çocuğun görünüşü hakkında kırıcı sözler söyleyerek bile bile canını acıtması demektir. Ayrıca çocuğu arkadaş grubuna sokmayarak dışlamak, çocuk hakkında gizli kalması gereken bilgileri başka çocuklara söyleyerek çocuğu bozmak veya çocuk hakkında dedikodu yayarak haksız ve kötü muamele yapmak da zorbalık sayılır, Zorbaca davranışlar bazen cinsel saldırı biçiminde de olabilir.

Zorbaca davranışlar çocukları nasıl etkiler ?
Bazı kimseler zorbaca davranışların çocuğa gerçek bir zarar vermediğini, aksine çocuğu pişkinleştirmeye yarayacağını söylerler ama bunun hiç de aslı yoktur. Unutmayın ki, bazı çocukların yapısı çok dayanıklıdır ama bazı çocuklar daha hassas ve zayıftır. Zorbaca davranışlar çocuklara ve gençlere şöyle zarar verir:
o Çocuklar kendilerini çevreden soyutlanmış hissederler.
o Kendilerini kötü hissederler. Çocuklar başkalarının kendileri hakkında söylediklerine hemen inanırlar. Anne babaları her ne kadar onlar hakkında iyi şeyler söyleseler de, başkalarının kendilerine çirkin ve aptal demesine inanabilirler.
o Zorbaca davranışlarla karşılaşan çocuğun okulda öğrenmesi etkilenir.
o Zorbaca davranışlara maruz kalmak, çocuklarda ve gençlerde görülen depresyona hatta bazı durumlarda, intihara bile katkıda bulunabilir.

Çocuğun zorbaca davranışlarla karşı karşıya olduğu nasıl belli olur ?
Aşağıdaki ipuçları başka sorunların da belirtisi olabileceğinden, hemen karar vermeden önce çocukla yumuşak bir dille konuşmak çok önemlidir, Belirtiler şunlar olabilir:
o Çocukta nedeni belirsiz morluklar, sıyrıklar ve yaralar görülür.
o Çocuğun giysilerinde ve eşyalarında zarar ziyan görülür.
o Çocuğun okula olan ilgisi azalmıştır.
o Çocuğun okul performansı bozulmuştur.
o Çocuk okula gitmek veya okul otobüsüne binmek istemez.
o Çocuk kaygılı, öfkeli ve saldırgan olmuştur.
o Çocuk baş ve karın ağrısından şikayet eder veya sık sık okul revirine gider.
o Çocukta nedeni açıklanamayan genel bir mutsuzluk vardır.
o Çocuğun çok az arkadaşı vardır.
o Çocukta yatağını ıslatmak ve kabus görmek gibi uyku sorunları vardır.
o Çocuk okul hakkında konuşmak istemez.
o Hafta sonu ve tatil bitip okula dönme zamanı gelince, çocuk üzgünleşir ve karamsar olur.

Çocuk zorbaca davranışlarla karşılaştığını söylerse ne yapabilirsiniz ?
Çocuğun ne söylediğine kulak verin. Çocuğa "aldırma" veya "sen de ona vur" gibi sözler söylemeyin. Çocuğu sevdiğinizi ve onu destekleyeceğinizi açık açık söyleyin. Zorbalık devam ederse, okulu arayın ve okul ilgililerine şunları söyleyin:
o Olay nedir
o Nerede ve ne zaman olmuştur
o Olayın rçinde olan veya olayı gören çocukların isimleri nelerdir.
o Zorbaca davranışlar ilk nezaman başlamıştır
o Soruna çare olarak şimdiye kadar denediğiniz yollar nelerdir
o Sorundan haberi olan öğretmenlerin isimleri nelerdir

Okulu ararken
Okulu arayacağ ınızı çocuğunuza söyleyin. Çocuk bunun işi daha da kötüye götüreceğinden endişe edebilir. Zorbaca davranışın, gizli kaldığı sürece güç kazanacağını unutmayın. Bunun için yapmanız gereken şey şudur:
Durumu görüşmek için yetkili bir görevliden randevu alın. Bu kişi sizle veya çocuğunuzla yakın ilişkisi olan bir öğretmen, okul müdürü, müdür vekili, okul danışmanı olabilir. Sınıf Danışmanı, o yıl boyunca çocuklara bakan bir öğretmendir.

Görüşmede yapılacak şeyler:
o Suçlayıcı veya öfkeli bir tutum yerine,okulla işbirliği yolunu tutun ve örneğin,"Bu durum karşısında acaba ne yapabiliriz?" gibi birşeyler söyleyin. Okulun zorbaca davranışlar konusundaki kurallarının neler olduğunu sorun.
o Okulun zorbaca davranışlar konusunda genel tutumunun ne olduğunu sorun
o Duruma yardımcı olabilmek için sizin ne yapmanız gerektiğini sorun,
o Okuldan ayrılmadan önce okulun bu konuda ne yapacağını ve sizi ne zaman arayacaklarını açık olarak sorup öğrenin.

GuReL
08-03-07, 18:24
ÇÖPLERİMİZ VE DÜNYAMIZ




Süpermarketten eve gelince ne kadar ambalaj maddesini çöpe
atmak zorunda kalırsınız ? Satın aldığmız sabun şeffaf kağıda sarıldığı karton
kutudan mı çıktı? Bisküviler dış ambalajının içindeki plastik bir tepsiciğin
içinde mi oturuyorlardı ? Alışverişinizi çıkartıp boşalttıktan sonra önünüzde
bir sürü poşet birikti mi ?

Çöp sorunu çevre sorunlarını daha da arttırmaktadır. Diğer ülkelerde olduğu gibi
Türkiye de çöplerin güvenlikle gömüleceği yerleri tüketmek üzeredir. Her yıl
ürettiğimiz çöp dağlarını eritmezsek sonunda dünyamız bir çöplüğe dönecektir.

Kağıt, plastik, cam ve alüminyum gibi maddeleri yeniden değerlendirmek iyi bir
başlangıçtır. Ancak çöp bidonlarımıza giden çöpleri azaltmak için hepimizin daha
da fazla çaba göstermemiz gerekmektedir. Aşağıdaki öneriler size fikir
verecektir:

Gübre Üretmek

Yemek artıklarını çöpe atmak yerine gübre yığını haline getirmenin,
gübre kovasına atmanın veya bahçeye gömmenin ne kadar parlak bir fikir olduğunu
söylemeye gerek yoktur. Çöpleri azaltmanın yanında, gübre üretmek ve bunu
bahçede kullanmak bahçe toprağının kalitesini arttırır. Şimdiye kadar gübre
üretmediyseniz hemen başlayın. Fareleri davet eden et, balık, sıvı ve katı
yağlar hariç, yemek artıklarının hemen hepsi gübreye dönüştürülebilir. Kendi
bahçesi olmayan birçok kişi topluma ait bahçeler için gübre üretebilir. Böylece
hem taze sebze bulabilirsiniz, hem yeni arkadaşlar edinirsiniz, hem de
mutfaktaki çöplerden kurtulursunuz. Bulunduğunuz yer belediyesine giderek
civarınızda topluma ait bir bahçe veya gübre kullanılabilecek bir yer olup
olmadığını sorun.

Birşey Almadan Önce Düşünün.

Süpermarkette alışveriş yaparken ambalajı en az olan seyleri seçin.
Ambalaj seçimi yaparken plastik ambalaj yerine karton veya camı seçin. Bunları
yeniden değerlendirmek mümkündür. Plastik şişeler içinde aldığınız ürünlerin
şişelerinin altına bakarak yeniden değerlendirilebilir olmalarına dikkat edin.


Alışverişe Giderken

Meyve ve sebzeleri açık olarak alın.

Satın aldıktan sonra da poşete koymayın.

Alışverişi toptan yapın.

Birçok kimsenin pirinç ve baharat gibi şeyleri toptan satın almak gibi iyi
alışkanlıkları vardır. Toptan alışveriş yaparsanız atacağınız ambalaj maddesi
miktarı azalır

Çarşıya pazara giderken yanınıza kendi bez torbalarınızı alın.

Ülkemiz her yıl artık işe yaramayan milyarlarca poşeti gömmek zorundadır.

Çarşıya çıkarken nasıl evinizin anahtarını ve cüzdanınızı yanınıza almayı
unutmuyorsanız kendi fıle ve torbalarınızı da yanınızda götürmeyi unutmazsanız
kısa zamanda bu alışkanlığı kazanırsınız. Bazı kişiler kasaba bile kendi et
kaplarıyla gitmektedir.

Sokağa Çıkarken Çay Kahve Fincanınızı Yanınızda
Götürün.

Atılabilir bardak ve fincanlarla içilen kahve ve çay nedeniyle bir
günde oluşan çöp yığınını gözünüzün önüne getirin. Düzenli olarak dışarıda kahve
ve çay içen birçok kişi atılabilir bardak ve fincanları kullanmak yerine kendi
fincanlarını kullanmaktadır.

Çöpleri Azaltmak

Elinizden geldiğince atıkların yeniden değerlendirilmesine yardım
edin. Özellikle işinizin yoğun olduğu zamanlarda teneke kutuları ve kağıtları
yeniden değerlendirme bidonları yerine çöp bidonuna atmak kolay gelir ama
lüftfen biraz gayret edin. Unutmayın ki sağlıklı bir dünyada yaşamak için çöp
bidonunu hafifletmek gerekir.

Yolda yürürken sokaktaki yağmur kanallarının üzerinde gördüğünüz sararmış
yaprakların, meşrubat tenekelerinin ve yiyecek paketlerinin nerede son
bulacağını hiç merak ettiniz mi? Yanıtlayalım. Bu çöpler sonuçta kendilerini
denizde veya nehirlerde bulacaklardır. Bu da hem çevrenin sağlığına hem de bizim
sağlığımıza zarar verecektir.

Atık Sular

Atık sular iki değişik yeraltı şebekesiyle taşınır. Birinci şebeke,
binaların mutfaklarından, banyo ve tuvaletlerinden borularla gelen kullanılmış
suyu kanalizasyon fabrikalarında temizledikten sonra nehirlere ve okyanusa salan
su şebekesidir. Atık suların taşındığı ikinci yeraltı şebekesi , yağmur
sularının yol kanalları veya açık yerlerdeki su yollarından ve mecralardan
kanalizasyona karıştığı su şebekesidir. Yağmur yağdığı zaman veya evin önünde
arabanızı hortumla yıkadığınız zaman kirli su kanalizasyon yoluyla doğrudan
doğruya doğal sulara karışır. Kirli su önceden bir temizleme işlemi
görmediğinden yolun kenarında biriken köpek pislikleri, atılmış plastik
poşetler, sigara izmaritleri, yiyecek paketleri ve kuru yapraklar sonuçta doğal
suları kirletir.

Halbuki evde ve sokakta alacağımız basit önlemlerle nehirlerimizi ve
denizlerimizi çocuklarımıza ve gelecek kuşaklara temiz ve sağlıklı olarak
bırakmamız mümkündür.

Önlemler

> Sokakta ve parkta yerlere çöp atmayın. Sokağa attığınız çöpler
sonuçta nehirlerde ve denizlerde birikebilir. Göze çirkin görünmesi bir yana,
suda yaşayan canlılara da zarar verir. Denizlerde yaşayan

kuşlar ve memeli hayvanlar plastik ve polistren atıklarını yutarak ölürler.
Kuşlar plastik torbalara takılıp boğulabilirler. Sokakta evinizin önüne isabet
eden yağmur kanallarındaki çöpleri toplayın.

> Arabanızı evinizin araba yolu üzerinde veya sokakta yıkamayın. Yağmur suyu
kanallarına hem pislik hem de deterjanlı su ve kimyasal maddelerin gitmesine
neden olursunuz. Arabayı çimenlerin üzerinde yıkarsanız sular toprağa süzülür ve
çimeni gübreler.

> Boya fırçalarını evin dışındaki musluklarda yıkamayın. Zararlı kimyasal
maddeler doğal sulara karışabilir.

> Sokakta yağmur kanallarının üzerinde biriken kuru yaprakları süpürüp toplayın.
Doğal sulara karışan kuru yapraklar çözülerek suda üreyen bakterilere yem olur.
Bu da sularda balıkları öldüren zararlı nebatların büyümesine neden olur.

> Köpek pisliklerini temizleyin. Parkta, sokakta, hatta evinizin bahçesindeki
köpek pislikleri bile nehirleri ve denizleri kirletebilir ve zararlı bitkileri
besler. Hayvan pisliklerinden suya geçen mikroplar suda yüzenlere hastalık
geçirebilir.

GuReL
08-03-07, 18:25
DİKKAT EKSİKLİĞİ




Normal olarak çocukların dikkati kolayca dağılabilir ve
dikkati belirli bir şey üzerinde toplamakta zorluk
çekebilirler. Diğer alanlarda olduğu gibi, dikkati belirli bir şey üzerine
toplama ve söylenenlere kulak verme alışkanlığı zamanla gelişen bir beceridir.

Ancak bazı çocuklarda dikkat etme sorunları olabilir. Örneğin, ev ödevi veya
ellerindeki bir işi yaparken, diğer çocuklara oranla, dikkatleri daha çabuk
dağılabilir. Sorunun birçok nedenleri olabilir. Çocuğun endişe duyduğu veya
üzüldüğü birşey vardır veya yeni bir okul, yeni bir ev veya aile sorunları gibi
yaşamında meydana gelen değişikliklere uyum sağlamakta güçlük çekmektedir.
Geçmişte travma geçiren çocuklarda da dikkat etme sorunları olabilir.

Bazen de sorunlar erkek ve kız çocukları etkileyen Dikkat Eksikliği
Bozukluğu'ndan kaynaklanabilir. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu da
denilen bu durumun nedenleri bilinmemektedir. Dikkat Eksikliği Bozukluğu nüfusun
yüzde 3-5'ini etkilemektedir. Dikkat Eksikliği Bozukluğu, bir hastalık değildir
fakat, bir dizi öğrenim ve davranış bozukluklarını tanımlar. Duygusal ve fiziki
faktörleri içeren karmaşık bir sorundur. Dikkat etme yeteneği büyük ölçüde
duygusal faktörlerden etkilenir.

Dikkat Eksikliği'nin Belirtileri Nelerdir ?

Dikkat Eksikliği Bozukluğunun bazı belirtileri; Bir ödeve veya oyuna
çocuğun yeterli bir süre boyunca dikkatini verememesi veya konuşulanları,
özellikle uzun ve karmaşık tümceler kullanarak konuşan bir kişiyi, dikkatle
dinleyememesi Dikkat Eksikliği Bozukluğu belirtileri olabilir. Dikkat Eksikliği
Bozukluğu olan çocuklar genellikle son derece tepkiseldirler. Konuşurken veya
bir şey yaparken durup düşünmeden hareket ederler. Oyun oynarken veya grup
etkinlikleri yapılırken sıralarını beklemekten sıkılırlar. Hiperaktif olurlar,
otururken veya ayakta dururken yerlerinde rahat duramazlar, devamlı olarak kıpır
kıpır hareket ederler. Dikkat Eksikliği Bozukluğu olan çocuklar yaşıtlarıyla
olan ilişkilerinde ve okul egitimlerinde güçlük çekerler. Bu çocuklar, özellikle
yaramazlıkları yüzünden, evde ve okulda başları derde girdiğinden kendileri
hakkında olumlu duygulara sahip olamazlar.

Bu belirtiler zaman zaman bütün çocuklarda görülebilir. Bu, hiç bir zaman
unutulmamalıdır. Ancak bir çocukta belirtilerin çoğu görülüyorsa ve bu nedenle
eğitim ve öğrenimi zarar görüyorsa bir uzmana danışmak yerinde olur. Aile
Hekiminiz sizi Dikkat Eksikliği Bozukluğu'nun teşhis ve tedavisi üzerinde
uzmanlaşmış bir Çocuk Hastalıkları Uzmanı'na veya Çocuk Psikiyatrisi Uzmanına
havale edebilir.

Dikkat Eksikliği Bozukluğu Nasıl Tedavi Edilir ?

Dikkat Eksikliği Bozukluğu'nun tedavisinde belirtilerin azaltılması
için ilaç kullanılsa da tam tedavi mümkün değildir. İlaç, çocuğun davranış
bozukluklarını yok edemez, aile sorunlarını çözemez ve çocuğun daha iyi
okuyabilmesini veya matematik yapabilmesini garantileyemez. İlaç, çocuğun
dikkatini toplamasına yardım ederek derslerini yapmasına yardımcı olabilir.
Ancak anne-babanın çocuğun davranış sorunlarıyla ilgilenmeleri çok önemlidir.
Dikkat Eksikliği Bozukluğu alanında uzmanlaşmış kişilerin belirttiğine göre önce
çocuklara hareketlerini denetleme becerisi öğretilmeli bundan sonuç alınmazsa,
ilaç tedavisine başvurulmalıdır.

Dikkat Eksikliği Bozukluğu diğer öğrenme bozukluklarıyla karıştırılabilir. Bu
nedenle doğru teşhis önemlidir. Doktorunuz çocuğun okuldaki ve evdeki
davranışlardaki belirtileri denetlemelidir. Doktor, çocukta görülen davranış
bozukluklarını kışkırtan etkenlerin neler olduğunu anne-babaya sorar ve çocuğa
karşı anne-babanın nasıl tepki gösterdiğini belirler. Bütün bu önemli adımlar
atıldıktan sonra ilaç tedavisi de yapılabilir.

İlaç Kullanılacaksa ...

Çocuk ilaç kullanacaksa anne-baba doktora şu soruları yöneltmelidir:
İlaç nasıl yararlı olur ?

İlacın yararlı olduğunu nereden anlayabiliriz ?

İlacın yan etkileri var mıdır ?

İlacı kullanma süresi nedir ?

İlaç yerine başka tedavi önerilir mi ?

GuReL
08-03-07, 18:27
DİŞ SAĞLIĞI




Diş kaybının yaşlanmanın normal bir gereği olduğu söylentiden
ibarettir. Diş sağlığınıza dikkat etmek koşuluyla, 70 yaşına geldiğinizde de
ağzınızda 20 yaşındaki diş sayısı kadar dişinizin olmaması için herhangi bir
neden yoktur. Birçoğumuz diş çürümesinin dişlere zarar verdiğini bildiğimiz
halde diş eti hastalığının da diş kaybına yol açacağını bilenimiz azdır.

Diş eti hastalığı diş kiriyle başlar. Diş kiri yemek artıklarıyla bakterilerin
ürettiği yapışkan bir maddedir. Dişlerin üzerindeki diş kiri düzenli aralıklarla
temizlenmezse diş kiri diş etlerinin üzerinde birikerek diş etlerinin şişmesine
ve iltihaplanmasına neden olur. Durum devam ederse diş etlerindeki iltihap
dişleri yerinde tutan çene kemiklerine yayılır. Sonuçta dişler sallanmaya başlar
ve dökülür.

Bunu önlemek için hergün dişleri dikkatle firçalamaya vakit ayırmak ayrıca diş
ipliğiyle aralarını temizlemek gerekir. Diş ipliği dikiş dikmekte kullandığımız
ipliğe benzer. Diş ipliğini dişlerin arasına geçirerek diş fırçasının
ulaşamayacağı yerleri de temizleyebilirsiniz. Dişleri günde iki kez yumuşak ve
başı küçük bir fırçayla fırçalayın. Fırçanın kılları sertleşip bozulmaya
başlayınca yeni bir fırça alın. Dişleri yatağa yatmadan önce fırçalamak
özellikle önemlidir çünkü ağzınızdaki yemek artıkları dişlerinize ve
dişetlerinize zarar veren bakterilerin faaliyetine neden olur.

Şimdiye kadar diş ipliği kullanmadıysanız kullanmaya başlamanın zamanı geldi
demektir. Bazı kimseler diş şeritini tercih ederler. Diş ipliğini veya diş
şeritini nasıl kullanacağınızı bilmiyorsanız diş hekiminize veya eczacıya
sorabilirsiniz. Çocukları da diş ipliği kullanmaya teşvik edin. Çocukları sekiz
dokuz yaşlanndan itibaren buna alıştırmak iyidir. Başlangıçta sizin yardımınız
ve hatırlatmamz gerekebilir ama dişlerini korumak için zahmete değer. Televizyon
seyrederken bile diş ipliğiyle dişlerinizi temizleyebilirsiniz. Dişlerimizin
üzerindeki bütün diş kirini temizlediğinizden emin olmak için eczacınızdan evde
kullanabileceğiniz ve kalıntı diş kirini belirten bir eriyik satın alın. Bu
eriyikle ağzınızı çalkaladıktan sonra tükürün. Eriyik dişlerinizin üzerinde
lekeler bırakacaktır. Bunlar geride kalan diş kiridir. Fırçayla
temizleyebilirsiniz. Aynı eriyiği tablet halinde de kullanabilirsiniz. Düzenli
aralıklarla diş hekiminize gidip dişleri muayene ettirmek ve dişleri temizletmek
de sizin temizleyemediğiniz diş kirini temizler ve diş eti hastalığı varsa bunun
erkenden ortaya çıkarılmasına yardım eder.

Dişeti Hastalığı Nasıl Belli Olur ?

Belirtiler arasında dişleri fırçalarken diş etinin kanaması, diş
etlerinin renk ve biçim değiştirmesi, sürekli ağız kokusu veya ağızda acılık,
diş etlerinin geriye doğru çekilmesi, dişlerin sallanması veya duruşunu
değiştirmesi gibi belirtileri sayabiliriz. Diş eti kanamasının ilk görülen
belirtilerden olduğunu unutmayın. Bunu ihmal etmeyin, diş hekiminizi görün.
Sigara içmek ve şeker hastalığı da diş eti hastalığı riskini arttırır.

Dişeti Hastalığı Tedavi Edilebilir Mi ?

Kemikte fazla kayıp olmamak koşuluyla, diş hekimi veya diş etleri
uzmanı tedavi edebilir. Siz de evde diş temizliğine itina ederek diş kaybını
önleyebilirsiniz.

Diş eti hastalığını önlemek sadece diş kaybını önlemek bakımından önemli
değildir. Yeni araştırmalar diş eti hastalığıyla kalp hastalığı ve felç arasında
da bağlantı olduğunu göstermektedir.

Dişlerin Çürümesine Neden Olan Gıdalar Nelerdir ?

Ağzımızda bulunan bakteriler şekeri asite çevirdiklerinden şekerli
gıdalar ve meşrubat diş çürümesine neden olur. Bu nedenle gerek çocuklar gerekse
yetişkinler şeker, tatlı bisküvi, pasta ve meşrubat gibi gıdalara günlük yemek
rejiminin bir parçası olarak değil fakat arasıra ağzı tadlandırmak için alınan
gıdalar gözüyle bakmalıdırlar.

Çocuklara Yatarken Biberon Vermek Neden Sakıncalıdır ?


İçinde doğal olarak şeker bulunan ve sağlığa uygun içeceklerden olan
süt ve meyve suyu da dahil, içinde şeker bulunan bütün içecekler bakterilerin
gece dişlere hücum etmesi nedeniyle diş çürümesine neden olurlar. Diş çürümesine
neden olmayan tek içecek sudur. Bazı anne babalar gündüz çocuklarına bol bol
şekerli gıdalar yedirmezlerse veya her gece sakinleşmeleri için biberon
vermezlerse kendilerini suçlu hissederler. Oysa çocuklarına şefkat göstermek
istiyorlarsa onları çürük dişin ağrısından korumalıdırlar.

En İyi Diş Temizleme Yöntemi Nedir ?

Baş kısmı kuçük olan yumuşak bir fırça kullanın. Fırçanın kılları
dökülüp bozulmuşsa (genellikle altı haftada bir) yenileyin. Günde iki kez
fırçayı ya aşağı yukarı hareket ettirerek veya her dişin üzerinde çemherler
çizerek dişleri fırçalayın Yetişkinler içinde flor bulunan diş macunlarını
kullanmalıdır. Yedi yaşından küçük çocuklar çocuklara özel florlu diş
macunlarından kullanmalıdır. Diş aralarını temizlemek için rnumlu iplik
kullanmak da önemlidir. Mumlu iplik diş fırçasının ulaşamadığı diş aralarını
temizler. Anne babalar çocukların dişlerini süt dişleri çıkar çıkmaz temizlemeye
başlamalıdırlar. Çocukların altı yedi yaşına gelinceye kadar diş temizliği
konusunda yardıma gereksinimleri vardır.

Çocuğun Sütdişlerinin Çürümüş Olması Önemli Midir ?

Evet. Çürük dişler çok sancı yapar ve çocuğun canını acıtır. Çocuğun
süt dişleri çürüme nedeniyle vaktinden önce çıkmışsa yerine gelen dişler yanlış
yerlerden büyümeye başlarlar ve çocuğun dişlerinin çarpık kalmasına neden
olurlar.

Sararmış Dişler Nasıl Temizlenir ?

Dişlerin sararıp kararıp renk değiştirmesinin en yaygın nedenleri
arasında tütün, kahve ve çay sayılabilir. Dişleri düzenli olarak fırçalayarak
bunu önleyebilirsiniz. Ayrıca diş hekiminiz de dişlerinizi temizleyebilir.
Sigarayı bırakarak dişlerinizin sararıp renk değiştirmesini önleyebilirsiniz.
Sigara dişleri sararttığı kadar dişeti hastalığına da katkıda bulunabilir.

Kanayan Dişetleri İçin Neler Yapılabilir ?

Dişetleri iltihaplandıkları için kanarlar. Dişetlerinin
iltihaplanması sonuçta dişeti hastalığına, dişeti hastalığı da dişlerin
dökülmesine neden olur. Dişleri fırçalamaya ve mumlu iplikle özenle temizlemeye
devam edin ve diş hekiminizden diğer tavsiyeler hakkında bilgi alın. Dişeti
hastalığına neden olan ve dişetlerinin etrafında yapışkan ve görünmez bir madde
olarak biriken diş kirini önlemenin en iyi yolu dişleri düzenli olarak
fırçalamak ve mumlu iplikle temizlemektir. Gebelik süresinde de diş bakımı
önemlidir ve diş hekimine giderek kontrol yaptırmak gereklidir. Gebeyseniz diş
hekimine gittiğinizde kendisine durumu bildiriniz. Gebelik süresince röntgen
filmi çektirmekten kaçınmak önemlidir
---------------------------




DİŞLERİNİZ İÇİN ÖNERİLER




Diş sağlığınız için düzenli olarak diş hekimine gidip
dişlerinizi muayene ettirmek için harcayacağınız para sağlıklı bir yatırımdır.
Evde de diş sağlığına önem verip diş çürümesi ve dişeti hastalıkları gibi
sorunları önleyerek diş hekimi ziyaretlerini azaltmak mümkündür.

Dişlerinizi fırçalamak ve diş ipliğiyle temizlemek için daha fazla zaman
ayırırsanız sık sık dişçiye gitmenize gerek kalmaz. Diş macunuyla dişlerinizi
bir iki saniye ovmak ağzınıza ferahlık verir ama diş sağlığı sorunlarını önlemek
için bu kadar kısa bir zaman yeterli değildir. Yetişkinlerin dişlerini
kaybetmelerinin belli başlı nedeni dişetlerinin iltihaplanmasıdır. İltihaplanma
dişleri yerinde tutan çene kemiğine sıçrayınca dişler sallanmaya başlar ve
sonuçta dökülür. Dişeti iltihabına gözle görünmeyen ve yapışkan bir madde olan
dişkiri neden olur.

Dişleri dikkatle fırçalamak ve diş ipliğiyle temizlemek dişkirini temizler ve
dişkirinin içinde bulunan ve dişlerin çürümesine neden olan bakterileri yokeder.
Diş fırçasının baş tarafı yumuşak ve ufak olmahdır. Her altı haftada bir diş
firçanızı yenileyin. Dişleri fırçalarken florlu diş macununu bezelye
büyüklüğünde firçaya sürün. Dişleri sabah kahvaltıdan sonra ve akşam yatmadan
evvel fırçalayın. Dişleri her dişin üzerinde küçücük daireler çizerek veya aşağı
ve yukarı doğru ovun. Dişlerin iç kısımlarını da ovmayı unutmayın. Ayrıca hergün
fırçanın ulaşamadığı diş aralarını diş ipliğiyle temizleyin.

Dişetleriniz Kanıyor Mu ?

Dişetleriniz kanıyorsa dişetinde enfeksiyon olabilir veya dişetleri
iltihaplanma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Dişlerinizi fırçalamaya devam edin
ve diş hekiminize başvurun. Diş fırçanızı hiç kimseyle paylaşmayın. Dişleri
çürüten bakteriler kişiden kişiye bu yolla geçer.

Çocuklara dişlerini fırçalarken yardım edin. Çocuklar yedi sekiz yaşlarına
gelene kadar dişlerini fırçalarken yardım isterler. On yaşına gelene kadar diş
ipliğini kullanmalarına yardım edin. Florlu diş macununu az miktarda fırçanın
üzerine sıktıktan sonra dişlerini nasıl fırçalayacaklarını gösterin. Altı
yaşından küçük çocuklar içinde flor miktarı az olan diş macunlarından
kullanmalıdırlar. Eczanelerden alacağınız ve dişkirini gösteren tabletler
dişlerin neresinde hala dişkiri kaldığını gösterir. Dişkirini önleyici ağız
çalkalama ilaçlarını da kullanabilirsiniz ama hiçbir yöntem dikkatli
fırçalamanın ve diş ipliğiyle temizlemenin yerine geçmez.

Dişlerinizle "Dost" Beslenin...

Dişe dost gıdalardan yiyin. Yemek aralarında yenilen hafif yiyecekler
ve bazı meşrubat diş sağlığı için zararlıdır. Bunlar dişe yapışan tatlı
yiyecekler, gazozlu meşrubat, sporcuların içtiği bazı meşrubat ve hatta meyve
suyudur.

Çocukların bu gıdaları her zaman almalarının önüne geçin. Yemek aralarında
açlığı bastırmak için yenilecek ve dişler için tehlikeli olmayan gıdalar
arasında meyveler, az yağlı süt, peynir ve yoğurt gibi süt ürünleri vardır. Beş
yaşından küçük çocuklara tam yağlı süt ve süt ürünlerinden verebilirsiniz. Süt
ürünleri dişlerin çürümesini önleyen maddeleri içermektedir. Yemekler arasında
su için. Suyun içinde dişler için yararlı olan flor bulunmaktadır.

Yemeklerden sonra 20 dakika kadar şekersiz çiklet çiğnerseniz diş çürümesini
önleyebilirsiniz. Çiklet çiğnerken ağızda tükürük birikir. Tükürük diş
çürümesini önler. Çiklet çiğnemek yemekten sonra ağızda kalan yemek artıklarının
temizlenmesini sağlar ve dişkirini önler. Çikletin üzerinde "sugarfree" veya
"şekersiz" yazısının olmasına dikkat edin.

Spor Ve Dişleriniz

Spor yapıyorsanız dişlerinizi korumak için koruyucu takın. Dişin
üzerine takılan koruyucu, tamiri pahalıya mal olabilecek diş zedelenmesini
önler. Özellikle futbol ve basketbol gibi, oyuncuların birbirine çarpma
olasılığı bulunan sporları yapıyorsanız diş koruyucusu kullanmanız gerekir.
Sizin ve çocuklarınız için diş koruyucu gerekli ise diş hekiminizden tam
ağzınıza uyan bir koruyucu yapmasını rica edin. Eczaneden alınan diş koruyucular
dişlerin üzerine tam oturmayabilir.

Kaza sonucu kırılan dişi kurtarmanız mümkündür. Bunu çocuklarınıza da öğretin.
Kaza sonucu kırılan dişi nereye düştüyse bulun ve kökünden değil minesinden
tutarak sütle temizleyin. Dişi sakın sıkı sıkı temizlemeyin çünkü bütün bütün
zedelersiniz. Sütle temizledikten sonra hemen yerine takın ve diş hekimine
koşun. Dişi yuvasına yerleştiremediyseniz streç filme sarın veya küçük bir kap
içindeki süte atın ve hemen diş hekimine gidin.

Diş Çekiminden Sonra

1. Damağın iyileşmesini çabuklaştırmak için, ilk 24 saat evde
dinlenin.

2. 24 - 48 saat sigara içmeyin.

3. 4 saat ağzınızı çalkalamayın. Daha sonra bir tatlı kaşığı tuzu. 600 ml
(yaklaşık 2 su bardağı) kaynayan su ile karıştırın, soğumasını bekleyin ve
ağzınızı çalkalamak için gerekiyorsa her 4 saatte bir kullanın.

4. Kanamayı çoğaltabileceği için, 24 saat alkol almayın.

5. Sıcak birşey yeyip içmeden önce, uyuşturucu ilacın (anestetik) etkisinin
geçmesini bekleyin.

6. Hissetmediğiniz sürece, dudak veya damağınızı ısırmamak ya da çiğnememek için
dikkatli olun.

7. Aşırı kanamayı önlemek amacı ile 24 - 48 saat ağır egzersiz yapmayın.

Damakta çok kanama olursa ne yapılır.

8. Diş hekiminin verdiği ilaçlı pamuğun (tampon) ambalajını açarak diş
boşluğuna yerleştirin ve en az 15 dakika sıkıca pamuğu ısırın.

GuReL
08-03-07, 18:27
DOWN SENDROMU




9 yaşındaki Meryem mutlu, dışa dönük ve okulunu, yüzmeyi ve jimnastiği seven
bir çocuktur. Meryem'in ailesi onunla iftihar etmektedir.

Oysa dünyanın başka ülkelerinde Meryem gibi olan çocukların yaşamı Meryem'in
yaşamından çok farklıdır. Down Sendromu denilen doğuştan olma zeka geriliği
nedeniyle bu çocuklara eğitilmesi mümkün olmayan çocuklar gözüyle bakılır. Bir
çokları ailelerinden uzakta bakımevlerine kapatılırlar ve kasvet dolu bir hayat
sürerler.

Erken Girişim denilen özel bir egitim programı sayesinde Down Sendromlu çocuklar
için dopdolu ve mutlu bir yaşam sürme olanağı mevcuttur. Çocukların çoğu okula
gidebilir ve diğer çocukların sevdiği spor, dans, oyunlarda rol almak gibi
etkinliklerden yararlanırlar. Ayrıca toplumun Down Sendromlu kişilere bakış
açısında olacak olumlu değişikliklerle de bir çok işveren bu kişilere iş de
verecektir.

Erken Eğitim Kazanç Sağlayabilir Mi ?

Doktorların önerilerine göre Down Sendrom'lu çocukların mümkün olduğu
kadar kısa zamanda Erken Girişim denilen özel eğitim programına başlamaları
gerekmektedir. Özel Eğitim Programına başlayan çocukların anne babalarının
yardımıyla fizik tedaviyle ve Özel Eğitim Öğretmeni 'nin yardımıyla okul öncesi
ve okul devresindeki becerileri ve yetenekleri kazanmalarıyla erken eğitimleri
sağlanır.

Kişiler, Down Sendromlu birisinin de diğer insanlar gibi toplumun değerli bir
öğesi olabileceğini anlamaya başlamalıdır.

Down sendromu Neden Olur ?

Down Sendromu her etnik grubu etkileyen bir sorundur. Down Sendromlu
bir bebek doğurma olasılığı kadınlarda yaş ilerledikçe

artmaktadır. Örneğin 40 yaşındaki bir kadının böyle bir bebek doğurma olasılığı
yüzde birdir. Down Sendromu zeka geriliği kadar görme, konuşma ve duyma
güçlükleri gibi diğer sağlık sorunlarını da beraberinde getirebilmektedir.

Çocuğunun Down Sendromlu olduğunu öğrenen anne babanın reaksiyonu şok, üzüntü,
acı, öfke ve hayal kırıklığı olabilir. Bu durumda olan bir kimse şöyle söylüyor:
"Bebeğe her baktığımda kendi kendime soruyordum. 'Neden benim başıma geldi ?
Neden bebeğim böyle doğdu ? Nasıl dayanacağımı bilmiyordum."

Anne baba kendileriyle aynı sorunlar ve güçlüklerle karşılaşan kişilerle
konuştuklarında ferahlayabilir.

Down Sendromlu çocukların mutlu ve kendilerinden emin yetişkinler haline
gelebilmeleri için anne babaların uğraşı yetmez.. Eski tutumumuzda değişiklik
yaparak Down Sendromlu çocukları bakımevlerinin değil fakat toplumun bir parçası
olarak görmemiz ve onların da herkes gibi toplumun saygısına ve sunduğu
olanaklara hakları olduğunu kabul etmemiz gereklidir.

Yardım Alabilir Miyim ?

Çocukları özürlü doğan kişilere destek ve bilgi sağlayan Down
Sendromu Dayanışma ve Araştırma Derneği ile ilişkiye geçebilirsiniz.




DOWN SENDROMU DAYANIŞMA VE ARAŞTIRMA DERNEĞİ (312) 310
50 96 (312) 310 08 05

GuReL
08-03-07, 18:28
DOĞUM KONTROL YÖNTEMLERİ




Kadın yumurtalıkları her ay bir yumurta salar. Yumurta, eşinden gelen spermayla döllenirse kadın gebe kalır. Doğum kontrol yöntemleri gebeliği önleyebilir.

Doğum kontrol hapları

Kombine Haplar (iki hormonlu)
İçinde iki ayrı hormon bulunan bu haplar yumurtalıkların yumurta yapmasını önlerler. Kullanımı kolay olan hapların düzenli olarak alınması gereklidir. Düzenli olarak alınmak koşuluyla etki oranı %97'dir ve daha sonra gebe kalmak istiyorsanız sorun yaratmaz. Hapları kullanmanın sonucu ciddi sağlık sorunları olmamakla birlikte sigara içmek risk faktörünü artırır.

Mini Hap (tek hormonlu)
Her gün aynı saatlerde alınmazsa gebeliği önleyemez. İki hormonlu haplara oranla daha az etkili olmakla birlikte sağlık sorunları olan veya meme vermekte olan kadınlar için tavsiye edilir.

Acil durumlarda kullanılan doğum kontrol hapları
Korunmadan gerçekleştirilen bir cinsel ilişki veya cinsel ilişki sırasında kondomun yırtılması gibi hallerde bu hap alınarak gebelik önlenebilir. Korunmasız bir cinsel ilişkiden sonra 72 saat içinde alınmalıdır.

Progesteron İğnesi
Yumurtalıkların yumurta salmasını önleyen ve her 12 haftada bir iğneyle verilen bir hormondur. %99 oranında etkili olup doğum kontrol haplarını düzenli olarak almayı unutan kişiler için tavsiye edilir. Dezavantajı, adet kanamalarında düzensizlik yapmasıdır. Ayrıca gebelik istendiğinde son iğnenin üzerinden bir kaç ay geçmeden gebelik olmayabilir

Deri Altı Hormon Aşısı
Doktor tarafından kolun üst kısmına yerleştirilen küçücük bir çubuğun içindeki hormon, yumurtalıkların yumurta üretmesini engeller. %99.9 oranındaki etkisine güvenilebilir. Her üç yılda yenilenmesi gerektiği için kullanımı kolaydır. Aile Planlaması Kliniklerinde bulunur.

Bakırdan yapılmış Rahim İçi Doğum Kontrol Aleti (Spiral/RIA)
Plastik ve bakırdan yapılmış bir alettir. Doktor bunu rahim içine yerleştirir. Etkinlik oranı %98'dir ve beş ila sekiz yıl yerinde durabilir. Dezavantajı, ağır ve sancılı adet görmektir. Ayrıca, rahim içi enfeksiyonların yayılmasının alet takılmamış kişilere oranla daha kolay olduğu görülmektedir.

Hormonlu Rahim İçi Doğum Kontrol Aleti (Spiral/RIA)
Bakırdan yapılmış doğum kontrol aletine oranla daha pahalıdır fakat adet kanamalarını ağırlaştıracağına hafıfletir. Beş yıldan daha uzun bir süre kullanılabilir ve etki oranı %99'dur.

Kondom
Gerektiği biçimde kullanılırsa etkilidir. Kondom, ayrıca, AIDS hastalığına yol açan HIV gibi cinsel ilişki yoluyla bulaşan hastalıkları da önler. Her kondom ancak bir kez kullanılmalıdır.

Erkekler için kondom
Erkeklerin kullandığı kondom, sertleşmiş penisin üzerine geçirilen ve spermanın vajinaya girmesini engelleyen lastik bir kılıftır. Yırtılmasını önlemek için vazelin yerine yapısı su olan bir krem kullanın.
Kadınlar için kondom
Spermanın vajinaya girmesini önleyen vajina içi bir kondomdur.

Diyafram ve başlık
Yumuşak lastikten yapılırlar ve vajina içine takılarak rahim ağzını örterler ve spermanın rahme girmesini önlerler. Cinsel ilişkiden 24 saat önce takılır ve cinsel ilişkiden altı saat sonra çıkarılır. Diğer doğum kontrol yöntemlerinin bir çoğu kadar etkili olmamakla birlikte, yan etki ve sağlık açısından zararı yoktur.

Sterilizasyon
Gebeliği tamamen önlemek için hem erkekler hem de kadınlar ameliyat olabilirler. Ameliyat erkekler için daha kolaydır. Bu yöntem artık istediği sayıda çocuğu olan kişiler için tavsiye edilir.

GuReL
08-03-07, 18:32
DİABET/ŞEKER HASTALIĞI


Diabet Nedir?


Diabet, pankreas bezinden salınan insülinin eksikliği ya da görevini yapamamasına bağlı kandaki şekerin sürekli yükselmesi, müzmin, sinsi,
geç kalınırsa dönüşümsüz komplikasyonlarla seyreden, yaşam boyu sürüp yaşam kalitesini bozan, maliyeti yüksek, sürekli eğitimi gerektiren, soya çeken bir
sendromdur.

İnsülin yiyeceklerimizden aldığımız karbonhidratlar (şeker üreten unsurlar), kanda glukoza dönüşür. Hücrelerin
enerji kaynağı olan glükoz insülin aracılığı ile hücre içine girer. Eğer insülin yoksa, azsa ya da görevini yapamıyorsa glukoz hücreye giremez ve kanda kalarak
kandaki şeker seviyesini yükseltir. Aç karnına kan şekeri % 126-140 mg birkaç kez değişik zamanlarda aşan insanlara şeker tanısı konur. Kandaki şeker %
180 mg ı aşarsa idrarda şeker bulunur.

Esas olarak Tip 1 ve Tip 2 olmak üzere iki tür diyabet vardır:
Tip 1 diyabet, çocuklarda ve gençlerde daha sık görülür. Tip 1 diyabetlilerin vücutlarında yeterli insülin
yoktur, çünkü insülin salgılayan pankreas bezinin adacık (beta) hücrelerinde bozukluk vardır. Tip 2 diyabet, ileri yaşlarda ve şişmanlarda daha
sık görülür. Bunlarda insülin yetersizliğinden daha çok, insülinin hücreler üzerinde gerekli etkiyi gösterememesi söz konusudur yani insülinin varlığına
rağmen insüline direnç vardır.


Tip 1 Diabet

Tip 1 Diyabet Nasıl Meydana Gelir? Günümüzdeki bilgiler, Tip 1 diyabetin genetik yatkınlığı
olan kişilerde çevresel bir faktörün etkisiyle başladığını göstermektedir. Vücut insülin üreten kendi adacık hücrelerini düşman olarak görmekte ve onları yok
etmeye uğraşmaktadır. Bu tür hastalıklara otoimmün hastalık denmektedir. Bağışıklık sistemi bozukluğu hastalığıdır. Dünyada her yıl 100.000 çocuktan 10-40 tanesinde Tip 1
diyabet gelişmektedir. En sık Finlandiya'da görülmektedir. Şu andaki bilgilere göre, bir çocukta Tip 1 diyabet gelişmesini önlemek ve diyabeti tam olarak
iyileştirmek mümkün değildir.

Bununla birlikte diyabetin kesin ve kalıcı tedavisi için çok yoğun çalışmalar sürdürülmektedir. ( Adacık hücre nakli, immün sistemi
süprese eden ilaçlar)

Belirtileri:
Ani kilo kaybı
Anormal ağız kuruluğu ve su içme
Sık idrara çıkma
Halsizlik ve aşırı yorgunluk
Sürekli açlık hissi
Görme keskinliğinde azalma, bulanık görme
Tekrarlayan enfeksiyonlar
Çocuklarda gece yatağını ıslatma
Uykuya meyil

Tip 1 Diyabet Tedavisinin İlkeleri:


Tip 1 diyabet tedavisi esas olarak vücut tarafından üretilemeyen insülin hormonunun yeterli miktarda ve uygun zamanda
yerine konmasına dayanmaktadır.Beslenme planlanması, egzersiz, sevgi, bilgi ve kendi kendine bakım tedavinin diğer yönlerini oluşturur.
Her Diyabetli; Diyabet tedavisi konusunda kendi ustalığını geliştirmeli, Ortalama bir doktordan daha çok bilgi sahibi
olmalı, Diyabeti kabullenmeyi ve onunla yaşamayı öğrenmelidir.

Tip 2 Diabet

En
sık görülen diabet formudur. Tüm diabetiklerin % 90'ını oluşturur. İnsülinle kontrol edilmeleri şart değildir. Oluşumunda iki faktör rol oynar. Genetik
yatkınlık ve çevre faktörlerinin etkisiyle ya insülin salınımı bozulur ya da insülinin kullanımında bir sorun vardır. Diyet + programlanmış egzersizle ya da
bunlara ağızdan şeker düşürücü hapların ilavesiyle kontrol altına alınır.

Gençlerde görülme oranları son yıllarda giderek artmaktadır.
Tip 2 diabetin başlangıcı yavaştır. İnsanların % 30-40'ında hiç belirtisi bulunmaz. Bu nedenle tanısı zordur. Bu ara dönem 7-10 yıl
olabilir. Bu dönemde diabetin yaptığı hasarlar başlamış, hatta ilerlemiş olabilir.


Tip 2 diabetin belirtileri Tip 1 diabete benzer. Risk faktörleri:

Oturgan hayat
Ailede diabet öyküsü
Sık gebelik ve iri bebek doğurma
Gebelikte diabet öyküsü
Etnik yapı, asya-Afrika vs. kökenli olma
Stres
-----------------



DİABET/ŞEKER HASTALIĞI


Sayfa: 2/7



Diabet Tedavisinin Amaçları

Çok su içme, çok ve gece idrar yapma, halsizlik gibi günlük yaşamda rahatsızlık yaratan bulguların önlenmesi,
Diyabetik ketoasidoz ismi verilen diyabet komasının önlenmesi,
Şişmanlığa neden olmadan büyüme ve ergenlik gelişiminin sağlanması,
Kan şekeri düşüklüğü (hipoglisemi) ataklarının önlenmesi, sayısının ve şiddetinin azaltılması,
Okul ve spor gibi normal yaşam aktivitelerinin ve ruhsal iyilik halinin sürdürülmesi,
İş sahibi olunması ve evlenerek aile yaşamı kurulması,
Uzun dönemli diyabet komplikasyonlarının önlenmesi.

Diabetik Ketoasidoz Koması

Daha çok, insüline bağımlı diyabet hastalarında gelişir. Burada en önemli faktör insülin eksikliğidir. İnsülin eksikliğinde glikoz hücre
içine giremez ve enerji kaynağı olarak kullanılamaz. Vücuda gereken enerji yağlardan elde edilir ve keton cisimleri oluşur. Bunun sonucunda vücudumuzda
keton üretimi artar ve ketonlar "zehir" etkisi yaparlar. Hastanın bilinci bozulur ve tedavi edilmezse koma tablosu gelişir.


Keton birikimine bağlı kusma, bulantı, yorgunluk, karın ağrısı, zor ve hızlı nefes alma, nefeste aseton kokusu, bilinç bozukluklarıve
diyabet koması gibi bulgular görülür. Bu bulgular hemen hekime başvurmayı gerektirir.


Hipoglisemi (Düşük kan şekeri)

Düşük kan şekeri en uygun koşullarda bile beklenmedik bir anda karşımıza çıkabilmekte, hastaların yaşam kalitesini bozmakta, günlük yaşamı
olumsuz etkilemekte, hastanın motivasyonunu azaltmakta, çok seyrek bile olsa hastanın yaşamını tehdit edebilmektedir. Kan şekeri düşüklüğü, insülin,
sülfoniüreler, meglitinidler gibi dolaşımdaki insülin düzeylerini artıran tedavi biçimleriyle görülmektedir. İnsülinle oluşan hipoglisemiler daha sık görülmekle
beraber kısa süreli ve kolay tedavi edilebilir niteliktedir. Buna karşın ağızdan alınan ilaçlarla görülen hipoglisemiler daha uzun süreli ve tedaviye
dirençlidir. Bu nedenle ilaç hipoglisemilerinde hastaların hastanade izlenmesi gereklidir.


Diabetik hastalar için önemli bir problem olan hipoglisemi, yaşlı diabetiklerde daha büyük sorunlara yol açabilmektedir. Vücudun,
hipoglisemi ortaya çıktığında kendini savunma mekanizmaları vardır. Bunlar insülin karşıtı yaşam kurtarıcı rol oynarlar. Bu hormonlar sayesinde özellikle
genç hastalarda hipoglisemiden fazla korkmadan normale yakın kan şekeri değerleri hedeflenir ve bu insanlar diabetin uzun süreli komplikasyonlarından
korunabilirler. Hipoglisemi ortaya çıktığında insülin karşıtı etki yaparak şekeri yükselten hormonlar, adrenalin (epinefrin), glukagon, büyüme hormonu ve
glukokortikoidlerdir (kortizon). Bu yaşamsal savunma mekanizmaları özellikle yaşlı hastalarda bazı olumsuz etkilere yol açabilir.


İnsanlar yaşlandıkça önemli organları besleyen damarlarda, örneğin kalpteki koroner arterlerde veya beyin damarlarında ateroskleroz veya
damar sertliği denen daralma ve sertleşmeler meydana gelir. Diabetlilerde damar sertliği daha yaygın ve şiddetlidir. Bu nedenle yaşlandıkça kalp krizi, felç
gibi damarsal hastalıkların sıklığı artar. Diabetik insanlarda aynı yaştaki diabetli olmayan insanlara oranla bunların görülme sıklığı daha da fazladır.


Hipoglisemi meydana geldiğinde ilk oluşan savunma mekanizmalarından biri böbrek üstü bezinden adrenalin salgılanmasıdır.
Adrenalinin kan şekerini yükseltici etkisi yanında kan basıncını yükseltici, kalp hızını artırıcı ve bazı damarlarda daraltıcı etkisi vardır. Zaten
damarlarında daralma ve sertleşmeler olan yaşlı bir diabetlide bu etki, sınırda beslenmesi olan kalp veya beyinde iskemi denen beslenme bozukluğuna yol açıp,
miyokard infarktüsü veya felçlere sebep olabilir.


Bu nedenle yaşlı diabetliler tedavi edilirken hipoglisemiden gençlere oranla daha fazla korkulur. Yaşlıların tedavi hedefleri
belirlenirken hipoglisemilere yol açmamak için daha esnek davranılır. İnsülinle oluşan hipoglisemiler, ağızdan alınan ilaçlara oranla daha kısa süreli ve kolay
tedavi edilebilir nitelikte olduğu için yaşlı hastalarda hap yerine insülin tercih edilmelidir.



Düşük kan şekerinin nedeni nedir?

Kan şekerinin azalmasına en çok yol açan nedenler
şunlardır?

Çok fazla insulin veya şeker düşürücü ilaçlar almak
Yemekleri veya ara öğünleri yanlış zamanlarda yemek, kaçırmak veya bitirmemek
Her zamankinden daha fazla egzersiz yapmak
Alkol alınması
Kadınlarda mensturasyon (adet kanaması) başlaması
Yeni insulin şişesinin kullanılması
İnsülin enjeksiyon yerinin değiştirilmesi
Sindirim güçlüğü ve mide boşalmasının gecikmesi


Düşük kan şekerinin belirtileri:

Sinirlilik
Titreme
Yorgunluk
Terleme
Açlık hissi
Baş ağrısı
Bulanık görme
Çarpıntı hissi
Dikkat dağılması


Düşük kan şekeri nasıl tedavi edilir?


Kan şekerinizin aşırı düştüğünden şüphe ediryorsanız, kan şekerinizi ölçün. Bulduğunuz değer 70 mg/dl'den (veya doktorunuzun sizing için
belirlemiş olduğu değerden) daha düşükse, kan şekeri düzeyini yükseltmek için hemen şekerli bir şeyler yemeniz gerekir.
Şeker, kandaki şeker düzeyinizi diğer besinlere kıyasla daha çabuk yükseltir.
Eğer kan şekeri düzeyinizin düşmüş olabileceğinden şüphe ediyor, ancak ölçüm yapamıyorsanız şeker içeren birşeyler yiyin. Şüpheli bir
durumda kan şekerini çok düşük düzeylerde bırakmaktansa, biraz fazla şekerli besin yemek daha güvenlidir.


Bazı şekerli besinler:


Küçük kesme şeker ( 2-3 adet suda eritilmiş)
Toz şeker ( 2 tatlı kaşığı suda eritilmiş)
Meyve suyu ( 1 çay bardağı)
Kuru üzüm
Kurabiye


Sık sık hipoglisemi meydan geliyorsa ve yukarıdaki önlemlere rağmen kan şekeri düzeyiniz yükselmiyorsa, doktorunuza, hemşirenize
veya diabet eğiticinize haber verin.

Uzun dönemli diyabet komplikasyonlarının önlenmesi

Kan şeker düzeylerinin normal sınırlara yakın tutulması, söz konusu komplikasyonların zararlı etkilerini azaltabilir ve önleyebilir.
Sigara içmemek, tansiyonu ve kan yağlarını normal değerlerde tutmak, belirli bir egzersiz programının uygulanması ve doğru beslenme planı riski azaltan güçlü
önlemlerdir.


Diabet ve Komplikasyonları


Diabetik Nöropati


Diabetik nöropati, diabet komplikasyonları içinde en sık rastlanan komplikasyonlardan biridir.
Hastanın yaşı ve diabetin süresi ile yakın ilişkisi gözlenmiştir. Kan şekeri yüksek olduğunda sinir hücreleri şişer. Şişen sinir
hücreleri zamanla vücuttaki organlara sinyaller taşımak gibi temel görevlerini yerine getiremez olurlar.


Nöropati görünüm itibariyle şeker hastalığının ilk tanısındaki metabolik düzensizlik döneminde vücutta dolaşan ağrı, batma, uyuşma,
yanma hissiyle ortaya çıkıp, regülasyonun temini ile kaybolan geçici nöropati tipi yanında, sessiz, sinsi başlayan, giderek ağırlaşan ağrı, yanma, iğnelenme,
keçelenme ve batma hissiyle tedaviye (regülasyon) rağmen çözümlenemeyen, çok değişik araz ve klinik tablolarla seyredip her çeşit nöropatiyi taklit eden
kalıcı tip olarak iki değişik şekilde gözlenmektedir.

Nöropatiye ait belirtiler hem çevre sinirlerinde, hem de otonom sinir sisteminde ortaya çıkabilir: En önemli özelliği de diabetik
nöropatiye özgü belirti ya da belirti kompleksine rastlanmamasıdır.

Sadece beyin-omurilik sıvısında protein artması yegane spesifik bulgusudur. Diabetik ayak ampütasyonlarının nedenlerinden % 60 oranında
sorumludur. Diabetik nöropati sinir sistemini tek taraflı veya kombine şekilde alakadar eder.

Başlangıçta sessiz ve belirtisizdir. Genellikle diabet süresi ve ayarıyla paralel giden bir artışla ortaya çıkar. Ortaya çıkış belirtileri genellikle
diabetin damarsal komplikasyonlarının belirtilerini de içerdiği için klinik olarak hastalarda bu bulguları, tanıda ayırmak zorlaşabilir. Bu yönden
hastaların tip 1 veya tip 2 oluşuna göre ayrım yapmak gerekir.


Nöropatiden korunmada genel ilke metabolik kontrolün Tablodaki gibi düzenli olması ilk ve önemli ön şarttır.




Burada kan şekeri ve HbA1c'nin ideal normal sınırlar içinde tutulması bütün güçlüklere rağmen şarttır.

Küçük damar arızalarını (Hipoksiyi) önlemek için sigaradan kaçınmak ve hipertansiyonun önlenmesi gerekmektedir.

İnsülin direncinin doğurduğu kandaki yüksek insülin seviyesinden (hiperinsülinemiden) uzak durulmalıdır.


Diabetik Nöropati Tedavisi

Tedavinin 1. Şartı diabetin ayarlanması, 2. Şartı ise diabetik nöropatiye neden olan patolojik mekanizmaların önlenmesidir.

Ayrıca, diabetik nöropatinin en mühim bulgusu olan ağrı ile mücadele ve bu sahada basit analjezikler, antidepresanlar, antikomvülzif ilaçları lokal
anestezikler bu grupta kullanılan ilaçlar olarak söylenebilir.

Sonuç olarak, diabetik nöropati şeker hastalrının % 90'ında ortaya çıkan ve hastayı çok uğraştıran bir komplikasyon olduğu için ne kadar erken tanı konursa
hastaya yöneltilecek tedaviden o derece fayda sağlanmış olur.

Nöropatiye bağlı olarak gelişen fonksiyon bozuklukları:

Diabet ve Seksüel İşlev Bozukluğu
Karpal Tünel Sendromu
Nöropati ve ayaklarımız
Diabet ve ağrı
__________________




DİABET/ŞEKER HASTALIĞI


Sayfa: 3/7




Diabet ve Seksüel İşlev Bozukluğu


Seksüel işlev bozukluğu her iki cinste de şeker hastalarında görülebilmektedir.

Kadınlarda orgazm bozukluğu, cinsel ilişki sırasında vajenin ıslanmamasına bağlı ağrılı ilişki (disparanoya) en bilinen işlev bozukluğu rahatsızlığıdır.
Erkeklerde ise diabetik nöropatiye bağlı görülen en önemli seksüel işlev bozukluğu penisin sertleşme kusurudur (Bakınız impotans). Şeker hastalığı
sertleşme kusuru gelişmesi açısından erkekler arasında yüksek risk faktörüdür. Erkek şeker hastalrının hemen yarısında bu sorun vardır.


Ayrıca yine diabetiklerde görülen diğer seksüel işlev bozukluğu ise erken boşalma (ejaklasyo prekoks) sorunudur, bu sorunla gelen
diabetik hasta oldukça fazladır. Erken boşalma tanımlaması için belli süre vermek doğru değildir. Her iki partnerin cinsel ilişki sırasında tatminkar bir
ilişkide bulunması yeterli süre olarak kabul edilmektedir. Ama eğer orgazma ulaşılamıyorsa, erkek diama neredeyse ilişkiye başlamadan veya ilişkinin hemen
başında boşalıyorsa ve partnerini tatmin edemiyorsa, bu bir sorundur ve tedavi edilmelidir. Bir başka seksüel işlev bozukluğu erkek parnerde orgazma ulaşma
veya çok gecikmiş olarak orgazma ulaşma da olabilir, bu durumda bayan partnerin orgazm sonrası vajinal salgısının azalmasına bağlı olarak kuruluk olması ve
cinsel ilişkinin kadın için ağrılı ve sıkıcı olmasına neden olur.

Diabet
ve İmpotans

Sertleşme kusuru, erektil disfonksiyon, iktidarsızlık ve impotans aynı anlamda kullanılan terimlerdir. Bir erkeğin cinsel istek duyup ve
cinsel uyarılmasına karşın penisinin cinsel ilişkiye yetecek ve sürdürecek düzeyde olmama hali, sertleşme kusuru olarak kabul edilir.


Bu durumunda bir süre, örneğin üç ay gibi devam etmesi durumunda hastanın hekime başvurması ve sertleşme bozukluğunun nedeninin
araştırılması uygun olur. Bu sorun aslında toplumda sanıldığından sıktır, şeker hastası olsun olmasın 40 yaşın üzerinde görülme sıklığı artmaktadır. Şeker
hastalığı, sertleşme bozukluğuna kendisi değil, neden olduğu komplikasyonlar sonucu yol açar.

Şeker hastalığı bilindiği gibi sinir sisteminde hasara neden olabilmektedir. Beyinde oluşan seksüel dürtülerin penise ulaşması ve ereksiyona (sertleşmeye)
yol açabilmesi için kusursuz çalışan sinir iletisi gerekmektedir. Şeker hastalığına bağlı oluşan nöropatilerden penis de etkilenebilmektedir. Şeker
hastalığının yol açtığı bir başka sistemik bozukluk, damar yapılarındaki bozukluktur. Damar yapısı (vasküler yapı) sertleşme için kanı penise taşıyan
sistemdir. Penisin sertleşmesi için, penis yapısındaki sertleşen yapıların içine kan doldurulup sıkıştırılması gerekir. Damarsal yapının şeker hastalığı sonucu
bozulmasıyla (vaskülopati) yeterli kan penise gelemediği için ereksiyon bozukluğu ortaya çıkabilir.

Şeker hastalığı, penisin yapısını oluşturan düz adele ve endotel hücrelerini de bozabilir. Bu bozukluklar da başlıbaşına sertleşme bozukluğu nedenidir. Ayrıca
şeker hastalığı endokrin bozukluğa da yol açarak hormonal nedenli sertleşme kusuru yapabilir. Ayrıca sertleşme sorununun şeker hastası erkeklerde sık
olduğunun bilinmesi de psikolojik nedenli sertleşme kusuru yapabilir.



Sertleşme kusuru yakınması ile hekime başvuran bir hastayı nasıl bir muayene ve tetkikler beklemektedir?


Her
hastalıkta olduğu gibi hekim ile hastanın ilk görüşmesi çok önemlidir ve yeterli zaman ayrılarak yapılan ilk görüşme bir çok soruyu baştan çözmeye yetmektedir.
Eğer ilk görüşmede sertleşme sorununun sebebi psikojenik kökenli görünürse - ki tüm sertleşme sorunu olan hastaların yaklaşık % 20'sinde böyledir- psikolog ve
psikiyatrist yardımıyla tedaviye devam edilmesi uygun olur.

Eğer sertleşme sorunu daha çok organik nedenlere bağlı duruyorsa bu sefer bazı kan tetkikleri ile birlikte muayeneyi takiben penisin
damar yapısını incelemeye yönelik tetkikler yapılır. Bunun için insülin kullanan şeker hastalarının yakından tanıdığı insülin iğnesi ile penis içine ilaç vererek
test yapılır, gerekirse aynı anda penis damarlarının Doppler ultrasonografi aleti ile görüntülenmesi de mümkün olur. Bazen organik veya psikojenik neden
ayırt edilmesinde güçlük çekilirse hastanın penisine transistörlü radyo büyüklüğünde bir alet bağlanarak yatırılır ve gece uykuda kayıtlar yapılır.
Bütün bu tetkikler ile bilgi sağlanamaz ise penisin damarlarının anjiosu ve filmi çekilebilir.


Etkili ve başarılı tedavi için doğru tanı şarttır. Doğru tanı konulduktan sonra tedaviye başlanmalıdır. Bilinmelidir ki en hafifinden en
ağır sertleşme kusuruna kadar tüm hastaların mutlaka tedavisi vardır. Son yıllarda ağızdan alınan ilaçların da bulunması, hastaları daha da
rahatlatmıştır. Hekim kontrolünde, kullanılmasında sakınca olmayan hastaların kullandığı sildenafil sitrat, etkin bir tedavi sağlamaktadır. Fakat
unutulmamalıdırki bu da diğer ilaçlar gibi her hastada etkili olmamaktadır. Bu ilaç etkisiz kalırsa "hastaların kendilerine öğretilmesiyle" insülin uygulaması
gibi cinsel ilişki öncesi penise uygulanan iğne ile de sertleşme sağlanabilmektedir. Bunu istemeyen hastalara vakum aleti, idrar yolu içine ilaç
sıkılması gibi yöntemler denenebilir. Tüm bu yollar sonuç vermez ise ameliyat en son çare olarak kullanılabilir.


Sertleşme kusuru ile birlikte olabilen ve yine şeker hastalarında sık görülebilen bir hastalık da "Peyronié hastalığı"dır. Bu
hastalık penis sertleşmeye başladığında peniste eğrilme/bükülme, ağrı olabilmektedir. Bir süre sonra Peyronié hastalarında da sertleşme kusuru ortaya
çıkabilmektedir. Penis eğrilmesi aşağı, yukarı ve yan taraflara doğru her yana olabilmektedir. Bu hastalarda ilk önce ilaç tedavisi denenir ve yanıt vermez ise
cerrahi yolla eğrilik düzeltilir.



Karpal Tünel Sendromu


Karpal tünel sendromu, 'tuzak nöropatileri" olarak adlandırdığımız sinir sıkışmaları içinde en sık görülenidir. Son yıllarda
özellikle sanayileşmiş ülkelerde yoğun araştırma konusu olmuştur. Sendromun ana nedeni, normalde oldukça dar olan el bileği kanalının (bu kanalın içinden
parmakları hareket ettiren kirişler, median ve ulnar sinir gibi parmaklarımızın duyusunu sağlayan sinirler geçer) içindeki dokuların şişmesi veya kirişlerin
iltihabı sonucu daha da daralması ve içinden geçen sinirleri sıkıştırmasıdır. Bir çok hastalığa eşlik edebilir. En sık görülenleri romatoid artrit, hamilelik,
dializ gerektiren böbrek yetmezliği ve diabettir. Bazen de nedeni belirsiz olarak kalır.


Klinik belirtiler

Kanalın içinden geçen radyal sinir, elin ilk üç parmağının ve dördüncü parmağın yarısının duyusunu sağlar. Bu yüzden bu hastalıkta en
önemli yakınma nedeni elin ilk üç buçuk parmağında uyuşukluk, yanma ve karıncalanma hissidir. Bazen uyuşukluk bölgesi bu parmak alanına lokalize
edilemez ve bu yakınmalar bütün elde olur. Zaman zaman da yakınmalar elle sınırlı kalmaz ve yukarılara doğru, dirseği de içine alacak şekilde yayılır.
Geceleri eldeki bu bulgularla uyanmak, eli nereye koyacağını bilememek, yataktan sarkıtmak, eli sallamak, hastaların çok yakındığı bulgulardandır. Elin
fleksiyonu ve ekstansiyonu olarak adlandırdığımız öne ve arkaya hareketler bu bulguları şiddetlendirir. Bu pozisyonlara en çok kitap ve gazete okurken, araba
kullanırken (direksiyon simidini tutarken), mutfakta bıçak kullanırken girilir ve bu işler hastanın yakınmalarını artırır. Bazı hastalar ise ellerinde herhangi
bir şey tutamadıklarından ve sık sık düşürdüklerinden şikayet ederler.

Tanı

Hekime tanıda en çok yardımcı olan unsurlar hastalığın hikayesi, fizik muayene bulguları ve bazen elektrofizyolojik çalışmalar ve
görünteleme yöntemleridir. En sık fizik muayene bulgusunu, el bileğine vurulduğu zaman parmaklara doğru yayılan uyuşukluk olarak tanımlanabilecek Tinnel
belirtisi oluşturur.

En sık başvurulan tanı yöntemlerinden biri elektromiyografi (EMG) dir. Bu yöntemde el sinirlerine küçük iğneler batırılır ve karpal tünel
boyunca sinirlerin ileti hızı ölçülür. Sinir ileti hızlarında azalma ve latens olarak adlandırdığımız fazda uzama, karpal tünel sendromunu düşündürür.

Çok sık olmamakla birlikte görünteleme yöntemleri de bize bilgi verir. El MR'ı (magnetik rezonans) karpal tünel anatomisi hakkında bizi aydınlatabilir ama
vakaların büyük çoğunluğunda bu yönteme başvurulmasına gerek yoktur.

Tedavi

Atel kullanımı: En kolay ve ucuz tedavi yöntemidir. El bileği hareketleri en önemli semptom nedeni olduğu için, atelle haraketlerin
kısıtlanması hastanın yakınmalarına genellikle iyi gelir. Özellikle atelin geceleri kullanılması ve dirseği nötral pozisyonda tutması önemlidir. Çünkü uyku
sırasında el bileği sıklıkla fleksiyon pozisyonunda tutulur ve bu pozisyon şikayetleri artırır. Yakınmaların yeni başlayan hastalarda atelleme yeterli
olabilir ve başka bir tedavi yöntemi gerekmeyebilir.

Lokal kortizon enjeksiyonu: Hastalığı kısa süreli olanlarda uygulanabilecek diğer bir tedavi yöntemidir. Bu tedaviye en iyi yanıtı
bir yıldan daha az süreli yakınması olanlar ve elinde sinirlerin tam harabiyeti anlamına gelen kas erimesi görülmeyenler verir. Tünelin içine bir hekim
tarafından bir insülin enjektörü ile kortizon enjeksiyonu uygulanır. Enjeksiyon yanıt alınamaması durumunda birkaç kez tekrarlanır ama çok sık tekrarlanmaması
gerektiği akıldan çıkartılmamalıdır.

Ağızdan ilaç tedavisi: Karpal tünel sendromuna yol açan olay iltihabi bir durumdan kaynaklanıyorsa ağızdan iltihap gidericiler
verilebilir ancak çoğunlukla bu tür ilaçların kullanımı yarar sağlamaz.

Cerrahi: Karpal tüneli çepeçevre saran ve 'transvers
karpal ligaman' olarak adlandırılan dokuyu cerrahi olarak serbestleştirmek, karpal tünelin kesin çözümünü oluşturur. Atel kullanımına ve lokal enjeksiyona
yanıtın alınamadığı durumlarda, ileri sinir harabiyeti gözlendiğinde ve elde kas erimesi mevcut olduğunda kullanılması gereken tedavi yöntemidir.
---------------------------




DİABET/ŞEKER HASTALIĞI


Sayfa: 4/7





Nöropati ve ayaklarımız

Diabetlilerde
ayak ülserleri çok ciddi bir sorundur. Her 100 diabetliden 20'si yaşam boyunca en az bir kez, ciddi ayak ülseriyle karşı karşıya kalmakta ve bunların hiç de
azımsanmayacak bir oranı bu ülserler nedeniyle parmak ya da ayaklarını kaybetmektedirler. Diabetik ayak ülserinde sorumlu en önemli faktör diabetik
nöropatidir. Bir diğer faktör ise dolaşım bozukluğu ve damar tıkanıklıklarıdır. Eğer sinir uçlarında diabete bağlı bir hasar, yani diabetik nöropati ortaya
çıkarsa, ayaklarda his kusurları başlar. Başlangıçta yanma, üşüme, diken batmaları, karıncalanmalar, ağrılar şeklinde başlayan yakınmalar giderek yerini
his kaybına bırakır. Hissetmeyen bir ayak, dar ayakkabının içinde, sıcak bir kumda, sıcak suda, kaloriferin üzerinde veya yalınayak yürürken büyük tehlike
altındadır. Sıcağı, ağrıyı hissetmeyen ayaklar kolayca yaralanır ve ülserler meydana gelir. Ülser kısa zamanda mikroplanır ve daha ciddi ayak sorunları
karşımıza çıkar.

Nöropatide ayrıca ayak ve bacak kaslarınca zayıflamalar, tendonlarda gerilmeler, eklemlerde sertleşmeler ortaya çıkar. Ayakların uzun
kemiklerinin parmaklarla eklemleşen uçları belirginleşir. Ayaktaki bu şekil bozuklukları bası gören yeni noktalar ortaya çıkar. Bu bölgeler nasır oluşumu
açısından riskli yerlerdir.

Nöropati, otonom sinir sistemini de etkiler. Otonom nöropati ayak damarlarının refleks çalışmasını bozar. Normalde ayağa kalkınca
bacak damarlarında refleks bir daralma meydana gelerek, kanın, beyin ve kalp gibi hayati önemi olan organlara yönelmesini sağlar.


Diabetlilerde sinir sisteminde oluşan hasar bu refleks daralmanın kaybına yol açar. Sonuçta, ayak atar ve toplardamarlarında sürekli
bir gölgelenme oluşur. Ayaklar sıcaktır, ayak sırtında toplardamarlar belirgindir ve çok çabuk şişer. Bu durum kemikleri de etkiler ve sürekli bir
yıkım faaliyete başlar. İncelen zayıflayan kemiklerde gözle görülmeyen kırıklar oluşur ve bu kırıklar yeni kemik dokusu ile iyileşir. Ancak zaman içirisinde
kemiklerin şekilleri bozulur, ayakta deformiteler ortaya çıkar. Charcot ayağı olarak adlandırdığımız bu durumun ampütasyon riski çok yüksektir. Şekli bozulan
ayağın ağırlığını taşıyan bölgeleri değişir. Yük binen bu yeni bölgeler ağırlık taşımaya uygun bir anatomik yapıya sahip olmadığı için nasırlar, su toplamaları
ortaya çıkar. Nasırlar ülser açısından büyük tehlikedir. Nasır son derece sert bir dokudur ve altındaki sağlam ayak dokusuna sürekli bası yaparak yaralar
oluşturur. Nasır tabakasının altında oluşan yaralar uzun süre gizli kalır ve iltihaplanması çok kolaydır. Nasırı görmeyen diabetliler çoğu zaman ciddi
enfeksiyonlu bir ayakla karşımıza çıkarlar. İltihap kemik dokusuna kadar yayılabilir.

Nöropatinin yol açacağı ayak sorunlarından korunmak için neler yapmalıyız?

Nöropatinin
önlenmesinin tek yolu çok iyi bir şeker kontrolünün sağlanması ve bunun yaşam boyu sürdürülmesidir. Eğer nöropati ortaya çıkmış ve ayaklarımızda his kusurları
başlamışsa, gözlerimiz ve ellerimiz kaybolan ağrı duygusunun yerine geçmelidir. Her akşam ayaklar iyice muayene edilmeli, en ufak bir renk değişikliği, deri
lezyonu veya yaralanmanın varlığında hemen bir diabet hekimine başvurulmalıdır.

Ayaktaki şekil bozukluklarının düzelmesi mümkün değildir. Ancak uygun ayakkabıların giyilmesi ve iyi bir ayak bakımı ile yaraların önüne
geçilebilir. Ayakkabı seçimi çok önemlidir. En doğrusu ayağın yeni bası noktalarının saptanması ve ona uygun tabanlık ve ayakkabı yapılmasıdır. Ancak bu
olanakların kısıtlı olduğu koşullarda yumuşak ve hava tabanlı spor ayakkabıların giyilmesi de ülserin gelişimini önleyebilir. Sivri burunlu, sert tabanlı, dar
ayakkabılar asla kullanılmamalıdır. Ayakkabılarınız yumuşak deriden ve kapalı olmalıdır.


Ayakların ağrıyı hissetmediği unutulmamalıdır. Tırnaklar kesilirken çok dikkat edilmelidir. Tırnaklar düz kesilmeli, makasın ucu sivri
olmamalı, pedikür yapılmamalıdır. Tırnak batmalarının tedavisi cerrah tarafından yapılmalıdır. Ayaklar her akşam ılık su ve sabun ile yıkamalı, iyice kurulanıp
pamuklu çorap giyilmelidir. Ayakların yıkandığı suyun sıcaklığı kontrol edilmelidir. Sıcak sudan uzak durulmalıdır. Evde yalınayak dolaşmamalı, burnu
kapalı terlik kullanılmalıdır. Parmak aralarındaki çatlaklardan kolayca mikrop girebilir. Bu nedenle mantar varsa hemen bir hekime başvurulmalıdır. Eğer
ayaklarda nasır oluşmuşsa, diabetik ayak polikliniğine başvurulmalı ve özel cihazlarla nasır temizliği yapılmalıdır. Ayak polikliniklerinde nasırları
düzenli temizlenen ayaklarda, oluşma riski olan her iki ülserden birini önlemek mümkündür. Nasırlar bıçak, jilet, makas yardımı ile kesilmemeli, asla nasır
ilacı kullanılmamalıdır.

GuReL
08-03-07, 18:34
DİABET/ŞEKER HASTALIĞI


Sayfa: 5/7


Diabet ve ağrı

Diabetiklerde değişik mekanizmalarla ağrılı durumlar gelişebilir. Bunların zemininde çoğunlukla bir nöropati yani çevresel sinirlerin
diabete bağlı olarak zedelenmesi yatar. Diabetin sebep olduğu nöropati tek bir hastalıktan ibaret değildir ve bu da çok değişik vücut bölgelerinde ve değişik
özelliklerde ağrılı hallerin kendini göstermesine yol açacaktır. Örneğin bir gözün çevresinde ağrı ve ardından çift görme ile bir göz siniri felcinin
belirmesi bunlardan biri olabileceği gibi tıpkı bel fıtığındakine benzer bir ağrı da diabete bağlı olabilir.


Baş ve göz ağrısı şeklinde bir ağrı olabilir mi?

Kafa çiftleri olarak adlandırılan sinirlerden üç numaralı olan gözlerin hareketinden sorumludur. Bu sinirin nöropatisinde olguların
yaklaşık yarısında felcin başlamasından bir kaç gün önce göz ardı veya üzerinde ağrı vardır. Bir iki gün içinde çift görme ve şaşılık ortaya çıkar. Yapılacak iş
göz ve sinir hekiminize başvurmaktır. Hekiminiz bazı incelemelerden sonra bu teşhisi koymuşsa hastalığınız bir kaç ay içerisinde düzelecektir.


Karın ve göğüs ağrıları olabilir mi?

Diabetik gövde nöropatisi veya gövde-karın kaslarına giden köklerin hastalığında gövde veya karın bölgesinin alt kısımlarında hissedilen,
tek veya çift yanlı olabilen bir ağrı vardır. Bu çeşit ağrılar doğal olarak bu bölgelerde yer alan iç organların hastalıklarına bağlıdır. Göğsün sol yanındaki
bir ağrı ilk elde infarktüsü veya karın bölgesinin sağ altındaki bir ağrı pekala bir apandisit ağrısını akla getirecektir.


Diabetin sebep olduğu ağrılar bel fıtığı ile karışabilir mi?

Diabetik amyotrofi de denilen bir kök nöropatisinde olabilir. Tek veya çift yanlı olabilen ağrı uyluk, bel bölgesi ve üreme
organları çevresinde hissedilir. Ayrıca zayıflama ve bacaklardan biri veya ikisinde kuvvet kaybına da yol açabilir, ağrı yanıcı karakterdedir ve geceleri
artar. Daha çok yaşlı erkek diabetlilerin bir hastalığıdır ama kadınlar da muaf değildir.

El
ve ayak ağrıları

Daibette sık görülen sinir zedelenmelerinden bir grubu da sinirin vücuttaki dar kanallardan geçerken sıkışmasıdır. Bunlara tuzaklanma
denir. En sık şekillerden biri kadınların pek çoğunu etkileyen el bileğindeki sıkışmadır. Bu hastalıkta gece ortaya çıkan el uçlarında karıncalanma, uyuşma ve
yanıcı bir ağrı vardır. Ayakta ise buna benzer bir sinir sıkışması daha vardır ki benzer yakınmalar ayak tabanında kendini hissettirir.


Diabetik polinöropatilerde ağrı:

Polinöropati sözcüğü bize simetrik ve yaygın bir çevresel sinir hastalığını ifade eder. Bu durumda da ağrının en çok hissedileceği bölge
ayaklar ve eller olmak üzere vücudun uç kısımları olacaktır.

Ani başlangıçlı ağrılı diabetik nöropati:

Oldukça nadir ancak son derece ağır seyreden bir nöropatidir. Ağrı çoğunlukla ayak ve bacaklarda, bazen üst taraf gövde dahil tüm
vücutta hissedilir. Yanıcı ve batıcı ağrıya ciltte yaygın olarak temasla ortaya çıkan aşırı duyarlılık eşlik eder. Çoğunlukla Tip I diabette ve ağır kilo kaybı
ile birlikte seyreder. Bazen hızlı ve ağır bir şeker kontrolü tetikleyebilir.


Diabetik Duysal Nöropati

Bu tablo diabetik nöropatilerin en sık görülen şeklidir. Tip II diabetiklerin karakteristik bir hastalığıdır. Sinsi başlar; ağrı geceleri
artar, yanıcı, sızlayıcı özellikte ve ayak tabanlarını, ayağın bütününü veya bacakları etkiler. Devamlı veya fasılalı olabilir ve haftalar ve aylar boyu
rahat dönemler yaşanabilir. Ağrı duyusunu taşıyan ince sinir tellerinin hastalığıdır; bazen de ağrı, ısı duyularının kaybı ile birlikte olabilir. Yani
bir yandan ayaklar kendiliğinden ağrılı, buna karşılık ağrı veren bir uyarana karşı duyarsız olabilirler.

Tedavide ne yapmalı:

Diabetin bütün ihtilatlarında olduğu gibi iyi bir kan şekeri kontrolü altın kuraldır. Ağrı bedenin bir savunma mekanizmasıdır ve daima
ters giden bir şeylerin habercisidir. Bu nedenle ilk yapılacak iş hekiminize durumu anlatmaktır. Bir çok kez sadece iyi bir ayar ve kararlı bir şeker
seviyesinin sağlanması ile her şey düzelir. Oynak kan şekeri, sık sık hipoglisemiler varsa kolay kolay şikayetler geçmez. Ağrı katlanılmaz olduğunda
ve özellikle uykuları, giderek ruh halini etkilediğinde bazı ilaçlarlardan yardım umulabilir. Bunlar basit ağrı kesiciler, ruhsal dengeyi düzenleyen
ilaçlar bazen de sara ilaçları olabilir. Bu tür ilaçlar nöropati ağrıları için de bir hayli etkilidir, ancak çoğu kez kan sayımı, karaciğer testlerinin takibi
gibi hassasiyetleri gerektirir.


Diabet ve Sindirim Sistemi Bozuklukları

Diabet insan vücudundaki tüm organları olduğu gibi sindirim sistemini de etkileyebilir. Tüm diabetik hastaların % 60 - 80'inde yaşamlarının
bir döneminde sindirim sistemine ait rahatsızlıklar görülür. Diabetik hastalarda görülen sindirim sistemi bozukluklarının en önemli sebebi diabete bağlı,
sinirlerde tutulmadır. Bunun dışındaki sebepler sindirim sistemini besleyen damarlarda daralma, infeksiyonlara eğilim ve sindirim hormonlarındaki
değişikliklerdir. Sindirim sistemi gıdaların alımı, sindirilmesi, gerekli olanların emilip gerekli olmayanların atılması işlevlerini gören uzun ve
hareketli bir tüp şeklindedir. Bunun yanında yine sindirim sisteminde sayılan ve salgılarıyla sindirim fonksiyonuna yardım eden organlar vardır, örneğin tükürük
bezleri, pankreas, karaciğer, safra kesesi gibi. Bu tüpün işlevlerini yapabilmesi için kendine özgü bir hareketi ve sıvı salgısı vardır. Bu hareketler
ve salgılar ya beyinden gelen sinirler veya sindirim sisteminden salgılanan hormonlar tarafından hassas bir şekilde ayarlanır. İşte bu düzenlemeyi yapan
sinirlerdeki bozukluk büyük oranda diabette görülen yakınmalara yol açar. Diabetli hastalarda sık görülen sindirim sistemi bozuklukları şunlardır:

Reflü özofajiti: Yemek borusu ile mide arasındaki özel kas yapısına giden sinirlerdeki bozuklukla ortaya çıkar. Asitli mide
içeriğinin yemek borusuna kaçması nedeniyle özellikle yatınca göğüste yanma şeklinde yakınmalara yol açar. Disfaji: Yutma güçlüğü demektir. Yutma işlevi
sinirler tarafından yönetilen kaslarla gerçekleştirilir. Bu sinirlerdeki bozukluk yutma güçlüğüne yol açabilir.

Diabetik gastroparezi: Yine sinirlerdeki bozukluk sonucu midenin fonksiyonları ve hareketliliğinde bozulma olması ile meydana
gelir. Özellikle uzun süredir kan şekeri kontrolü kötü olan hastalarda görülür. Yakınmaların şiddeti hafif bir bulantı hissinden hastanın beslenmesini ve su
almasını olanaksız hale getirecek kadar ağır bozukluklara kadar değişen geniş bir aralık içindedir. Ağır şekillerin tedavisi ancak hastane koşullarında
yatarak gerçekleştirilebilir. Böyle hastalar küçük öğünler şeklinde beslenmelidir.

Diabetik diare: Diabetli hastalarda görülen uzun süren ishallerdir. Kısa süreli ishaller genellikle diabetli olmayan insanlarda
da görülebilen akut gastroenterite bağlıdır. Diabetik diarenin sebebi sinirlerin tutulumu sonucu ince bağırsak hareketinin bozulması ve oluşan hareketsiz ortamda
bakterilerin çoğalarak infeksiyona yol açmasıdır. Diabetli hastalar uzun süreli ishallerde mutlaka doktorlarına başvurmalıdırlar. Çünkü uzun süren ishaller
beslenme bozukluğuna ve bazı gerekli elementlerin vücuda alınamamasına neden olabilir.

Kabızlık: Diabetli hastalarda kabızlık sıklığı diğer insanlara göre artmıştır. Nedeni yine sinirlerin tutulumudur. Tedavide en önemli
unsurlardan biri liften zengin gıdalarla beslenmektir.

Dışkı Kaçırma: Dışkımızı tutabilmemizi sağlayan anüsün alt ucunda sfinkter adı verilen özelleşmiş bir kas demeti bulunmaktadır.
Bu kasın gerginliği sinirler tarafından ayarlanır. Bu bölgeye giden sinirlerdeki bir bozukluk dışkı kaçırma yakınmasına sebep olabilir. Uzun süreli ve kötü
kontrollü diabetiklerde dışkı kaçırma sıklığı artmıştır.

Diabete ait sindirim sistemi bozuklukları da tıpkı diğer diabet komplikasyonları gibi kötü kan şekeri kontrolünden kaynaklanır. İyi
kontrol altındaki hastalarda bunların ortaya çıkma olasılığı hemen hemen yoktur.Bu nedenle diabetli bir hastanın iyi kontrolü bütün komplikasyonlardan
korunmasının en etkin ve önemli yoludur.



Diabet ve Kalp Hastalıkları

Diabetlilerde
ölüm nedenlerinin %80'ini damar sertliğinin neden olduğu hastalıklar oluşturmaktadır. Bunların üçte ikisi koroner arter hastalığına, üçte biri ise
beyin damarlarının veya periferik damarların (bacak damarları gibi) hastalığına bağlıdır.Diabetin varlığı koroner arter hastalığı açısından başlı başına önemli
bir risk oluşturmaktadır.
Diabetlilerde kalp hastalıklarının tanı ve tedavisini özellikle dikkatli olmak
gerekir;
1. Koroner arter (kalp damar) hastalığının görülme sıklığı belirgin olarak daha yüksektir, daha genç yaşlarda ortaya çıkar ve
kadınlarda da sıkça görülür,

2. Koroner arter hastalığının hiçbir belirti vermemesi sıkça rastlanan bir durumdur.

3. Koroner arter hastalığının varlığında tedavi yaklaşımlarında farklılık söz konusudur.


Diabetlilerde ölüm nedenlerinin %80'ini aterosklerozun (damar sertliğinin) neden olduğu hastalıklar oluşturmaktadır. Bunların üçte
ikisi koroner arter hastalığına, üçte biri ise beyin damarlarının veya periferik damarların (bacak damarları gibi) hastalığına bağlıdır. Diabetin varlığı koroner
arter hastalığı açısından başlı başına önemli bir risk oluşturmaktadır. Diabetlilerde diabeti olmayanlara kıyasla koroner arter hastalığının görülme
olasılığı yaklaşık üç kat daha fazladır. Diabetlilerde kötü huylu kolesterol olarak adlandırılan LDL-kolesterol düzeyinin yüksek, iyi huylu kolesterol olarak
adlandırılan HDL-kolesterol düzeyinin düşük olması, hipertansiyonun, sigara kullanımının varlığı ve kan şekeri düzeyinin iyi kontrol edilememiş olması
koroner arter hastalığı riskini arttıran en önemli faktörlerdir. Erişkin tipi diabetlilerin yaklaşık %75'i aşırı kiloludur ve kilo fazlalığı risk
faktörlerinin her biriyle bağımsız olarak ilişkilidir. Kadınlarda menapoz öncesi dönemde koroner arter hastalığının görülme oranı erkeklere kıyasla daha
düşüktür. Menapoz sonrası dönemde ise bu oran erkeklerdekine yakındır. Ancak diabetli kadınlarda menapoz öncesinde dahi koroner hastalığı riski erkeklerdeki
kadar yüksektir.

Diabetli hastaların önemli bir bölümünde sessiz koroner arter hastalığı mevcuttur. Bir başka deyişle koroner arter hastalığının
tanısında yardımcı olan göğüs ağrısı yakınmasına diabetlilerde diabeti olmayanlara kıyasla daha seyrek rastlanır. Miyokard infarktüsü olarak
adlandırılan kalp krizi tablosunun tanınmasında şiddetli göğüs ağrısnın varlığı en önemli bulgudur. Oysa diabetli hastaların ancak yarısında miyokard infarktüsü
sırasında göğüs ağrısı vardır. Diğer yarısında ise ya hiç bir yakınma yoktur, ya da bulantı, kusma, nefes darlığı, efor kapasitesinde azalma, kalp yetersizliği
bulguları (ayak bileğinde ödem gibi), kan şekeri kontrolünün aniden bozulması gibi durumlar söz konusudur. Bu nedenle diabetlilerde miyokard infarktüsü tanısı
güçtür ve bazı hastalarda aradan uzun bir zaman geçtikten sonra EKG (elektrokardiyografi) bulgularına dayanarak infarktüs geçirildiği saptanır.
Özellikle yaşlı diabetlilerde bu duruma sıkça rastlanır

Koroner arter hastalığı saptanan hastalarda diabetin varlığı tedavi seçiminde de farklı yaklaşımları gerektirebilir. Kullanılacak
ilaçların seçiminde hastanın diabetli olması dikkate alınır. Cerrahi girişim (koroner by-pass) ile alternatif yöntem olan balonla daralmış damarın açılması
(anjiyoplasti) arasında karar verirken hastanın diabetli olup olmaması dikkate alınır.


Diabetli hastalar kan şekerlerinin kontrol altına alınması konusunda gösterdikleri titizliği kalp sağlığı konusunda da göstermelidirler.
Aşağıda söz edilen önerileri tüm diabetli hastaların dikkate alması gerekir:




1. Kan şekerinin yanısıra kan kolestrolüne de belirli
aralıklarla (hekimlerin önerisi doğrultusunda) bakılması uygun olur.

2. Kan basıncının belirli aralıklarla (ayda bir kez ya da hekimlerin önerisine
göre) ölçülmesi gerekir.

3. Önemsiz gibi görülebilen göğüs ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı ya da çabuk
yorulma gibi yakınmalar koroner arter hastalığının ilk belirtisi
olabileceğinden bu yakınmaların en kısa sürede hekimlere bildirilmesi
önemldiir.

4. Her diabetli hasta yılda en az bir kez elektrokardiyografi (EKG)
çektirmelidir.

5. Tüm diabetli hastalar düzenli egzersiz (en azından haftada üç kez 40 dakika
süreyle yürüyüş gibi) yapmalı, fazla kilolarını vermek için uygun diyet
uygulamalı, hipertansiyon söz konusuysa hekimlerinin önerdiği ilaçları özenle
kullanmalı ve eğer kullanıyorlarsa sigarayı bırakmalıdır.
--------------------



DİABET/ŞEKER HASTALIĞI


Sayfa: 6/7




Diabetik
Retinopati

Günümüzde diabetik retinopati diabetik kişilerde zaman sürecinde gelişen, ağ tabaka olarak bilinen retina damarlarını tutan özel bir
anjiopati (bir çeşit damar hastalığı) ve buna eşlik eden nöropati olarak tanımlanmaktadır. Diabetik retinopatinin gelişiminde diabetin süresi, cinsi,
başlama yaşı, glisemi seviyesi, insülin yetersizliği gibi birçok faktör rol oynar.


Diabeti olan hemen herkeste er ya da geç ortaya çıkan diabetik retinopatinin gelişiminde en önemli 2 faktör diabetin başlangıç yaşı ve
kişinin insüline bağımlı olup olmamasıdır. İnsülin gereksinimi retinopatinin gelişme süresi ve hızını olumsuz etkiler. 30 yaş altı insüline bağımlı
diabetiklerde retinopati gelişimi 30 yaş üstü gruptan daha erken dönemde başlar ve daha hızlı ilerler. İnsüline bağımlı olmayan diabetiklerde diabetik
retinopati gelişme riski yine diabetin başlama yaşı ile ilişkilidir. 70 yaş altı ve üstü oluşuna göre farklılık gösterir.


Diabetik kişilerde görme kaybının nedenleri:

Diabetik retinopati yıllarca hiç bir bulgu vermeden sinsi ilerler. Diabetik retinopatinin her devresinde görülebilen diabetik makulopatiye
(makula ödemi) bağlı görme kaybı ya da retinopati sonucu ortaya çıkan yeni damarların kanaması ile ani görme azalması ve görme kaybı gelişir. Diabetik
makulopati erken dönemde diabetik retinopatide görme kaybının en önemli nedenidir. Diabetik kişilerde makula ödeminin gelişme riski hastalığın süresi,
insülin gereksinimi, proteinüri ile birlikte olan hipertansiyonda artar.

Diabetik retinopatinin takibi:

Diabet tespit edilen bütün hastalarda zaman sürecinde diabetik retinopati gelişebileceği gerçeğinden hareketle diabetin süresine,
tipine, hastanın taşıdığı risk faktörlerine göre belirli aralıklarla detaylı göz muayeneleri (fundus tetkiki) yapılmalıdır.

Diabetik retinopatinin tedavisi:

Günümüzde
körlük nedenleri arasında önemli bir yer tutan diabetik retinopatinin oluşumunda hem damarsal hem de kana ait faktörler rol oynadığı için kesin bir tedavi
yöntemi bulunamamıştır. Kan şekerinin düzenlenmesi çok önemlidir. Ayrıca hipertansiyon hiperlipidemi gibi ek risk faktörlerinin ortadan kaldırılması
gerekir.

Diabetik retinopati tedavisinde kullanılan en etkin yöntem laser fotokuagulasyondur. Laser fotokuagulasyonun ana amacı görmeyi bozan veya
tehdit eden lezyonların ortadan kaldırılmasıdır. Retinopatinin gelişimini o seviyede durdurarak kalan görmeyi korumaktır.



Diabetik
Nefropati

Diabetik Nefropati diabetin uzun dönem komplikasyonlarındandır.


Böbrekler kandaki tüm zararlı maddeleri süzen bir filtre olarak görev yapmaktadır. Böbreklerin içindeki kılcal damar yumaklarına gelen
kan bu maddelerden arındıktan sonra yine vücut kan dolaşımına dönmektedir. Diabetik böbrek hastalığında (diabetik nefropati) kılcal damar yumakları kanı
tam olarak temizleyemezler ve / veya geçirgenlikleri arttığı için damar içinde kalması gereken bazı maddelerin idrar yoluna kaçmasına neden olurlar. Sizin
böbreklerinizin hasta olduğunu hissetmeniz için epeyce bir sürenin geçmesi gerekmektedir. Düzenli kontrol muayenelerinizin amacı erken dönemde yani
herhangi bir şikayetinizin bulunmadığı dönemde hastalığı teşhis ederek geriye döndürebilmektedir. Diabetik nefropatinin gelişiminde beş aşama bulunmaktadır.


1 - Aşırı süzme ( hiperfiltrasyon)

Birinci aşama böbreklerin çok çalışıp adeta fazla mesai yaparak zararlı maddelerin tamamını vücuttan attığı dönemdir. Diabetin erken
döneminde bu aşırı süzmeye tip 1 diabetlilerin %70'inde, tip 2 diabetlilerin % 33'ünde rastlanır, ancak bunların % 50'sinden azında böbrek yetmezliği gelişir.
Bu aşamada hastada herhangi bir belirti yoktur. Bu kişilerin böbrekleri normalden büyümüştür ve doktorunuzun isteyeceği 24 saatlik idrarda "kreatinin
klirens) böbreklerinizin çalışma derecesini gösterecektir.

Korunma: Kan şekerinin iyi ayarlanması böbrek boyutlarının ve böbreklerin süzme hızının normale gelmesini sağlayacaktır.


2 - İdrarda düşük miktarda albumin (mikroalbuminüri)

Mikroalbuminüri "albumin" denen proteinin düşük miktarda idrarla atılması durumudur. Diabeti olmayan kişiler günde idrarla 25 gramın
altında albumin atarken diabetlilerde günde 30 ila 300 mg arasında albumin atmaya başlayınca böbrek hastalığının "mikroalbuminüri" dönemine gelmiş bulunur.
Bu aşamada hiç bir belirti görülmez. Bu durum doktorunuzun isteyeceği idrar tetkiki ile ortaya çıkacaktır.

Mikroalbuminuri saptanan hastalarda alınacak koruyucu önlemler:


Kan basıncının ayarlanması. Yüksek kan basıncı (hipertansiyon) 130/85 mmHg, üstünde olan her değerdir. Hedef bu değerde veya
altında olmaktır.

Kan şekerinizin kontrol altında tutulması. Diabet Kontrol ve Komplikasyon çalışmasının sonuçlarına göre yoğun insülin tedavisi altında
sıkı kontrol sağlanan Tip 1 diabetlilerde böbrek hastalığı riskinin % 35 ila % 56 arasında azaldığı görülmüştür.

Diyetteki protein miktarının azaltılması. Doktorunuz ve diyet uzmanınız bu konuda size daha fazla bilgi vererek yardımcı olacaktır.



İdrarınızı tutamama, idrar kaçırma, mesanenizi tamamen boşaltamama veya mesaneniz dolu olduğu halde idrar yapamama gibi sıkıntılarınız
varsa doktorunuza şikayetlerinizi hemen anlatmaktan çekinmeyin. Hele böbreklerinizin çalışmasında sorun varsa doktorunuza bunları hemen anlatmaktan
çekinmeyin. Hele böbreklerinizde sorun varsa bu yakınmaların giderilmemesi böbreklerdeki hasarın artmasına sebep olacaktır.


3 - Nefrotik Sendrom
Böbrekteki kılcal damar yumaklarındaki tahribat ilerledikçe
idrarla atılan albumin miktarında artış olur ve erken dönemdeki küçük miktarlar daha büyük miktarlara ulaşıp "nefrotik sendrom" tablosunu geliştirir. Albuminin
görevlerinden birinin de kanın sıvı kısmının damar içinde kalmasını sağlamak olduğu göz önünde bulundurursak idrarla bol miktarda kaybedilen bu maddenin
kanda azalması kanın sıvı kısmının damar dışına çıkmasına neden olup ödemlerin gelişmesine yol açacaktır. Bu dönemde böbrek hastalığında geri dönüş olmadığı
gibi özellikle tip 1 diabeti olanlarda son dönem böbrek yetmezliğine doğru gidiş önlenemez.

Belirtiler: Ellerde ve ayaklarda şişme olacak ve karında, akciğerler ve kalp çevresinde sıvı birikecektir. Bu sizde yorgunluk ve
nefes darlığına sebep olacaktır.
Tedavi / Korunma: Böbrek hastalığının ilerleyişini
yavaşlatmak için kan şekerinizi ve kan basıncınızı ayarlamanız gerekir. Bunların yanı sıra şişmansanız zayıflamanız gerekir. Hergün düzenli bir fizik aktivite
yapmanız gerekmektedir. Diyetteki tuzu da azaltmanız gerekir.


4- Böbrek Yetmezliği
Böbrekleriniz % 30'un altında çalışırsa böbrek yetmezliğinin belirtilerini daha fazla hissetmeye başlarsınız; iştah kaybı,
üşüme, bulantı ve kaşıntı. % 15'in altına düştüğünde, zayıflama, bulantı ve kusma, gün içinde uyku hali ama gece uyuma güçlüğü. Bu dönem insülin ihtiyacı
azalacaktır. Doktorunuz kansızlık teşhis edecektir, kanda üre ve kreatinin düzeylerini kontrol edecek ve yüksek olduğunu görecektir.

Tedavi: Kan basıncı ve kan şekeri ayarına devam edilecek ve günlük protein alımında azaltmaya gidilecektir. Kan potasyumu ve
sodyumu takip edilecek dengesizlikler diyet ve ilaç tedavilerinde düzenlemelerle giderilmeye çalışılacaktır.


5
- Son Dönem Böbrek Hastalığı
Böbreklerin artık hiç süzmediği bu dönemde kanda üre ve
kreatinin yükselecek, vücutta su birikecek ve özellikle kalp çevresinde toplanarak kalbin pompalanmasını zorlaştırabilecektir.

Belirtiler: Bacak ve ayaklarda ödem, genellikle ayak bileği, yüz, göz çevresinde şişlikler görülmektedir. Kalp ve akciğer çevresinde
biriken sıvı nefes darlığına sebep olacaktır. Bacaklarda kramplar, bulantı, kusma, karında şişkinlik, mide bağırsak ülserleri gelişecektir. Deri turuncu -
sarımsı bir renk alacaktır. Kas ve yağ dokusunun yıkımına bağlı zayıflama ortaya çıkacaktır. Kansızlık, serum kalsiyum düzeyinin düşmesi, potasyum ve fosfor
değerlerinin yükselmesi ve diğer su ve tuz dengesizlikleri bu dönemde takip edilmesi gereken sorunlardır.

Tedavi: Bu dönemde böbreklerin görevlerini hiç yapmadığı düşünülürse onların yerine kanı zararlı maddelerden temizleyecek
tedavi yöntemlerine başvurmak gerekecektir. Bugünkü tedavi şekilleri hemodiyaliz, periton diyalizi ve böbrek naklidir.

GuReL
08-03-07, 18:34
DİABET/ŞEKER HASTALIĞI


Sayfa: 7/7





Diabet ve Beslenme




Diyet,
diabet tedavisinin vazgeçilmez bir parçası. Medikal tedaviye eşlik eden diyet tedavisi, Tip 2 diabetlilerde bazen tedavinin tümünü de oluşturabilmektedir.
Diyet tedavisinde en önemli görev hastaya düşer. Diyet konusunda gerektiği gibi bilgilenen bir diabetlinin diyetini çok daha başarıyla sürdürebileceğini
öngörüyoruz.
Diabet açısından diyet tedavisinin amaçlarını şöyle sıralayabiliriz:

Diabetlinin tüm hayatı boyunca uygulayabileceği ideal beslenme programını oluşturmak,
Hiperglisemi ve hipoglisemiyi önlemek
İdeal vücut ağırlığını sağlamak ve korumak,
Hastalıkla ilgili olarak uzun dönemde gelişebilecek komplikasyonları önlemek,
Tip 1 diabetlilerde çocukluk ve adolesan döneminde normal büyüme ve gelişmeyi sağlamak,
Diabetik gebe ve emziklilerde yeterli ve dengeli beslenmeyi sağlamak, kısaca hastanın yaşam kalitesini artırmak ve yaşam süresini uzatmak.


Tip 1 ve Tip 2 diabetliler için diyet

Diyette iki ayrı tip diabet için farklı hedefler söz konusudur. Diyetin temel hedefi uygun vücut ağırlığını sağlamak ve sürdürmektir.
Tip 1 diabetlilerin genellikle genç , zayıf ya da ideal kilosunda olduklarını görürüz. O halde Tip 1 diabette diyetin temel hedefi ideal kilonun
sürdürülmesine yardımcı olmalıdır. Bu hastaların günlük kalori gereksinimleri tespit edilerek düzenli aralıklarla beslenmeleri sağlanmalıdır. Diyetin diabetle
ilgili önemli hedeflerinden diğer bazılar ise şöyle sıralanabilir: Çocukların büyüme ve gelişmesini sağlamak, hiper ve hipoglisemileri önlemek. İnsüline
bağımlı olmayan Tip 2 diabetlilerin % 80 - 85'inin ideal kilolarının üzerinde olduklarını görürüz. Bu gibi Tip 2 diabetliler için diyetin temel hedefi ideal
kiloya indirmektir. Diyet tedavisi ile normal kilosuna inen hastaların da kilolarını koruyabilecekleri bir kalori tespit edilerek, tedaviye devam edilir.
Diyet, diabetlinin yaşına, boyuna, kilosuna, fiziksel aktivite düzeyine, kullandığı ilaçlara, beslenme alışkanlıklarına ve fizyolojik şartlara uygun
olarak hazırlanır. Günlük kalori miktarı ve alınacak enerji, hastayı ideal vücut ağırlığına ulaştıracak biçimde ayarlanır. Bireyin bazal metabolizma hızı (BMH),
fiziksel aktivite ve besinlerin termik etkisi toplam enerji harcamasını belirler. Ancak yaş, cins, boy-ağırlık, büyüme-gelişme, enfeksiyon, fiziksel
aktivite, diyetin bileşimi gibi etmenler bazal metabolizmayı etkilediğinden değişik aktivite düzeyleri için ağırlığa göre enerji gereksiniminin hesaplanması
daha pratik bir yöntemdir.


Diabetlinin diyeti için besin öğelerinin oranlarını sıralamak gerekirse:

Günlük enerjinin % 55-60ı karbonhidratlardan sağlanmalı. Bu oranın 2/3ü kompleks karbonhidratlar olmalı.
Diyetin posa içeriği yetişkinlerde 25 - 30 gr. çocuklarda ise günlük 15 gr. olmalı. Posa içeriği yüksek olan yiyecekler kan
şekerinin daha geç ve yavaş yükselmesini sağlar.
Günlük enerjinin proteinden gelen oranı % 15-20yi geçmemelidir. Fakat diabetin komplikasyonları göz önüne alındığında
genellikle % 12-15 uygulanır. Protein miktarı yetişkinler için 0.8 gr/kg/gün, çocuklar için ise 1.5 gr/kg/güne kadar düşürülür.
Vücut ağırlığı ve kan lipidleri normal olan diabetlilerde enerjinin % 30u yağlardan oluşmalı ve kolestrol alımı 300
mg/gün olacak şekilde diyet düzenlenmelidir.
Günlük sodyum alımı 3 gr/gün veya her 1000 cal/gün için 1 gr. olarak hesaplanır. Nefropati ve hipertansiyon varsa sodyum alımı 2
gr/gün olarak kısıtlanır.
Kontrolsüz, şişman, hiperlipidemili diabetlilerde alkol alımı yasaklanır. Diabeti ayarlı olan, komplikasyon gelişmemiş
diabetikler, günlük total kalori içinde hesaplanarak, ölçülü olarak alkol alabilirler, ancak aç kalan veya öğün atlayan kişilerde alkol alımı
hipoglisemiye neden olabilir.
Diabetlilerin vitamin, mineral ihtiyacı diabetli olmayan kişilerle aynıdır.
Öğünler 5 - 6 kez olacak şekilde, hastanın yaşam şekli ve beslenme alışkanlıkları gözönüne alınarak hesaplanır.

Diyete nasıl başlayacağız?
Diabetli olduğunuzu öğrendiğinizde sizden ilk istenen
şeylerden biri yemek alışkanlıklarınızı değiştirmenizdir. Bu, sevdiğiniz her yiyecekten uzak, yasaklarla dolu, katı bir rejim anlamında değildir. Sağlıklı,
planlı ve ölçülü yemek yeme düzenidir sizden istenen.

Diabetli olsun olmasın tüm sağlıklı insanların,
Rafine şeker (çay şekeri, bal, tatlı, meşrubat
vb.) hamur işi yiyecek tüketimini kısıtlaması, Sebzeler ve kepekli ekmek gibi bol posa içeren
yiyecekleri tercih etmesi, Az az ve sık sık yemek yemesi, Doymuş yağ ve kolestrolden zengin olan et, süt,
yoğurt, peynir, yumurta gibi yiyecekleri belirli bir miktarda tüketmesi, Sigara, alkol ve aşırı tuz kullanmaması gerekir.


Diabette temel sorun pankreastan salgılanan insülin hormonunun yetersizliğidir. Uzun süre aç kalındığında kontrol kaybedilerek bir
sonraki öğünde fazla yiyecek alınır. Pankreas, bu aşırı alıma yetecek insülini sağlayamaz. Bu da kan dengesini bozar. 2.5 - 3 saat aralıklarla düzenli yemek
yemeniz bu sorunu ortadan kaldıracaktır. Bir günde yemeniz gereken yiyecekleri Tip 2 diabetli iseniz 3 ana 2 - 3 ara öğünde; Tip 1 diabetli iseniz 3 ara öğünde
almanız gerekir. Ana öğünlerde belirli bir miktar yemeye alıştığınızdan, bunların bir kısmını ara öğüne kaydırmak başlangıçta size zor gelebilir. Ancak
zamanla bu düzenin sizi hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) ve hiperglisemilerden (kan şekeri yüksekliği) koruduğunu fark edeceksiniz. Azar azar ve sık sık
beslenme, genellikle vücut ağırlığı fazla olan diabetlilerin kilo vermesi için de önemlidir.

Yemek düzeni bozulursa
Mesleğiniz ya da özel bir davet sebebiyle yemek düzeninizde
meydana gelebilecek değişiklikleri önceden alacağınız önlemlerle kontrolü sürdürebilirsiniz. Bir diabetli olarak o gün ya da gecede yiyeceklerinize çok
dikkat etmeniz gerekir. Diyelim ki yarın bir davet var. O zaman gün içinde akşam biraz daha fazla yemek tüketmek amacıyla öğün atlamamanız gerekir.
Yiyeceklerinizi yine 5 - 6 öğüne bölerek tüketmelisiniz. Bu özel günde sabah kahvaltınızı zamanında yapıp öğle yemeğinizi ve ikindi öğününüzü de yemelisiniz.
Öncelikle şeker ve şekerli yiyeceklerden, kızartmalardan uzak durmanız gerekir. İçki içmeyi düşünüyorsanız bir kadehi en az bir saatte tüketin. Bira ve şarabın
dışında bir içki seçmeye dikkat edin. Tüm yiyecek ve içecekleri bir anda değil, bir akşama ya da yemek önce ve sonrasına yayarak tüketmelisiniz.

Diyeti sürekli kılmak için öneriler
Diyet yaparken karşılaşılan en önemli problemlerden biri de
bir süre sonra diyetin hastaya monoton gelmeye başlamasıdır. Diyet uzmanlarının da asıl görevi size, sevdiğiniz yiyecekleri içeren, sizi sıkmayacak bir diyet
programı hazırlamaktır. Bu amaçla hazırlanan değişim listelerini iyice incelemeniz, diyetinizi monotonluktan çıkaracaktır. Diyet uzmanınız tarafından
size verilen diyet listesine ek olarak bir değişim listesi de verilir.

Bu listeyi iyice incelerseniz, ev dışında da yenilen yiyeceklerin değişim karşılıklarını kontrol edebilirsiniz. Yine de şu uyarıları
yapmayı gerekli görüyoruz:
Fast food yiyecekleri mümkün olduğu kadar az tüketiniz.
Yağda kızartılmış yiyecekler yerine ızgara olanları tercih ediniz.
Milföy hamuru çok yağlı olduğu için, milföyden yapılmış börekleri yemeyiniz.
Börekleri de mümkün olduğu kadar evde kendiniz yapınız.
Kaynak :


Türk Diabet Cemiyeti
Prof. Dr. Celal Öker Sk. No: 10
80230 Harbiye / İSTANBUL

Tel: 0212 233 60 86 - 87
0212 230 49 00
Fax: 0212 248 55 23

GuReL
08-03-07, 18:35
DİABET VE GEBELİK




Diabet ve Gebelik


Diabetle
birlikte yaşamayı öğrenmiş olan, düzenli kontrol edilen ve evde sürekli kan şekeri takibi yapan bir diabetli sağlıklı bir bebek sahibi olabilir. Ancak gebe
kalmadan önce, bilmeniz ve uymanız gereken bazı önemli kurallar bulunmaktadır.


Gebelikte karşılaşabileceğiniz sorunları nasıl azaltabilirsiniz?

Kan şekerinin yüksekliği gebeliğin ilk dakikalarından itibaren anne karnındaki bebeği olumsuz yönde etkileyebilir. İyi kontrol,
özellikle organ gelişiminin gerçekleştiği ilk 3 ayda çok büyük önem taşır. Bu nedenle diabetli bir kadının gebeliği mutlaka planlı olmalıdır. Böyle bir
diabetlinin takibi; Diabet Uzmanı, diabet konusunda bilgili Kadın Doğum Hekimi veya Perinatolog, Eğitim Hemşiresi ve Diyetisyenden oluşan bir ekip tarafından
yapılmalıdır.
Gebelikten en az 6 ay önce iyi kan şekeri kontrolü sağlanmalıdır. Diabetin tipi
ve daha önce kullanılan tedavi şekli ne olursa olsun, gebelik planlanıyorsa hemen yoğun insülin tedavisine, yani günde 4 kez insülin kullanımına
geçilmelidir. Hemen bir glukometre alınmalı ve evde günde 4 kez yapılan kan şekeri ölçümleri ile kan şekeri takibine başlanmalıdır.

Gebeliğin başlangıcında ayda1, son 3 aya girince 2 haftada bir ve son ay her hafta hekimlerinizi ve diyetisyeninizi ziyaret etmelisiniz. Sizin sağlığınız
bebeğinizin sağlığı demektir.

Gebelikten önce ne gibi tetkikler yaptırılmalı?
Gebelik düşünüyorsanız en az 6 ay önce aşağıdaki muayeneleri tamamlamalısınız;


Göz dibi muayenesi
Kan basıncı ölçümü
HbA1c
İdrarda mikroalbuminüri, kan kreatinin düzeyi,
Kalp ve kan dolaşım sistemi muayenesi
Meme muayenesi ve jinekolojik muayene, smear testi
Tiroid muayenesi

Gebelikten önce gözde retinopati saptanmışsa tedavi edilmeli ve her üç ayda bir takibi yapılmalıdır. Eğer gerekirse gebelik
döneminde laser tedavisi uygulanmasında sakınca yoktur. Gebelik süresince retinopatinin seyri hızlanabilirse de doğumdan sonra yine geriler.

Nefropati de gebelikten olumsuz yönde etkilenebilir. Eğer mikroalbuminüri varsa artabilir, bacaklarda ödem gelişebilir. Ancak bütün
bulgular doğumdan sonra gebelik öncesi düzeye döner. Kan basıncının normal sınırlarda seyretmesi, nefropati açısından özellikle önem taşır.

Gebelikte insülin dozu ayarlanması ve diyetle ilgili öneriler:

Her
öğünden önce ve yatarken kan şekeri ölçümü yapmanız kontrolünüz açısından çok önemlidir. Bazen daha sık ölçüm yapmanız gerekebilir. Ancak bu sayede gebelik
döneminde değişen insülin gereksiniminizi tam olarak saptayabilirsiniz. İnsülin gereksinimi gebelikte sürekli bir artış gösterir ve bu doğaldır. Doğumdan sonra
yine eski dozlarınıza dönebilirsiniz.

Diyetinizi günde 3 ana 3 ara öğün şeklinde planlamalı, öğün atlamaktan kaçınmalısınız. Günlük 2200 - 2400 kalori almanız gereklidir.
Diyetinizin bileşimini diyetisyeninizle işbirliği içinde olarak belirlemelisiniz. Dengeli beslenmek bebeğin sağlıklı gelişimi açısından çok
önemlidir. Fazla kilo almamalı ve kilo vermemelisiniz. Ortalama 10 kg. almanız idealdir. İlk üç ayda bulantı ve kusmalarınız varsa, hipoglisemi riski artar,
insülin gereksiniminiz azalabilir. Özellikle bu dönemde sık kan şekeri takibi yapmalısınız. Kusmalar açlıkta idrara keton çıkışına neden olabilir.

Sabah yataktan kalkmadan önce kraker, kuru ekmek yemek, 2,5 - 3 saatte bir ve az miktarlarda gıda almak,kahve, baharatlı ve yağlı gıdalardan
uzak durmak, yemek aralarında su içmemek yakınmalarınızı azaltacaktır. Sakkarin içeren tatlandırıcılar plasentadan geçebilir, ancak bebek üzerine zararlı bir
etkisi olduğu gösterilmemiştir. Aspartam içerenler ise plasentadan bebeğe geçemez ve bu nedenle rahatlıkla kullanılabilir.


İdrarda keton takibi:

İnsülinin yetersiz olduğu ve bu nedenle ana enerji kaynağı olarak şekerin kullanılmadığı durumlarda vücuda gereken enerji yağlardan elde
edilir ve keton cisimleri oluşur. Asit yapısındaki bu maddeler zararlı bileşiklerdir. Kanda artan ketonlar idrarda da çıkar ve özel idrar çubukları
yardımıyla ölçülebilir. Gebelikte sabah açken ve özellikle de kusmalar varsa, idrarda az miktarda keton çıkabilir ve ancak karbonhidratlı gıda alımı ile
düzelen bu durumun, sık tekrar etmiyorsa fazla bir önemi yoktur.
Kan şekeri 200 mg/dl'nin üzerine çıkarsa, mutlaka idrarda
ketona da bakmalı ve pozitif bulursanız hemen doktorunuza danışmalısınız. Çok fazla miktarda keton yapımı ve vkanda artışı ketoasidoz olarak adlandırılır ve
ciddi bir tablodur. Hemen tedavi edilmezse bebeğinize zarar verebilen bu durumun gelişimi saatler alır ve kan şekerini iyi takip eden gebelerde kolay kolay
oluşmaz. İnsülin dozunun atlanması veya taşlı bir hastalık gibi insülin gereksinimini arttıran durumlarda dozda gerekli değişikliklerin yapılması
ketoasidoz gelişimine neden olabilir.

Ketoasidozlu bir gebede mutlaka hastane tedavisi gereklidir. Ağızda kuruma, susuzluk hissi, bulantı, kusma, sık idrara çıkma,
nefeste aseton kokusu, karın ağrısı gibi yakınmalarınız varsa, vakit geçirmeden doktorunuza haber verin.

Hipoglisemiler

Az karbonhidrat almak, insülini yapıp öğünü atlamak, egzersiz yapmak, gebelik kusmaları gibi nedenlerle hipoglisemiye girebilirsiniz.

Sık kan şekeri takibi yapmak, ketoasidoz gibi hipoglisemiyi de büyük ölçüde önleyecektir. Ancak özellikle kan şekeri iyi kontrollü olanlarda herşeye rağmen
hipoglisemi gelişebilir.
Hipoglisemi belirtilerini farkeder etmez hemen 3-4 kesme şeker veya 2 glukoz
tableti almalı, ardından da bir dilim ekmek yiyerek hipogliseminin tekrarlanmasını önlemelisiniz.

Gestasyonel Gebelik

Gestasyonel
gebeliğin kesin olarak nedeni bilinmemekle birlikte, gebelikte bebeğin beslenmesini sağlayan plasentanın salgıladığı ve bebeğin gelişimi için çok
önemli olan bazı hormonlar, insülinin etkisini engelleyerek insülin direncini yaratabilirler. Gebeliklerin tümünde bir ölçüde insülin direnci bulunmaktadır.
Gebe kadının pankreası, bu insülin direncini aşabilecek miktarda insülin salgılayamaz ise gebelik sırasında diabet ortaya çıkabilir. Gestasyonel diabet,
genellikle gebeliğin 24. haftasından sonra ortaya çıkar. Çünkü bu dönemde plesentanın salgıladığı hormonlar fazla miktarda kanda bulunmakta ve daha ileri
derecede insülin direncine neden olmaktadır. Gestasyonel diabet, gebelik sona erdikten sonra kadınların çoğunda ortadan kaybolur. Ancak gestasyonel diabet
öyküsü olan kadınlar, yaşamları boyunca diabet olma riski taşıdıklarından sürekli kontrol edilmelidir.

Bu kadınların en az % 50'si, ileriki yıllarda Tip 2 diyabetli olacaklardır.

Gestasyonel diabetli olduğunuzu nasıl anlarsınız?

Gestasyonel diabet, klinik belirtileri olmadığı için mutlaka kan testleriyle ortaya çıkarılmalıdır. Bu ve de diabetin artık çok sık
rastlanan bir hastalık olması nedeniyle, tüm kadınlar gebeliklerinin 24. haftasından sonra (genellikle önerilen 28. hafta civarı) gestasyonel diabet için
taramaya girmelidirler. Bu amaçla, gebeler aç olup olmadıklarına bakılmaksızın, günün herhangi bir saatinde 50gr. glukoz verilerek tarama testine
alınmalıdırlar. Bu tarama testinde glukoz alımından 1 saat sonra alınan plazma glukoz düzeyi 140mg'ı geçiyorsa, bu gebelere 100 gr. glukoz verilerek yükleme
testi yapılır. Bu tanı amacıyla yapılan glukoz tolerans testi için gebe, en az 3 gün serbest karbonhidratla beslenmelidir. Glukozun alımından önce ve onu izleyen
3 saat boyunca her saat başı kan örnekleri alınır. Eğer alınan 4 kan örneğinden en az ikisinde glukoz değerleri anormal ise gestasyonel diabet tanısı konur.
Eğer gebede, önceki gebeliklerle ilgili düşük, ölü doğum, iri bebek gibi sorunlar, ailede diabetli kişiler var ise gestasyonel diabet riski fazlaca
olduğundan, 24. haftadan da önce tarama testi yapılabilir. Yine, eğer risk fazla ve 28. hafta glukoz tolerans testi normal ise 30. veya 32. haftalarda glukoz
tolerans testi tekrarlanabilir.

Bebek için olası sorunlar Doğumsal anomaliler için bebekler çok büyük bir risk taşımasalar da gestasyonel diabet, bebekler için sorun yaratabilir. Makrozomi
(büyük beden) normal gelişmeden fazla bir gelişim gösteren bebeklere işaret eder. Bunun çok basit gözüken ancak çok önemli nedeni, gestasyonel diabeti olan
annenin kanındaki fazla miktardaki glukoz, aminoasitler ve yağların plasenta yoluyla serbest şekilde fetusa geçmesidir. Fetusta ise pankreas sağlam
olduğundan yeterince insülin salgılanarak bu maddeler kullanılmakta ve bebeğin şişmanlamasına yol açmaktadır. Büyük/iri bebeğin doğumu zor ve sorunlu
olacaktır. Doğum travmaları nedeniyle omuz zedelenmeleri bu bebeklerde sıklıkla görülebilir. Ultrasonografi gibi bir yöntemle, doktorunuzun bebeğin büyüklüğünü
saptayıp en doğru doğum şekline karar verebilir. Bebeğin karşılaşabileceği diğer sorunlar arasında hipoglisemi, sarılık, solunum sistemi ile ilgili bozukluklar
sayılabilir. Bütün bu bilgiler ışığında sizi izleyen ve doğuma hazırlayan doktorunuza, gebelik diabeti taramasını eğer yaptırmazsa hatırlatmanız, eğer
böyle bir durum var ise tanı konup tedavi edilmesini sağlayacaktır. Böylelikle sağlıklı gebelik, sağlıklı bir bebek ve de diabet olma olasılığı daha az olan
bir çocuk sahibi olmak elinizdedir.
Kaynak :


Türk Diabet Cemiyeti
Prof. Dr. Celal Öker Sk. No: 10
80230 Harbiye / İSTANBUL

Tel: 0212 233 60 86 - 87
0212 230 49 00
Fax: 0212 248 55 23

GuReL
08-03-07, 18:50
DOĞUM SONRASI SIKINTISI




Bebek sahibi olmak genellikle sevinçli bir olaydır ama, kadınların doğumdan sonra üzüntülü ve endişeli olmaları da bir gerçektir. Bu soruna bazen doğum sonrası olan depresyon (Postnatal Depresyon - PND) denir ve annelerin yüzde 15-20'sini etkiler. Ancak, bazı kadınların konu hakkında konuşmayı zor bulmaları nedeniyle sorun genellikle "üstü örtülü" kalır. Doğumdan sonra üzüntü ve endişe duyguları olan kadınlar, başkalarının onları "kötü" bir anne olmak veya beceriksizlikle suçlamalarından çekindikleri için durumlarını başkalarına açmaktan korkarlar. Bu da kadının kendini çevreden daha da soyutlanmış hissetmesine neden olur.

PND ve endişe şikayeti olan kadınlar için durumlarının başkalarına açıklanmadığı yardımlar mevcuttur. Doğuma önceden hazırlıklı olması, yanında kendisine destek olan ve halinden anlayan bir eşi olması sorunları azaltır.

PND Belirtileri Nelerdir?
PND, doğumu izleyen ilk yıl içinde herhangi bir zamanda olabilir. Yeni çocuk doğurmuş bir kadının duygusal ve endişeli olması normaldir. Ancak durum iki hafta geçtikten sonra da devam ediyorsa ve yeni anne aşağıdaki belirtilerden fazlasıyla şikayetçiyse yardım aramak önemlidir.
oMoral bozukluğu, etrafa karşı olan ilgiyi kaybetmek ve hiçbir şeyden zevk almamak
oİştah bozukluğu
oGece bebeği doyurduktan sonra uyumakta zorluk çekmek
oDoğumun üstünden aylar geçmesine karşın hala bitkinlik hissetmek
oAğlamak, sinirli, endişeli ve aklı karışık olmak
oPanik krizleri geçirmek; yalnız kalmak istememek
oBebek birkaç aylık olduktan sonra bile cinsel ilişkiye karşı soğuk durmak
oSokağa çıkmak veya insanları görmek istememek

PND Neden Olur?
Yeni doğmuş bebekler insana sevinç verir ama bir sürü de stres yaratır. Annelik yeni bir roldür ve güçlükler, sorumluluklar ve uykudan fedakarlık demektir. Duruma alışmak için zaman gerekir. Anne olmak özellikle eşinden ayrı yaşayan veya yakın akrabalarından uzak olan kişiler için zordur. Bazen birilerinin "Benim annem altı çocuk büyüttü. Bu kadın nasıl oluyor da bir iki çocuğa bakamıyor" dediklerini duyarız. Ancak zamanın değiştiğini bilmemiz gerekir. Çocuklarına ailelerinin desteği olmadan bakan kişilerin sayısı artmakta ve mali sorunlar eşlerin her ikisinin de çalışmasını gerektirebilmektedir.
Bazı kültürlerde PND'nin gebelikte veya doğumdan sonra alışılagelmiş adetlerin uygulanmamasından kaynaklandığına inanılabilir; fakat araştırmalar bunun böyle olmadığını göstermektedir. Kadının PND şikayeti olması iyi bir anne olmaması demek değildir ve PND bir ceza değildir.

PND Riskini Azaltmak Mümkün Müdür?
Özellikle daha önceki bir doğum sonu PND şikayetiniz olduysa yeni doğum için önceden hazırlık yapın.
oDoğuma yakın günlerde hayatınızda önemli değişiklikler yapmayın(ev taşımak,evde tadilatı yapmak,iş değiştirmek gibi).
oDoğum öncesi kurslarına giderek doğuma hazırlanın (kurslara daha önce bir bebek doğurmuş olsanız da gidin)
oEşinizi de gelecek günlere hazırlayın Yeni bir bebeğin getireceği fazladan işlerden söz edin. Doğumdan sonra, işten alabildiği kadar izin almak için hazırlık yapmasını rica edin.
oDaha başka çocuklarınız varsa doğumdan sonra size yardım etmeleri için akraba ve arkadaşlarınızla anlaşın. İlgili ebeyle veya hastane görevlisiyle konuşarak bulunduğunuz bölgede size destek olacak hizmetlerin neler olduğunu öğrenin.
oDaha önceki bir doğumdan sonra PND geçirdiyseniz durumu doktorunuza ve ilgili ebeye söyleyin.

-------------------------





DOĞUM KONTROL HAPLARI




En popüler olan doğum kontrol hapı "kombine oral kontraseptif" denilen haptır. İçinde kadın vücudunun her ay bir yumurta üretmesini engelleyen iki tür hormon bulunur. Yumurta olmayınca da kadın gebe kalamaz.

Hap Nasıl Kullanılır?
Hapın etkili olabilmesi için düzenli olarak alınması gereklidir. Haplar iki türlü kutulanmıştır Birisinde 21 hormon hapı vardır.Her gün bir hap alınır ve hepsi bitince yeniden başlamadan önce yedi gün ara verilir Bu yedi gün içinde normal bir adet kanaması olur Haplara yedi gün ara verdikten sonra tekrar başlamayı unutan kadınlar için 28 haplık kutular vardır. Bu her gün bir hap alma düzenini korur. Paketin içinde, diğerinde olduğu gibi, 21 tane hormon hapının yanında yedi günlük arada alınmak üzere yedi tane de "yalancı" şeker hapı vardır. Bir paket bitince ikincisine başlanır.
Doğum kontrol haplarının yanında başka ilaç, vitamin veya şifalı otlar kullanıyorsanız doktorunuza bilgi veriniz. Bunlardan bazıları doğum kontrol haplarının etkisini azaltabilir.

Hapı Almayı Unutursanız Ne Olur ?
Hapı almakta 12 saatten daha az bir gecikme olduysa:
Yalnız unuttuğunuz hapı alın. Bir günde iki hap almış olsanız bile, bir sonraki hapı da her zamanki normal saatinde alın

Hapı almakta 12 saatten daha fazla bir gecikme olduysa:
Almayı unuttuğunuz hapı hemen alın. Bundan sonra almanız gereken hapı normal saatinde alın fakat önünüzdeki yedi gün, doğum kontrol hapı yanında, gebeliği önlemekte yardımcı olacak kondom, diyafram vb kullanın. Olay 21 haplık kutuları kullanırken ve bir paket içindeki haplardan yediden daha az hap kalmışken olduysa bu paketi bitirir bitirmez yedi gün ara vermeden yeni pakete başlayın. Olay 28 günlük hapları kullanırken olduysa önce o paketin içinde kaç tane daha hormon hapı kaldığına bakın. Yediden azsa, hormon haplarını bitirin ve şeker haplarını almadan yeni bir paket içindeki hormon haplarına başlayın.

Doğum Kontrol Hapının Sağlık Açısından Yararları Nedir ?
Cilt ile ve Adet Öncesi Gerginlikle (bazı kadınlarda adet öncesi görülen huy değişiklikleri veya diğer belirtiler) ilgili sorunlara iyi gelebilir.
Adet kanamasında miktarı ve sancıyı azaltabilir.
Yumurtalık ve rahim kanseri riskini azaltır.

Bütün Kadınlar Doğum Kontrol Hapını Kullanabilir Mi ?
Daha önce damarda kan pıhtılaşması (tromboz), kalp hastalığı, meme kanseri veya karaciğer hastalıkları gibi sorunları olan kadınlar hap kullanmamalıdır. Doğum kontrol hapı almaya başlamadan önce, aşağıda belirtilen noktalar sizin için geçerliyse doktorunuza bildiriniz:
o Sigara içmek (sigarayla birlikte doğum kontrolu hapı kullanmak kalp hastalığı ve felç riskini artırır)
o Yüksek tansiyon veya şeker hastalığı
o 35 yaşını geçmiş olmak
o Migren

Doğum Kontrol Hapının Yan Etkileri Nelerdir ?
Doğum kontrol hapı kullanan kadınların bazılarında düzensiz kanama, kilo alma, baş ağrısı, bulantı, cinsel isteğin azalması, deri sorunları, huysuzluk, şişkinlik veya göğüslerde sancı görülse de yan etkiler iki üç ay içinde kaybolur. Doktordan başka bir hap vermesini istemekle sorunlar genellikle düzelebilir. Bazen hap kullanan kadınların yüzlerinde parça parça kararma olabilir. Bunu önlemek için şapka giymek ve güneş kremi kullanmak önerilir.

Doğum Kontrol Hapı Meme Kanserine Neden Olur Mu ?
Bu konu tartışmalıdır. Doktorların çoğuna göre meme kanseri riski çok azdır ve hapın değeri diğer kanserlerden korunmayı sağlamasıyla dengeli olarak ölçülmelidir.

Hap Kullanmak İleride Gebe Kalmayı Önler Mi ?
Hayır. Ancak, hap kullanmayı bırakırsanız adet kanamalarınızın normale dönmesi için bir iki ay geçebilir.

Doğum Kontrolü İçin Diğer Seçenekler Nelerdir ?
İçinde yalnız bir tür hormon bulunan "mini-pill" veya üç ay süreli diğer doğum kontrolü yöntemlerinin neler olduğu hakkında doktorunuzdan veya Ana-Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Kliniklerinden ayrıntılı bilgi alabilirsiniz.

GuReL
08-03-07, 18:51
DOKTOR MUAYENESİ




Gittiğiniz bir doktorun muayenehanesinden çıkarken size söylediklerini tam olarak anlamadığınızı farkettiğiniz oldu mu ? Veya doktora soracak bir sorunuz olduğu halde kendisini bir sürü işi arasında rahatsız etmek istemediğinizden soru sormaktan vazgeçtiğiniz oldu mu ?
Herkesin başına gelebilecek bu sorunların çaresi vardır. Doktorunuzla kendinizden daha emin bir biçimde konuşabilmeniz için bazı önerilerden yararlanabilirsiniz:

Doktor Seçiminde Dikkatli Olunuz
Doktorunuzu seçerken şunlara dikkat ediniz: Doktorunuzla sağlığınız hakkında rahat rahat konuşabiliyor musunuz ? Doktorunuz sizinle konuşurken anlayabi1eceğiniz bir dil kullanıyor mu ? Doktorunuz size karşı saygılı davranıyor ve sağlığınız hakkındaki kaygılarınızı ciddiye alıyor mu ?

Doktora Gitmeden Önce Yapmanız Gereken Şeyler
Doktorunuzla veya herhangi bir sağlık görevlisi ile görüşmeden önce neler söyleceğinizi belirlerseniz ziyaretinizden azami ölçüde yararlanabilirsiniz. Kendisine soracağınız soruları, rahatsızlığınızın belirtilerini daha önceden bir liste halinde yazabilirsiniz. Rahatsızlığınızın belirtileri hafifse veya rahatsızlığınızla ilgili görünmüyorsa bile doktora söylemekten çekinmeyiniz; çünkü bunlar doktorun hastalığınızı teşhis etmesinde yardımcı olabilecek bazı ipuçları olabilir. Moral vermesi için bir yakınınızı veya arkadaşınızı da beraberinizde doktora götürebilirsiniz.

Doktorun Muayenehanesinde
Muayenehaneye gittiğinizde yanınıza bir not defteri ve kalem alırsanız doktor sorununuz hakkında size bir sürü bilgi verdiğinde söylediklerini not edebilirsiniz. Doktor bazı tedavileri veya tahlilleri önerirse hemen karar vermek zorunda olmadığınızı unutmayın. Durumunuzu önce bir süre düşünmeniz ıçin vaktiniz olmalıdır.

Doktor Reçete Yazarsa
Doktor size reçete yazdığında almanız gereken ilaçlar hakkında ne kadar bilginiz olursa o kadar iyi olur. Bu konuda sorulacak yararlı sorular şunlar olabilir:
.İlacın adı nedir?
.Neye yarar?
.Kullanma süresi ne kadardır?
.İlacı bitirmeden yarım bırakırsanız ne olur?
.Yan etkileri var mıdır?
.Bir ilacın doğum kontrolü hapları da dahil, almakta olduğunuz diğer ilaçlar üzerinde etkisi var mıdır? İlacı almak alkol kullanmanızı, bebeğinizi emzirmenizi , gebelik durumunu, makineleri sürme veya kullanmanızı etkiler mi?
.İlaçtan başka tedavi seçenekleri var mıdır?

Doktor Her Zaman Reçete Yazmalı Mıdır ?
Hayır. Bazı kimseler doktora gittikleri halde kendilerine reçete yazılmamasını doğru dürüst tedavi edilmemiş gibi kabul etseler de bu doğru değildir. Bazı hastalıklar kendiliklerinden iyileştiklerinden ilaca gerek yoktur. Bazı hastalıkların ise duygusal veya sosyal nedenleri vardır. Dolayısı ile ilaç yerine sorunu kaynağından çözmek daha yerinde olur.

Doktor Tahlil Yaptırmanızı Söylerse
Bu konuda sorulacak yararlı sorular şunlar olabilir:
.Tahlil neden gereklidir?
.Nasıl yapılır ? Benim ne yapmam gereklidir?
.Ücreti nedir?
.Tahlil sonuçlarını ne zaman öğrenebilirim ?

Bir Başka Doktorun da Fikrini Alabilirsiniz
Gerek teşhis olsun, gerekse tedavi olsun hastalığınız hakkında diğer doktorların da fikrini almak hakkınızdır. Bir başka doktorun da fikrini almak veya doktorunuzu degiştirmek istiyorsanız kendinizi suçlu hissetmeyiniz.
__________________





DOKTORUNUZA YARDIMCI OLUNUZ




Sağlığımızı korumak yalnızca doktorların işlerini iyi yapmasına bağlı değildir. Hastaların da doktorlar ve sağlık görevlileriyle işbirliği içinde olması gereklidir. Doktora gittiğiniz zaman veya doktorun önerdiği bir tedaviye başlarken aşağıda belirtilen konulara dikkat ederseniz bundan en çok yararlanan siz olursunuz:

Hastalığınız hakkında mümkün olduğu kadar çok bilgi edinin.
Tanı yapılmışsa bilgilerinizi daha da geliştirmeye çalışın. Doktora soru sorun. Doktor belirli bir tedavi yolu veya ilaç kullanımı önerdiği zaman başka seçeneklerin neler olduğunu araştırın. Her hastalığın başka tedavi yolları olabilir. Tedavinin başlamasına izin vermeden önce o tedavi yöntemi hakkında bilgi edinin. Tedavi hakkında bilmeniz gereken herşeyi öğrenin. İlaç ve tedavinin yan etkilerini araştırın.

Sağlık özgeçmişinizi bilin.
Daha önce geçirdiğiniz hastalıkların ayrıntılarını ve kullandığınız ilaçları bilmek işe yarar. Sağlığınız hakkında sorulan bütün soruları doğru olarak yanıtlayın ve sağlığınızı etkileyebileceğini düşündüğünüz konuları doktorunuzla görüşün. Doktora soracağınız şeyler çoksa daha uzun bir randevu alın. Böylece doktor diğer hastaları bekletmemiş olur. Doktorla konuşacağınız konular fazlaysa doktora gitmeden önce bunları bir kağıda yazmak yararlı olur.

Devamlı doktor değiştireceğinize düzenli olarak aynı doktoru görün.
Uzun süreden beri sizi muayene ve tedavi eden bir doktor sizi daha yakından tanıdığı için hastalığınızın tanı ve tedavisini daha çabuk gerçekleştirir. Doktorunuzdan memnunsanız ona devam edin. Tabii ikinci bir doktordan fikir almayın demiyoruz. Bilmek istediğiniz sağlık konuları hakkında başka bir doktora da danışmaya hakkınız vardır. Doktorunuzu değiştirecek olursanız gittiğiniz yeni doktora eski doktorunuzun adını söyleyin. Böylece yeni doktor eski doktordaki dosyanızın bir kopyasını ondan isteyebilir veya sağlık durumunuzun ayrıntıları hakkında eski doktorunuzdan özetle bilgi alabilir.

Tedaviyi yarım bırakmayın
Bırakacaksanız doktora haber verin. Aynı zamanda başka bir doktoru veya sağlık görevlisini de görüyorsanız doktora bildirin; çünkü tedaviniz bundan etkilenebilir. Reçeteli veya reçetesiz ilaçlar alıyorsanız veya geleneksel tedaviler görüyorsanız, sigara, alkol, uyuşturucu veya keyif verici maddeler kullanıyorsanız doktora söyleyin.

Randevuları ihmal etmeyin.
Randevuya gelemeyecekseniz telefon edip iptal ettirin ki sizin yerinize başka bir hasta doktoru görebilsin.

Tedavi hakkında önemli kararlar almadan önce bir süre düşünün.
Durumu ailenize ve arkadaşlarınıza açın. Gerekirse doktorunuzla tekrar görüşün veya ikinci bir doktora da danışın.

Tedaviden ve gittiğiniz sağlık servisinden memnun değilseniz doktorunuza veya sağlık görevlisine durumu bildirin. Şikayetinizi bildirmekte güçlük çekiyorsanız bulunduğunuz bölgedeki sağlık yönetimi ile ilgili kuruluşlara başvurun.

GuReL
08-03-07, 19:02
DOĞUM

Gebelik döllenme sonucu başlayan bir olaydır. Bu durum kadının yumurtalığından çıkan ve ilerleyen bir yumurtanın ayhali yarı yolunda ve fallop tüpünün en uç tarafında (Şekil 1) erkeğin ersuyu ile döllenmesinden oluşan bir olaydır.
Döllenmiş olan yumurta, tüp içerisinde ilerleyerek, (daha sonra gelecek olan ay halinden bir kaç gün önce) dölyatağının (rahimin) duvarına bağlanır. Bunun böyle olmasının nedeni gelecek olan ay halini önlemeye çahşmaktır ancak, bazı kadınlarda hafif bir ay hali ve hatta normal görülen bir ay hali yine görülebilir.Gebe olduğunuzu zannediyorsanız bundan emin olmak için derhal bir doktora görününüz. Doktor sizi muayene ederek yapmanız veya yapmamanız gereken şeyler hakkında bilgiler verir. Aynı zamanda ileride ortaya çıkması mümkün olabilecek problemleriniz ve endişelerinizle ilgili tavsiyelerde bulunur.Babanın, ailenin veya arkadaşların destekleri, size gebelik ve doğum zamanlarınızda büyük yararlar sağlayabilir.
Son olarak görmüş olduğunuz ay halinizin ilk gününden itibaren dokuz ay yedi gün sayarak çocuğunuzun doğacağı günü yaklaşık olarak hesaplayabilirsiniz.
Yumurta döllenir döllenmez derhal fallop tüpünden aşağı doğru ilerlemeye başlar ve iki hücreye ayrılır. Bu iki hücre sonradan çok çabuk olarak bir çok hücrelere bölünür yeteri kadar hücre meydana geldiği zaman bunlar bir hücre yuvarlağı haline gelir. Embriyon olarak bilinen bu hücreler yuvarlağı sonradan rahime ulaşarak rahim duvarına bağlanır.
Hücreler yuvarlağı rahim duvarına bağlanır bağlanmaz yuvarlağın çevresindeki dokular gebeliğin ilerlemesine yardım edebilecek hormonlar üretmeye başlar.
Hücreler yuvarlağının dölyatağı duvarına bağlanan bölümü döleşi veya plasenta olarak bilinir ve bebeğin göbeğine göbek bağı ile bağlanır. Bu bağ, döleşi aracılığı ile bebeğin annesinin kanından alınan gıda ve oksijeni bebeğe iletir ve bebeğin döküntüleri de yine bu bağ aracılığı ile döleşi ve oradan da anne vücudu aracılığı ile dışarı atılır.
İlk devrelerde anne kendisini biraz yorgun, üzüntülü ve hem de asabi hissedebilir. Bazı annelerde mide bulantısı ve bazılarında da aşırı hassasiyet ve titiz davranış belirtileri görülebilir. Mide bulantıları genellikle sabahları olan rahatsızlık olarak bilinirse de günün herhangi bir zamanında da hissedilebilir. Bu rahatsızlıklar genellikle annenin vücudunda oluşan değişikliklerin bir nedenidir. Önemli sayılmamakla beraber uzun süre de devam etmezler.

bebeğin 5-16 hafta arasındaki süre içindeki büyüyüp gelişmesi. Yuvarlağın dış tabakası bebeği içine alan bir kese olarak oluşur ve bu oluşan kese amnion kesesi (amniotic sac) olarak bilinir Bu kese hepimizce su olarak bilinen bir sıvı ile doludur ve bu sıvı rahimde büyüyüp gelişmekte olan çocuğu korur.
20 haftalık döllenen doğmamış olan ve "fetus" olarak bilinen bu bebek, 20 hafta içerisinde anne karnında kımıldamaya başlar. Gebeliğin bu ilk hareketleri çırpıntı şeklinde anne tarafından sezilir. Bu ilk çırpıntılar "the quickening" olarak bilinir. Gebeliğin bu ilk çırpıntıları gebeliğin yarı yolunda oluştuğu için bebeğin bu ilk çırpıntı günlerini bellemek, ilerideki gebelik günlerini ve doğum gününü doğru olarak hıesaplayabilmek açısından büyük yararlar sağlar

İlk kımıldaşımlar önemsiz sayıldığından karında hava ya da hava boşluğu olduğu düşünülebilir ancak bebek büyüdükçe bu çırpıntı ve kımıldamalar kuvvetlenmeye başlar.
Bebeğin ilk kımıldanmasında, ana rahmi annenin göbeği ile aynı düzeydedir. Rahmin çevresi bebek büyüdükçe genişler ve gebeliğin başladığı günden 40 hafta içerisinde rahim ana karnının bütün yüzeyini kaplar. Bu durumda bebek doğuma hazır ve anne de gebelik devresini tamamlamış sayılır:





SON devreler:Gebelik devresinde adale dölyatağı ağzının kapalı kalması için kasılmış bir şekilde durur. Dölyatağı ağzının çevresi genellikle pelteye benzeyen (jel) bir madde ile tıkanmıştır.
Doğum sancıları başladığı zaman, dölyatağı boynu, döl yatağı adalesinin gerilimi dolayısıyla yavaş yavaş açılmaya başlar . Bu sancılar ilk olarak düzensiz bir şekilde başlar ve sonraları 20 ya da 30 dakika arayla düzenli olarak tekrarlar Bu sancılar mide kasılmaları veya sancılarını andırır ve bazen hafif sırt ağrılarına da yol açabilir. Dölyatağı boynu açılırken pelte ile tıkalı tıkaç yerinden oynar ve pelte doğum kanalı yolu ile tuvalete çıkar. Bu akıntı genellikle kanlı lekeler halinde oluşur ve buna "nişan atılması"/ "doğum belirtisi" denir. Doğum belirtisinin görülmesi ile doğum başlamış demektir.
Doğum süresinde bebeğin kalp atışları düzenli olarak kontrol edilir ve doğumun durumunun öğrenilebilmesi için de anne devamlı olarak alttan bakılarak doğumun gidişatı kontrol altında tutulur.

Doğumun ilk devresinde doğum sancıları, dölyatağı boynu tam olarak açılana kadar daha sık ve daha düzenli olarak gelmeye başlar. Doğumdan önce yapılan soluk alma ve dinlenme hareketleri ve bu hareketlerin önceden öğrenilmesi doğum anlarında büyük yararlar sağlar.
Yine doğumun bu devrelerinde, kadın ağrıyı hafifletebilecek ilaçlara gereksinim duyabilir. Elde var olan bu hazır ilaçlardan biri, kadının doğum sırasında kendi eliyle yüzüne kapattığı ve içi gaz ve hava dolu solunum maskesi, diğerleri ise gerektiği zaman ağrıyı azaltmak için vurulan bir iğne ve bazen de dölyatağı sinir sistemi köklerine gerektiğinde az dozajda yerel anestezi verilmesidir. Bu yerel anestezi tedavisi "epidural" olarak bilinmektedir
Doğum başladığı zaman dölyatağı boynu genişleyerek açılmaya başlar. Bu durumda su kesesi çocuğun başının önüne doğru dışarıya atılır. Dölyatağı boynu tam olarak açıldığı zaman su kesesi açılır. Su kesesinin açılması bu safhadan önce veya doğum sancısı başlamadan önce de olabilir. Bazı durumlarda su kesesi çocuğun başı doğduktan sonra da açılmış olabilir.

Doğumun ikinci devresi, dölyatağı boynu tam olarak açıldığı zaman başlar. Bu anlarda anneye, çocuğu aşağıya doğru sürmek ve çocuğu itip çıkartmak duygusu gelir işte bu anlarda çocuk yavaş yavaş doğum kanalından geçer .Doğumun bu anlarında annenin yardım edebilmesi için derin derin nefes alması, karın kaslarını kasması (sıkıştırması) ve barsaklarını açıyormuş gibi sıkması gerekmektedir Gelip giden sancılar arasında rahatlamasını bilmek de çok önemli sayılmaktadır.

Doğumun ikinci devresinin sonlarına doğru çocuğun başının yan üst kısmının doğum kanalının dışında olduğu görülür. Çocuğun başının ilk kez bu şekilde dışarıda görünüşü çocuğun "baş vermesi" anlamına gelir. Çocuk baş verir vermez görevli doktor veya ebe çocuğun başını kontrol ederek, annenin doğum kanalının yavaş yavaş genişleyip açılmasına yardım eder. Anne de bu arada çocuğun başı tamamen çıkana kadar daha önceden öğrenmiş olduğu kısa fakat sık sık nefesleri alarak doğuma yardımcı olabilir.


sen evre çocuğun başının doğum kanalından tamamı ile dışarıya çıkmış olduğunu ve çocuğun başının tamamen doğmuş olduğu görülür. Omuzlar çıkarken çocuğun yan tarafa doğru dönmüş olduğu görülür; ve bu durumda olan çocuk birkaç dakika içerisinde doğmuş olur. Çocuk doğar doğmaz anneye bir iğne vurulur. Bu iğne vurulduktan sonra uterus (dölyatağı) kasılır ve çocuğun döleşini dışarıya atar.Çocuk doğar doğmaz annesinin ismi ile etiketlenir ve bu etiket çocuğun üzerinde, çocuk annesi ile birlikte hastaneden taburcu edilene kadar kalır.İlk doğum anlarında bebek biraz mavi görünüşlü doğar. Fakat bu mavimsi görünüş bebeğin ilk ağlayışlarıyla sağlıklı görünen pembe renge dönüşür.


Doğumun ilk anlarında bağ (göbek bağı) bebeğin kalbinin atışları oranında çırpınır ve atar çünkü bebek bu ana kadar, göbek bağı yolu ile annenin kanından gelen oksijen ve gıda ile beslenmektedir. Artık bebek kendi başına nefes alabildiği için kendisine gıda verilebilir. Bebek kendi kendine soluk almaya başlar başlamaz göbek bağının kalp atışı normal olarak durur ve göbek bağı bağlanarak kesilir. Göbek bağının kesilmesi ne anneye ve ne de bebeğe acı vermez.
Yeni doğan bebek genellikle "verniks" denilen yağlı, kaygan ve beyaz bir madde ile kaplıdır Bu yağlı madde ana rahminde bebeğin cildini koruduğu gibi doğumunun da kaygan ve rahat olmasına yardım sağlar.



Bir kaç dakika sonra uterus dölyatağı tekrar kasılır Bu durum doğumun üçüncü devresinin başlamış olduğunu gösterir, Bu devrede döleşi dölyatağından itilerek ayrılır ve aynen çocuğun doğumu gibi doğar. Nihayet döleşinin de doğması ile doğum tamamlanmış olur.
Kısa bir şekilde anlatılmış olan bu taslak doktorlar ile anne/babalara, çocuk doğumları ile ilgili yeteri derecede seçkin bilgi vermemektedir.
Doğumun her hangi bir devresinde olabilecek aksilikler, doğum komplikasyonları ve dolayısıyla hastane görevlilerinden beklenenin ne olduğu hakkında yeterli derecede bilgi verilmemektedir, Bu önemli sorunlar sızinle ilgilenen hastane görevlileri veya özel doktorunuzla görüşülmelidir.
Baba ise hem annenin gebeliği devrelerinde ve hem de özellikle doğum sırasında çok yardımcı olabilir. Doğum esnasında, doğum normal ise, babanın annenin yanında bulunmasına hastanelerde doktorlar ve hastabakıcılar tarafından memnuniyetle izin verilebilmektedir.


Doğumdan 6 hafta sonra dölyatağı normal büyüklüğünü alır. Döleşi (plasenta) doğum yolu ile terkedildikten sonra, dölyatağı üzerinde belirmiş olan hassas ve büyük boşluk çok çabuk olarak iyileşir. Kanama durur durmaz doğum tamamlanmış sayılır. Kan ve lekeli akıntılar durana kadar cinsel ilişkide bulunulmaması önerilmektedir.
Gebelik ve doğum sırasında vücudun çeşitli adaleleri özellikle karın ve alt karın (vajina) adaleleri oldukça gerilir. Bu adalelerin tekrar normal bir hale dönebilmeleri için jimnastik yapılması önerilmektedir.
Karın adalelerini geliştirmek için dik oturmak ve bacak kaldırmak gibi hareketler ve alt karın boşluğu adaleleri için de kalça germe hareketleri önemli yararlar sağlayabilir.
-------------------------




DOĞUM - HASTANEYE NE ZAMAN GİTMELİ ?




Aşağıdaki durumlar olduğunda hastaneye gitmeniz gereklidir:

1.Vajinadan (dölyolu) kan geliyorsa.
2.Vajinadan (döl yolu) su geliyorsa, Bu bebeğin içinde durduğu su torbasının patladığını gösterir.
3.Karında şiddetli sancı varsa.
4.Başınız ağrıyor gözünüzün önünde siyah noktacıklar beliriyor veya görüşünüz bulanıksa. El ve ayaklarınızda aşırı şişkinlik varsa.
5.Doktorunuz bebeğin doğumunun geciktiğini düşünüyor ve hastaneye gitmenizi öneriyorsa ki, bu doğum yapabilmeniz için doktorun müdahalesini gerektirecektir.

İlk kez doğum yapıyorsunuz ve sancılarınız başlamışsa
Bir saat içinde 6 kez veya daha sık yinelenen sancı (doğum sancıları ki, örneğin, her on dakikada bir gelebilir) başlamışsa.
Evde daha fazla durmak sizi telaşlandırıyorsa.
Suyunuz patlamışsa.
Yukarıda sayılan hallerden herhangi biri olduğunda, hastanenin doğum servisindeki görevli hemşiresini arayarak, ne yapmanız gerektiğini sorun.

İlk doğumdan sonraki doğumlarınızda

Sancınız baslamışsa (her 10 dakikada bir veya daha sık gelen dogum sancıları),
Suyunuz patlamışsa.
Doğum yapmak üzere gideceğiniz hastanenin doğum servisindeki görevli başhemşireyi telefonla arayarak, hastaneye gelmekte olduğunuzu bildirin
Bebek dünyaya gelmeden hastanede olabilmek için, evden vakitlice çıkmaya gayret edin.

Hastaneye geldikten sonra ne olur ?

1. Kayıt işleminizi yaptırdıktan sonra, doğum koğuşuna gidersiniz.
2.Oradaki hemşire, gerekli kontrolleri yapar. Tansiyonunuzu ölçer, nabzınızı dinler, idrar tahlili yapar, bebegin duruş pozisyonuna bakar.
3. Bazı hastanelerde, görevli hemşire; kasıklardaki tüyleri traş etmek için sizden izin ister. Siz bunu hastaneye gitmeden önce kendiniz de yapabilirsiniz ya da hemşireye rica ederek traşa gerek olmadığını söylersiniz.
4. Eğer son 24 saat içinde büyük aptest yapmamışsanız, hemşire dışarı çıkabilmeniz için size bir lavman yapar. Böylece bebeğin doğumu daha da kolaylaşmış olur.
5.Doktor veya hemşire doğum kanalını ve vajinayı muayene ederek rahim boynunun (serviks) açılıp açılmadığına bakar.
6.Eğer bebeğin doğumuna daha vakit varsa, eşinizle birlikte rahatça dolaşacağınız ya da oturup istirahat edebileceğiniz oturma salonuna geçmenizi söylerler.
Bundan sonra her saat başı veya iki saatte bir, doğumun gelişmesini izleyen hemşire, sizi ve bebeği kontrol eder.
7.Rahmin ağzı açıldıkça giderek daha fazla rahatsızlık hissedersiniz. Hemşire de sizi daha sık muayene eder. Bazen bir hastabakıcı, siz ve eşinizle birlikte oturur. Bu aşamada ağır ağır soluk alın ve nefesinizi tutmayın. Bu sizi rahatlatacaktır. Eşinizin yanınızda bulunarak size moral vermesi, bu sıkıntılı aşamayı kolaylıkla atlatmanıza yardım eder.
8.Bebeğin doğumu hemen hemen yaklaşmışsa sizi doğum odasına alırlar. Bazen eşiniz de sizinle beraber gelebilir.
9.Bazı kadınlara sancıya dayanabilmeleri için bir iğne yapılır, bazılarına ise gaz verilir. Epidural blok denilen bu iğne, sancıyı tamamen keser. Bu iğneyi yaptırdığınız takdirde, geçici olarak yürüyemezsiniz ve muhtemelen doğumu da forseps denilen alet yardımı ile yaparsınız.
10.Rahim açılınca, bebeğin başı doğum kanalının alt ucuna (vajina) gelir ve bu aşamada ıkınma hissi duyarsınız. Hemşire artık her an yanınızda durur ve size yapmanız gereken şeyleri bir bir söyler. Örneğin, her sancı geldiğinde ıkınmanızı ve iki sancı arasında da dinlenmenizi söyler.
Bebeğin başı doğum kanalının alt ucunda belirince, hemşire size çabuk çabuk solumanızı söyleyecektir ki bu da döl yolunun bebeğin başının geçebileceği oranda açılmasına yardım eder.
11.Bebek, bundan sonra çabucak doğar ve göbek bağı kıstırılıp, üşümemesi için de sarılıp sarmalandıktan sonra, size verilir.
12.Bebeğin doğumunu takiben rahim bir kaç dakika dinlenir. Tekrar başlayan bir sancı ile birlikte döleşi (plasenta) ve rahmin iç zarı da dışarı atılır. Bu aşamanın kolayca geçilmesi için anneye, genellikle, bir iğne yapılır.

Doğumların az sayıda bir kısmı ise, yukarıda anlatıldığı şekilde olmaz. Bazen bebek forseps kullanarak, bazen de anne rahminden sezaryen (seksiyo) dediğimiz bir karın ameliyatı yolu ile alınır.
Bebek doğduktan sonra, hastane personeli kalkıp dolaşmanızı ve duş almanızı önerir. Bu dinç ve canlı olmanızı sağlar. Ayrıca günümüz tıp ilmi ve araştırmaların bulgularına göre, temizliğin, açık havanın ve egzersiz yapmanın, sağlığa ve muhtemel bir enfeksiyonu önlemeye çok yararı vardır.
Bebeğinizin bakımı ve sağlığı ile ilgili gerekli bilgileri edinmeniz çok önemlidir. Hastaneden çıkar çıkmaz, en kısa süre içinde oturduğunuz bölgedeki Ana Çocuk Sağlığı Merkezindeki görevli hemşire ile bu konuyu görüşmek üzere temasa geçiniz.
-------------------------





DOĞUMDAN ÖNCE




Bebek yapmayı düşünüyorsanız gebe kalmadan önce doktorunuzu görünüz. Doktor yapmanız gereken şeyleri size söyler. Örneğin, bebeğin hayata sağlıklı bir başlangıç yapması için sigarayı bırakmanızı önerebilir ve kızamıkçık aşısı yaptırmanızın gerekli olup olmadığını saptar. Kızamıkçık genellikle anne için hafif geçen bir enfeksiyon olmakla birlikte gebeyken kızamıkçığa yakalanan annenin karnındaki bebeğe ciddi zarar verir. Bebek için gebeliğin ilk 12 haftası son derece önemlidir. Bu nedenle gebe kaldığınızı anlar anlamaz en kısa zamanda doktorunuzu görünüz. Böylelikle gebeliğin mümkün olduğu kadar sağlıklı geçmesini garantiye almış olursunuz.

Doğum öncesi bakım neden önemlidir ?
Gebe kadının ve karnındaki bebeğin düzenli olarak sağlık muayenesi yaptırması gebelikte veya doğum sırasında olabilecek ikincil sorunları önler. Daha önce çocuk doğurmuş olsanız bile, örneğin, tansiyonun ölçülmesi gibi denetimi gerektiren işlemleri yaptırmanız gerekir. Doğum öncesi bakım ayrıca bebeğin normal büyümesini de denetler. Gebe kadınlar, çoğunlukla, doktora gebelik 32 inci haftasına girinceye kadar ayda bir giderler.
32 inci haftadan sonra doktor veya klinik ziyaretleri daha sıklaşır.

Doğum öncesi bakım nerelerde yapılabilir?
Birçok seçenek olduğundan doktorunuzla görüşünüz. Sağlık sisteminde, bebeği doğurmaya karar verdiğiniz hastanedeki bakımı değişik ebeler, hastanenin kadın-doğum uzmanı ve doktorlar ortaklaşa yaparlar. Doğumdan önce daha çok doktorunuzu görürsünüz, iki üç kez de hastanenin ayakta bakım servisine gidersiniz. İkincil sorunlar yoksa bebeğin doğumunu bir ebe yaptırabilir.

Doğum öncesi kursunun yararları
Doğum öncesi kursları hastanelerde yapılır. Kursa devam ederek gebelik sürecinde kendinize nasıl bakacağınızı öğrenirsiniz, doğuma hazırlanırsınız, hastanedeki doğumla ilgili işlemleri öğrenirsiniz ve doğum sancısında yardımcı olacak ağrı kesici yöntemler hakkında bilgi alırsınız. Ayrıca oturduğunuz bölgede kursa devam eden diğer gebe kadınlarla dostluk kurarsınız.

GuReL
08-03-07, 19:07
EKLEM İLTİHABI




Eklemlerinizin geçirdiği yara bere gibi incinmelerin
tedavisine önem verirseniz ileride gelişebilecek artrit denilen eklem iltihabını
önleyebilirsiniz. Söylendiğine göre ; eklemlerde doğrudan oluşan bir incinme,
daha sonra osteoartrit denilen eklem iltihabına dönüşmekte ve bu da eklem
iltihabı olaylarının en yaygın tipini oluşturmaktadır.

Eklem iltihabında eklemler bozukluklara uğrar. Eklem iltihabı; genellikle
ellerde, kalçalarda, dizlerde ve belkemiğinde görülür.

Bazı kişilerin ileri yaşlarda osteoartritten ( kemik ve bu kemiğe yakın eklemde
iltihap ) şikayetçi olmalarının bir nedeni , yıllar önce eklemlerinde meydana
gelen bir incinme olabilir. Sorun yaratan eklem incinmeleri, kırık veya bağ
dokusunun hasara uğraması gibi olaylardır. Genellikle bu tür incinmeler diğer
oyuncularla vücut teması gerektiren sporları yaparken geçirilen kazalar nedeni
ile olur.

Eklem İltihabının Belirtileri Nelerdir ?

Eklem iltihabının belirtileri arasında; eklem çevresinde ağrı ,
tutukluk ve şişkinlik gibi şikayetler sayılabilir. Bunların yanısıra da bazen
kaslar da güç kaybına uğramış olabilir. Bu nedenle vücudunuzun o bölgesini
kullanmakta zorluk çekersiniz. Örneğin ; parmak eklemlerinizde eklem iltihabı
varsa; elinize aldığınız şeyleri kavramak veya tutmakta zorluk çekebilirsiniz.


Korunmak İçin Neler Yapılabilir ?

Eklemlerinizde bir incinme meydana gelmişse; hemen Fizik Tedavi
yaptırmanız önemlidir. Bunu yapmazsanız zaten incinmiş olan ekleminize gereksiz
yere yüklenerek hasarı daha da arttırabilirsiniz. Aile Hekimi'niz gerek görürse
sizi bir Fizik Tedavi Uzmanına havale edebilir.

Kilonun etkisi de önemlidir. Aşırı kilolar eklemlerinize baskı yapar.

Eklem İltihabından Şikayetçiyseniz ?

Zamanında gerekli önlemleri almadınız ve şu anda eklem iltihabından
şikayetçisiniz, bununla nasıl başa çıkacaksınız ?

Eklem iltihabı nedeniyle duyulan ağrıları hafifletebilirsiniz ve genellikle
ağrıyla başbaşa giden depresyon hissinden de kurtulabilirsiniz.

Bu öneriler sadece osteoartritten değil fakat eklem romatizmasından şikayetçi
olan kişilerin de işine yarayabilir. Romatizmal eklem iltihabı da eklemlerde
ağrı ve iltihap yapan bir hastalık olmakla birlikte tamamen başka bir
hastalıktır ve nedeni tam olarak bilinmemektedir. Her iki eklem iltihabı
hastalığı da ilaçla ve eşit oranda egzersiz ve istirahatle tedavi
edilebilmektedir. Eklemde şiddetli ağrı olduğu zaman istirahat etmek önemli
olmakla birlikte , aşırı istirahat eklem iltihabını daha da azdırır. Yürüyüş,
yüzme ve özellikle eklem iltihabından şikayetçi olan hastalar için düzenlenmiş
ve suda yapılan egzersizler, türlü yollardan eklem iltihabı hastalarına yardımcı
olur. Düzenli hareket ; eklemleri, kemikleri ve kasları güçlendirmenin yanında ,
kilonuzu sağlıklı bir düzeyde tutmak , ağrı ve stresi azaltmak yönünden de
yararlıdır.

GuReL
08-03-07, 19:08
ERGEN VE AİLE




Güler Hanım, "Bazen kızıma nasıl olup da şimdi dost
olabildiğimize şaşıyorum. Ergenlik çağındaki kavgalarımız yüzünden sonuçta
birbirimizden nefret edeceğiz sanırdım" demektedir.

Güler Hanım'ın deneyimi başka anne babaların da başından geçmektedir. Bazı
ailelerde ergenlik çağı zor ve mücadeleleli geçer. Bir bakıma bu normaldir;
çünkü ergenlik çağı gençlerin birtakım duygusal ve fiziki değişiklikler
geçirdikleri yaşlardır ve bu da onları huzursuz ve asi yapar.

Güler Hanım'ın kızı okuldaki sınıf arkadaşlarının hafta sonu gezmeye
çıktıklarını veya birbirlerinin evine gece yatısına gittiklerini gördükçe
onlardan geri kalmak istemiyor ve kendisi de aynı şeyleri yapmak istiyordu.
Güler Hanım devamla "Gezmeye gitmesine izin vermediğim zamanlar hep kavgaya
tutuşurduk. İşin kötüsü o zamanlar annemle babam da bizimle birlikte oturuyordu.
Onların dunımu hiç de beğenmediklerini görüyordum. Kızım benimle her kavga
ettiğinde hem onu ayıplarlardı hem de kızımı kontrol edemediğimi söylerek beni
suçlarlardı" demektedir.

Kim Ne İster ?

Konu birçok aile için aynen geçerlidir. Genellikle, çocuklarına daha
iyi bir yaşam verebilmek için uzun saatler çalışan anne ve babaların
çocuklarının onlara karşı saygısız olduklarından yakınmalarına şaşmamak gerekir.
Aslında hem anne baba hem de gençler iki kuşağın değer yargılarını uzlaştırmaya
çalışmaktadır. Evde gençlerden soru sormadan itaat etmeleri istenir. Oysa aynı
gençler kendilerine ait güçlü fikirler edinmenin ve kendi sorunları üzerinde
fikir yürütmenin saygısızlık sayılmadığı bir toplum içinde yetişmektedir.
Gençler hem anne ve babalarını hoşnut etmek hem de arkadaşlarına kendilerini
kabul ettirmek isterler.

Sabır ve Anlayış

Gençlerin huzursuz ve sinirli olmaları biraz normal olmakla birlikte
yanlış davranışları anne ve baba tarafından hoşgörülmemelidir. Anne ve babanın
sabırlı ve anlayışlı olması anlaşmazlıkların çözümünde yararlı olur. Gençlerin
sorumlulukları anne babanın sorumlulukları kadar çok değildir ama onların da
kendilerine göre önemli olan sorunları vardır. Örneğin kendilerini okulda
başarılı olmak ve diğer arkadaşlarına uymak konusunda baskı altında
hissedebilirler. Ayrıca iş bulup bulamayacaklarından ve bulundukları çevre
nedeniyle gelecekten endişe duyabilirler. Büyüklerin kendilerini haksız yere
eleştirdiklerinden yakınırlar. Medyadaki haberlere bakılırsa gençler iyi şeyler
yerine hep kötü şeyler yapmaktadır. Gerçekte ise gençlerin çoğu zararsızdır.

Gençlerle Sorunları Önlemede Anne ve Baba Neler
Yapabilir?

Bazen gençleri çok sıkı tutmak isteriz ama, ağır disiplin gençlerin
davranışlarını daha da kötüye götürür. Öte yandan anne babadan hiç değilse
biriyle iyi ilişkiler içinde olan bir gencin ciddi biçimde kötü yollara düşmesi
önlenebilir.

Çocuklarınızla aranızdaki ilişkiyi güçlendirmek için şunları yapabilirsiniz:

* Çocuklarınıza olan sevginizi yaramazlık yapsalar bile gösterin.

* Çocuklarınızla ve onların ilgi duyduğu şeylerle ilgilenin.

* Ne kadar meşgul olursanız olun onlarla düzenli olarak ve sakin sakin vakit
geçirmeye çalışın. Hem sizin hem de onların yapmaktan hoşlandıkları şeyleri
paylaşmak için zaman ayırın.

* Çocuklarınızın iyi hareketlerini de görmeye çalışın ve bunu onlara da
söyleyin.

GuReL
08-03-07, 19:09
EVDEKİ ALLERJİK ORTAM






Allerjik tepkilere neden olan durumları azaltmak için evde bazı koşullara dikkat
edebilirsiniz. Aşağıdaki önerileri deneyiniz:

Tozları ortadan kaldırmak için tüm zeminleri haftada bir ya da iki kez ıslak
bezle silin.

Tozları hapseden duvardan duvara hali yerine ufak halı ve kilimleri tercih edin.

Mobilyaların döşemelerini elektrik süpürgesiyle süpürün ya da kumaş döşeme
yerine tahta, plastik ve deriyi tercih edin.

Çocuğunuzun allerjisine evdeki bir hayvan neden oluyorsa bu hayvanı
verebileceğiniz bir yer aramayı düşünün. Evdeki kedinin her hafta düzenli olarak
yıkanması döküntülerin belirgin olarak azalmasına yarayacaktır.

Yatak takımlarını her hafta değiştirin ve yıkayın. İçinde kuş tüyü bulunan
yastık ve yorganlardan kaçının.

Nemli günlerde uygun nem azaltıcı aletleri kullanmaya dikkat edin. Bu şekilde
küf oluşumu engellenecektir. Çocuğunuzu nemli kiler ya da bodrum gibi yerlerden
uzak tutun. Çamaşır suyu yardımıyla nem azaltıcı aletlerinizi düzenli olarak
temizleyin.

Çocuğunuz sülfitlere karşı allerjikse bunları içeren yiyeceklerden uzak durun

Çocuğunuz yakınlardayken sigara içmeyin.

GuReL
08-03-07, 19:10
ERKEK SAĞLIĞI




Erkekler kadınlara oranla daha güçlü ve kuvvetli oldukları halde kadınlar kadar sağlıkları yerinde değildir ve kadınlardan önce ölmektedirler. Kadınlarla erkeklerin sağlık durumları karşılaştırıldığında korkutucu bazı gerçekler gözler önüne serilmektedir:

Ortalama olarak, erkekler kadınlara oranla 6 yıl daha erken ölmektedir.

Bir yaşını doldurduktan sonra ölen erkek çocukların sayısı, kız çocuklara oranla %35 daha fazladır.

Erkeklerin yüzde ellisi şişmandır, bu oran kadınlarda üçte birdir.

Erkeklerde kalp hastalığı ve kanser oranı kadınlara oranla daha fazladır.

Deri kanserinden ölen erkeklerin sayısı kadınların sayısının iki katıdır.

65 yaşından küçük erkeklerde sigaranın neden olduğu ölümler %40 iken bu oran kadınlarda %20'dir.

Trafik kazaları, düşme ve boğulma olayları, iş kazaları veya kavga sonucu ölen ve yaralanan erkeklerin sayısı kadınlardan daha fazladır. Alkol istismarı nedeniyle ölen erkeklerin sayısı kadınlara oranla daha fazladır.

İntihar eden erkeklerin sayısı kadınlara oranla üç kat daha fazladır.

Bu üzücü farklılıkların nedeni nedir ?
Erkekler, genellikle, kadınlara oranla kendilerini daha sık tehlikeye atarlar ve daha tehlikeli işlerde çalışırlar. Örneğin, iş kazalarında ölenlerin %93'ü erkektir. Doğal olarak, insan iyi bir iş yapmış olmak için kendisini tehlikeye atabilir. Örneğin, itfaiyeciler olmasaydı halimizin ne olacağını bir düşünün. Ancak, erkekler çoğunlukla kendilerini gereksiz yere tehlikeye attıkları için hem kendilerine hem de başkalarına zarar verirler.
Bir başka neden ise erkeklerin sağlıklarının değerini kadınlar kadar bilememeleridir. Erkekler kadınlara oranla daha fazla sigara ve içki içerler ve sağlıklı bir yemek rejimine yanaşmazlar. Örneğin, kadınlara oranla, erkekler daha az meyve ve daha çok yağ yerler. Ayrıca, erkekler hastalandıklarında sağlıklarını ihmal ederek doktora gitmezler.

Erkeklerin sağlığını korumak için neler yapılmalıdır ?
Bu işe aileden başlamak yerinde olur. Geleneksel olarak kadınlar hem eşlerinin hem de erkek çocuklarının sağlığını korumak için çaba gösterirler ve onlara sağlıklarına dikkat etmeleri gerektiğini söyleyip dururlar. Bu böyle geldiği gibi böyle de gideceğe benzer. Ancak erkeklerin de artık yalnızca kendilerini değil çocuklarını da düşünerek kendi sağlıklarıyla ilgilenmeye başlamalarının zamanı gelmiştir. Kendisine sağlıklı bir yaşam düzeni çizen, araba kullanırken, içki içerken ve spor yaparken güvenceyle hareket eden babalar hem çocuklarına iyi örnek olurlar hem de sağlıklı erkek çocukları yetiştirirler.

Bazı erkeklere göre sağlığa özen göstermek "erkekçe" sayılmaz. Gerçekler, sağlığa uygun gıdalar yiyen, düzenli olarak egzersiz yapan ve hastalandığında hemen tedavi altına giren erkeklerin daha güçlü ve aktif kalacaklarını göstermektedir

GuReL
08-03-07, 19:10
EGZERSİZ İÇİN BASİT ÖNERİLER




Daha fazla egzersiz yapmak istediğiniz halde buna ayıracak vaktiniz yok mu, ya da iyice formdan düştüğünüz için egzersize başlamanın güç olacağını veya kaslarınızı acıtacağını mı sanıyorsunuz ?

Böyle düşünüyorsanız korkularınızın boş olduğunu göreceksiniz. Bazı kişiler işlerinin yoğun olduğundan veya formda olmadıklarını sandıklarından düzenli olarak egzersiz yapmazlar. Bunun bir nedeni, yapılan egzersizin yararlı olabilmesi için vücudu zorlayarak her gün en azından yarım saat egzersiz yapılması gerektiği düşüncesidir.

Egzersiz uzmanları her gün yapılacak 30 dakikalık egzersizin bir seferde yapılmasına gerek olmadığını söylemektedirler. Egzersizi gün içinde kısa aralıklara bölebilirsiniz. Örneğin, sabah otobüs durağına çevik adımlarla beş dakikalık bir yürüyüş yapabilirsiniz. Öğle yemeğinden sonra on dakika ve akşam işten eve dönerken on beş dakika yürüyebilirsiniz. Her gün orta hızda 30 dakikalık bir egzersiz yapmak sağlığınızı arttıracaktır. Yaşam tarzınıza göre köpeğinizi yürüyüşe götürmek, çarşıya yürüyerek gitmek, çocukları yürüyüşe götürmek, onları okuldan aldıktan sonra eve yürüyerek gitmek, arkadaşlarınızla yürümek, deniz kenarında veya parkta yürümek hatta bir yürüyüş kulübüne üye olmak gibi değişik biçimlerdeki yürüyüşleri günlük egzersiz programınıza katabilirsiniz.

Düzenli olarak yürüyüş yapan kişilerin kalp krizi geçirme, felç ve orta yaşlarda şeker hastası olma riskini azalttıklarını unutmayın. Yaşamı daha hareketli geçen kişilerin kalın barsak kanseri riskini de azalttıkları görülmektedir. Düzenli yürümek kilonuzu daha iyi kontrol etmenize, daha iyi uyumanıza, kemiklerinizin daha güçlenmesine (adet kesilmesinden sonra pek çok kadını etkileyen kemik erimesini önlemeye) yardım eder.

Gevşemek için yürüyüş yapmak en iyi yöntemdir. Bütün günü çalışarak geçiren kişilerin genellikle yorgun bir günün sonunda yapmak istedikleri en son şey yürümektir; çünkü yürüyüşün kişiyi daha da yoracağı düşünülür. Oysa yürüyüş genellikle sizi daha da enerjik yapar.

Yürüyüşten azami yararlanmak için çevik adımlarla yürümek gerekir. Yürüyüş hızı rahatsızlık verici biçimde olmamalıdır. Kendinize uygun bir tempoyu bulmanız yeterlidir. Yürürken rahatça konuşabilmeniz gerekir.

Şunları unutmayın:

Yürürken üzerinize rahat giysiler ve ayağınızı iyice destekleyen düz topuklu ayakkabılar giyin. Karanlıkta yürüyorsanız açık renkli giysiler giyin ki araba sürücüleri sizi kolayca görebilsinler.

Yürürken şapka giyin, güneş gözlüğü takın ve derinizin açıkta kalan kısımlarına güneşten korunma faktörü +15 olan güneş kremlerinden sürün. Günün en sıcak saatlerinde yürüyüş yapmamaya çalışın.

Yürürken nefesiniz kesiliyorsa yavaşlayın veya durun.

Yemekten hemen sonra yürümemeye çalışın. Ateşiniz varsa veya ağır bir grip geçiriyorsanız yürümeyin.

Çevik adımlarla yürüyüşe başlamadan önce kaslarınızın "ısınması" için beş dakika kadar yavaş yavaş yürüyüp kollarınızı sağa, sola, aşağı, yukarı sallayın.

Öğle yemeğinden sonra yürümek gibi basit bir egzersizle egzersiz programınıza başlayın. Kendinizi zorlamanıza gerek yoktur.

Egzersize başlamak için hiç bir zaman geç kalmış sayılmazsınız. Her gün 30 dakika egzersiz yapamasanız bile biraz da olsa hareket etmenin hiç hareket etmemekten daha iyi olduğunu unutmayın.

Uzun süre hareketsiz bir yaşam sürdüyseniz, kalp hastalığı, göğüste sancı , şeker hastalığı , aşırı şişmanlık, sigara tiryakiliği veya yüksek tansiyon gibi sorunlarınız varsa egzersize başlamadan önce doktorunuzla görüşün.

GuReL
08-03-07, 19:11
EXTACY




Ekstazi, bazı gençlerin kullandığı yasaklanmış bir uyuşturucu maddedir. Esrar, eroin ve kokain gibi uyuşturucular bitkisel olmakla birlikle ekstazi bitkisel değildir ve birtakım değişik kimyasal maddelerin kullanılmasıyla yasadışı olarak imal edilir.

Ekstazi nedir?
Ekstazi değişik maddelerden yapılır. İmalatta genellikle aşağıdakilere benzer iki tür kimyasal madde kullanılır;
oAmfetaminler ("speed" de denir. Bunlar uyarıcı maddelerdir. Enerji verirler ve uyanık kalmayı sağlarlar)
oSanrı yaratan maddeler (halüsinojenler) var olmayan şeyleri ve sesleri varmışcasına görüp işitmenize neden olurlar. Eşyaların görünümünü ve sesleri çarpık yansıtırlar. Örneğin, bu gibi maddelerin etkisi altında olan bir kişi kahve fincanının yürüdüğünü veya duvar kağıdının üzerindeki desenlerin hareket ettiğini görebilir.

Ekstazi nasıl kullanılır ?
Değişik şekillerde ve boylarda olan küçük beyaz veya sarı haplar genellikle ağızdan alınır. Bazı kimseler ekstaziyi şırıngayla kullanırlar.

Etkileri nelerdir?
Etkileri uyuşturucunun içinde bulunan maddelerin ve kullanan kişinin özelliklerine göre değişir. Uyuşturucuyu kullanan kişi genellikle kendisini, sevinçli, güvenli ve sevecen hisseder Aynı zamanda endişe, korku (başkalarından bir kötülük gelecek korkusu) ve depresyon gibi duygular da olabilir.

Ekstazinin kısa dönemdeki etkileri şunlardır:
Kalp atışlarında hızlanma ve tansiyonun yükselmesi
Vücut ısısının yükselmesi ve terlemek
Vücudun kuruması su kaybetmesi
Dişleri gıcırdatmak veya çenelerin kilitlenmesi
Bulantı

Ekstazi ne derece tehlikelidir?
Ekstaziye gösterdikleri şiddetli tepki nedeniyle ölenler olmuştur. Ölüm olayları çok yaygın olmamakla birlikte bu uyuşturucunun kimler için daha tehlikeli olduğunu tahmin etmek zordur. Bazı ölüm olaylarına şunlar neden olmuştur:
oAşırı sıcak, ekstaziyle uzun süre dans etmeyi karıştırmak vücut ısısını yükseltir ve vücudun susuz kalmasına neden olur. Ekstazi kullananlar dans ederken ve hareket halindeyken saat başına 500ml, dansetmiyorlarsa 250ml su içmelidir.
oAşırı su içmek - Bir seferde aşırı miktarda sıvı almakla beynin etkilendiği ve kişinin komaya girdiği olaylar bulunmaktadır.
Ekstazi aldıktan sonra araba kullanmamanız, ekstaziyi diğer uyuşturucu ve keyif verici maddelerle birlikte kullanmamanızı ve şırıngayla alıyorsanız iğnelerinizi başkalarıyla paylaşmamanızı önemle belirtiriz. Kendisinde ve soygeçmişinde akıl hastalığı, evham hastalığı, panik krizleri, kalp hastalığı, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, karaciğer hastalıkları veya sara olan kişiler ekstaziyi kullanmamalıdır.

Ekstazi alışkanlık yapar mı?
Ekstazinin, örneğin, eroin ve nikotini bıraktıktan sonra görülen yoksunluk krizleri gibi fiziksel ahşkanlıklar yaratmadığı düşünülmektedir, Bununla birlikte bu maddeye psikolojik bağımlılık kazananlar bulunmaktadır. Yani bu kişiler onsuz kendilerini iyi vakit geçiriyor veya mutlu hissetmedikleri için uyuşturucuyu bırakmakta güçlük çekerler

Ekstazinin uzun dönemdeki etkileri nelerdir?
Ekstazinin uzun dönemde beyni etkileyerek depresyon ve endişe hislerine neden olduğuna dair bulgular mevcuttur. Keyif verici özellikleri uzun süre kullanmakla azaldığından muhtemelen az sayıda kimse bu uyuşturucuyu uzun boylu kullanmaktadır

Kişinin ekstazi kullandığı dışarıdan belli olur mu?
Ekstazinin etkileri ergenlik çağındaki gençlerde görülen huysuzluklar ve uzun uzun uyumak gibi davranışlara benzediğinden, kişinin bu uyuşturucu gibi, diğer uyuşturucuları da kullandığı, dışarıdan belli olmayabilir. Çocuklarının uyuşturucu kullandığından endişe eden anne babalar doktorlarına ve sağlık merkezlerine başvurarak bölgelerinde bulunan alkol ve uyuşturucu maddelerle ilgili servisler hakkında bilgi alabilirler.

Ekstazi veya başka bir uyuşturucu veya keyif verici maddeyi kullanan bir kişi hastalanırsa ne yapmak gerekir?
Hastalığın ekstaziyle ilgili olduğundan kuşkuluysanız hemen bir ambulans çağırınız. Ambülans çağrısına polis gelmez.

GuReL
08-03-07, 19:12
EBE-HEMŞİRELER




Gebelikte yemem gereken gıdalar nelerdir? Acaba doğumum normal olacak mı ? Yatarak doğum yapmak yerine ayakta durabilir miyim ? Mide bulantısına nasıl engel olabilirim ? Bebek doğduktan sonra doğum kontrol hapları kullanabilir miyim ? Kadınlara doğum yaptırmak kadar bu tür sorularını yanıtlamak da ebelerin görevlerindendir.

Ebeler eğitim görmüş ve üstün beceri sahibi sağlık görevlileridir. Ebeler ilk önce hemşire olabilmek için öğrenim görürler bundan sonra hastanede çalışırlar. Ebelik öğrenimi görürler ve daha sonra doğumevlerinden birinde hem öğrenim görürler hem de çalışırlar. Ebeler, hastanede normal doğum yapan sağlıklı kadınlara gerekli şekilde bakabilecek vasıflara sahiptirler.

Bazı kimseler doğumda ne kadar fazla tıbbi teknoloji uygulanırsa doğumun o kadar daha iyi geçeceğine inanırlarsa da bu her zaman doğru değildir. Gebe kadın sağlıklıysa, gebelik ve doğum normalse, ileri tıbbi teknolojinin uygulanmasına gerek yoktur.

Ebelerin doğum yaptırmaktan da öteye pek çok görevleri vardır. Gebelik süresince annenin ve bebeğin sağlığını da kontrol ederler. Sorunlar olup olmadığını araştırır ve gerekirse gebe kadınları doktora havale ederler.

Ebeler, kadınların gebelikle ve doğumla ilgili ve anne olduktan sonraki ilk sorunlarına yardımcı olan öğretmenler ve danışmanlardır. Kadınlara gebelikte kendilerine nasıl bakacaklarını, doğumda neler olacağını ve emzirme gibi konuları öğretirler. Ayrıca, kadınlar gebelikte cinsellik ve eşleriyle ilişkileri konusunda bilmek istedikleri şeyler varsa ebelere sorabilirler. Bazı kadınlar ebelerine her konuda konuşabilecekleri bir arkadaş gözüyle bakmaktadır.
Kadınların ebeleriyle konuşabilecekleri diğer konular arasında doğum seçenekleri ve ağrı kesici kullanımı da olabilir. Hastaneler artık kadınların istedikleri pozisyonda doğum yapma seçeneği olmasına sıcak bakmaktadır. Bazı kadınlar ayakta, bazıları ise dört ayak üstünde çömelerek doğum yapmayı daha kolay bulmaktadır. Aslına bakılırsa, bu pozisyonlarda doğum yapmak yer çekiminin de doğuma yardımcı olması bakımından akla yatkındır. Kadınlar ebelerine akrabalarından veya arkadaşlarından hangilerinin doğumda yanlarında bulunmasını istediklerini söyleyebilirler, üzerlerine giyecekleri giysiler hakkında bilgi alabilirler hatta doğumda hangi müzik parçasının çalınmasını istediklerini söyleyebilirler. Gebe kadınlar akrabalarının hastaneye yemek getirmelerine izin verilip verilmediğini ebelerden öğrenebilirler.
Ebeler doğumdan sonra anneye emzirme konusunda da yardımcı olurlar. Annelere doğumdan sonra vücutlarının eski haline dönebilmesi için egzersizler öğretirler. Doğumdan sonra üzgün olan veya depresyon geçiren kadınlara da ebeler yardımcı olurlar.

Bebeği ve kendisi doğumdan sonra sağlıklı ve normal olan kadınlar hastaneden erkenden çıkmak isteyebilirler. Bu biçimde hastaneden ayrılan kadınları ebeler evlerinde ziyaret ederler.

Gebe kadımn gebelik süresince ve doğumda hep aynı hemşireyi görmesi mümkün olmamakla birlikte bazı hastaneler gebe kadınların bu süreyi belirli sayıda birkaç hemşireyle birlikte tamamlaması için düzenlemeler yapmaktadır. Böylelikle kadınların az sayıda bir ebe grubuyla yakın bir ilişki kurmasına olanak sağlanır.

GuReL
08-03-07, 19:13
EGZERSİZ TÜRLERİ




Zayıflamak için yapılacak en iyi egzersiz nedir ? Eklem iltihabından şikayeti olanlar veya kalp krizi geçirenler egzersiz yapabilirler mi ? Şeker hastalığını ve yüksek tansiyonu önleyici egzersizler nelerdir ?

Sağlıklı olabilmek için ne kadar egzersiz gereklidir ?
Tahmininizden az diyebiliriz. Egzersizi ciddiye almak değil düzenli olarak yapmak yeterlidir. Kalp hastalığını, şeker hastalığını, kalın barsak kanserini ve yüksek tansiyonu önlemek için hemen hemen her gün, 30 dakikalık normal bir egzersiz yapılması önerilmektedir. Egzersizin günlük programınıza zahmetsizce uydurulması için 30 dakikayı onar dakikalık üç bölüme ayırabilirsiniz. Her gün yürümek yanında, arabanızı yıkamak, yerleri süpürmek veya bahçeyle uğraşmak da 30 dakikalık egzersizden sayılabilir. Önemli olan egzersizi günlük bir alışkanlık haline getirmektir.

Kilo kaybetmek için yapılacak en iyi egzersiz nedir ?
Her gün 30 dakika egzersiz yapmıyorsanız işe buradan başlayabilirsiniz. Ancak başarılı bir zayıflama rejimi için düzenli egzersizle sağlıklı ve az yağlı bir yemek rejimini beraber yürütmeniz gerekecektir. Ayrıca sağlıklı beslenmeyi ve daha çok hareket etmeyi hayatınızın normal bir parçası haline getirmeniz de önemlidir; çünkü hareket etmeyi bırakıp yağlı yemekler yemeye başladınız mı verdiğiniz kiloları hemen geri alırsınız. Her gün zaten 30 dakikalık bir hareket egzersizi yapıyorsanız bu süreyi hoşlandığınız başka egzersizlerle uzatmayı düşünebilirsiniz. Bu konuyla ilgili olarak yürüyüş, yüzme, bisiklet, dans, suda aerobik jimnastik ve hafif aerobik jimnastik gibi kol ve bacaklarınızın kaslarını, kalp ve akciğerlerinizi çalıştıracak egzersizleri önerebiliriz. Başlangıç için bu yeterlidir. Bulunduğunuz yerde suda aerobik jimnastik veya hafif aerobik jimnastik kurslarının nerelerde yapıldığını öğrenerek bunlara devam edebilirsiniz. Egzersizi doğru tempoda yaptığınızı belirlemek için bir "konuşma testi" yapın. Yüzme hariç, hem normal konuşup hem de egzersiz yapabiliyorsanız egzersiz temponuz yerinde demektir. Yoksa zorlanıyorsunuz demektir. Aşırı kiloluysanız ve egzersize yabancıysanız yeni bir egzersize başlamadan önce doktorunuzu görünüz.

Kalp krizi veya kalp ameliyatı geçirdikten sonra egzersiz yapılabilir mi ?
Kalp hastalıklarının tedavisi, yeni bir krizin önlenmesi veya yeniden ameliyata gerek olmaması için egzersizin önemli olduğu söylenmektedir. Ancak önce doktorunuzu görerek nasıl ve ne zaman egzersize başlayabileceğinizi sorun. Bazı hastanelerde kalp hastalarının tekrar hareketli olma olanağını kazanmaları için düzenlenmiş programlar bulunmaktadır. Birkaç dakikalık bir gezintiden başlayarak hareketleri yavaş yavaş arttırabilirsiniz. Çoğunlukla hastalar altı veya sekiz hafta sonra spor yapmaya başlamaktadır.

Bazı kişiler beden hareketlerinin tehlikeli olduğunu sanırlar. Oysa, hayat boyu egzersiz yapmamak düzenli egzersiz yapmaktan çok daha tehlikelidir. Söylediklerimiz kalp hastaları için de geçerlidir. Egzersiz yapın ama aşırıya kaçmayın.

Eklem iltihabından şikayeti olanlar egzersiz yapabilirler mi ?
Evet. Hareket etmek ağrıyı hafifletir ve eklemlerin hareket yeteneğini arttırır. Yoga, yüzme, aerobik jimnastik ve yürüyüş eklem iltihabına iyi gelir. Önemli olan dinlenme ile hareket etme arasında denge sağlayabilmektir. Dinlenmek iltihaplı eklemi rahatlatır. Çok hareketsiz kalmak kasları zayıflatır ve vücutta tutukluk yapar. Bu nedenle vücudunuzda tutukluk ve yorgunluk duymadığınız, ağrıların en hafif olduğu ve ilaçlarınızdan en fazla yarar sağladığınızı hissettiğiniz zamanlar egzersiz yapmaya başlayın. Kaslarınız ve eklemleriniz önceden ısınmış olursa daha iyi egzersiz yapabilirsiniz. Bunun için egzersizden önce duş ve banyo yapmak iyi olur.

GuReL
08-03-07, 19:14
EVCİL HAYVANLARLA İLGİLİ SORUNLAR




Evcil hayvanlar insana çok keyif verir hatta kişinin sağlığını bile düzeltir. Araştırmalar hayvan sevgisinin ve hayvanın da sahibini sevmesinin ruh sağlığını olumlu yönde etkilediğini göstermektedir. Bununla birlikte evcil hayvanlardan insanlara hastalık geçtiğini de unutmamak önemlidir. Yaygın hastalıklar mide-barsak hastalıkları, deri hastalıkları ve kurtlardır. Kuşlardan da psitakoz (papağan hastalığı) geçebilir. Sorunlar bazı temizlik kurallarına uymakla önlenebilir. Ailedeki çocukların da temizlik kurallarına uymaları sağlanmalıdır:

Evcil hayvanları ve yiyeceklerini (özellikle yedikleri etleri) elledikten sonra ellerinizi yıkayınız ve ondan sonra kendi yiyeceklerinize dokununuz.

İnsanların yiyeceklerini evcil hayvanlardan uzak tutunuz ve evcil hayvanların mutfak tezgahlarının ve masaların üzerine çıkmalarına engel olunuz.

Evcil hayvanların yiyecekleriyle insanların yiyeceklerinin birbirine karışmamasına dikkat ediniz; hayvanların yiyecek kaplarını ayırınız ve kendi tabaklarınızdan ayrı yıkayınız. Hayvanların yedikleri etleri pişiriniz. Köpeklere pişirmeden sakatat vermeyiniz. Sakatat içinde kurtlar bulunabilir ve evcil hayvanlara geçer. Köpeklerden insanlara hidatid denilen kurt kesecikli ve ölümcül bir hastalık bulaşabilir.

Gerektiğinde evcil hayvanlara kurt dökücü ilaçlar veriniz. Hayvanların yiyeceği etleri pişiriniz.

Çocukların ve bebeklerin oynayıp emekledikleri yerlerde hayvan pislikleri bulunmamasına dikkat ediniz. Kum çukurlarının üstünü kapalı tutunuz.

Gebe kadınlar hayvan pisliklerini ellememelidir. Hayvan pisliklerinden geçen toksoplazmoz hastalığı ana karnındaki bebekleri ciddi olarak etkileyebilir.

Çocukların hasta hayvanları ellemesine engel olunuz.

Kuş kafeslerindeki kuş pisliklerini temizleyiniz, kafeslerden gelen tozları içinize çekmeyiniz, kuşlara dudaklarınızı değdirmeyiniz ve kuşları elledikten sonra ellerinizi yıkayınız.

Köpek Isırmasını Önleyelim
Köpeklerin çoğu insanları ısırnaz ama gene de hayvanlara güvenilmez.
Köpekler oyuncak değildir ve küçük çocukların yanlarına yaklaşmasından korkarak kendilerini koruyacak hareketler yapabilirler. Bu sorunları önlemek için;

Beş yaşından küçük çocukları evin köpeği veya başka bir köpekle yalnız bırakmayınız ve çocukların köpekleri yalnız başına yürüyüşe çıkarmalarına izin vermeyiniz.

Köpeklerin yanında bulunan çocuklara özellikle hayvanların beslenme zamanı geldiğinde göz kulak olunuz.

Çocuklara uyuyan köpeklere dokunmamalarını ve köpekleri kızdırmamalarını öğretiniz.

Evin köpeğine eve yeni gelen bir çocuğu yavaş yavaş alıştırınız ve çocuğun başında bulununuz. Kuşkunuz olan konuları bir veterinere sorunuz

Yabancı Köpekler ve Çocuklar Konusunda Alınacak Önlemler
Çocuklara yabancı köpeklere hiçbir zaman yaklaşmamalarını öğretiniz
Zincire bağlı veya araba içinde gördükleri köpeklerden uzak durmalarını öğretiniz.
Uyuyan veya yemek yiyen köpeklere dokunmamalarını öğretiniz. Yabani köpeklerle veya yanında sahibi olmayan veya kendilerine henüz alışmamış köpeklerle oynamamalarını öğretiniz. Köpeklerin boyunlarını sıkmamalarını ve kuyruklarını çekmemelerini öğretiniz.
Çocuklara kendilerine bir köpek saldırırsa sakin durmalarını ve yüzlerini elleriyle kapatmalarını öğretiniz.

Köpeğiniz Varsa
Köpeğinizin evden veya bahçeden kaçmamasına dikkat ediniz.
Köpeğinizi sokağa çıkardığınız zaman kayışla bağlayınız.
Köpeğinize itaat edeceği bazı emirleri küçük yaştan öğretiniz. Köpeğe saldırmayı ögretmeyiniz. Köpekler başkalarını yaralar veya zarar verirlerse sahipleri sorumlu tutulur.

GuReL
08-03-07, 19:14
FELÇ




Bir çoğumuz göğüsteki ağrıların kalp krizinin habercisi
olduğunu biliriz Ama felç belirtilerini tanıyan kişilerin sayısı azdır. Ölüm
nedenlerinde felç kalp krizinden sonra ikinci sırada yer alır ve aynı zamanda
geçici veya kalıcı paralizeye, dilin tutulmasına veya kısmı körlüğe de neden
olabilir. Felç, kalp krizine benzer ancak, felçte kalp yerine beyin
etkilenmektedir. Her ikisi de atardamarlardan birinde meydana gelen bir tıkanma
sonucu oluşur. Kalbe giden atardamarlardan biri tıkanırsa kalp krizi, beyine
giden atardamarlardan biri tıkanırsa felç olur ve beyin aniden tahribata uğrar.
Beynin sakatlanması bazen geçici bazen de kalıcı olarak kişinin düşünme, konuşma
ve duyu yeteneğini etkiler

Kalp hastalığını önleyebildiğimiz gibi felç riskini de önleyebiliriz.
Alışkanlıklarımızda bazı değişiklikler yaparak her yıl binlerce kişiyi etkileyen
bu yıkıcı hastalıktan korunabiliriz. Felç geçiren kişilerin üçte biri üç ay
içinde ölmekte diğer birçokları ise yaşamlarının sonuna kadar sakat
kalmaktadırlar.

Felç Riskini Nasıl Azaltabiliriz ?

Felç riskini önleyebilmek için yiyeceklerimize dikkat etmeliyiz.
İçinde bol bol kepekli ekmek, makarna, pilav, çeşitli tahıllar, çeşitli meyve ve
sebze bulunan fakat gayet az yağlı bir yemek rejimi felci iki yoldan önler.
Gıdalardaki yağ miktarını azaltmak için, örneğin et ve tavuk etinin etrafindaki
yağları kesip atmak, süt ürünlerinin az yağlı olanlarını yemek tereyağ,
margarini ve diğer yağları çok az kullanmak ve yemek aralarında yenilen yağlı
yiyeceklerden uzak durmakla kandaki kolesterol miktarını azaltabiliriz.
Kolesterol atardamarlarda tıkanıklık yapan bir maddedir. Daha az yağ tüketmek
kilonun sağlıklı bir düzeyde tutulmasına da yardımcı olur. Fazla kilolu
kişilerde daha çok yüksek tansiyon görülmekte ve bu da felç tehlikesini
arttırmaktadır.

Tuzu azaltmak da yararlıdır. Fazla tuz yemek bazı kişilerin tansiyonunu
arttırır. Gerek yemek pişırirken gerekse sofrada yemeklerin üzerine tuz
ekeceğinize tuzun yerine sevdiğiniz baharatlardan veya kokulu otlardan
koyabilirsiniz. Tuz yerine fazladan sarmısak, zencefil veya limon suyu

kullanabilırsiniz. Keskin kokulu taze sebzeler de yararlı olabilir.
Süpermarketlerden satın aldığınız peynir, tereyağı, margarin, salam sucuk gibi
etlerde ve konserve gıdalarda zaten tuz olduğunu sakın unutmayınız. Gıdaları
satın alırken ambalajlarının üzerinde "Ayrıca Tuz Katılmamıştır." "no added
salt" veya "Tuzu Azaltılmıştır" "reduced salt yazısı olanlarını tercih ediniz.


Düzenli Olarak Egzersiz Yararlı Olur Mu ?

Her gün yarım saat düzenli olarak yürümek hem kendinizi daha iyi
hissetmenize ve görünüşünüzü düzeltmenize yardımcı olur hem de tansiyonunuzun ve
kilonuzun sağlıklı bir düzeyde kalmasına yardımcı olur. Bedenen aktif olan
kişilerin yüksek tansiyon, kalp ve damar hastalıkları gibi sorunları daha azdır.
Egzersiz ve bedenen aktif olmak stresi azaltır. Bazı doktorlar fazla stresin
yüksek tansiyona neden olduğunu söylemektedir.

Sigara ?

Sigarayı bırakmak ömrünüzü uzatır. Sigara; hem felç hem de kalp
hastalıklarının belli başlı nedenlerinden birisidir.

Alkol ?

Aldığınız alkol ve ilaç miktarına dikkat ediniz. İçki alemleri,
düzenli olarak aşırı alkol almak tansiyonu arttırır. Saman nezlesi, nezle ve
diğer basit hastalıklar için alınan ilaçlardan bazıları da tansiyonu
arttırabilir. Daha fazla bilgiyi eczacı veya doktorunuzla görüşerek elde
edebilirsiniz.

Felç Belirtileri Nelerdir ?

** Vücudun bir tarafında halsizlik Bu his eldeki bir eşyayı tutamayıp
düşürmekten, kolu bacağı kaldıramamaktan tam paralize olmaya kadar türlü türlü
biçimlerde olabilir. Diğer belirtiler gibi bu da bazen geçici olur ve bir kaç
dakika, bir kaç saat, hatta bir kaç gün kadar sürer ve sonra kaybolur. Bu
nedenle kişiler olayın üzerinde fazla durmaz ve ihmal ederler. Vücuttaki bu
halsizliğin belki yatakta biçimsiz bir pozisyonda uyumuş olmaktan
kaynaklandığını sanırlar,

** Vücudun bir kısmında uyuşma veya hissizlik Ayağın uyuşması gibi,

** Eşyayı çift görme,

** Ayak üstünde dururken sendelemek Bazen bununla birlikte bulantı hissi de
olabilir,

** Gözün tamamen veya kısmen görme yeteneğini yitirmesi,

** Konuşmakta veya konuşulanları anlamakta güçlük çekmek,

** Şiddetli ve nedeni bilinmeyen başağrısı. Bu ağrı gerginlikten veya migrenden
kaynaklanan başağrısına benzemez. Ağrı aniden ve gökgürlemesi gibi gelir,
oldukça şiddetli ve diğer bütün başağrılarından daha kötüdür.

Gerek kendinizde gerekse ailenizin bireylerinde bu tür belirtileri gördüğünüz
zaman gözardı etmeyiniz. Belirtiler felcin her an gelebileceğinin habercisi
olabilir. En iyisi hemen ya doktora veya bir hastanenin acil servisine
gitmektir. Yerinde müdahale ile felç önlenebilir veya etkileri hafifletilebilir.

GuReL
08-03-07, 19:15
FACİAYA DOĞRU : ŞEKER HASTALIĞI HAKKINDA BİLGİSİZLİK




Şeker hastalığı sonucu olarak, pek çok kişi
gözlerini kaybetmekte ve binlerce kişi de kol veya bacaklarının kesileceği acı
haberini almaktadır. Şeker hastalığının vakitsiz ölümler kadar körlük, kol bacak
kesilmesi veya ağır böbrek hastalığına neden olmasının iki nedeni vardır.
Bunlardan biri, kişinin şeker hastası olduğunu bilmesi fakat hastalığı gerekli
biçimde idare edememesidir. Diğer neden ise, kişinin şeker hastası olduğunu
bilmemesidir.


Neden ne olursa olsun, sonuçta hastalık
kontroldan çıkarak vücutta ciddi tahribat yapmaktadır. Felç, kalp hastalığı ve
erkeklerde iktidarsızlık gibi sorunlar da şeker hastalığının diğer
komplikasyonlarıdır. İşin acıklı olan yönüne gelince, çoğunlukla,
komplikasyonlar önlenebilir ve hastalığı tam kontrol altına almak koşuluyla,
şeker hastaları ileri yaşlara kadar sağlıklı bir yaşam sürebilirler.



Şeker Hastalığına
Karşı Büyük Eğilim Taşıyan Kişiler Kimlerdir?



En yaygın şeker hastalığı türü, Tip 2
denilen ve yetişkin yaşlarda ortaya çıkan şeker hastalığı türüdür.


Şu kişilerde daha çok görülür:



** Aşırı kilolu kişiler


** 40 yaşmı geçmiş kişiler


** Soygeçmişinde şeker hastalığı olan
kişiler


** Doğurduğu bebekler 4 kilodan daha fazla
olan kadınlar



Bu kişilerden biriyseniz, yılda bir kez
doktorunuza giderek şeker hastalığını belirleyici bir tahlil yaptırınız.
Hastalık ne kadar erken teşhis edilirse o kadar kolaylıkla tedavi edilebilir. 65
yaşını geçmiş kişiler de yılda bir kez tahlil yaptırmalıdırlar; çünkü, şeker
hastalığı bu yaş grubu içinde olan kişilerde daha yaygın olarak görülmektedir.



Size Veya
Ailenizden Birine Şeker Hastalığı Teşhisi Konulduysa Neler Yapabilirsiniz ?



Şeker hastası olan bazı kişiler, hastalığı
kontrol etmek için perhize dikkat etmeli düzenli olarak egzersiz yapmak, kiloyu
sağlıklı bir düzeyde tutmak ve ortaya çıkabilecek diğer sorunları önlemek için
düzenli olarak tahliller yaptırmak gibi önlemleri ciddiye almazlar. Bunun bir
nedeni, şeker hastalarının genellikle kendilerini sağlıklı hissetmeleridir.
Hastaların ilk başlarda rahatsızlık verici bir şikayetleri yoktur. "İyi
hissettiğime göre yediklerime neden dikkat edeyim yahut doktora gideyim?"
gibisinden düşünebilirler. Ancak bu düşünce sakıncalıdır.


Görünür belirtiler olmasa da hastalık sinsi
sinsi vücuda zarar vermeye başlamıştır bile. Bu nedenle, şeker hastalarının şu
basit planı uygulamaları gerekmektedir:



Sizin Yapmanız
Gereken Şeyler



Bir şeker hastalığı eğitimcisi veya diyet
uzmanıyla görüşerek hastalığın idaresi hakkında bilgi edininiz. Bu uzmanları
görmek için, doktorunuz sizi en yakın hastanedeki Şeker Hastalığı Servisi'ne
havale edebilir. Olmazsa, özel bir diyet uzmanını görünüz.



** Çoğunlukla, ekmek, meyve, sebze,
baklagiller gibi karbon hidratlı ve az yağh yiyecekler yiyiniz.


** Düzenli olarak egzersiz yapınız.


** Ne zaman bir sağlık görevlisi ile
görüşecek olursanız ona şeker hastası olduğunuzu hatırlatınız.



Doktorunuzun
Yapması Gereken Şeyler



** Tahlil yaparak kanınızdaki şeker oranını
belirlemek


** Kanınızdaki yağ oranını (kolesterol ve
trigliserit) belirlemek


** Tansiyonunuzu ölçmek


** Ayaklarınızı muayene ederek yara,
enfeksiyon ve diğer anormallikleri belirlemek


** Gözlerinizi muayene etmek

GuReL
08-03-07, 19:17
GENÇLER VE ALKOL




Birçok anne baba, gençler arasındaki uyuşturucu ve keyif
verici maddelere dayalı ölümlerde, kullanılan maddenin yasa dışı bir uyuşturucu
olmayıp da alkol olduğunu öğrenince şaşırmaktadır. Gerek her yerde kolayca
bulunması bakımından gerekse televizyonda keyif verici bir madde olarak
reklamının yapılması alkolün zarar verici gücünü unutmamıza neden olmaktadır
Alkol ; 7-24 yaş arasındaki gençlerle ilgili trafik kazalarındaki ölümlerin
belli başlı nedenidir.

Özellikle yılın belli aylarında birçok genç alkol deneyiminde bulunacak ve anne
babaların da bunu engellemesi pek de mümkün olmayacaktır. Ancak, gençlere alkol
konusunda tedbirli olmalarını öğretmek olası tehlikeleri azalmakta yardımcı
olabilir. Gençlerle alkol konusu üzerinde konuşmak onları alkol kullanmaya
özendirmek anlamına gelmez. Konuşma şu yönde olabilir: "Bu yaşta alkol
kullanmanı istemiyorum. Ancak ille de içeceksen dikkatli olmayı öğrenmen
gerekir."

"İyi Örnek" Olunuz.

Gençlere alkol konusunda dikkatli olmaları 15 yaşına geldikten sonra
öğretilemez Gençler o yaşa gelene kadar, anababanın alkol konusundaki
alışkanlıklarını izleyerek anne babayı taklit etmeye hazır duruma gelmişlerdir.
Çocuklar küçükken sizin içki konusunda sorumlulukla hareket ettiğinizi
görmelidirler. Fazla miktarda alkol aldıktan sonra sakın araba kullanmayınız:
arkadaşlarınız evinize ziyarete geldiğinde otomatik olarak alkol ikram
etmeyiniz; çocuklar uyuşturucu ve keyif verici bir madde almadan da hoş vakit
geçirebileceğini öğrenmelidir.

İçkiliyken Araba Kullanmaması Üzerinde Önemle Durunuz.


İçkiyi fazla kaçırmış bir kişinin kullandığı arabaya da binmemelerini
söyleyiniz. Gençler ve anne baba, kendilerinin veya onları eve arabayla
bırakacak kişinin içkili olması halinde, gençlerin eve dönüşü konusunda birlikte
bir plan yapmalıdırlar. Gençlere eve telefon ederlerse kendilerini gelip
alacağınızı söyleyin veya onlara taksi parası verin; yahut arabayla
geleceklerine bir arkadaşlarının evinde geceyi geçirmelerini söyleyin.

Alkolün Gençler Üzerinde Daha da Etkili Olabileceğini Belirtin

Özellikle, içki almadan önce yemek yemek ve devamlı alkol yerine bol bal su veya
meşrubat içmek de önemlidir.

Alkolün Neden Olabileceği Tüm Zararlara İşaret Ediniz.


Aşırı alkol almanın, arkadaşlarının önünde kusmak veya kavgaya
tutuşmak gibi tehlikeleri de vardır. Alkol tekne kazalarında tehlikeyi
arttırmaktadır. Boğulma olaylarında %60 neden aşırı alkoldür. Alkol kişinin
karar verme yeteneğini etkiler ve kişiyi normalde yapmayacağı hareketlere,
örneğin, planda olmayan cinsel ilişkilere veya korunmadan cinsel ilişkide
bulunmaya sürükler. Bunun sonucunda, istenmeyen gebelikler veya AİDS hastalığına
neden olan HİV virüsü gibi tehlikeler vardır.

"Standart İçki" nin Anlamını Açıklayınız.

Evde arkadaşlarınıza ikram ettiğiniz şarap, bira veya keskin alkollü
içkileri koyduğunuz bardak ve kadehler birahanelerdeki bardak ve kadehlerden
değişik boyutlarda olabilirler. Birahane ve klüplerde kullanılan bardak ve
kadehlere genellikle "standart ölçü" diyoruz. Bir standart içkide 10 gram alkol
bulunmaktadır. Ancak evlerde kullanılan hardak ve kadehler birahanelerdekilerden
daha büyük olabilirler.

Kadın olsun veya erkek olsun herkesin haftanın en az iki gününü içki içmeden
geçirmesi gerekmektedir.

Bunun nedeni şudur; Ölçülü olarak içilen kırmızı şarabın kalp hastalığını
önlediğini duymuş olabilirsiniz. Ancak aşırı alkol kullanmak bir dizi ciddi
sağlık sorununa neden olmaktadır. Bunlar arasında karaciğer ve beynin tahrib
olmasını ve hatta kanser riskinin yüksek olmasını sayabiliriz. Alkol anne
karnındaki çocukları da etkilediginden gebe kadınların içki içmemeleri
önerilmektedir. Aşırı alkol kullanmak trafik kazatarındaki ölümlere ve evde
dayak olaylarına da katkıda bulunmaktadır.

Standart ölçünün ne olduğunu bilmek içki içerken emniyet sınırlarını aşmamak
bakımından yardımcı olacaktır.



Bir standart ölçü şudur:

o İki bardak (285 ml) hafif veya az alkollü bira

o Bir 4 midi (285 ml) bardak normal alkollü bira

o Bir küçük bardak (120 ml) sofra şarabı

o Bir ölçek (30 ml) konyak, viski, rom veya votka gibi sert içki

o Bir likör kadehi (60 ml) port, şeri ve likör gibi alkolle güçlendirilmiş şarap



Araba kullanabilmek için yasal olarak kandaki alkol düzeyinin 0.05'i geçmemesi
gereklidir. Genel olarak erkekler içmeye başladıkları ilk saat içinde iki
standart ölçüde içki içebilirler. Yasal Ölçüyü aşmamak için bundan sonra her
saat başına bir standart ölçüde içki içilebilir. Kadınlar ise ilk saat içinde
bir standart ölçüde içki, bundan sonra da her saat başına bir standart ölçüde
içki içebilirler. Ancak burada verilen ölçülere genel bir rehber olarak
bakılmalıdır; çünkü kandaki alkol düzeyi vücut kilosu, yaş ve alkol alırken
yemek yenilip yenilmediği gibi faktörler nedeniyle kişiden kişiye degişebilir.
Bu nedenle en iyisi araba kullanacaksanız hiç alkol almamaktır.

Evde bira veya şarap yapıyor musunuz ? Evde yaptığınız içkiler alkol bakımından
ticari olarak satılan içkilerden daha kuvvetli olabilirler. Bu nedenle evde
yapılmış bir bardak veya bir kadeh şarap veya bira bir standart ölçüdeki içkiden
daha kuvvetli olabilir.

Evde 100 mililitrelik bir bardağa şarap, 30 mililitrelik bir bardağa da sert
alkollü bir içki koyarak bu ölçülerin gerçekte ne kadar küçük olduklarını
açıklayabilirsiniz. Bazı gençler bir kaç tür sert alkollü içkinin karışımından
yapılmış kokteyller içerler. Bir kokteyl bardağındaki içkinin bir standart
içkiye eşit olduğunu sanırlar. Oysa bir bardak sert içkilerden yapılmış bir
kokteyl üç standart içkiye eşittir. Gençlere, vücut yapıları daha ufak olduğu
için, alkolün gençler için daha da zararlı olduğunu anlatınız. Kadınlar için
günde iki standart içkiyi, erkeklerde ise dört standart içkiyi aşmamak koşulu
ile alınan alkolün fazla zarar vermeyeceği söylense bile bu kurallar gençler
için geçerli değildir. 14 yaşındaki bir genç kız veya delikanlıya bu ölçüde içki
içmek zarar verir.

Alkol ve Tolerans.

Bazı kimseler 'Alkol almak bana dokunmaz. Sarhoş olmadan günde dört
içki içebilirim" diyebilirler. Bunun nedeni bu kimselerin çok içki içtiklerinden
alkole karşı tolerans kazanmış olmalarıdır. Ancak bu alkolün zararlı olmadığı
anlamına gelmez. Uzun süre alkol kullanan kişilerin sağlıkları bozulur.

Arkadaşlarıyla Birbirlerine Göz Kulak Olmalarını
Öneriniz.

Birlikte gezmeye giden gençler birbirlerinden ayrılmamalı ve eve tek
başlarına dönmemelidirler. Arkadaşlarından biri içkinin dozunu kaçırdıysa onu
yavaş olmaya davet etmelidirler veya

meşrubat satın alıp vermelidirler. Arkadaşları sarhoş olduysa eve sağ salim
dönmesine yardım etmelidirler. İçki nedeniyle bir arkadaşları kendini
kaybetmişse 112 acil numaraya telefon ederek ambulans çağırmalıdırlar.
-----------------





GENÇLER VE EROİN




Telaşlı anne uyuşturucu ve alkol sorunları görevlisine
"Galiba oğlum eroin kullanıyor. Sabahları uykudan kalkamıyor, gözleri kan çanağı
gibi ve doğru dürüst yemek de yemiyor" demektedir.

Görevli anneye şöyle yanıt verir: "Hemen karar vermeyin. Belki başka bir derdi
vardır. Oğlunuz hasta olabilir yahut okulla ilgili sorunları vardır, isterseniz
onunla konuşarak nesi olduğunu araştırmaya çalışın."

Gençlerle Konuşabilmek

Çocuklarının eroin denemesi yapmasından korkan anne babalar çok
kuşkulu olabilirler. Bazen bir ipucu bulabilmek için çocukların odasını ararlar.
Ancak, uyuşturucu ve alkol sorunları ile ilgili uzmanlara göre bu tür
davranışlar gençlere anne babalarının onlara güvenmediği mesajını vermektedir.
Anne baba bunun yerine, çocuklarına endişelerinden söz ederek doğrudan
uyuşturucu kullanıp kullanmadığını sormalıdırlar. Bu konuşmayı yaparken de sakin
kalmaya dikkat ederek çocuklarda tehdit edildikleri hissini uyandırmamalıdırlar.
Konuşmaya şöyle başlayabilirsiniz: "Gençlerin uyuşturucu kullanmaları yaygın bir
olaydır. Bu nedenle senin de uyuşturucu kullanmandan korkuyorum."

Çocuğun uyuşturucu denemesi yaptığını söylemesi olasılığına karşı nasıl tepki
göstereceğinizi önceden belirleyin. Çocuğa uyuşturucu kullanıp kullanmadığı
konusunda dürüst davranmasını istedikten sonra ona kızmanın yararı yoktur.
Uyuşturucu kullandığı anlaşıldıktan sonra ona şöyle sorabilirsiniz: "Neden
uyuşturucu kullandığını bana söyleyebilir misin? Acaba sorunların konusunda
benim bir yardımım olabilir mi? Sana yardım edecek birisini bulmamı ister
misin?"

Her Ailede Olabilecek Bir Sorundur.

Gençler önce bu konuda konuşmak istemeyebilirler fakat anne babaların
öfke göstermeden kendileri hakkında endişe duyduğunu görürlerse daha sonra
konuşmak cesaretini bulurlar. Anne baba ergenlik çağındaki çocuk üzerinde etkin
olamayacaklarını düşünseler de bu doğru değildir. Araştırmalar, çocuklarıyla iyi
ilişkileri olan ve onları dinlemek ve onlarla konuşmak için vakit ayıran anne
babaların çocukları üzerinde etkili olabildiklerini göstermektedir. Çocuğunun
eroin kullandığını öğrenen anne babalar kendilerini iyice

soyutlanmış ve utanç duygusu içinde hissederler. Çocuğun uyuşturucu
kullanmasından şu veya bu biçimde kendilerini sorumlu tuttuklarından veya ancak
"kötü" ailelerden gelen çocukların eroin kullandığına inandıklarından, yardım
aramaktan çekinebilirler. Gerçekte ise eroin, her aileden ve toplumdan gelen ve
çoğunlukla da anne babaları tarafından çok sevilen çocukları etkilemektedir.

Bir gencin eroin sorunundan endişe eden anne baba, hem kendileri hem de
çocukları için yardım aramakta gecikmemelidir. Böyle yaptıkları için kimse
onları yargılamayacak veya cezalandırmayacaktır.

Eroin İle İlgili Bilgiler Edininiz.

Doğaldır ki gençlerin çoğu eroin kullanmayacaktır. Ama anne babanın
çocukla bu konuyu konuşabilmesi ve tehlikeleri hakkında uyarıda bulunabilmesi
için eroin hakkında bilgi sahibi olması gerekir. Çocukla eroin ve diğer
uyuşturucular hakkında ders verircesine değil de normal bir konuyu konuşur gibi
konuşmak için olanaklar yaratınız. Örneğin, arabada giderken televizyonda eroin
içmek (sigara gibi) veya eroinle alkol kullanmak hakkında bir program
izlediğinizden söz ederek konuşmaya başlayabilirsiniz. Gençlerin çoğu eroin
içmenin tehlikesiz olduğunu düşündüğünden bu bilgi onlar için yararlı olacaktır.
Gerçi eroin içmek, kirli iğnelerle eroin iğnesi yaparak AİDS hastalığına neden
olan HİV virüsü veya B ve C tipi hepatit hastalıklarının bulaşması kadar
tehlikeli değildir ama eroin içenlerin sonradan eroine bağımlı olmaları ve
uyuşturucuyu iğne yoluyla almaya başlamaları da mümkündür. Gençlerin çoğu,
eroinle birlikte diğer uyuşturucuları , alkol veya yatıştırıcıları
(trankilizanlar) kullanmanın ölümcül olduğunu ve eroinle ilgili birçok ölüm
vakasının nedeni olduğunu bilmemektedir.

Ayrıca, uyuşturucular konusunda anne babaların yanlış anladığı bazı konular
vardır ve bu da korkularını arttırmaktadır. Örneğin, birçok kişi esrar içenlerin
esrardan sonra eroine başlayacaklarını sanır. Oysa, bu

olasılık alkol veya tütünden eroine geçmek olasılığından farklı değildir.

Eroin Alışkanlığının Tedavisi

Bazı kimseler eroin alışkanlığından tıbbi müdahale görmeden kurtulur.
Örneğin, Gül adlı 20 yaşındaki bir kadın gebe kalınca eroini bıraktı. Bu kadına
çabasında yardımcı olan faktör eroin ortamındaki arkadaşlarından uzaklaşmak
oldu. Ancak eroinden kurtulmak isteyen birçok kişi bırakmasına bırakır ama gene
kullanmaya başlar ve bu yüzden profesyonel yardım gerekir.

Eroini bırakmanın güçlüklerinden biri düzenli kullanan kişinin eroin almadığı
zaman kendisini birkaç gün hasta hissetmesidir. Alışkanların bu devreyi
atlatmalarına yardım eden tedavinin adı zehir atma tedavisidir
(detoksifikasyon). Bazı kimseler özel kliniklerde veya evde doktor gözetimi
altında, arkadaş ve yakınlarının desteğiyle eroinden arınma tedavisi görür.
Tedavi yaklaşık bir hafta sürer.

Tedavi sonucu kişi kendini iyi hissetse bile tekrar eroine dönme tehlikesi
yüksek olduğundan en iyi yol sürekli tedavidir. Tedavinin içine danışmanlık,
klinikte üç aydan bir yıla kadar yatılı kalmak (buna rehabilitasyon denir) veya
ilaç kullanmak girebilir. Her tedavi yöntemi soruna başka açıdan yaklaştığı için
ve özellikle, bazı programlar pahalı olduğu için, herhangi bir tedavi programına
başlamadan önce niteliğini araştırın.

Tedavide Kullanılan İlaçlar.

Metadon reçeteyle satılan ve ağızdan alınan bir ilaçtır ve kişinin
eroinden uzaklaşmasına yardım eder. Kişi hala bir maddeye bağımlı olmakla
birlikte metadon daha sağlıklı ve normal bir yaşama dönmesine ve bir işte
çalışabilmesine yardım eder. Kişi sonuçta metadonu da bırakmak için tıbbi tedavi
görür.

Tedavide kullanılan ve reçeteyle satılan diğer bir ilaç naltrexondur. İlaç zehir
arınması görmüş bağımlının tekrar eroine dönmemesine yardım eder. Hergün alınan
ilaç eroinden beklenen sonucu vermez. Amaç eroin kullanan kişinin "madem
eroinden istediğimi alamıyorum o halde neden kullanayım" diyerek eroini
bırakmasıdır. Ancak bu ilacı kullanacak kişilerin eroinden tamamen arınmış
olmaları gereklidir. Eroin bağımlısıyken bu ilacı kullananlarda son derece ciddi
yoksunluk krizleri olur.

Naltrexone kişiyi eroinden "çabucak" arındırmak için de kullanılır. Yoksunluk
krizlerini önleyici ilaçlar vererek kişi 24 saat içinde eroinden kurtarılır.
Ancak diğer (detoksifikasyon) yöntemleri gibi bunda da bağımlının tekrar eroine
dönme olasılığı vardır ve kişinin üç ay veya daha uzun bir süreyle hergün
naltrexone alması gerekir. Bazı kliniklerde eroinden çabucak arındırma genel
anestezi altında gerçekleştirilir. Bu önemli bir tıbbi yöntemdir ve bazı ölüm
vakaları bu tekniğe bağlanmaktadır. Yöntemin etkili ve güvenceli olup olmadığı
halen tartışılmaktadır.

Bazı doktorlar naltrexone tedavisinin çok başarılı olduğunu söylemekle birlikte
üzerinde tedavinin uygulandığı çok kimse sonuçta gene eroine dönmüştür. Bu da
alışkanlığın salt ilaç yoluyla tedavi edilemeyeceğini göstermektedir. Kişi
ayrıca eroin kullanılan bir yaşam biçiminden ve eroin kullanan arkadaşlardan
uzaklaşmalıdır. Danışmanlarla görüşmek de yararlı olmaktadır. Genellikle,
ailenin eroin bağımlısı kişiyi naltrexon veya diğer tedavileri görmeye zorladığı
ve bu uğurda dünyanın parasını da harcadığı vakalarda bağımlı kişi tekrar
alışkanlığına dönmektedir. Naltrexon, genellikle, eroin alışkanlığından
kurtulmak için gerçek bir güdülenme sahibi olan, aile ve arkadaşlarından sıkı
destek gören kişiler için daha başarılı olmaktadır.

Naltrexonla ilgili bir sorun şudur. İlacı bir süre kullandıktan sonra bırakan ve
tekrar eroine başlayan kişinin eroinin dozunu kaçırarak ölme olasılığı hayli
yüksektir. Naltrexone kullandıktan sonra kişide eroin toleransı kaybolur ve en
ufak bir doz bile aşırı yüklenme yapar. Eroin bağımlısı kişilerin çaresiz kalan
ailelerine, hatta kendilerine "karaborsa" naltrexone teklif edildiği
duyulmaktadır. Ancak naltrexonu tıbbi gözetim olmaksızın kullanmak tehlikelidir.
Hastanelerin acil bölümlerine getirilen hastalar naltrexon kullanıyorlarsa
hastane yetkililerine bunu söylemelidirler. Bazı ağrı kesici ilaçlar naltrexon
kullanan kişiler üzerinde etkisiz kalmaktadır.

Kurtulmak Mümkündür.

Eroin alışkanlığı ciddi bir sorundur. Fakat değişmeyi kendisinin
istemesi ve ailesinden sevgi ve destek görmesi koşuluyla, birçok kişinin
alışkanlıktan kurtulması mümkündür. Eroin alışkanlığından kurtulmak isteyen
kişiler tedavi görecekleri klinik veya sağlık yetkililerinin uyuşturucu ve alkol
alışkanlığının tedavisinde deneyimli olmasına dikkat etmelidirler.
--------------------





GENÇLER VE ESRAR




18 yaşından küçük gençlerin yaklaşık yüzde 50'si esrar
denemesi yapmış olmakla birlikte bu demek değildir ki gençlerin hepsi esrar
denemesi yapacaktır veya esrar kullanan gençlerin daha ileride esrar sorunları
olacaktır. Yeni yeni birşeyler denemek ergenlik çağının gereklerindendir. Alkol
ve tütün de içinde olmak üzere uyuşturucu ve keyif verici maddeleri deneyen her
genç bunların tiryakisi olmaz. Esrar denemesi yapan gençler her türlü aile ve
kültürden gelebilirler. Esrar denemesi yapan gençlerin sorunlu gençler olduğu
veya uyuşturucu veya keyif verici maddeleri kullanma eğilimi olan ailelerden
geldiği düşüncesi yanlıştır. Günümüz gençlerinin çoğuna esrar kullanmak "normal
" gelmektedir.

Gençler Neden Esrar İçerler ?

Nasıl ki yetişkinler eğlenmek, rahatlamak ve kafa dinlemek için zevk
aldıkları ve uyuşturucu ve keyif verici madde kapsamına giren alkol ve sigara
kullanıyorlarsa gençler de bu nedenlerden dolayı esrar içerler. Kendi derdi
kendine yeten anne babalar veya büyük anne veya büyük babalar ergenlik çağının
güç bir çağ olduğunu ve gençlerin de sinirlenmeye, strese veya bunalıma düşmeye
hakları oldugunu unutmuş olabilirler. Hal böyle olunca gençlerin hiç değilse bir
süre stres atmak için bulunması kolay olan bir uyuşturucu ve keyif verici
maddeden medet ummalarına şaşmamak gerekir.

Esrar Neye Benzer ?

Esrarın yapıldığı hint kenevirinin kurutulmuş yaprakları koyu yeşil
renktedir ve bunlara marijuana (marihuana) denir. Genellikle ağzı kendiliğinden
birbirine yapışan küçük plastik poşetler içinde satılır. Hint kenevirinin
kurutulmuş çiçeklerinden yapılan haşhaş küçük yapışkan kahverengi veya siyah bir
topağa veya taş parçasına benzer. Gençler esrarı bazen sigara tütünüyle
karıştırdıktan sonra küçük bir madeni huniye bastırırlar ve bir hortum
parçasıyla nargile gibi içerler. Plastik bir meşrubat şişesine delik açarak
bahçe hortumundan kesilen küçük bir parçayı şışeye sokmakla da nargile yapmak
mümkündür. Marihuana ayrıca sigara tütünüyle birlikte sarılarak sigara gibi
içilir.

Esrarın Zararları

Esrarın alkol ve sigara da içinde olmak üzere, uyuşturucu ve keyif
verici diğer maddeler kadar sağlığa zararı olmamakla birlikte, hiç zararsız da
değildir. Ayrıca bugün kullanılan esrar 20 yıl öncesine oranla daha kuvvetlidir.
Bazı kişiler, esrarın tütünden daha az zararlı olduğunu savunurlar. Alışkanlık
yaratmak bakımından esrar tütünden daha az zararlı olsa bile bir kez esrar
bağımlısı olan kişilerin esrarı bırakmakta güçlük çektikleri görülmektedir. Uzun
süre ve aşırı miktarda esrar kullanmak akciğer hastalıkları riskini
arttırmaktadır. Bir başka sorun da her gün veya haftada birkaç kez esrar
içenlerde öğrenme ve öğrendiğini hatırlama yeteneği ters yönde etkilenmektedir.
Önceleri bunun farkına varılmasa bile okula giden kişinin derslerine
çalışabilmesi etkilenmektedir. Esrarı bir süre bırakanlarda bu etkiler
kaybolmaktadır.

Esrar , Akıl Hastalıklarına Yol Açar Mı ?

Uzmanların söylediğine göre akıl hastalığına neden olmamakla birlikte
akıl hastalığına eğilimi olan kişilerde kışkırtıcı rol oynamaktadır. Düzenli
olarak esrar kullanmak kişilerde endişe, tedirginlik ve kafa karışıklığı gibi
sorunlara neden olmaktadır. Bazı gençler esrarla birlikte LSD veya "trips"
denilen başka bir uyuşturucu kullanmaktadır. Bu, bazen psikoza neden olmaktadır.

Anne Babalar, Esrar Hakkında Çocuklara Neler
Söylemelidir ?

Gençlerle uyuşturucu ve keyif verici maddeler hakkında konuşmaya
başlamadan önce kendiniz tam bilgi edinin. Yasa dışı uyuşturucu maddeler
hakkında gençler çoğunlukla anne babalarından daha fazla bilgiye sahiptirler.
Onlara yalan yanlış şeyler söylemeye kalkışırsanız sözünüze inanmazlar. Anne
babanın gençleri korkutmak için uyuşturucu ve keyif verici maddelerin
zararlarını ve neden oldukları toplumsal sorunları abartmaları doğal olmakla
birlikte bu yöntem genellikle işe yaramaz. Esrar kullanan arkadaşlarında belirli
bir zarar görmeyen gençler anne babaları birşey bilmiyor zannederler. En iyisi,
mümkün olduğu kadar sakin kalmaya çalışarak ve verdiğimiz bilgilere değinerek,
esrarın zararsız olmadığını çocuklara anlatmaktır. Gençlere uyuşturucu ve keyif
verici maddeler hakkında bilgi vermek onları kullanıma özendirmez. Gerçekte
bugün esrar satın almak gayet kolaydır ve gençler de denemeye kalkışabilirler.
Doğru bilgi sahibi olmakla bu maddelerin zararlarından korunurlar.

Bir Gencin Esrar Kullandığı Nasıl Anlaşılır ?

Okuldan kaçmak, ders durumunun bozulması ve duygusal değişiklikler
esrar kullanımından ileri gelmekle birlikte ergenlik çağının diğer sorunlarından
da kaynaklanabileceğinden acele hüküm vermeyin. Esrar kullandığından
şüpheleniyorsanız veya şüphenizi doğrulayıcı deliller bulduysanız genci tehdit
etmek veya cezalandırmak isteyebilirsiniz. Ancak sakin olmaya çalışarak neden
esrar içtiğini sormak daha yerinde bir harekettir. Gençler anne babalarının
sevgisinden ve onlardan yardım göreceklerinden emin olmalıdırlar. Uyuşturucu ve
keyif verici maddeleri kullanmaları sorunları olduğunun belirtisi olmakla
birlikte bir seferliğine denemiş olabilirler ve bir daha da denemeyebilirler.
Bir gencin uyuşturucu veya keyif verici bir madde kullandığından endişe
ediyorsanız yardım aramaktan çekinmeyin. Olay her anne babanın başına gelebilir
ve bunda utanılacak birşey yoktur.

Erkenden yardım ararsanız ilerde olabilecek sorunları önlersiniz.
__________________







GENÇLERLE KONUŞMAK






Anne Babalar, Gençlerin Söz Dinlemelerini Nasıl
Gerçekleştirebilir ?

Bu artık eskisi gibi gençlere yapacaklarını söyleyip itaat etmelerini
beklemek kadar kolay değildir. Değişen dünyamızdaki gençler kendilerini
etkileyecek kararlarda söz hakkı istemektedir. Günümüzde anne baba olmak çok
zordur. Çocuklarımızdan sorumlu olduğumuz bir gerçektir. Ancak çocukların
olgunlaşmaları için kendi yanlışlarından ve deneyimlerinden ders almalarına izin
vermemiz de gerekmektedir. Çocuk yanlış hareketlerinin sonuçlarına katlanırken
yine de anne babasının rehberliğine ve desteğine muhtaçtır.

Gençlerle Konuşurken ...

Çocuklarla okul, spor, müzik, hobileri gibi gündelik konuları
konuşabilmek çok önemlidir. Çocuklarınızla bunlar hakkında konuşamıyorsanız
onları endişelendiren başka konuları size getirmeleri daha zorlaşır.
Önemsedikleri konular hakkında birden tepki göstermeden veya hafife almadan
onları dinlemeye çalışınız. Aksi halde çocuklar size açılmaktan korkarlar.
Ergenlik çağındaki gençlerin fikirlerine saygı gösterirseniz onların da sizin
fikirlerinize saygı göstereceğini unutmayınız. Çocukların evde uyuşturucu ve
keyif verici maddeler hakkında konuşabilmelerine izin veriniz. İstesek de
istemesek de yasaklanmış uyuşturucular ortadadır. Bu konuya evde açıkça
konuşulacak bir konu olarak bakılırsa anne babanın çocukları yönlendirme olanağı
artar. Çocuklara öncülük edebilmek için anne babanın da uyuşturucular hakkında
bilgi sahibi olması gereklidir.

Uyulması Gerekn Kuralların Belirlenmesi

Uzmanlar anne babanın gençlerle ilgili konularda uyulması gerekli
kuralların belirlenmesi ve disiplin hakkında karşılıklı konuşarak anlaşmaya
varmanın kuralları tepeden inme olarak empoze etmekten daha etkili olduğunu
söylemektedir. Bazı anne babalara bu fikir garip gelebilir. Kendilerini sanki
çocuklarına teslim olmuş gibi hissedebilirler. Gençler kendilerine de söz hakkı
tanınan bir anlaşma çerçevesinde çizilen kurallara daha kolayca uyarlar. Anne
babanın toleranslı olurlarsa çocukların yanlış yollara düşeceklerinden endişe
duymaları normaldir. Gençlerin neleri yapıp neleri yapamayacakları, nerelere
gitmeye izinleri olduğu hakkındaki kurallar belirlenirken anne babanın çocuğa
aklı başında davranacaktır diye biraz olsun güvenmesi gerekir. Tabii çocuğa
kendisine güvendiğinizi ve güveninizi sarsacak hareketlerden kaçınması
gerektiğini hatırlatmayı da unutmayınız.

Bir gence disiplin uygularken cezanın taşınamayacak kadar ağır olmamasına dikkat
ediniz. Bir ay arkadaşlarını görmeyi veya iki hafta televizyon seyretmeyi
yasaklamak iyi bir fikir gibi gelebilir ama bunu uygulamanın ne kadar stres
yaratacağı sonradan ortaya çıkar. Uygulanması zor olan cezalar affedilince de
gençlerde yaramazlık yapsalar bile nasıl olsa eninde sonunda cezanın tam olarak
uygulanmayacağı düşüncesi yerleşir.

Gençleri Yanlış Yollara Düşmekten Koruma Yolları

Bazen gençleri sorumluluk sahibi yetişkinler haline gelinceye kadar
kapı dışarı çıkarmamak en kolay yolmuş gibi gelir. Tabii böyle yaparsak onların
büyüyüp olgunlaşmalarını önlemiş oluruz. Hayatın gerçeklerine yavaş yavaş
alışmazlarsa birgün dışarı çıktıklarında ne yapacaklarını şaşırmazlar mı ?
Gözümüzün devamlı olarak gençlerin üstünde olması mümkün olmadığına göre onların
her zaman için nerede bulunduklarını bilmemiz önemlidir. Ayrıca çocuğun
arkadaşlarının ve bu arkadaşların anne ve babalarının kimler olduğunu bilmek çok
önemlidir. Çocuğunuzun her zaman için söylediği yerde olduğundan emin olmak için
diğer anne babaları arayarak kontrol etmekten çekinmeyiniz.

Başı Derde Giren Gençler

Evde, okulda veya polisle başı dertte olan gençlerin anne babadan
yardım göreceklerini bilmeleri önemlidir. Çocuğun hareketlerini şiddetli bir
biçimde kınasanız bile onu sevdiğinizi ve sorunlarını çözmekte yardımcı
olacağınızı bilmesi önemlidir.

GuReL
08-03-07, 19:21
GÖZ







1. Kornea : Yoğun , jel kıvamlı bir
materyalden oluşmuştur ve gözün korunmasını sağlar. Kornea damarsız bir yapıdır.
Aköz Humor'u çevreler.Arka tarafı; sklera olarak adlandırılır. Kornea
homojendir, yani tüm alanlarında oluşan kırıcılık aynıdır. Işınların gözde
görmeyi sağlayacak olan retina tabakasına ulaşabilmesi için kornea ve aköz
humor'den geçmesi gerekir. Bu geçiş sırasında ışınlar kırılmaya uğrarlar. Bu
kırılma havadan korneaya girişte 42 dioptri kadardır. Işınların gözde retinaya
ulaşmasındaki toplam kırılma ise 59 dioptridir.( Işınların bir mercek aracılığı
ile bir noktaya ulaşmasında cisimle mercek arası uzaklıkta lensin görüntüyü
yaklaştırma gücü Dioptri birimi ile ölçülür.Görüntü ile kırıcı ortam arası bir
metrelik mesafe için yapacağı birleştirme gücü 16 dioptridir.)






2. Aköz Humor : Bu sıvı yapı kornea ile
çevrilidir ve lense benzer bir yapıdır.Aköz humor sıvısı dakikada 2 milimetreküp
üretilir. Sabit bir basıncı vardır ; 25 mmHg. ( Glokom = Göz tansiyonu , bu
basıncın yükseldiği durumlarda olur.)

3. İris : Göze ışığın girişini kontrol eden
yapıdır. Retinada oluşacak imaj için ışık miktarını belirler. Parlak ortamlarda
küçülen iris gözün dışarıdan bakıldığında renkli olarak görülen yapısıdır.

4. Lens (Göz Merceği) : Retinada görüntünün
netleşmesini kontrol eder. Lensin görüntü netliği için kasılıp gevşemesini ( =
akkomodasyon) lense tutunan siliyer kaslar sağlar. Lens ile kornea arasına Gözün
Ön Kamarası denir. Bu ön kamarada, aköz humor yer almaktadır.










5. Siliyer Kaslar : Lensin incelip
kalınlaşmasını kontrol eder. Siliyer kasların kasılması ile lens incelir.
Siliyer kasların hareketleri , retinaya düşen görüntünün netliği veya
bulanıklığı ile kontrol edilir.İnsan vücudunda en fazla çalışan ve en çok
yaşlanan kaslar siliyer kaslardır. Siliyer kaslar, 10 yaşından itibaren
yaşlanmaya başlar.

6. Vitröz Humor : Jel kıvamlı ve gözün
yuvarlaklığını sağlayan yapıdır.

7. Retina : Gözün ışığa duyarlı tabakasıdır.
Retina siyah renklidir. Retinada yer alan atar ve toplardamarlar, insan
vücudunda dışarıdan görülebilecek tek damarlardır. (Doktorlar, oftalmoskop denen
aletlerle bu damarları görerek muayene edebilirler.) İnsanların pupilleri ( göz
bebeği = iris ortasındaki diyafram , boşluk) her zaman siyah görülür. Çünkü bu ,
siyah olan retinaya açılan bir boşluktur.

Retina görme alıcılarına sahiptir. Bu alıcılar iki tiptir. Koni ve Basil olarak
adlandırılır. Koniler gündüz, basiller gece görüşünü sağlar. Koniler renkleri
gördüğü halde basiller renk görmez. İnsan gözünde 6 milyon koni ve 120 milyon
basil vardır. Koni ve basiller retinada yer alan bipolar hücrelerle birleşir.
Bipolar hücrelerin uzantıları da gangliyon hücresi ile birleşmiştir. Bu ganglion
hücreleri birleşerek görme sinirini oluşturur.

8. Sarı Nokta (Makula) : Retina üzerinde kör
noktaya yakın bir mesafede yer alan küçük bir yapıdır. Sadece konilerden
yapılmıştır. Ortasında fovea denen yapı yer alır. Görüntünün net olarak oluştuğu
yerdir. Gözdeki maksimum görüntü burada oluşur. Foveanın 1 milimetresi , beyinde
16 milimetrelik alan olarak temsil edilir.

9. Görme Siniri : Retinaya düşen görüntüyü,
beyne götürecek olan sinirdir. Bu sinirin retinadan çıktığı bölge kör nokta
olarak da isimlenir. Çünkü burada koni ve basiller yer almaz. Bu bölgede görme
fonksiyonu olmaz. Beyinde gözde oluşan görüntünün algılanması için iletildiği
iki görme merkezi vardır. Bunlar; Birincil Görme Merkezi ve Duysal Görme Merkezi
olarak adlandırılır ve beynin arka bölgesinde yer alır. Birincil merkezde
cisimler görülür ve bu cismin değerlendirmesi duysal görme merkezinde ( visual
assosiasyon alanı) yapılır.

IŞIK

Bütün canlılar ışığa karşı reaksiyon gösterir. İnsan gözü 4000 - 7000 Angström (
bir milimetrenin milyonda biri ) dalga boyları arasındaki ışığı görebilir. Bu
dalga boyları arasındaki ışık; Görünen Işık olarak da adlandırılabilir. 4000
Angström altında dalga boyu olan ışığa; Ultraviyole ve 7000 Angström üzerinde
dalga boyu olan ışığa da Enfraruj denir. Lens yapı bu ışıkların retinaya
ulaşmasını engeller. Lensin çıkarıldığı hastalarda ultraviyole ışık retinaya
ulaşabilir.İnsanların, net olarak görebildiği en yakın mesafe Yakın Nokta olarak
adlandırılır. Yaş ilerledikçe yakın nokta uzaklaşır. 10 yaşında 6 santimetreden
net görüntü alınabilirken, 30 yaşında bu yakın nokta 15 santimetre ve 60 yaşında
80 santimetre olmuştur.

GÖRME FONKSİYONU

Görme fonksiyonunu ikiye ayırmak mümkündür. Birincisi ; gündüz
konilerle yapılan görme yani Fotopik Görme ve ikincisi de karanlıkta basillerle
olan görme yani Skotopik Görme'dir.Hem konilerde hem da basillerde ışığa hassas,
ışıkta solan pigmentler varır. Bunların solma derecesi oranında retinada
değişiklik olur. Basillerde bulunan görme pigmenti Rodopsin , konilerde bulunan
görme pigmenti İyodopsin'dir. Kendisine gelen ışığın şiddetine göre bu
pigmentler parçalanır. Işıkla , Rodopsin ; retinen ve opsin adlı maddelere
ayrışır. Karanlıkta veya göz dinlendirilirken Retinen ve Opsin birleşerek tekrar
Rodopsini oluşturur. Buradaki Retinen maddesi oluşabilmek için A vitaminine
ihtiyaç duyar.



Bunun yanında retinaya ışık gelince aydınlıkta görme gerekliyse koniler öne
çıkarken basiller geri çekilir. Karanlıkta ise bunun tersi olur. Basiller öne
çıkarken , koniler geri çekilir.

Renk , konilerle görülür. Basiller aydınlık farkını görür.İnsanlar üç renk
görürler ; Mavi , Yeşil ve Kırmızı. Belirli koniler, belirli dalga boyundaki bu
renklerle uyarılır.Konilerin farklı derecede uyarılması ile insanlar 150 renk
tonunu görebilirler.
-------------------

GÖZLERİNİZİ ŞEKER HASTALIĞINA KAPTIRMAYIN




Şeker hastalığı gözleri tehdit eden bir hastalıktır. Şeker
hastalığının belirtileri her zaman göze görünmez. Farkına varılmayan ve tedavi
edilmeyen şeker hastalığı sonuçta körlüğe ve diğer ciddi sağlık sorunlarına
neden olur. 65 yaşın altında gözlerini kaybeden kişilerin yüzde onunda başlıca
neden şeker hastalığıdır. Oysa gözlerin kaybı önlenebilir.



Şeker hastalığı tehdidi altındaki kişiler kimlerdir ?

Herkes tehdit altında olabilir. İnsülin iğnesi gerektiren Tip I , her yaşta
ortaya çıkmakla birlikte genellikle çocuklar ve gençler arasında daha yaygındır.
Kişiler çoğunlukla Tip 2 denilen türe tutulurlar. Bu tür şeker hastalığı 40
yaşının üstünde olan yetişkinlerde görülür ve genellikle kişinin yaşam tarzı
bunda etkin olur. 40 yaşından büyük olan, aşırı kilolu, soygeçmişinde şeker
hastalığı görülen ve 4 kilodan daha ağır bebek doğuran kişiler için tehlike
artmaktadır.



Şeker hastalığı gözleri nasıl etkiler?

Seker hastası kanındaki şeker düzeyini denetleyemez. Tedavi edilmediğinde,
kandaki fazla şeker böbrek hastalığına neden olur, sinirlerde meydana gelen
tahribat nedeniyle kişinin ayakları ve bacakları kesilebilir, hasta kalp
hastalığı ve felç riski altına girebilir. Şeker hastalığı gözlerdeki kılcal
damarları da tahrip ettiğinden retina bozukluğu meydana gelebilir. Belirtiler
her zaman göze görünmediğinden hasta olduğunuzun daha siz farkına varmadan
vücutta ciddi tahribat meydana gelebilir. Bu nedenle düzenli olarak gözleri
muayene ettirmek çok önemlidir. Şeker hastalığı tanısı yapılan herkes hemen
gözlerini muayene ettirmelidir ve bu muayeneyi iki yılda bir retina
hastalıklarını belirleyebilecek olan göz doktorları, hemşireler, şeker hastalığı
uzmanları veya aile hekimleri gibi sağhk görevlilerine giderek tekrarlamalıdır.
Retina hastalığı olan kişiler gözlerini her 12 ayda bir muayene ettirmelidirler.
Sorun erkenden belirlenirse gözde fazla tahribat olmadan ışın tedavisi yapılır.
Işın tedavisi, retinanın tahrip olduğu bölgeye yoğun miktarda ışın verilmesi
biçiminde yapılır.



Retina hastalıklarından korunmak için neler
yapabilirsiniz?

Kandaki şeker düzeyini denetim altında tutmak için doktor ve diyet uzmanının
önerdiği perhizleri ve egzersizi uygulayarak, verilen ilaçları alarak ve
gözlerinizi düzenli olarak muayene ettirerek retina hastalıklarını
önleyebilirsiniz. Şeker hastalığını denetlemek için bol bol tahıllı ve taneli
gıdalar, sebze ve meyve yiyiniz, yiyecekleriniz içindeki yağ oranını azaltınız
ve egzersiz yapınız. Böylelikle hem şeker hastalığını denetlemiş olursunuz hem
kolesterol ve tansiyon sorunlarını önlersiniz. Kolesterolün ve tansiyonun
sağlıklı düzeyde tutulması da retina hastalıklarını önler.



Şeker Hastalığının Tanısı

Bazı kişilerde susama, sık sık idrar yapma, halsizlik, gözlerde bulanıklık, sık
sık deri ve vajina enfeksiyonu geçirmek gibi belirtiler görülse de diğer
hastalarda hiç bir belirti bulunmayabilir. Şeker tanısının en iyi yolu doktora
giderek kan tahlili yaptırmaktır. Aşırı kilolu olan, 40 yaşını geçmiş bulunan ve
soygeçmişinde şeker hastalığı olan veya 4 kilodan fazla bir bebek doğurmuş
bulunan herkes mümkün olduğu kadar kısa zamanda tahlil yaptırmalıdır. Şeker
hastalığı ortaya çıkarılırsa perhiz, düzenli egzersiz, sigarayı bırakmak ve
alkol miktarını azaltmak gibi önlemlerle hastalık denetim altında tutulur. Bu
tür şeker hastalığının denetimi için bazı vakalarda insülin tedavisi de
uygulanır.



Şeker hastalığını önlemek için yapılacak şeyler

Kilonuzu sağlıklı bir düzeyde tutunuz, yemeklerdeki yağ oranını azaltınız ve
hareketli olunuz.





Şeker hastalığı hakkında, perhiz de içinde olmak üzere, bilgi
almak istiyorsanız Türk Diyabet Cemiyeti'ni 0212 233 6086 numaralı telefondan
arayınız.
------------------------


GÖZ SAĞLIĞI




Çoğu zaman göz sağlığımızın değerini ancak göz sağlığımız tehlikeye girdikten sonra fark ederiz. Oysa gözlerimizi tehdit eden hastalıkların çoğunu önlemek mümkündür. Hepimiz cildimizi güneşten korumanın önemini bildiğimiz halde güneşin göz perdesi ve piterjiyum gibi bazı hastalıklara neden olduğunu bilenlerimiz azdır. Piterjiyum gözün akında kırmızı kabarcıklar olarak başlar. Gözün renkli kısmına doğru kanat gibi yayılıp yapışarak gözü bozar. Başa giyilecek bir şapka ve göze tam oturan, hatta yanlardan da gözü koruyacak biçimde yapılmış bir güneş gözlüğü takarak gözlerimizi güneşin zararlı etkilerinden koruyabiliriz. Gözlerin güneşten korunması özellikle açık havada çalışan işçiler için önemlidir.

Gözlerin bozulması yaşlanmanın normal bir belirtisi midir ?
Yaşlanan kişilerin çoğunun gözlüğe gereksinimi olacaktır. Ancak gözleri ilgilendiren birçok sorunu önlemek veya tedavi etmek mümkündür. Yaşlıların birçoğu sorunların yaşlılıktan kaynaklandığını dolayısıyla yapacak birşey olmadığını düşünerek veya sorunun doktora gidecek kadar önemli olmadığı söyleyerek rahatsızlıklarına çare aramamaktadır. Oysa gözünden rahatsız olan herkes bir göz hastalıkları uzmanına gitmelidir.

Çocuklarda görülen göz hastalıkları
Çocukların gözlerindeki bozuklukları belirlemek için dikkat edilmesi gerekenler:
Çocuğun gözlerinde şaşılık varsa, aşırı biçimde kaşlarını çatıyorsa, gözlerini ovuşturuyorsa, bir şeye bakarken bir gözünü yumuyor veya eliyle kapatıyorsa, okulda gerektiği gibi başarılı değilse, sınıfın huzurunu bozuyorsa veya uzağı görmesi gereken oyunlardan kaçınıyorsa doktora gitmelidir. Çocukların yüzde 2-4'ünde "tembel göz" denilen veya çocuğun görme yeteneğini zayıflatan bulanıklık görülmektedir. Bazen "tembel göz" kolayca farkedilebilir. Çocuk bir gözüyle bir yere bakarken öteki gözle başka bir yöne bakar. Ancak bazı çocuklarda gözlerin görünümü normal olduğu için sorunun farkına varılmaz. Bu nedenle bütün çocukların okula başlamadan önce göz muayenesinden geçirilmesi gereklidir. Çocuklarda "tembel göz" kendiliğinden geçmez. Çocuk derhal göz hastalıkları uzmanına götürülmelidir.

Ne kadar aralıklarla gözler muayene ettirilmelidir?
Yetişkinlerde sorunların ciddiye dönüşmemesi bakımından, her iki yılda bir göz muayenesi gereklidir. Bu özellikle soygeçmişinde şeker hastalığı veya glokom (karasu) hastalığı olan kişiler için önemlidir. Glokom körlüğe neden olan birincil faktördür ve göze gözüken belirtileri olmadığından genellikle iş işten geçtikten sonra tanı konulmaktadır. Kişi gözlerinde bir bozukluk olduğunu farkettiği zaman gözler zaten kaybedilmiş durumdadır. Tanısı, ve tedavisi erken yapılan glokomlu hastalar ömürlerinin sonuna kadar gözlerini kaybetmezler.
40 yaşından büyük olan nüfusun %3'ünde glokom görülmekle birlikte hastalık gençleri ve çocukları da etkilemektedir. Soygeçmişinde şeker hastalığı veya glokom olanlar, migrenden şikayeti olan veya daha önce gözlerinden kaza geçirip yaralanmış olan kişiler daha çok tehlike karşısında bulunmaktadırlar. Doktorunuzla görüşerek göz hastalıkları uzmanına muayene olunuz.

Gözlerin önündeki siyah benekler nedir?
Bunlara "floaters" (sinek uçuşması) denir. Beyaz renkli bir tavana veya mavi gökyüzüne başınızı kaldırıp baktığınız zaman gözünüzün önünde böcekler, örümcek ağları veya tül gibi karartılar görürsünüz. Bunlar yaşlandıkça belirirler ve genellikle zararsızdırlar. Ancak bazen daha ciddi bir hastalığın belirtisi de olabilirler. Gözün önünde daha önce görülmeyen benekler, şimşek çakıyormuş gibi ışıklar veya kısmi bir görüş kaybı tehlike belirtileridir. Hemen doktora gidiniz ve bir göz hastalıkları uzmanına muayene olunuz.

GuReL
08-03-07, 19:22
GRİP VE NEZLE




Grip ve nezle aynı yollardan kişiye geçer. Hastaların öksürüp
aksırmasından havaya mikroplu su damlacıkları dağılır ve bunlar diğer kişilere
solunum yoluyla geçer. Ancak, grip nezleden daha ağırdır. Bazı kişilerde ,
özellikle 65 yaşın üstünde olan kimselerde zatürre gibi ciddi sorunlara yol
açabilir. Kalp hastalarında ölüme neden olabilir.

Belirtileri : Grip ateş,titreme,kaslarda ağrı, ağız va boğazda kuruluk,
başağrısı,öksürük ve yataktan kalkamayacak kadar bitkinlik ve uyuma hissi ile
kendisini gösterir. Bazı kişilerde kusma görülebilir. Genellikle 7-10 gün sürer.

Korunma Yolları Nelerdir ?

Grip, bir çoğumuzu ciddi olarak etkilemese bile bazı kişiler için
hastalık tehlikelidir ve bu kişilerin her yıl gribe karşı aşı olmaları
gereklidir. Bunlar arasında 65 yaşın üzerinde olan kişileri, astım dahil kronik
akciğer hastalarını, kalp veya böbrek hastalarını , şeker hastalarını ,
bağışıklık sistemini zayıflatan ilaçları kullanan kişileri sayabiliriz. Her
zaman kendinizi gayet sağlıklı hissetseniz de risk grubu içinde olan bir kişi
iseniz en kısa zamanda doktorunuzdan size aşı yapmasını rica ediniz. Aşı, size
grip mevsimi başlamadan önce bağışıklık sisteminizi takviye etmek için fırsat
verecektir. Doktorunuza zatürreyi önleyecek aşı hakkında da soru sorabilirsiniz.
Huzurevinde kalıyorsanız hemşirelere buradaki kişilere grip ve zatürre aşısı
yapılıp yapılmayacağını sorunuz. Grip aşısı, yaşlı kişilerle veya bağışıklık
sistemi zayıflamış kişilerle ilgilenen sağlık görevlileri için de önerilir. Aşı
burada sağlık görevlilerinden daha çok bakım altındaki hastaları korumak
bakımından önemlidir. Grip Aşısı, gebe kadınlar ve yumurtaya karşı allerjisi
olan kişiler için uygun değildir.

Gribi önlemenin diğer yolları arasında gripli kişilerden uzak durmak ,
öksürenlerin ve aksıranların bulunduğu kalabalık yerlere girmemek bulunmaktadır.
Bazen mikroplar vücudumuza ellerimizden geçtiğinden,elleri sık sık yıkamak
yararlı olabilir. Olabildiğiniz kadar sağlıklı olmaya çalışın, sigara içmeyin ;
sigara içenler nezle ve gribe daha çok yakalanırlar, yeterince dinlenin ve bol
bol sebze ve meyve yiyin.

Grip Aşısını Ne Zaman Yaptırmak Gerekir ?

Aşıyı, sonbaharda, daha grip mevsimi tam olarak başlamadan yaptırmak

gereklidir. Aşıyı doktorunuz yapabilir. Ancak aşıya ücret ödeminiz
gerekmektedir. Ülkemizdeki sağlık güvence kurumları Grip Aşısını ödememektedir.


Grip Aşısı Güvenli Midir ?

Evet. Grip aşısının en çok görülen yan etkisi; aşı yapılan yerin
acımasıdır. Aşı yerindeki yanma iki gün içinde geçer. Ayrıca grip belirtilerine
benzeyen ve ateş, yorgunluk ve kaslarda ağrı gibi hafif belirtiler de
görebilirsiniz.

Ancak aşı, grip hastalığına neden olmaz çünkü; aşının içindeki virüsler ölü
virüslerdir ve belirtiler de grip belirtileri gibi şiddetli değildir. Grip
aşısına karşı olan alerjik veya diğer tepkiler nadirdir. Bu tepkiler arasında
ürtiker, astım veya nefes darlığı bulunmaktadır. Alerjik tepkiler aşıda bulunan
yumurta proteininden. kaynaklanıyor olabilir.Yumurta alerjisi olan kişiler aşı
olmamalıdır. Yumurta alerjisi yumurtayı yedikten sonra dilin veya dudakların
şişmesi, ciddi nefes darlığı ve hastanın bayılması şeklinde kendini belli eder.
Hasta olan ve bu nedenle ateşi olan kişiler de grip aşısı yaptırmamalıdır.
İyileşinceye ve doktorunuzun aşı olmanız için bir engel kalmadığını söylemesine
kadar bekleyiniz. Aşı olup olamayacağınızdan emin değilseniz doktorunuzla
görüşünüz.

Aşı Olduğum Halde Gribe Yakalanabilir Miyim ?

Aşının vücuda bağışıklık kazandırması için iki hafta geçmesi gerekir.
Bu süre içinde gripli hastalardan uzak durmaya çalışınız. Gribe neden olan

virüsler devamlı değiştiği için grip aşısı halen salgın olan grip türlerine göre
devamlı olarak değiştirilmektedir. Aşı bir yıl içinde gribe karşı %70 oranında
bağışıklık sağlamaktadır. Grip aşısını her yıl yaptırmanız gerekir.

Grip Oldum ...

Grip olunca ateşiniz, 48 saat kadar normalde kalıncaya kadar yataktan
çıkmayın. Yatak istirahati vücudunuzun virüslerle savaşmasında yardımcı olur. En
iyi tedavi dinlenmektir. Kendinizi sıcak tutun , bol bol sulu şeyler içerek
mikropların vücuttan dışarı atılmasını sağlayın. Nezle ve gribi iyi edecek
herhangi bir ilaç mevcut olmamakla birlikte nezle ve gribin belirtilerine iyi
gelebilecek bazı ilaçları eczanelerde bulabilirsiniz. Ağrı kesicilerden
aspirin,parasetamol ve ibuprofen baş ve boğaz ağrısına iyi geldiği kadar ateşi
düşürmekte de yardımcı olur. Çocuklar için en iyi ilaç parasetamoldür. Aspirin
ve İbuprofen 12 yaşından küçük çocuklar için uygun değildir. Öksürük ilacı
alırken öksürüğünüze en iyi gelecek şurubun ne olduğunu doktorunuza sorunuz..

Ağrı kesiciler , öksürük ve nezle ilaçlarını satın aldıktan sonra kullanma
talimatnamesini dikkatle okuyun. Bu ilaçlardan bazıları diğer ilaçlarla birlikte
alınmamalıdır. Bazı ilaçlar da uyku verdiklerinden araba sürerken veya
makineleri kullanırken tehlikeli olabilirler. Şüpheli durumlarda eczacınızın
fikrini alınız.

Belirtiler kötüleşirse , örneğin nefes almakta güçlük çekiyorsanız veya
öksürürken sarımsı veya yeşilimsi renkte balgam çıkarıyorsanız, şiddetli
başağrısı çekiyorsanız, vücudunuz susuz kalmışsa veya yüksek risk grupları
içindeki kişilerden biriyseniz mutlaka doktorunuza gidin.

Antibiyotik Kullanmak Gerekli Midir ?

Mikroplar bakteri ve virüs olarak ikiye ayrılır. Antibiyotikler ancak
bakterileri öldürür; nezleye ve gribe yakalanan kişi bakterilerin neden olduğu
bir enfeksiyona da yakalanmış olabilir. Böyle durumlarda bakterilerin neden
olduğu enfeksiyonu tedavi etmek için doktor hastaya antibiyotik verebilir.

Antibiyotik alıyorsanız paketin tümünü kullanmanız gerektiğini unutmayın.
Paketin tümünü bitirmezseniz veya doktorun tavsiye ettiği dozdan daha az
alırsanız vücudunuza mikropları öldürecek miktarda ilaç girmemiş olur ama
mikroplar bu sayede ilaçlara karşı direnç kazanmış olurlar.Birçok antibiyotik
bazı hastalıkların önlenmesinde artık güçsüz kaldığından bu, hepimiz için bir
sağlık sorunu olmaya başlamıştır. Antibiyotiklerin yanlış kullanılması m
ikropların savaşı kazanmasına yol açmıştır. Başkaları için verilmiş
antibiyotikleri kullanmayınız ve başkalarının kullanması için verilen
antibiyotikleri çocuklara vermeyiniz.

Nezle ?

Çocuklar her yıl ortalama 10 kez, büyükler ise 2-3 kez nezleye
yakalanırlar. Hastalığın en kötü belirtileri bir iki gün sürer. Belirtiler
arasında hafif ateş, başağrısı, burun akıntısı ve aksırma sayılabilir. Önlem ve
tedavi gripte olduğu gibidir. Ancak nezlenin aşısı yoktur ve hastaların çoğunun
yatakta yatması gerekmez. Gripte olduğu gibi , nezleye tutulduğunuz zaman b
aşkalarından uzak kalarak hastalığın onlara da bulaşmasını önleyebilirsiniz.

Neler Yapılabilir ?

1.Yaşamınızı mümkün olduğu kadar sağlığa uygun tutunuz. Her gün bol
bol meyve ve sebze yemek, düzenli olarak yürümek ve aşırı alkol kullanmamakla
nezle ve gribe olduğu kadar diğer enfeksiyonlara karşı da vücudunuzun direncini
artırmış olursunuz.

2. Sigarayı bırakınız. Sigara içmemenin en büyük yararlarından biri sigara içen
kişiler kadar nezleye, gribe, öksürük ve boğaz ağrısına yakalanmamaktır.

3. Nezle ve Grip olan kişilerden uzak durunuz. Enfeksiyonlara neden olan
virusler başkalarıyla paylaştığımız havaya öksürme ve hapşırma yoluyla
saçıldığından mümkün olduğu kadar hastalardan , kalabalık ve kapalı yerlerden
uzak durmak gerekir. Başkalarınınn kullandığı kağıt ve bez mendillere elinizi
sürmeyiniz. Kendiniz grip geçiriyorsanız iş arkadaşlarınıza da hastalığı
bulaştırmamak için en iyisi evde kalıp işe gitmeyiniz.

4. Ellerinizi daha sık yıkayınız. Nezle ve grip mikroplarını başkalarının
kullandığı telefon, kapı tutamakları ve paradan da kolayca kapabilirsiniz. Hasta
kişiyle el sıkışmaktan bile hastalık bulaşabilir. Nezle ve gribe yakalanma
riskini azaltmak için ellerinizi sık sık ılık su ve sabunla yıkayınız. Soğuk
suyla çabucak el yıkamak o kadar etkin değildir. Ellerinizi
gözlerinize,burnunuza ve ağzınıza sürmemek de önemlidir; mikroplar bütün bu
yollardan da vücuda girerler.

5. Gerekliyse Grip aşısı olunuz.

GuReL
08-03-07, 19:23
GEBELİKTE ŞEKER HASTALIĞI / GEBELİK ŞEKERİ




Açıklaması

Gebelik şekeri bazı kadınların gebelikte geçirdikleri bir tür şeker
hastalığıdır. Genellikle doğumdan sonra kaybolur ve
bebeğin şeker hastası olarak doğacağı anlamına gelmez.



Gebelik şekerinin nedeni

Gebelik şekeri gebelikte hormonsal değişiklikler nedeniyle vücudun insülin denen
maddeyi kullanma yetisinde değişiklikler olmasından ileri gelir. İnsülin
vücuttaki şeker düzeyini sağlıklı düzeyde tutmak bakımından önemlidir. Gebelikte
bütün kadınlarda hormonsal değişiklikler olmakla birlikte ancak bazılarında
gebelik şekeri olur.



Kadında gebelik şekeri olmasının yarattığı sorunlar
nelerdir ?

Doğumdan sonra hormon düzeyleri normale döner ve gebelik şekeri
genellikle kaybolur ama olayın yine de ciddiye alınması gereklidir.

Belli başlı sorun; bebeğin kilosunun artması ve gebelik şekerinin henüz doğmamış
olan bebeğin sağlığı üzerinde yaptığı diğer etkileridir.

Bebek çok büyüyüp kilosu dört veya dört kilodan fazlalaşırsa annenin doğumu
sezaryenle yapması gerekebilir. Yahut bebek daha fazla büyümeden doktor doğumu
vaktinden erken başlatır. Buna başvurmak genellikle gerekmez.

Gebelik şekeri geçiren kadınların daha ileride Tip II denilen şeker hastalığına
yakalanma riski daha fazladır.

Tip II denilen şeker hastalığı 40 yaşını geçmiş kadınlarda gitgide
yaygınlaşmaktadır. Müzmin bir hastalıktır ve sağlığa uygun gıdalar yemeye ve
düzenli olarak egzersiz yapmaya dikkat ederek idare edilebilir. Bazen uzun bir
süre ilaç tedavisi gereklidir. Tip II denilen şeker hastalığı denetim altına
alınmazsa kalp ve böbrek hastalığı veya gözlerin bozulması gibi ciddi sağlık
sorunlarına neden olabilir.



Gebe kadınların yapması gereken şeyler

Gebe kadınlar gebeliğin 28inci haftasında yapılan kan şekeri tahlili de içinde
olmak üzere birtakım sağlık denetiminden geçmelidir. Bu tahlilin yapılıp
yapılmadığından emin değilseniz doktorunuza veya ebeye sorunuz.

Daha önceki bir gebelik sırasında gebelik şekeri geçirdiyseniz

Soygeçmişinizde gebelik şekeri veya şeker hastalığı varsa

Daha önce dört veya dört kilodan fazla ağırlıklı bir bebek doğurduysanız

doktorunuza bildiriniz.



Gebelik şekeri görülen kadınlar için ne yapılır?


Hastalığı denetleme yolları

** Perhiz yapmak

** Her öğün düzenli yemek yemek. Hastanelerdeki diyet
uzmanları hangi gıdaların yenmesi, hangilerinin yenmemesi ve ne kadar zamanda
bir yemek yenmesi gibi konularda size bilgi verebilirler.

** Düzenli olarak kan tahlili yaptırmak - gebe kadının
kan şekerini normal düzeyde tutabilmesi için evde kan şekerini kendisinin
ölçmesi önemlidir. Kadına gebelik süresince kullanması için genellikle
hastaneden özel bir kan şekeri denetim aleti verilir.

** Kan şekerinin daha sonra da düzenli olarak ölçülmesi -
sorun doğumdan sonra kaybolsa da gebelik şekeri geçiren kadınların doğumdan altı
veya sekiz hafta sonra kan şekeri tahlili yaptırmaları bundan sonra da düzenli
olarak her iki yılda bir tahlil yaptırmaları gereklidir.

** Bazı olaylarda ilaç tedavisi gerekebilir.



Kadınların yeni doğan bebeklerinin ve ailenin diğer bireylerinın bakımıyla
uğraşmaktan kendi sağlıklarını ihmal etmeleri kolaydır ama ilerideki sağlıkları
açısından bu tahlillerin yapılması çok önemlidir.



Gebelik şekeri riskini azaltmak mümkün müdür ?

Kilosunu sağlıklı düzeyde tutan ve vücutca hareketli olan kişilerin hem gebelik
şekerine hem de Tip II denilen şeker hastalığına tutulma olanağı daha azdır.



Daha fazla bilgi almak için

Bir doktorla görüşünüz veya Türk Diyabet Cemiyeti'ni 0-212-233 6086 numaralı
telefondan arayınız.

GuReL
08-03-07, 19:29
GENETİK DANIŞMANLIK





Bazen kişiler kendilerinde olan bir sağlık sorunun ailenin diğer bireylerini de etkileyeceğinden endişe duyarlar, veya çocuk yapmak istedikleri zaman bu sorunun kalıtsal olarak çocuklarına da geçebileceğinden kuşkulanırlar. Genetik Danışmalık bu sorunlara yardımcı olmaktadır.

Birçok büyük hastanede bulunan bu servis, kişilere değişik yollardan yardımcı olabilir. Bunlardan biri, belirli bir hastalığın kendilerinde bulunması veya bu hastalığın kalıtsal yoldan çocuklarına da geçme olasılığı hakkında, kişilere tavsiyelerde bulunmaktır. Bunun yanında, kişilerin endişe duyduğu sorunlar hakkında da bilgi verilir:

Hastalık çocuklarından birinde görülmüştür ve ana baba gelecekte doğacak olan çocuklarında da görülmesinden endişe duymaktadır.

Eşler, birbirlerine birinci dereceden akraba durumundadırlar ve çocuk yapmayı düşünmektedirler.

Kadın daha önce iki veya ikiden fazla düşük yapmış, ölü çocuk doğurmuş veya doğurduğu bir bebek çok küçükken ölmüş olabilir.

Kadın gebedir ve gebelik sırasında enfeksiyon, uyuşturucu ve keyif verici maddeler veya ilaçlar gibi tehlikeli olma ihtimali bulunan maddelerle temas etmiştir.

Kadın 30'lu yaşların ortalarında veya daha yaşlıdır ve çocuk yapmak istemektedir.

Genetik Danışmanlık, genellikle, kendilerinde belirli bir hastalığın bulunması veya varsa bunu çocuklarına geçirme olasılığının sandıklarından daha az olduğunu söylerek, kişilerin endişelerini gidermeye çalışır. Genetik Danışman kişilere soygeçmişleri hakkında sorduğu sorularla belirli bir hastalığın kendilerine kalıtım yoluyla geçip geçmediğini veya bunu doğacak çocuklarına da geçirme olasılığını, tahmini olarak belirleyebilir. Bazı hastalıklar hakkında belirleyici testler yapılır ama bazı kalıtsal bozuklukları belirleyici testler halen mevcut değildir.

Bazı testler de anne karnındaki bebeklerde herhangi bir anormalliğin olup olmadığını belirlemek için kullanılır. Genellikle 35 yaşını geçmiş kadınlar sağlıklı bebekler doğurmakla birlikte yaş ilerledikçe Down Sendromlu bebek doğurma tehlikesi artmaktadır. Gebelikte hem Down Sendromunu hem de diğer bozuklukları belirleyecek testler mevcuttur. Genetik Danışman bu testlerin tehlikelerini ve yararlarını size söyler.

Test sonucunda bebekte bir anormallik olduğu meydana çıkarsa ne olur ?
Genetik Danışman, sağlıksız bir çocuk doğurmanın ana babayı nasıl etkileyeceğini belirtir ve yardımcı hizmetler hakkında bilgi verir.

Akrabalarıyla evlenen kişiler anormal çocuk doğuracaklarından endişe ederler. Örneğin, birçok kez akraba olan kişilerin evlendiği görülmektedir. Bu tür evliliklerde temel olarak kadının korunduğu ve kızların yabancıya gitmediği için ana babaların içlerinin rahat olduğu düşüncesi söz konusudur.

Akrabasıyla evlenen kişilerin çoğu sağlıklı bebeklere sahip olmaktadır ama anormal bebek doğurma riski de artmaktadır. Örneğin, birbirine kan yoluyla akraba olmayan kişilerin anormal bebek doğurma olasılığı %3 olduğu halde, yakın akrabalarıyla evlenen kişilerde bu oran %6 ya çıkmaktadır.

Bunun nedenini şöyle açıklamak mümkündür. Hiç kimse kusursuz olmadığı için hepimizde kusurlu bazı genler bulunmaktadır. Genellikle, hem anada hem de babada bu kusurlu genler bulunmadıkça doğacak çocuklarda bir anormallik olmaz. Ancak, eşlerin aynı aileden gelmesi kusurlu genlerin hem anada hem de babada bulunma tehlikesini arttırmaktadır. Eşlerin aynı etnik toplumdan gelmelerinde de bu tehlikeler görülmektedir. Kalıtsal hastalıklardan olan Akdeniz anemisi ve hayatı tehdit edici bir solunum ve sindirim sistemi hastalığı olan kistik fibroz belirli etnik toplumlardan gelen kişiler arasında daha sık görülmektedir. Çocuk sahibi olmak isteyen ve soygeçmişinde bu hastalıkların bulunduğundan kuşkulanan kişiler Genetik Danışmanla görüşmelidir.

GuReL
08-03-07, 19:31
GENLER




Anormal bir çocuk doğurmaktan kaygılanan çiftlere yardım etmek için büyük hastanelerin birçoğunda Genetik Danışmanlık servisi adı altında özel bir servis kurulmuştur. Çiftlerin birçoğunun doğuracağı bebekler normal olmakla beraber kusurlu bebek doğurma olasılığı daha fazla olan kişiler vardır. Bunlar arasında aşağıdaki kimseleri sayabiliriz:

>Daha önce ciddi bir sakatlığı bulunan bir çocuk doğurmuş kimseler
>Eşlerden birinde veya akrabalarından birinde ciddi bir sakatlık olan kişiler
>Yakın akrabalarıyla evlenmiş bulunan kişiler
>Çocuk yapmaya karar verdikleri tarihte otuzlu yaşların ortasında bulunan veya daha yaşlı olan kişiler

Genetik danışmanlık özel eğitim görmüş doktorlar tarafından yapılır. Doktorlar kalıtsal hastalıkların doğacak bebeklere geçme riskini genellikle tahmin edebilirler. Risk oranı yüksek, orta veya çok az olabilir. Değerlendirme eşler bebek yapmadan, hatta evlenmeye karar vermeden önce yapılabilir. Değerlendirme bazen eşlerden birinin belirli bir hastalığı taşıyan genleri olup olmadığının saptanması için yapılır.

Vücudumuz nasıl bir kişi olduğumuzu ve nasıl işlev yapabileceğini planlayan binlerce genden oluşmuştur. Bazı genler, örneğin, gözlerimizin rengini veya burnumuzun biçimini belirler, binlerce gen arasında yüzlerce kalıtsal hastalıktan birini taşıyan "kötü" bir genimiz de olabilir.

"Kötü" bir gen taşımak genellikle kendi başına bir sorun olınayabilir. Ancak, buna benzeyen "kötü" genlerden birini taşıyan bir kimseyle evlendiğinizde iş değişir. Bu her ikinizin de doğacak bebeğinize "kötü" genlerden vererek bebekte iki tane "kötü" genin bulunması demektir ve dolayısıyla bebek bu hastalıkla doğar. Olay sık sık görülmemekle birlikte
yakın akrabasıyla evlenen kişilerde daha çok görülür. Akraba evliliklerinde düşük yapma oranı, bedensel kusurları ve sakatlıkları olan ve zeka geriliği olan bebek riski daha yüksektir. Bu bebeklerden bazıları doğduktan kısa bir süre sonra ölürler. Bu nedenle akraba olanların evlenmeye karar vermeden önce Genetik Danışmanlığa başvurmaları önemlidir.

Aile içi evlenmelerin yararlı sosyal nedenleri olabilir. Ancak, kalıtsal bir hastalığı çocuklarına geçirebileceklerini öğrenen çiftlerin ne yapacaklarına karar vermeleri güç olabilir. Kendilerini gelenekleri ve kişilikleri ile gelecekte doğacak çocuklarının sağlığı arasında parçalanmış bulurlar. İş bu noktaya geldiğinde bir sağlık görevlisiyle, örneğin bir doktorla, bir ebeyle görüşmeleri yerinde olur.

Soygeçmişinde belirli hastalıklar bulunan kişiler mevcut çocuklarına bu hastalıkları geçirme riskinin olup olmadığının belirlenmesi için tahlil yaptırabilirler.

Genetik Danışmanlık otuzlu yaşların ortalarında bulunan veya daha yaşlı olan kişilere bebek yapmaya karar verdikleri takdirde yardımcı olur. 35 yaşını geçen birçok kadın sağlıklı bebek doğurduğu halde yaş nedeniyle Down Sendromu denilen Mongolizm vakaları artmaktadır. Down Sendromu, 25 yaşındaki kadınların bebeklerinde her canlı doğan 1350 bebekten birinde görülmekle birlikte bu oran 35 yaşını geçmiş kadınların bebekleri arasında her canlı doğan 400 bebekten birinde görülmektedir. 40 yaşına gelindiğinde bu oran 100 de bir, 44 yaşında 40 ta bir olmaktadır. Günümüzde bebekte Down Sendromu kadar başka hastalıkların da bulunup bulunmadığı gebelik sırasında yapılan tahliller sonucu ortaya çıkarılmaktadır.

GuReL
08-03-07, 19:32
GEBELİKTEN ÖNCE




Kadınların çoğu gebelikte sağlığa dikkat etmenin önemli olduğunu bilir. Ancak bebeğin sağlığını daha gebe kalmadan önce bile koruyabileceğinizi biliyor musunuz ?
Gebelikten önce ve gebelik sırasında sağlığa uygun gıdalar yemek bebekte doğuştan olma bazı kusurları önleyebilir. Kızamıkçık hastalığına karşı bağışıklık kazanmış olmak da önemlidir. Yaygın olarak görülen bu hastalık anne karnındaki bebeklere ciddi zararlar vermektedir. Kullanıyorsanız, tütün, alkol ve reçetesiz satılan ilaçları gebe kalmayı planlamadan önce bırakın. Gebe olduğunuzun belirlenmesini beklemeyin. O zamana kadar bebek en az altı haftalık olur ve bu süre içinde de bu zararlı maddelere maruz kalır.

Kızamıkçık (rubella) hakkında bilinmesi gereken şeyler
Kızamıkçık bulaşıcı bir hastalıktır. Gebeyken kızamıkçığa yakalanan annenin karnındaki bebeğe ciddi zarar verir. Gebeliğin ilk sekizle onuncu haftasında kızamıkçığa yakalanan kadınların bebeklerinde %90 oranında ciddi zarar olabilir. Bebekte işitme, görme bozuklukları ve beyin tahribatı olabilir. Düşük yapma veya ölü bebek doğurma riski de artar.
Gebe kalmadan önce kızamıkçığa karşı bağışıklık kazanmış olmanız gerçekten önemlidir. Bağışıklığın belirlenmesi için basit bir kan tahlili yeterlidir. Hastalığa karşı bağışıklığınız yoksa aşı yaptırarak kazanabilirsiniz. Aşı gebelik başlamadan önce yaptırılmalıdır. Çocuk doğuracak yaşta olan ve hastalığa karşı aşı yaptırmamış olan kadınlar gebe kalmaya karar vermeden çok önce doktorlarına giderek aşı olmalıdırlar. Bebek 12 aylık olunca ona da kızamıkçık aşısı yaptırın. Erkek ve kız çocuklar beş-altı yaşlarına gelince aşı tazelenir.

Sağlıklı bir gebelik için sağlığa uygun gıdalar
Bol bol yeşil yapraklı sebze, portakal, portakal suyu (özellikle taze taze sıkılmış portakal suyu), kepekli ekmek, pirinç, makarna ve tahıllar, pişmiş kuru bezelye, fasulye ve mercimek yiyor musunuz ? Muz ve kuru yemiş de iyidir. Bütün bu gıdaların içinde kadınlar için çok yararlı olan folil asit adlı B vitamini bulunur. Doktorlar bu vitamindeki eksiklik nedeniyle bebeklerde doğuştan olma ciddi sakatlıklar olduğunu bilmektedir. Dünya çapında her yıl binlerce bebekte sinir tüpü tahribatı gibi ciddi sakatlıklar görülmektedir. Folik asit eksikliği bebeğin gelişmesini etkilemekte ve beyin ve omurgada bazen ölümcül olabilen ciddi sakatlıklara neden olmaktadır. Gebe kalmak isteyen kadınlar gebelikten en az bir ay önce ve gebeliğin ilk üç ayında, folik asit bakımından zengin gıdalardan yemeli ve her gün 0.5mg folik asit hapı almalıdır. Bu haplar gebelikte tehlikesizce alınabilir.

Alkol, tütün, ilaç ve uyuşturucuları bırakmanın tam zamanıdır
Gebe bir kadın sigara içerse sigaradaki karbonmonoksit sanki bebekte sigara içiyormuş gibi bebeğin kanına karışır. Böylece bebek daha az oksijen alır ve gerektiği gibi büyüyüp gelişemez. Gebelikte sigara içmek düşük yapma, erken doğum veya bebeğin kilosunun eksik olması gibi sorunlara neden olur. Anneleri sigara içen bebeklerde solunum hastalıkları, astım ve Ani Bebek Ölümü Sendromu riski de artmaktadır. Esrar içmenin de bebek üzerinde sigaraya benzer etkileri olmaktadır.
Alkol de bebeğin kanına karışır. Düzenli olarak alkol almak veya ara sıra içkinin dozunu kaçırmak bebeğin bedensel gelişimini yavaşlatır ve zeka geriliğine neden olur. Gebelikte bebeğe zarar veren uyuşturucu ve diğer ilaçlar arasında eroin, kokain, LSD ve amfetaminler bulunmaktadır.

GuReL
08-03-07, 19:32
GLOKOM




Yetişkinlerin gözlerini belirli aralıklarla kontrol ettirmelerinin önemli bir nedeni vardır. Glokom veya gözde karasu denilen hastalık gözleri yavaş yavaş ve ağrı vermeden etkileyen bir hastalıktır. Tanısı yapıldığında iş işten geçmiş olabilir ve hasta görme yeteneğinin büyük bir kısmını kaybetmiş olabilir. Glokom hastalığını iyi etme olanağı yoktur. Ancak 40 yaşını geçmiş olan veya glokom riski altında bulunan ve 35 yaşını geçmiş kişilerin her iki yılda gözlerini muayene ettirmeleri gerekir. Hastalık böylelikle denetim altına alınabilir gözlere yaptığı zarar mümkün olduğu kadar önlenebilir. Erkenden tedavisine başlanan glokom olaylarının çoğunda hastanın hayatının sonuna kadar gözlerini koruyabilmesi mümkün olmaktadır.

Glokom, körlüğe neden olan hastalıkların başında gelir. Şeker hastalığı kadar yaygındır. Genellikle 40 yaşını geçmiş kişileri etkilediği halde her yaşta görülebilir. Bazen çocukların ve gençlerin de glokom hastalığına tutuldukları olabilir. Yüksek risk grubuna giren kişiler ailelerinde de bu hastalığın görüldüğü kişilerdir. Anne babanızda veya büyük anne ve büyük babanızda görme yeteneğiyle ilgili bir sağlık sorunu varsa nedeninin glokom olup olmadığının belirlenmesi önemlidir.
Diğer risk faktörleri arasında şeker hastalığı veya yüksek tansiyon, migren, miyopluk, gözün geçmişte yaralanmış olması veya geçmişte veya halen kortizonlu ilaçların (steroidler) kullanımı sayılabilir.

Glokom hastalığı neden olur ?
Hastalık gözün çok önemli bir parçası olan görme sinirinin hasara uğraması nedeniyle olur. Bu hasara da genellikle göz sıvısındaki basıncın artarak göz sinirini tahrip etmesi neden olur. Göz sinirindeki tahribat çok yavaş ilerlediğinden ve öncelikle gözün yan görüşü etkilendiğinden, gözün görme yeteneği büyük ölçüde kayboluncaya kadar hastalık farkedilmez.

Glokom nasıl tedavi edilir ?
Hastalığı tamamen iyileştirmek mümkün olmamakla birlikte genellikle tedaviyle denetim altına alınabilir. Hiç değilse gidişi yavaşlatılarak gözün tamamen kaybedilmesinin önüne geçilebilir. Ancak görme yeteneği tedaviyle düzeltilemez. Tedavi yolları arasında şunları sayabiliriz :
1. Göz damlası
Bu en yaygın tedavi yoludur. Yararlı olabilmesi için düzenli olarak kullanılmalıdır. Bazen de ilaç tedavisi uygulanır.
2. Işın tedavisi
Işın tedavisi yoğun ışınla tedavi yoludur ve başka hastalıkların da tedavisinde kullanılmaktadır. Glokom tedavisinde ışın göz sıvısında artmış olan basıncın verdiği rahatsızlığı gidermek bakımından yararlı olur. Işın, görme yeteneğindeki kaybın önüne geçmek için göz damlasının yeterli olmadığı olaylarda kullanılır.
3. Ameliyat
Göz basıncını denetlemek için uygulanan diğer yöntemlerin yararlı olmadığı olaylarda ameliyata başvurulabilir.

Gözlerinizi muayene ettirmek için bir göz hastalıkları uzmanına gidiniz.

GuReL
08-03-07, 19:34
GENÇLERDE İNTİHAR




15-24 yaşlarındaki kişiler arasındaki intihar olayları, ciddi bir sorundur. Her yıl yüzlerce genç canına kıymaktadır. Günümüzde 19-24 yaş arasındaki erkekler arasındaki intihar olayları, trafik kazalarında ölenlerin sayısından daha fazladır.

Ergenlik çağı karmaşa ve stres çağıdır. Gençlerin çoğu bu yılları önemli sorunlar olmadan atlattığı halde, bazı gençler çaresizlikten ve umutsuzluktan bunalarak intihar etmektedir. Gençler arasındaki intihar olaylarının nedenleri kişiden kişiye değişmekle birlikte, arada bazı ortak risk faktörleri vardır:

o İntihar eden kişi, daha önce de bir veya birden fazla intihar teşebbüsünde bulunmuştur.

o Kişi depresyon geçirmektedir. Ergenlik çağındaki gençlerin duygularının bir uçtan diğerine değişmesi normal olmakla birlikte, depresyon devresinin uzun bir süreden beri devam etmesi, kişinin günlük işlere ilgi göstermez olması arkadaşlarından uzaklaşmaya başlaması, enerji ve girişkenliğini kaybetmesi, hiçbir şeyden zevk almaz olması, kendini iyi hissetmemesi, kilosunda ani değişikler olması ve uyku düzeninin bozulması, ağır depresyon geçirmekte olduğunun belirtilerindendir.

o Kişi son derece öfkeli, kırıcı ve aklına eseni yapar olmuştur. İstismar derecesinde uyuşturucu ve alkol kullanmaktadır.

o Kişinin önemli ailesel sorunları vardır; örneğin, ailede şiddet ve istismar olayları vardır, kişi ailesinden destek görmemekte, ya da ailesi kişiyi gereğinden fazla korumakta veya baskı altında tutmaktadır.

o Kişinin ailesi ve arkadaşlarıyla arasında anlaşmazlıklar vardır. Bunlar ergenlik çağında normal olsa bile uzun süreli anlaşmazlıklar ciddiyet kazanır.

o İntihar tehlikesi yaratabilecek diğer faktörler ise şiddetli depresyon, şizofreni gibi akıl ve ruh hastalıkları, kronik işsizlik, ailede ölüm olayı, cinsel istismar, okulda başarısızlık veya kişinin cinsiyetinin ne olduğu hakkındaki kuşkuları olabilir. Örneğin, eşcinsel olduğunu düşünen gençler bu konuda başkalarına açılmaktan çekindikleri için yalnızlık çekerler. Veya cinsiyetleri konusunda tehdit ve alayla karşılaşırlar.

Gençlerin etrafında kendilerine destek olacak ana baba, öğretmenler, yakın arkadaşlar, gençlik görevlileri gibi kişilerin bulunması, intihar tehlikesini azaltan faktörler arasında sayılabilir. Becerikli ve stres yaratan durumlarla başa çıkmasını bilen, ailesinden destek ve sevgi gören gençler hayatın zorluklarıyla daha kolay başa çıkabilirler. Ailenin gençlerle diyalog kurabilir olması ve onlara yön göstermesi gençler için çok önemlidir.


Ana baba gençler arasındaki intihar olaylarını nasıl önleyebilir ?
Gençlerle aranızda iyi ilişkiler kurunuz. İlişkilerinizi güçlendirebilmek için onlara vakit ayırınız ve birlikte hem sizin hem de onların hoşlanacağı şeyler yapınız. Özel yaşantılarına gereksiz yere burnunuzu sokmamak koşuluyla, onlara destek olunuz. Üzgün görünüyorlarsa onlara karşı anlayış gösteriniz fakat size sorunlarının bütün ayrıntılarını söylemelerini beklemeyiniz.

o Gençlerin söylediklerine kulak veriniz. Gençler, genellikle, ana babalarının hemen öğüt vermeye kalkıştıklarından ve kendilerini dinlemediklerinden yakınmaktadır.

o Ayrılma, boşanma, arkadaşlarıyla olan sorunlar, polisle olan sorunlar, önemli sınavlar, okulda veya iş hayatlarında meydana gelen sorunlar ve düş kırıklıkları gibi stres yaratan olaylar olduğunda onlara destek olunuz. Bu konularda okul danışmanları gençlere ve ailelerine yardımcı olur.

o Genç kişide akıl veya ruh hastalığı olduğundan kuşkulanıyorsanız, yardım arayınız. Bu hastalıkların çoğu ergenlik çağında belirir. Erken teşhis edilen hastalıklar başarıyla tedavi edilebilir.

o İntihar tehditlerini ciddiye alınız. Kişi gerçekten intihar etmek niyetinde olmasa bile yardım arıyor olabilir. Ama bu konuda işi rastlantıya bırakmayınız. Yardım gerekliyse, en yakın sağlık merkezine başvurunuz.

Bazı aileler ve toplumlar intihar veya geçmişteki olaylar hakkında konuşmakta güçlük çekebilirler. Ancak, kişinin bu duyguları içine atması durumu daha da kötüleştirir. Sorunlarınıza yardımcı olmak üzere özel olarak eğitilmiş kişilerle konuşmak, sorunların çözümünde ve acılı olayların üstesinden gelmekte atacağınız ilk adım olabilir.

GuReL
08-03-07, 19:35
HORLAMA




Horlarken çıkarılan sesleri hepimiz tanırız. Ancak bazı
kişilerin, özellikle 40 yaşının üstünde ve aşırı kilolu olan erkeklerin,
horlaması biraz değişiktir. Horlama, aynı ritmle giderken birkaç saniye için
kesilir,

sessizlikten sonra kişinin oldukça gürültülü bir biçimde tekrar horlamaya
başladığı duyulur.

Horlamalar arasındaki sessizlik kişinin dilinin ve boğazının uykuda gevşeyerek
solunum yolunu tıkamasından ve solunumun zorlaşmasından
kaynaklanır. Sessizliği izleyen yüksek sesli horlamanın nedeni kişinin uyanarak
nefes almak için kendisini zorlamasıdır.

Solunumun geçici bir süre için durduğu bu olaya "uyku apnesi" denir. Uyku
apnesinden erkekler, kadınlara oranla iki kat daha fazla etkilenmektedirler. 40
yaşını geçmiş erkeklerin yüzde doksanında uyku apnesi vardır ve birçoğu için
durum sağlık sorunu olabilecek önemdedir. Uyku apnesinin etki altına aldığı
kişiler gece sık sık soluk alabilmek için uyandıklarının, dolayısı ile yeterince
uyku uyuyamadıklarının farkında değildirler. Kişiler sonuçta ertesi günü gergin
ve sersem gibi geçirirler. Araba kullananlar için bunun ne kadar tehlikeli
olduğunu düşünebilir misiniz.? Amerika'da yapılan bir araştırmaya göre uyku
apnesinden şikayeti olan araba sürücüleri diğer kişilere oranla iki kat daha
fazla trafik kazası yapmaktadır.

Uyku apnesi olan kişilerde; yüksek tansiyon, kalp krizi ve felç riski de diğer
kişilere oranla daha yüksektir.

Sizde Uyku Apnesi Var Mı ?

Uyku apnesinden şikayetçi olup olmadığınızı nasıl anlayabilirsiniz?
İşin

zor kısmı işte budur. Kişilerin çoğu , bu durumdan habersizdir. Bunu en iyi
bilecek kişi hastanın eşi veya onunla aynı evde oturan birisi olabilir.

Dışarıdaki gözlemciler hastanın sadece gece horladığının değil fakat, ertesi
günü de uykusuzluktan sersem gibi geçirdiğinin farkında olan kişilerdir.
Kişilerin horlamayı ve ertesi günkü uyuşukluk ve sersemliği önemli belirtiler
olarak görmedikleri bu yüzden doktorlarına gitmeyi ihmal ettikleri belirtilmekte
ve sorunun hafife alınmaması önerilmektedir.

Uyku Apnesi Neden Olur ?

Olay daha çok aşırı kilolu kişilerde görülmektedir. Şişman kişinin
dili ve boğazı çevresinde solunum yolunu kolayca kapatacak bir yağlanma görülür.
Bazı kişiler için uyku apnesi yalnızca zayıflamakla önlenebilir.

Uyku apnesinin bir başka nedeni ise alkoldür. Uyuduğumuz zaman vücudumuzun
kasları uyanık olduğumuz zamana göre daha bir gevşer. Alkol kasları daha da
gevşetir. Böylece kasları gevşeyen dilin boğaza doğru kayarak solunum yollarını
tıkaması kolaylaşır. Doktorlar, aynı Zamanda bazı kişilerin solunum yollarının
doğuştan dar olduğunu ve herhangi bir nedenle tıkanmalarının bu yüzden daha da
kolay olduğunu belirtmektedirler.

Tedavisi Var Mıdır ?

Bazı vakalarda uyku apnesi burnun üzerine gece takılan ve solunum
yollarının tıkanmasını engelleyen bir maskeyle önlenebilir. Kendisinde veya
eşinde uyku apnesi olduğundan kuşkulanan kişiler doktorlarına başvurarak uyku
düzensizliklerinin tedavi edildiği hastanelerden birine havale edilmeyi
isteyebilirler. Belirtileri daha iyi tanıyan bir kişi olarak uyku apnesi olan
kişinin eşinin de doktora birlikte gitmesi önemlidir.

GuReL
08-03-07, 19:36
HAFİF EGZERSİZ KURSLARI




Yere düşünce bir yerinizin incinmemesi için hafif egzersiz yapmalısınız. Egzersiz, kemikleri güçlendirir ve kırılma ihtimalini azaltır. Birçok yaşlı kimse hafif egzersiz yapmanın sağlığa iyi geldiğinin farkında değildir. Ama hareketleri bir kez öğrendiniz mi kolayca yapabilirsiniz ve bunlar da tıpkı yürüyüş yapmak, yüzmek gibi sağlıklı kalmanıza önemli ölçüde yardım eder. Hafif egzersiz hem düşme sonucu incinmeyi önler hem de yaşlı kişilerin daha uzun zaman daha güçlü ve daha hareketli kalabilmelerine yardım eder. Bu da yapmaktan hoşlandığınız şeyleri yapmaya devam edebilmeniz demektir.

Hafif egzersiz kursları nasıl olur ?
Hafif egzersiz kursları jimnastik salonunda yapılan egzersizlere benzemez. Koşmak, ani hareketler yapmak veya hoplayıp zıplamak yoktur. Hareketler yürümek kadar normal ve kolaydır. Egzersiz hareketleri kasların güçlenip esneklik kazanmasını sağlar. Kurslara gittiğiniz zaman özel giysiler giymenize gerek yoktur. Giysilerin hareketi engellemeyecek kadar bol olması ve ayakkabıların rahat yürüyüş ayakkabıları olması yeterlidir. Hafif egzersiz ve grupla birlikte yapılan hareketler hem sağlığınızı artırır hem de yeni yeni kişilerle tanışıp arkadaşlar edinmenize yardım eder.

Egzersiz sağlığınızı nasıl artırır ?
Özellikle kadınlarda, yaşlandıkça kemikler daha incelir. Hafif egzersiz, kemikleri güçlendirerek kırılmalarını önler.
Hafif egzersiz kan dolaşımını düzeltir ve kandaki oksijenin vücudun her tarafına kolayca ulaşmasını sağlar.
Hafif egzersiz kasları güçlendirir ve eklemlerde esnekliği sağlar. Böylece günlük yapılan hareketler kolaylaşır.

Eklem iltihabı veya bel ağrısından şikayetçi olanlar da hafif egzersiz yapabilirler mi ?
Evet. Sağlık sorunları olan kişilerin de bu egzersizleri kendilerine zarar vermeden yapabilmelerine yardım edecek derecede eğitim görmüş eğiticiler vardır. Hafif egzersiz vücudun güçlenmesini ve esneklik kazanmasını sağladığı için eklem iltihabı ve bel ağrısı gibi sorunlara da yararlı olur.

Çok yaşlı ve zayıf kişiler egzersize başlamak için geç kalmış sayılırlar mı ?
Hayır. Daha hareketli olabilmek ve egzersizden yararlanabilmek için hiç bir zaman geç kalınmadığı söylenmektedir. Oturdukları yerden kalkmakta veya yürümekte zorluk çeken yaşlılar hafif egzersizden yararlanırlar ve sonuçta daha aktif ve mutlu olduklarını görürler. Hastaysanız veya ilaç kullanıyorsanız, egzersize başlamadan önce doktorunuzla konuşun. Bazı ilaçlar eğilip kalkınca veya ani hareketler yapınca baş dönmesi yapar. Ancak doktorunuz aldığınız ilaçları değiştirebilir ve siz de böylece daha çok hareketlilik kazanırsınız.

Hafif egzersiz kurslarına gidemeyenler hangi tür egzersizleri yapabilirler ?
Yürümek, bahçe işi yapmak, yoga hatta yerleri süpürmek veya cam silmek gibi 'ağırca' ev işlerini yapmak bile yararlıdır. Önemli olan her gün en az 30 dakika egzersiz yapmaya çalışmaktır.

GuReL
08-03-07, 19:37
HİSTEREKTOMİ




Ülkemizde her yıl binlerce kadın histerektomi ameliyatı olması gerektiğini öğrenir. Histerektomi, rahimin ameliyatla alınması demektir. Birçok hastalığın tedavisinde normal olarak başvurulan bir yöntem olan histerektomi genellikle yanlış anlaşılır.

Bu ameliyat neden gerekli olabilir ?
Adet kanamalarının tümüyle durması demek olan menopoz döneminin ilk yıllarında bazı kadınlarda vajinadan (dölyolu) gelen ve genellikle beklenmeyen çok ağır kanamalar görülebilir. Bunun nedeni, hormonsal değişiklikler veya rahimde fibroz denilen ve kanser olmayan urların belirmesi olabilir. Bu tür urların genellikle hiç bir zararı olmadığı halde bazen ağır kanama veya diğer şikayetler olabilir. Histerektomiyi gerektiren ve daha az görülen nedenler ise rahim, yumurtalık veya rahim ağzı kanserleridir.

Histerektomi yapılırken yumurtalıkların da alınması gerekir mi ?
Bu her zaman yapılmaz. Yumurtalıklarda hastalık varsa veya kadın menopoz dönemini geçmişse ileride olabilecek bir yumurtalık kanseri tehlikesini önlemek amacıyla rahim alınırken yumurtalıklar da alınabilir. Menopoza girmemiş olan kadınlarda yumurtalıkların alınması ani ve zamansız menopoza neden olur. Menopoz öncesinde yumurtalıklarını kaybetmiş olan kadınlara doktorlarına danışmaları ve hormon tedavisinin gerekli olup olmadığını sormaları önerilir.

Histerektomiden başka tedavi yolları var mıdır ?
Bazı kanserlerin tedavisinde histerektomi şart olmakla birlikte ağır kanama veya fibroz olaylarında son çare olarak başvurulur. Doktorunuzla konuşabileceğiniz diğer seçenekler arasında fibrozların veya rahim zarının alınması veya kanamayı azaltmak veya önlemek için hormon tedavisi gibi yollar olabilir.

Histerektomi nasıl yapılır ?
Her birinin iyi ve kötü yanları olan değişik ameliyat yöntemleri vardır. Doktorunuz bunları size açıklayabilir.
Karından yapılan histerektomi; üreme organının hemen üzerinden yatay olarak karın yarılarak rahim alınır. Bu ameliyat her zaman karından yapılır ve rahim alınırken rahim ağzı da alınabilir. Daha seyrek olarak yapılan bir ameliyata "subtotal" histerektomi denir ve yalnız rahim alınır fakat rahim ağzına dokunulmaz. Vajınadan yapılan histerektomide rahim vajinadan alınır. Bunda gözle görülen bir ameliyat izi kalmaz.

Histerektominin etkileri nelerdir ?
Rahimin alınması demek adet kanamalarının durması ve gebeliğin artık mümkün olmaması demektir. Histerektomi şişmanlığa veya kişilik değişikliğine neden olmaz. Bazen, özellikle genç kadınların, artık çocuk sahibi olamayacakları için üzüntü duymaları normaldir. Önemli bir ameliyat geçiren kişilerin morallerinin bozuk olması da doğal sayılır. Kadınların çoğu kendilerini tedavi eden doktora veya aile hekimlerine duygularını açtıkları zaman ferahladıklarını hissederler.
Bunun yanında, kadın sağlığı veya Ana Çocuk Sağlığı merkezlerine de gidilebilir.

Hasta ameliyattan ne kadar sonra iyileşir ?
Karından yapılan histerektomiden sonra hasta beş gün kadar hastanede kalır. Tam olarak iyileşmesi ise altı ila sekiz hafta sürer. Vajinadan yapılan histerektomide hasta hastanede iki gün kadar kalır. Tam olarak iyileşmesi ise dört hafta kadar sürer.

Cinsel ilişkide bulunmak için ameliyattan sonra ne kadar beklemelidir ?
Ameliyatın üzerinden altı ila sekiz hafta geçmelidir. Histerektomi kadının cinselliğini veya tatmin olma kabiliyetini kaybetmesi demek değildir. Ameliyattan önce cinsel ilişki sırasında ağır kanama veya diğer nedenlerden dolayı şikayetleri olan kadınlar ameliyattan sonra cinsel ilişkiden daha da çok zevk alabilirler.

Histerektomiden sonra Pap testi yaptırmak gerekir mi ?
Rahim ağzı alınmamış olan kadınlar her iki yılda bir veya doktorlarının önerilerine göre Pap testi yaptırmaya devam etmelidirler. Ayrıca, kanama olursa da doktoru görmek gereklidir.

GuReL
08-03-07, 19:38
KALP









Ne Bilmeli ?

Kalbiniz , kas yapıdır. Bir yumruğunuz büyüklüğünde ve yaklaşık 400
gram ağırlığındadır. Kalbiniz; Akciğerlerinize ve vücudunuzun diğer bütün
bölümlerine kan pompalar. Kalbiniz, üç tabakadan oluşmuştur. En kalın tabaka
myokard adını alır. Myocardın yüzeyini saran tabaka perikarddır. Myokardın iç
kısmında yer alan ince tabaka endokarddır.





Normal bir kalp dört odacıktan oluşur. Bir duvarla ; sağ ve sol kalp olarak iki
bölüme ayrılmıştır. Her iki bölümde de iki odacık yer alır. Üstte yer alan
odacıklar ; kulakçık = atrium olarak adlandırılır. Altta yer alan odacıklar ;
karıncık = ventrikül olarak adlandırılır. Bu odacıklar birbirlerinden , kapakçık
=valvler ile ayrılmışlardır. Kalbe kan akışı bu kapakçıklarla
sağlanır. Kapakçıklar ; kan akışının yalnızca bir yöne doğru olmasını sağlar. Bu
dört kapakçık şu şekilde adlandırılır. Aort kapağı ; Sol ventrikülden vücuda
olan kan akışını kontrol eder. Mitral kapak ; Sol atrium ile sol ventrikül
arasında yer alır. Pulmoner kapak ; Akciğerlerden sağ ventrikülü ayırır.
Triküspid kapak ; Sağ atrium ile sol atrium arasında yer alır.







Kan Dolaşımı

Damarlarla , kan , kalbinizden vücudunuzun diğer yapılarına
taşınırlar. Kalbinizden vücut yapılarınıza kan taşıyan damarlar ; atardamar=
arterler olarak adlandırılır. Vücut dokularınızdan geriye , kalbinize kan
taşıyan damarlar da; toplardamar = venler olarak olarak adlandırılır. Kalbiniz
iki ayrı pompa gibi çalışır. Sağ taraftaki pompa ; vücudunuzdan gelen “kirli
kan” ı akciğerlerinize pompalar ve akciğerlerinizden oksijen alan “temizlenmiş
kan” ı sol kalbinize pompalar. Sol kalbinizdeki pompa ; sol ventrikülünüz,
vücudunuza kan göndermek üzere kanınızı büyük bir atardamar olan aorta
atardamarınıza pompalar. Vücudunuzda bulunan dokular tarafından kanla taşınan
oksijen kullanılır ve kanınızda oksijen azalır .( Kirli kan ) Venleriniz bu
kanı, tekrar oksijen kazanması için sağ kalbinize taşırlar. Bu çalışma döngüsü
her kalp atımınızda yeniden başlar ve biter. Her kalp atımınız iki bölümden
oluşmuştur. Dinlenme bölümü diastol olarak adlandırılır. Diastol bölümünde kan
atriumlarınızdan ventriküllerinize dolar. Daha sonra ventriküllerinizden
Akciğerlere ve vücudunuza pompalanır. Bu pompalama bölümü de sistol olarak
adlandırılır. Vücudunuzun ihtiyaçlarının değişikliklerine göre , kalbinizin
çalışması da değişir. Egzersiz sırasında vücudunuz daha fazla oksijen ve kana
ihtiyaç duyar. Bu nedenle kalbiniz daha hızlı ve daha güçlü kasılarak vücudunuza
yeterli miktardaki kanı pompalar. Uyku sırasında vücudunuz daha az kan ve
oksijene ihtiyaç duyar ve uyku sırasında kalbiniz daha yavaş çalışır.



Kalp, kendi oksijenini de karşılar .




Kalp kasınız aynı zamanda kendisine de oksijen sağlamalıdır. Kalbinizin kendi
yapısına oksijen koroner arterler adı verilen atardamarlarla taşınır. Kalbin iki
ana koroner arteri vardır ; sol koroner arter ve sağ koroner arter . Bu arterler
; kalbe kan taşıyarak , kalbin kendi oksijen ve kan ihtiyacını karşılarlar. Bu
arterler kalbinizin yüzeyinde yer alır. Kalp kasında ilerledikçe bu iki ana
koroner arter daha küçük arter dallarına ayrılırlar. Kalp kasınızın tamamının
oksijen ihtiyacını bu küçük arter dalları sağlar.

Kalbin Ritmi

Kalbinizin atımları ; kalbin sahip olduğu normal ileti = elektriksel
ağı sayesinde sağlanır. Normal elektriksel ileti kalbin üst bölümlerinden alt
bölümlerine doğru ulaştırılır. Normal kalp atımları ; kalpte Sinoatriyal Nod =
SA Düğümü denen bölgeden “kalbin doğal uyarı kaynağı “ sisteminin elektriksel
uyarısı ile başlar. Elektriksel uyarı öncelikle sağ ve sol atriumlarda yayılır.
Elektriksel uyarı Atriyoventriküler nod = AV düğümü denen ve kalbin ortasında
yer alan atriumlar ve ventriküllerin birleşim bölgesine ve HİS Demeti denen dala
yayılır. His Demeti daha sonra sağ ve sol ana dallarına ayrılır. Elektriksel
uyarı bu ana dallardan Purkinje Lifleri olarak adlandırılan sistem ile
ventriküllere yayılır.

GuReL
08-03-07, 19:39
KALP RİTM BOZUKLUKLARI/BAYILMA




Ne Bilmeli ?

Kalbinizin görevi ; organlarınıza , oksijen ve besin maddeleri
götüren kanınızı , vücudunuza pompalamaktır. Kalbinizin elektriksel sistemi
sayesinde bu pompalama hareketleri , yani ; kalbinizin kasılmaları, belirli bir
düzen yani bir ritmle gerçekleştirilir. Kalbin elektriksel sisteminde
oluşabilecek bir bozukluk ; Aritmi veya Kalp Ritm Bozukluğu olarak adlandırılır.
Aritmi çok sık rastlanabilen bir problemdir. Dünyada milyonlarca kişinin kalbi ,
aritmi problemi yaşamaktadır. Aritmi durumunda; kalp hızınız farklılıklar
gösterir ; çok yavaş çalışabileceği gibi çok hızlı da çalışabilir. Kalbin ritm
bozukluğu hiç bir belirtiye neden olmayabileceği gibi ; sizde çarpıntı hissi,
başdönmesi veya bayılma gibi belirtilere de yol açabilir. Pek çok aritmi
önemsizdir. Ancak bazıları ani ölüme neden olabilecek kadar ciddi olabilir.
Gelişen tıp teknolojisi ve yeni tedavilerle çok ölümcül olabilen aritmi
durumları bile tedavi edilebilmektedir. Normal büyüklükteki bir kalp , bir
yumruğunuz kadardır ve dakikada yaklaşık 5 litre kanı vücudunuza
pompalamaktadır. Yani ; her gün kalbiniz tarafından yaklaşık 300 litre kan,
vücuda pompalanmaktadır. Kalbiniz ikisi üstte ve ikisi altta olmak üzere dört
odacıktan oluşmuştur. Üstteki odacıklara kulakçık = atrium adı verilir.
Atriumlar , akciğerler ve vücudunuzdan gelen kanı toplarlar ve alttaki
odacıklara gönderirler. Alt odacıklar karıncık = ventrikül adı
alırlar. Kalbinizin gerçek pompaları ventriküllerinizdir. Kalbinizin çalışması;
sağ taraftaki atrium bölgesinde yerleşmiş, kalbin doğal uyarı kaynağı olan
SinoAtrial Nod’dan ( = SA düğümü ) çıkan elektriksel sinyallerin kalpte
ilerlemesi ile sağlanır.





"Doğal Uyarı Kaynağı" Nedir ?

Kalbin doğal uyarı kaynağı =DOĞAL PACEMAKER ; Sinüs düğümü veya
Sinoatriyal nod=Sinoatriyal düğüm olarak adlandırılır. Burası; sağ atrium yani
sağ kulakçıkta veya kalp boşluğunda özelleşmiş hücrelerin oluşturduğu küçük bir
bölgedir. Kalbin atmasına neden olan elektriksel uyarıları oluşturur.
Elektriksel uyarı veya sinyallerin hareketiyle beraber, kalbin boşlukları
kasılır. Kalbin atması için bu elektriksel uyarının sinus düğümünden çıktıktan
sonra kendisine ait olan özel bir yol ağı ile karıncıklara = ventriküllere
ulaşması gerekmektedir. Kalbin doğal uyarı kaynağı zarar görebilir ; bu durum,
kalp atımlarının çok hızlı veya çok yavaş veya düzensiz olmasına neden olur.
Aynı şekilde kalpte uyarının gitmesi gereken kendisine özel yollarda uyarı için
engeller = blok olabilir.



"Yapay Uyarı Kaynağı" Nedir ?

Yapay uyarı kaynağı =PACEMAKER ( peysmeykır ); kalbin düzenli
atımlarını sağlayacak olan batarya ile çalışan küçük bir alettir. Bazen kalıcı
veya iç uyarı kaynağı ve bazen de geçici veya dış uyarı kaynağı kullanılabilir.
Zarar görmüş doğal uyarı kaynağı veya bloklanmış uyarı yolunun yerine görev
yapabilir. Yapay uyarı kaynağı , kalbin kanı pompalamasını sağlayacak olan
elektriksel uyarıları göndermek için bataryasını kullanır. Kalbin duvarına bir
elektrod yerleştirilir ve küçük elektriksel uyarılar kalbe tel ile ulaşır. Çoğu
uyarı kaynağı kalbin atımları için çok duyarlıdır ve kalbin atımları
düzeldiğinde kendisini kapatabilir. Aynı şekilde kalp atımları çok
yavaşladığında tekrar çalışabilir. Bunlara Demand Pace maker adı verilir.



Ritm



SinoAtrial Nod’dan çıkan uyarı önce atriumlarda sonra da ventriküllerde yayılır
ve bu iletimin tamamlanması ile ventriküller kasılarak kanı pompalar.
Elektriksel uyarı , atriumlardan ventriküllere kalbinizin merkezinde yer alan ve
AtriyoVentriküler Nod = A-V düğüm adı verilen bir elektriksel bağlantı noktası
sayesinde geçer. Elektriksel sinyal; atriumlardan, AV düğüme ulaştığında; burada
, yavaşlar. Bu düğümde elektriksel iletinin yavaşlaması; atriumlardaki kanın,
ventriküllere dolabilmesi için kalbinize kısa bir zaman kazandırır. Elektriksel
sinyal ventriküllere geçtiği zaman , kalbiniz vücudunuza kan pompalar. Bir
sonraki kalp atımınız için yeni bir elektriksel sinyal, SA düğümde
beklemektedir. Dakikada 60 ile 80 kez arasında elektriksel sinyallerin bu
şekilde düzenli çalışması ; kalp atımlarınızın da ritmik , düzenli olmasını
sağlar. Doktorunuz , kalbinizin bu elektriksel yapısını kontrol etmek isterse;
ilk olarak size Elektrokardiyogram ( EKG) çektirecektir.



Aritmi

Kalp atışlarındaki düzenin bozukluğunu ifade eden aritmiler; iki
grupta incelenebilir. Bunlardan birisi ; kalbin çok yavaş atımlar yapması olan
bradikardi ve diğeri de kalbin çok hızlı atımlar yaptığı taşikardi durumlarıdır.




ARİTMİ TANISI NASIL YAPILIR ?

Doktorunuz , öncelikle sizden sağlığınızla ilgili bilgileri alır ,
muayene eder ve EKG çektirerek bunu değerlendirir. Bütün bunların sonucunda
aritminiz olup olmadığını veya ileride herhangi bir aritmi riskiniz olup
olmadığını size söyleyebilecektir . Eğer aritmiye ait belirtileriniz varsa ve
doktorunuz aritmi tespit edememişse; ikinci bir tanı aracı olan bir test
yaptırabilir. Holter Monitörü adı verilen bu testte; taşınabilir=portabl veya
küçük bir girişimle vücudunuza yerleştirilebilir = implantabl bir monitor , kalp
atımlarınızı 24 saat boyunca kaydeder ve eğer herhangi bir durumda aritminiz
olursa veya semptom olduğu sırada aritminiz oluşmuşsa bu , kaydedilir. Eğer çok
nadir aritmi söz konusu ise test süresi uzatılabilir veya tekrarlanabilir. Eğer
hareket sırasında veya spor yaparken veya benzeri bir aktiviteniz sırasında
aritminiz oluyorsa; doktorunuz, Treadmill Test denilen ve sizin egzersiziniz
sırasında kalbinizin elektriksel yapısını , kan basıncınızı test edecek olan bir
başka tanı testini kullanabilir. Doktorunuz , Tilt Testi de yapabilir. Bu testte
; sizin vücut pozisyonlarınızın değiştirilmesi ile bayılma nöbetinizin oluşup
oluşmayacağı kontrol edilir. Eğer bayılmalarınız anormal sinir sistemi
reflekslerine bağlı olarak kalp hızınızın yavaşlaması ve kan basıncınızın
düşmesiyle oluyorsa bu test ile kolaylıkla belirlenebilecektir. Eğer daha ileri
bir tanı yöntemi gerekiyorsa bir kardiyolog tarafından katater ile arter veya
veninizden girilerek kalbinizin elektriksel yapısı incelenebilir. Kalp
Kateterizasyonu denilen bu testten sonra gerekliyse; size ilaç tedavisi
verilebilir.

Senkop veya Bayılma

Genellikle beyne kan ve oksijen gidememesi nedeniyle ani gelişen şuur
bozukluğu ile birlikte vücudun yerçekimine karşı direnç durumunu kaybetmesi hali
senkop ayılma olarak adlandırılır. Senkop hiç bir belirti olmaksızın ani gelişir
ve bu nedenle yaralanma ve kazalara neden olabilir. Senkop geçiren hastalarda
yaralanma oranı %20-%35 arasındadır. Senkop , pek çok hastada ayrı bir hastalık
gibidir. Bazı hastalarda herhangi bir neden bulunamayabilir. Bazı senkop
hastaları tedavi edilemeyebilir. Bu kişiler; çalışamazlar, araba kullanmak ve
bunun gibi pek çok dikkat gerektiren ve kazalara neden olabilecek aktivitelerden
yoksun kalabilirler. Bu durum kişileri bir takım ruhsal hastalıklara
götürebilir. Kalp hastalıklarına veya aritmilere bağlı gelişen senkop çok
ciddidir ve hayati tehlikeler içerir. Senkop dünyada yaklaşık 10 milyon insan
için sağlık problemidir. Senkop nedeniyle pek çok kazalar ve ciddi yaralanmalar
olabilir. Senkop için tanı koymak çok zor olabilir .Kalp hastalıklarından
kaynaklanan senkoplar diğer nedenlerden kaynaklanan senkop tiplerine göre daha
tehlikelidir.

Kalp hastalıkları nedeniyle gelişen senkop = kardiyojenik senkop ; bütün senkop
hastalarının ¼ ünü kapsar. Kardiyojenik senkopda neden; başlıca kalp ritminin
bozukluğudur. Bu, yavaşlamış kalp atımı (bradikardi) şeklinde olabileceği gibi
kalp atımının hızlanması (taşikardi) şeklinde de olabilir.

Nörokardiyojenik senkop = Vasovagal senkop , bayılma öyküsü olan hastalar
arasında %25-40 orandadır. Diğer nedenler çok nadirdir. Nörolojik senkop
genellikle nöbet=havale geçiren hastaları içerir. Metabolik nedenler arasında
başlıca kan şekerinin ani düşmesi (hipoglisemi) başta gelir. Ayrıca
anksiyete-hiperventilasyon da sıktır. Histeri, panik bozukluk, ciddi depresyon
da nedenler arasındadır.

Doktorunuza anlatacağınız şikayetleriniz ve doktorunuzun muayenesi tanı için çok
değerlidir.

Senkop tanısı için hastanın vereceği ayrıntılı tıbbi öykü ve hekimin yapacağı
dikkatli bir muayene çok önemlidir.

Senkop tanısı %75 oranda bu iki uygulama ile konabilir. Kalp ritm bozukluğuna
bağlı gelişen senkop , genellikle, ani olabildiği gibi herhangi bir kalp
hastalığı ile ilgili belirti vermeyebilir veya göğüste sıkışma hissi, nefessiz
kalma, terleme, korku hissi, çarpıntı hissi olabilir. Aktivite ile senkop
arasında bağlantı olup olmaması çok önemlidir. Egzersiz sırasında senkop
gelişmesi ; sıklıkla kalp hastalığı nedeniyle gelişen bir senkop durumunu
gösterir. Hastanın varsa kullandığı ilaçlar da önemlidir.Bazı ilaçlar kan
basıncında düşme veya kalp hızında yavaşlama gibi yan etkilere sahiptir. Kan
basıncında düşme veya kalp hızında yavaşlama senkop nedenleri arasındadır.

Nörokardiyojenik senkop ,dramatik bir reaksiyondur. Heyecan veya duygulanım
bozukluğuna bağlı olarak ani gelişir. Senkop gelişen çevre veya hangi durum
karşısında senkop geliştiği hakkında bilgi olması tanı için çok önemlidir. Çünkü
kan görmek, ani stres, ani ağrı hissi gibi olaylar nörokardiyojenik senkop
nedeni olabilirler. Benzer bir olayın çocuklukta olmuş olması gibi bir bilgi de
bu tür bir tanı için faydalı olabilir. Senkop oluşumundan önce ; ağrı, halsizlik
, baş dönmesi , bulantı , esneme , terleme, görme veya işitme bozukluğu , aşırı
nefes alıp verme gibi durumlar olabilir. Hasta kendisine gelirken halsizlik
hissi devam edebilir. Eğer hasta isteyerek oturmuş veya uzanmış ise gerçek bir
senkoptan uzaklaşılabilir.

Yatar pozisyondan oturur veya ayağa kalkar duruma geçildiği sırada senkop
gelişmesi sıklıkla ortostatik hipotansiyon, yani kalkma sırasında kan
basıncındaki ani düşmeye bağlıdır. Hastanın kullandığı bazı ilaçlarda yan etki
olarak ani kan basıncı düşmesine neden olabilir. Bu durum genelllikle ; yemek ,
öksürük , yutkunma sonrasında , idrar yaptıktan sonra veya barsak hareketleri
nedeni ile gelişebilir.

Havale = nöbet geçirme veya felç gibi durumlar genellikle senkop durumlarından
farklılıklar gösterir. Nöbet; genellikle uyku sırasında veya herhangi bir
pozisyonda olabilir ve genellikle aura olarak adlandırılan ve nöbetten önce
hissedilen koku veya görme duyuları ile ilgili belirtilerle beraber olur. Nöbet
sırasında idrar kaçırma =inkontinans , dil ısırma gibi durumlar olabilir. Nöbet
sırasında olan senkop durumunu genellikle uzun süren bir bilinç kaybı veya
uyuşukluk durumu izler. Felç = inme atakları genellikle görme kaybı , kas
güçsüzlüğü, duysal bozukluklar, konuşma bozuklukları veya bilinç değişiklikleri
ile birlikte olur.

SENKOPLU HASTALARIN TEDAVİSİ

Taşikardi (=Kalp hızının çok artması ) tespit edilen hastalarda ;
doktorunuzun testler sonucunda vereceği karara bağlı olarak : ya ilaçlarla
tedavi veya ablasyon tedavisi ( = kateter uygulamasıyla hızlı kalp ritminin
önlenmesi ) veya defibrilatör ( hızlı kalp ritminin pace benzeri bir cihaz ile
engellenmesi ) olarak değişik şekillerde tedavi edilebilir. Bradikardi (= Kalp
hızının çok azalması ) tespit edilen senkop hastalarında tedavi ; pacemakerlar
ile yapılır.

Bradikardiler

SA düğümün, normal uyarı kaynağı görevini yapamaması sonucu
gelişebilir veya elektriksel uyarıların ventriküllere ulaşmasında herhangi bir
gecikme veya engel ile oluşur ki ; bu , kalp bloğu olarak adlandırılır.
Ventriküllerin elektriksel uyarısındaki gecikme onların pompa görevlerinin
aksamasına neden olur ve sonuçta vücuda göndermeleri gereken kanı
pompalayamazlar. Bu engel , yaşlanmaya bağlı kalpte meydana gelebilen değişikler
nedeniyle olabilir veya geçirilmiş bir kalp krizi de böyle bir engel için zemin
hazırlayabilir. Eğer, SA düğümden elektriksel uyarı başlatılamıyorsa veya
başlatılıyor ama ventriküllere bu uyarı ulaşamıyorsa kalp atımları düzensiz
olacak ve gerektiği gibi kan , vücuda pompalanamayacaktır. Yeterli kanın vücuda
pompalanamaması birkaç saniye içinde beyne de yeterli kan gidememesi sonucunda
senkop nedeni olabilecektir.

T E D A V İ

İlaçla tedaviler , genellikle, yavaş kalp hızı durumlarında yetersiz
olur. Bradikardiler , hemen her zaman , pace implantasyonu ile tedavi edilir.
Pacemakerlar; küçük , kendi kendini kontrol eden , bataryalarla çalışan
cihazlardır. Göğsünüzde, sağ veya sol köprücük kemiğinizin alt bölümüne,küçük
bir cerrahi girişimle yerleştirilecek olan pacemaker , kalbinize giderken büyük
bir toplardamardan teller veya elektrodlar kılavuzluk eder. Bu şekilde
;pacemaker çalışabilir, kalp ritminizi düzenleyebilir veya kalbinizin ritmini
veya atımlarını kontrol edebilir. Elektrodlar genellikle sağ atrium ve sağ
ventriküle yerleştirilir.Genellikle Pacemaker yerleştirilme işlemi 45 dakika
kadar sürer ve işlemden sonra hastanede bir gece kalırsınız.

Uygulama Öncesi

Küçük bir cerrahi girişimle cihaz yerleştirilir. Cildiniz , alt tabakaları da
kapsayacak şekilde uyuşturulur. Sizin uyumanıza neden olmayacak , fakat sizi
gevşetecek intravenöz ilaç verilecektir. Bu nedenle uygulama sırasında
uyumazsınız. Uygulama ; 45 dk – 1 saat kadar sürer. Uygulama öncesindeki
geceyarısından sonra aç kalacaksınız ;herhangi bir şey yemeyeceksiniz ve
içmeyeceksiniz. Bu , pacemaker yerleştirilmesinde bulantı ve kusmanızın olmasını
önlemek için alınacak bir tedbirdir.

Uygulama Sırasında

Uygulama için Elektrofizyoloji Laboratuarına alınmadan önce göğsünüz
temizlenecek , antibakteriyel sabunlarla yıkanacaktır. Bu , olası bir enfeksiyon
riskini önlemek amacıyla yapılır. Erkekseniz genellikle göğüs kafesinizin üst
kısmında küçük bir alan traş edilebilir. Hemşireniz veya teknisyen size bir
enjeksiyon yaparak ilaç verecektir. Bu, sizin gevşemenizi ve uykulu gibi
olmanızı sağlayacaktır. Böylece ağrı duymanız önlenecektir.

Uygulama Sonrası

Pacemaker yerleştirilme işlemi bittikten sonra ; hastanedeki odanıza
götürülürsünüz. Kan basıncınız , kalp hızınız , cerrahi işlemin yapıldığı cilt
bölgeniz sık sık kontrol edilir. Bu bölgede herhangi bir şişlik olmasını
önlemek amacıyla işlem yapılan cilt bölgenize bir buz paketi koyulabilir.
Yatağınızın baş kısmı yüksekte tutulur. İşlem yapılan taraftaki kolunuzu
başınıza doğru kaldırmamanız istenir. Çünkü ; böyle bir hareket bu bölgede ;
kanama ve rahatsızlığa neden olabilir. Ağrı için ilaca ihtiyacınız olursa ;
hemşireniz size ağrınızı dindirmek için ilaç verecektir. Akciğerlerinizde ve
pace yerleştirilen bölgede herşeyin normal olduğunu görmek için doktorunuz bir
akciğer filmi çektirmenizi isteyebilir. Olası bir enfeksiyon riskinden
korunmanız için tek doz antibiyotik verilebilir.Hastanede genellikle , işlem
sonrası bir gece misafir edilirsiniz.

GuReL
08-03-07, 19:39
KALP PİLLERİ




Kalp ile ilgili araştırmalarda ilk başlardan beri daha
karmaşık araçlar ve makinaların geliştirilmesi söz konusu olmuştur. 18. yüzyıl
sonlarında kalbin uyarılması için elektrik kullanılmış ve pek çok tartışmalara
yol açmıştır. Yapay uyarı kaynaklarının (pacemaker) icadında ilk temelleri kimin
attığına dair tartışmalar vardır.

Bazı kişiler yapay pacemakerları keşfeden kişinin Dr.Albert S. Hyman olduğuna
inanır. Ancak daha öncesinde Avustralyalı Doktor Mark C. Lidwill , fizikçi Major
Edgar Booth ile beraber portable pacemakerı icat etmiştir.

Dr. Hyman ; cihazı, 1930-31 ‘de geliştirmiş ve Dr.Lidwill , 1929 ‘da portable
pacemaker’ı tanıtmıştır. Lidwill’in cihazında bir parça cilde bir diğer parça da
kalbin odacığına yerleştirilmekteydi.

Kalbi uyarmak amacıyla ilk implantasyon ; 1954 yılında pacemaker’ın kullanılması
ile gerçekleşti. 2 - 3 gün boyunca kullanılan pace’in ciltten uyarı oluşturan
elektrodları hastanın derisinde yanıklara neden oldu. Sonrasında teller cilde
bağlanarak denendi. Fakat enfeksiyona neden oldu. Dr. Ake Senning’e gore sorunun
çözümü; pacemaker’ın tamamıyla yerleştirilmesiydi. Dr. Sennings’in bu seçimiyle
; Dr.Rune Elmvist , dünyanın ilk implante pacemaker’ını tasarladı.

1953 yılında Frankestein filmini izleyen tıp öğrencisi Jean Rosenbaum tarafından
tasarlanan ilk pacemaker 2 milisaniye aralıklarla 2 voltluk bir sinyal
üretiyordu. Orjinal transistörler , geniş sızıntılar oluşturdukları için uygun
değildiler . Bu nedenle , iki yeni geliştilmiş transistör
kullanıldı. Radyofrekans jeneratörüne 150 kiloherz frekans ile bağlanan vakum
tüpü ile bir gece yapılacak olan şarj , dört ay yeterli olacaktı.Fakat , bu
yöntemle şarj ; sadece bir ay sürdü.



Başarılı İlk İmplantasyon

Başarılı ilk implantasyon ; İsveç , Stokholm’de Karolinska Üniversite
Hastanesi’nde Arne Larsson adlı bir hastaya yapıldı . 43 yaşındaki hasta
Adams-Stokes nöbetleri geçirmekteydi. Günde otuz kereye yakın resüsitasyon =
canlandırma ihtiyacı olan hastaya , Doktor Senning bu ilk pacemaker
implantasyonunu 8.Ekim.1958’de yaptı. Bu tedaviden sonra herhangi bir
komplikasyon gelişmedi ve Arne Larsson normal aktif hayatına geri dönebildi.
Arne Larsson hala hayattadır.



1959 ‘da , ABD , New York ‘da Dr.William Cardack , 77 yaşındaki Adams Stokes
nöbetleri olan bir hastaya pacemaker implantasyonu yaptı.
----------------





KALP PİLLERİNİN KULLANIMI






Pace'leri Neler Etkileyebilir ?

Eğer yapay uyarı kaynağı = PACEMAKER kullanmaktaysanız çevrenizdeki
sinyal jeneratörler ile karışabilen cihazların farkında olmalısınız. Tıbbi
cihazlar, ağır donanım veya motorlar , güçlü mıknatıslar, güç jeneratörleri,
kaynak makinaları, pacemakera ZARAR VEREBİLİR Bu aletlere yakın olan veya
bunlarla çalışan hasta , pacemakerların bu aletlerle tam çalışamayacağını
bilmelidir.

EV ALETLERİ

Radyo , elektrikli matkap , elektrikli battaniye , elektrikli traş makinaları ,
ısıtıcı örtüler , metal detektörleri , mikrodalga fırınlar , TV vericileri ve
uzaktan kumanda aletleri ; genellikle, pacemakerlar için herhangi bir hasara
neden olmaz veya hız değişikliği yapmaz. Bu cihazların pacemaker için atımı
engellemesi olasılığı çok azdır. Pek çok pacemakerlı hasta bu ev aletlerini
kullanmakta gereksiz bir kaygı duyar , ancak bu aletler kullanılabilir.

CEP TELEFONLARI

3 watt’ın altındaki cep telefonları ; pacemakerlar için herhangi bir zarara
neden olmazlar. Ancak hızlı gelişen teknoloji nedeniyle farklı frekanslarda
telefonlar üretilmektedir. Bu yeni frekansları kullanan cep telefonları ,
pacemakerlar için güvenli değildir.





TIBBİ CİHAZLAR

Durumunuzu , hastalığınızı içeren ; sizi tanıtan bir kartı mutlaka üzerinizde
taşıyın. Doktor veya diş hekimlerinin kullandıkları bazı aletler pacemaker’ınızı
etkileyebilir. Bu nedenle onlara pacemakerınız olduğundan sözetmeniz gereklidir.


Manyetik Rezonans Görüntüleme ( MR ) Manyetik Rezonans
veya MR ; iç organları ve fonksiyonlarının görüntülenmesi için kullanılan
güçlü manyetik etkilere sahip girişimsiz bir tanı aracıdır. Metal maddeleri
mıknatısa çevirdiği için MR makinasının yakınında metal maddelerin olmasına izin
verilmez. MR makinası pacemakerınızı bozabilir, uyarı oluştumasını
engelleyebilir. Eğer size ; MR yapılması gerekliyse : bazı model pacemakerlarda
uyarı verici yeniden programlanma özelliğine sahiptir. MR yapılmadan önce tüm
riskler ve olası zararlar konusunda doktorunuzla görüşmeniz gereklidir.

Vücutdışı Şok Dalgalarıyla Taş Kırma ( E .S.W.L)
(Extracorporeal Shock Wave Litotripsi) ESWL , hidrolik dalgalarla böbrek
taşlarının kırılması için kullanılan girişimsiz bir tedavi yöntemidir. Bu
uygulama, bazı pacemakerların yeniden programlanmasını gerektirse de ; çoğu
pacemaker modeli için güvenle uygulanabilir. Herhangi bir zarara neden olmaz.
Ancak uygulamadan sonraki bir kaç ay düzgün çalıştığı
izlenmelidir. Pacemakerların karında yerleştirildiği bazı modelleri kullanan
hastalarda ; ESWL’den kaçınılmalıdır. Tedaviden önce ve hatta sonrasında
doktorunuzla görüşmeniz gereklidir.

Radyofrekans ( R .F) Ablasyon Aritmilerin büyük
kısmının düzenlenmesinde radyo dalgaları kullanılır. Radyofrekans ablasyon
öncesi , sonrası ve işlem süresince yerleştirilen pacemaker sistemler
ölçülmelidir. Pek çok kalıcı pacemaker kullanan kişilerde radyofrekans ablasyon
sonrasında herhangi bir etkilenme olmadığı görülmüştür. Ancak pacemakerdaki
değişiklikler tedavi sırasında veya sonrasında gerçekleşir. Doktorunuzun, bu
uygulamadan sonra pace sisteminizi yeniden incelemesi gereklidir.

Transkutanöz Elektriksel Sinir Uyarımı (TENS) Aşırı
ve ciddi kronik ağrının hafifletilmesi amacıyla kullanılan bir tedavi şeklidir.
Uyarı jeneratörüne bağlanmış bir çok elektrod, hastanın derisine yerleştirilir.
Yapılan araştırmalar , TENS uygulamasının ; Bipolar pacemakerları nadiren
etkilediğini göstermiştir. Bazen Unipolar pacemakerları etkileyebilmektedir. Bu
işlem ; yeniden programlanarak yapılabilir.

Diagnostik Radyasyon ( X ışını = Röntgen ) Tanı
amacıyla çekilen röntgenlerde kullanılan radyasyonun pacemakerlara herhangi bir
etkisi yoktur. Ancak tedavi amacıyla (kanser vb) uygulanan (Işın Tedavisi =
Radyoterapi) terapötik radyasyon pacemaker devrelerine zarar verebilir. Ne kadar
zarar oluşabileceği önceden bilinemez ve farklı modeller için de zarar verme
olasılığı değişiktir. Radyasyon dozunun artışına paralel olarak zarar verme
riski de artar. Mümkünse pacemaker’ın korunması ve direkt radyasyon alanından
hareket ettirilmesi gerekir. Eğer pacemakerınız , normal kalp hızına bağlı
olarak çalışıyorsa; tedavi uygulaması sırasında ve radyoterapi seansları
arasında ve sonrasında sık olarak EKG monitorizasyonu ile takip edilmelidir.

Diş Hekimi Aletleri Diş Hekimlerinin kullandığı
aletler , pacemakerları etkilemez. Bazı hastalar diş delme sırasında kalp
hızının arttığını hissedebilir.

ElektroKonvülsif Tedavi (EKT) Zihinsel
hastalıkların tedavisi için kullanılan bu yöntemin, pacemakerlı hastalarda
uygulamasında dikkatli olmak gereklidir.

Kısadalga veya Mikrodalga Diatermi (elektrikle
vücuda ısı verilmesi)

Diatermi yüksek frekans kullanır , çok kuvvetli sinyaller oluşturur . Pacemakera
zarar verebilir, çalışmasını engelleyebilir.



DİYET

Kalp sağlığınızı koruyacak bir diyet yapmanız gerekir. Düşük tuz ,
yağ ve şeker içeren lifli besinler ve karbonhidrattan zengin bir diyeti
doktorunuz size önerecektir. Havayolu Güvenlik ve Havayolu Taşımacılık Aygıtları
Havayolu taşımacılığında kullanılan aygıtlar pacemakerları etkilemez. Güvenlik
sistemlerinin kullandığı metal detektörleri de pacemakerları etkilemez.Ancak bu
metal detektörleri sinyal verirler ve bu durumda ilgili güvenlik görevlisine
pacemaker tanıtım kartınızı göstermeniz gerekir.



BATARYA ?

Doktorunuzun; düzenli ve sizin ihtiyaç gösterdiğiniz aralıklarla
girişimsiz bir takım yöntemlerle ( EKG , batarya kontrolu vb.) muayenehanesinde
veya telefon aracılığı ile pacemakerınızı kontrol etmesi gereklidir.
Pacemakerınız , genellikle 3 ile 6 ay arasında yenileme için sinyal vermeye
başlar.



Dünyada 2.000.000 dan fazla kişi pace kullanmaktadır.


Her yıl 300.000 yeni hastaya pace implante edilmektedir.
------------------





KENDİNİZİ ZORLAMADAN DÜZENLİ EGZERSİZ YAPABİLİRSİNİZ




Kalp hastalığı, kalınbarsak kanseri ve şeker hastalığı tehlikesini azaltan, tansiyonu düşüren, depresyonu geçiren ve uykuyu düzene sokan şeyin harika bir ilaç olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bu herkesin kolayca yapabileceği bir şey olan egzersizdir.
Her gün kolayca yapılacak egzersizin sağlığınıza gerçek bir katkısı vardır. Egzersiz için zorlanmaya da gerek yoktur. Kısa ve sıkı bir yürüyüş yeterlidir. Saatlerce egzersiz yapmaya da gerek yoktur. Her gün yapılması gereken 30 dakikalık egzersiz, ya bir seferde ya da onar, onbeşer dakikaya bölünerek yapılabilir. Kısa sürelere böleceğiniz egzersizi günlük yaşamınıza daha kolay uydurabilirsiniz. Ağır egzersiz değil düzenli egzersiz önemlidir. Başlangıçta size yardımcı olabilecek bazı öneriler:

Evişi de Egzersiz Yerine Geçer
Araba yıkamak, yerleri silmek, evin içini ve dışını süpürnek, dökülen yaprakları toplamak, bahçeyi kazmak veya yabani otları ayıklamak da 30 dakikalık egzersizin içine katılabilir.

Gününüze Biraz Daha Fazla Yürüyüş Katabilmenin Yollarını Arayınız
İşe giderken bindiğiniz otobüsten bir durak önce inin ve oradan yürüyün veya asansöre bineceğinize merdivenleri yürüyerek çıkın. Öğle arasında yürüyün. Eve döndükten sonra yemekten önce televizyonun karşısına oturacağınıza yürüyüş yapın. 10 dakikalık bir yürüyüş koltukta oturmaktan çok daha dinlendiricidir. Alışverişe arabayla değil yürüyerek gidin. Köpeğiniz varsa yakındaki bir parka götürüp topla oynatın. Bebeğiniz varsa bir arkadaşınızı görmeye giderken arabayla gideceğinize bebeği arabasına koyarak yürüyün. Yakınınızdaki bir alışveriş merkezinin etrafında yürüyün. Çarşılardaki yürüyen merdivenlerde ayakta duracağınıza, yürüyün. Bir arkadaşınızla buluşacağınız pastaneye yürüyerek gidin.

Ailenizi De Hareketli Olmaya Alıştırın
Tüm ailenin birlikte yapabileceği etkenlikleri araştırın. Düzenli olarak egzersiz yapmak çocuklar ve ergenlik çağındaki gençler için de önemlidir. Şimdiye kadar gitmediğiniz parkların, plajların ve ormanlık yerlerin bir listesini yapın. Ailenizi alarak buralara gezmeye gidin. Yaşlı akrabalarınızı da egzersize özendirin. İşten eve döndükten sonra on dakika kadar bahçede veya sokakta çocuklarla birlikte top oynayarak veya uçurtma uçurarak vakit geçirin. Hep birlikte bisiklete binin veya yüzmeye gidin. Basketbol potasına şut çekin.

Arkadaşlarınızla Birlikte Egzersiz Yapın
Bir arkadaşla birlikte egzersiz yaparken hem hareket hem de ahbaplık etmiş olursunuz. Bulunduğunuz bölgede diğer kimselerle paylaşabileceğiniz etkenlikleri araştırın. Sosyal merkezler ve kütüphaneler hafif egzersiz, tatil, yürüyüş, dans ve benzeri gruplar hakkında bilgi alabileceğiniz en iyi kaynaklardır. Kendi arkadaşlarınızla bir grup kurarak futbol veya tenis oynayın.

Bulunduğunuz Yerde Sokakta Yürümekten Korkuyor Musunuz ?
Yalnız yürümekten korkuyorsanız birkaç arkadaşla birlikte yürüyün. Hafta sonları daha emniyetle yürüyebileceğiniz diğer yerleri araştırın. Bir egzersiz videosu temin ederek evde egzersiz yapın. Apartmanda oturuyorsanız asansör yerine merdivenden inip çıkın.

Egzersiz İçin Benim Yaşım Geçti Diyenlerden Misiniz ?
Egzersizin yaşı yoktur. Cesaretinizi kazanıncaya kadar hafif hafif egzersiz yapın. Bir arkadaşınızla birlikte kısa yürüyüşler yapın. Yaşlansanız bile egzersiz yaparak gitgide daha da zindeleşeceğinizi unutmayın. Egzersizin sağlığa yararları yanında, vücudun dengede durmasına, kasların güçlenmesine ve düşme tehlikesinin azalmasına yardım ettiği de bir gerçektir. Eklem iltihabından şikayetiniz varsa egzersizden kaçmayın. Düzenli olarak yapılan hafif egzersiz eklemlerdeki şişkinliğe ve ağrıya iyi gelir.

GuReL
08-03-07, 19:40
KAN BAĞIŞI




Kan bağışı yapmak yalnızca bir saat gibi bir vaktinizi alır
fakat, karşılığında bir hastanın hayatını kurtarabilirsiniz. Bağışlanan kanlar;
ciddi bir kaza ile veya ameliyat nedeniyle hastanın kaybettiği kanı yenilemek
veya Hemofili ( kanın pıhtılaşamadığı hastalık), Lösemi ( kan kanseri ) ve
Cooley Anemisi gibi kan hastalıklarının tedavisi için kullanılmaktadır. Kanın
diğer kısımları ise yanıkların tedavisinde veya sarılık ve tetanoz
hastalıklarından korunmak için yapılan enjeksiyonlarda kullanılmaktadır.

Her toplumun kan bağışcılarına ihtiyacı vardır ve gerekli olan kan miktarı da
her geçen gün artmaktadır. Tıbbi teknikler ilerledikçe ve nüfusumuz arttıkça
daha fazla miktarda kan gereklidir. Kan bağışı yapmayı düşünüyorsanız aşağıdaki
bilgiler sizin için yararlı olabilir.

Kan Bağışı Yapmak Tehlikeli Olabilir Mi ?

Kan Bağışı tamamıyla tehlikesizdir. Kan bağışı yaparken tehlikeli bir
hastalığa yakalanma olasılığınız yoktur. Kan alınırken kullanılan tüm aletler
sterilize edilmiştir ve bir kez kullanıldıktan sonra çöpe atılırlar.

Kimler Kan Bağışı Yapabilir ?

16-70 yaşları arasında, 45 kilogram vücut ağırlığının üzerinde olan Kan
Merkezi'nin aradığı sağlık koşullarına uyan herkes kan verebilir. 16-17
yaşlarında olan kişilerin kan vermek için anne-babalarından izin alınması
gereklidir.

Kan Nasıl Verilir ?

Önce sizin bilgileriniz ile ilgili bir anket formu doldurursunuz.
Anket Formunda kendiniz hakkında verdiğiniz tüm bilgiler gizli tutulur.Daha
sonra yattığınız yerde tansiyonunuz ölçülür. Tansiyonunuz normal sınırlarda
değilse bu, size bildirilir. Merkezlerde öncelikle kan sayımınız yapılabilir.
Daha sonra, 7-9 dakika içinde sizden 500 mililitrelik (1/2 litre) kan alınır.


"İğne Olmak" İstemiyorsanız ...

İğneden korkmak normaldir. İğnenin battığını hissetmemeniz için lokal
anestezi yapılmasını isteyebilirsiniz.

Anemik ( Kansızlık ) Olanlar Kan Bağışı Yapabilir Mi ?


Hayır. Her kan bağışından önce sizden bir miktar kan alınarak anemik
olup olmadığınız belirlenir.

Kan Bağışı Yapmak Sizi "Güç" ten düşürür mü ?

Vücudunuz bağışladığınız kanı çok kısa bir sürede yeniler. Daha
doğrusu bağış yaptığınız kan alınır alınmaz vücudunuz, bunu yenilenmeye
başlamıştır bile. Kan Bankası bağışçıların kan verdikten sonra bir süre
istirahat etmelerini ve birşeyler yemelerini önermektedir. Bundan sonra normal
işinize dönebilirsiniz. Fakat; kan bağışı yaptıktan sonra birkaç saat süreyle
ağır egzersiz yapmamanız, sigara veya içki içmemeniz tavsiye edilmektedir.

Yakın Zamanda Hastalık Geçirdim/İlaç Kullanıyorum !

Bu durumda kan bağışı yapabilmeniz geçirdiğiniz hastalığa bağlıdır.
Bir süre beklemeniz gerekebilir ya da tam olarak iyileşmişseniz kan vermeniz
mümkün olabilir. İlaç kullanıyorsanız da durum; kişiden kişiye değişebilir. İlaç
kullanan bazı bağışçılar bulunmakla birlikte bazı kimselere kullandıkları
ilaçları bitirdikten sonra bir süre beklemeleri ve bundan sonra kan
bağışlamaları söylenebilir.
--------------------




KANIN YAPISI




Kanımız su, mineral, şeker, yağ ve proteinleri içeren ve
plazma adı verilen bir sıvıdan oluşmaktadır. Bu plazma çorbasının içinde üç
değişik hücre türü bulunmaktadır: alyuvarlar, akyuvarlar ve trombositler. Her üç
hücre türü de kemiğin içinde yer alan ve kendine özel işlevleri olan kemik
iliğinde yapılmaktadır.

Kanda en fazla miktarda bulunan hücre türü alyuvarlardır. En önemli görevleri
akciğerden aldıkları oksijeni vücudun tüm diğer organlarına taşımaktır. Aynı
şekilde hücrelerin atık ürünü olan karbondioksiti de vücuttan atılmak üzere
akciğerlere taşırlar. Oksijenin taşınabilmesi için demir içeren bir protein olan
hemoglobinin alyuvarların içinde bulunması gereklidir. Anemi gibi kanda demirin
azalmasına yol açan her tür durumda vücutta taşınan oksijen miktarı azalır.
Böyle durumlarda kemik iliği derhal alyuvarların üretim sayısını artırır.

Akyuvarlar vücudun enfeksiyonlara karşı temel savunmasını sağlayan bağışıklık
sisteminin bir parçasıdırlar. Enfeksiyonla savaşmada her biri farklı özelliğe
sahip altı değişik akyuvar türü bulunmaktadır. Bazıları yabancı organizmaların
yok edilmesinde özelleşmişlerdir. Bazıları enflamasyonla mücadele eder. Bir
kısmı da alerjik reaksiyonlarda görev alır.

Trombositler yaralanma bölgesinde yer alan damarlardaki hasarlı bölümleri
kapatmak üzere bir araya gelirler ve bir tıkaç oluşturarak kanamayı durdururlar.
Kanın pıhtılaşmasına da yardımcı olurlar

GuReL
08-03-07, 19:41
KANSERLE İLGİLİ YANLIŞ İNANÇLAR




Kanser ciddi bir hastalık olmakla birlikte bazılarımız bu
hastalığın iyileşmediği inancıyla gereksiz yere korkuya kapılırız. Ancak
gerçekler böyle değildir. Kanser hakkında daha çok bilgi edinerek korkunun bir
kısmını atlatmak mümkündür. Ayrıca, edindiğimiz bilgiler bize kanserden nasıl
korunabileceğimizi de öğretir. Kanser hakkındaki yanlış inançlardan bazıları ;

Kanser Hastalığı Her Zaman Ölümcüldür !

Bu doğru değildir. Kanser vakalarının %50'den fazlası başarıyla
tedavi edilmektedir. Bazı kanser türlerinin tedavisinde başarı oranı çok
yüksektir. Çocukların yakalandıkları kanser hastalıklarının iyileştirilme oranı
giderek yükselmektedir. Halen kanserli çocukların %80'i başarıyla tedavi
edilmektedir. Tedavinin başarılı olabilmesi için kanserin erkenden belirlenmesi
gerektiği de unutulmamalıdır. Bu nedenle kuşku duyduğunuz belirtilerin hemen
aile hekiminize bildirilmesi ve mümkün olduğu kadar düzenli aralıklarla sağlık
kontrolü yapılması da önemlidir. Örneğin, soygeçmişinde kalınbarsak kanseri
görülen ve 40 yaşını geçmiş kişiler erken belirtilerinin tanısının yapılması
için test yaptırmalıdırlar. 18-70 yaşları arasındaki kadınların ise her iki
yılda bir rahim ağzı kanserinin erken belirtilerinin bulunması için Pap Testi ve
50 yaşını geçmiş kadınların ise her iki yılda bir Mamogram denilen göğüs
röntgeni çektirmeleri gerekmektedir. Kadınlar göğüslerinde beliren bir
şişkinliği aylar hatta yıllar geçtikten sonra farkederler; oysa mamogram bir
pirinç tanesi kadar bile olsa göğüs kanserini yakalayabilmektedir.

Bazı sağlık kontrollerini kendiniz yapabilirsiniz. Örneğin, kadınlar her ay
göğüslerini kendileri muayene ederek herhangi bir değişiklik olup olmadığını
belirleyebilirler. Aynca herkes kendi derisi üzerindeki eski ve yeni lekeleri,
benleri arada bir kontrol ederek renklerinde, büyüklüklerinde ve biçimlerinde
bir değişiklik olduğunda bunu doktora gösterebilirler. Erken tanı yapılan deri
kanserlerinin çoğu başarıyla tedavi edilebilmektedir.

Kanser Bulaşıcıdır !

Bazı kişiler özellikle cinsel organlarla ilgili ve rahim ağzı veya
prostat kanseri gibi kanser hastalıklarının kendilerine de bulaşabileceğinden
korkarlar. Bu doğru değildir. Kanser bulaşıcı bir hastalık değildir.

Pap Testi İçin Alınan Gözelerde Anormallik Görülmesi
Kanser Hastalığının Belirtisidir !

Bu da doğru değildir. Anormal gözeler tedavi edilerek ileride kansere
dönüşmeleri önlenir.

Kanser Vücutta Oluşan Yaralanma ve Darbeler Sonucu Olur
!

Bazen kadınlar göğüslerine isabet eden bir darbenin kansere neden
olacağından korkarlar. Bunun doğru olduğuna dair bir bulgu mevcut değildir.
Ancak bazen vücudun herhangi bir yerine vurulması sonucu kişinin dikkati o bölge
üzerinde yoğunlaştığından daha önceden mevcut olan anormal bir leke veya şişlik
meydana çıkarılabilir.

Kanser Yanlış Bir Hareketimizin Cezasıdır !

Bu da doğru değildir. Kanser hakkında düşünmek, yazılan yazıları
okumak veya konuşmakla da kişi kansere tutulmaz.

Kanseri Önleyecek Özel Yemek Rejimleri Vardır !

Ne yazık ki kanseri önleyecek belirli bir yemek rejiminin olduğu
kanıtlanmamıştır. Ancak bazı besinlerin kanser hastalığı riskini azalttığı
görülmektedir. Bu konuyla ilgili olarak az yağlı, bol posalı, meyvesi, sebzesi
bol bir yemek rejimi önerilmektedir. Alkol ölçülü içilmeli, tuzlu, salamura ve
tütsülenmiş yiyeceklerin miktarı azaltılmalıdır. Kilonun da sağlıklı bir düzeyde
tutulması önemlidir. Araştırmalar aşırı kilolu kişilerde kansere daha çok
rastlandığını göstermektedir.

GuReL
08-03-07, 19:43
KEMİK ERİMESİ




Ailenizdeki kadınların sırtları düz mü yoksa omuzlar
civarında kamburlaşmış veya çarpık mı ? Ailenizdeki yaşlı kişiler arasında ufak
bir çarpma sonucu kemiklerinde çatlak veya kırıklar olan veya kalçasını kıranlar
var mı ? Bu soruların herhangi birine evet diye yanıt verdiyseniz
soygeçmişinizde osteoporoz denilen kemik erimesi hastalığı olabilir. Kemik
erimesi özellikle menapoz (adet kesilmesi) geçirmiş kadınlarda daha yaygın bir
sorundur. Bazen erkekleri de etkiler.Yaşlıların çoğu risk altında olduklarını
bilmezler. Durum ancak kemik kırılması olduğunda ortaya çıkar. 60 yaşını geçmiş
kadınların %55'inde erkeklerin ise %30'unda osteoporoz nedeniyle kemik kırılması
vakalarına rastlanmaktadır.

Sorunla başa çıkmak için hiçbir zaman geç kalmış sayılmazsınız. Halen
osteoporozdan şikayetiniz olsa bile iyileşmek için yapabileceğiniz şeyler
vardır. Sorunu önlemek için ne kadar erken başlarsanız o kadar iyidir. Çocuklar
ve gençler, özellikle genç kızlar, kemik sağlığı için neler yapmaları
gerektiğini bilmelidirler.

Kemikleri Güçlü Tutabilmek İçin Ne Yapılmalıdır ?

Çoğumuz kemik erimesini önlemek için bol bol kalsiyum almanın gerekli
olduğunu biliriz. Yararlı diğer yöntemler arasında vücut yükünü taşıyan
egzersizler ve aşırı alkol almaktan kaçınmak vardır. Vücut yükünü taşıyıcı
egzersizler, örneğin yürümek, egzersiz dersleri, koşu, ağırlıkla egzersiz
yapmak, dans etmek, bahçe işi ve takım halinde oynanan sporlar olabilir. Yüzme
ve bisiklet sporu vücut yükünü taşıyıcı egzersizlerden değildir. Kalsiyum
bakımından zengin gıdalar arasında süt ürünleri, soya sütü (etiketinde kalsiyum
takviyeli olanları seçiniz) , konserve som balığı ve sardalya gibi yumuşak
kemikleriyle birlikte yenebilecek balıklar, taze yengeç, yeşil yapraklı sebzeler
bulunmaktadır. Kurutulmuş karides, susam yağı ve tahin, nohut, badem, kuru incir
ve maydanozda da bol kalsiyum bulunmaktadır.

Özellikle 50 yaşını geçmiş kadınlar, gıdalarından yeterince kalsiyum
alamıyorlarsa kalsiyum tabletleri kullanmalıdırlar. Kalsiyum tabletlerinin
yeterli kalsiyum içermeleri için şişelerinin üzerinde "400-600 mg elementel
kalsiyum" yazısının bulunması gerekmektedir. Uygun kalsiyum tabletlerinin
hangileri olduğunu belirlemek için doktorunuzla görüşünüz.

Vücudunuz yeterince D vitamini alıyorsa kalsiyumu emmesi daha kolaylaşır.
Vücudumuz için gerekli olan D vitamininin çoğunu güneş ışığından alırız. D
vitamini için güneş ışığı çoğu kişi için yeterlidir. Ama kuraldışı durumlar da
vardır. Örneğin, vücutlarının hemen hemen tümünü kapayacak giysiler giyen veya
vaktinin çok azını açık havada geçiren kişiler yeterince kalsiyum
alamayabilirler. Yeterince kalsiyum alamadığınızdan endişe ediyorsanız
doktorunuza danışarak kalsiyum hapları isteyebilirsiniz.

Kadınlarda kadınlık hormonu estrojen kemik erimesini önler. Menapozdan sonra bu
hormonun üretimi azaldığı için kadınlarda osteoporoz vakaları daha çok
görülmektedir.

Kemik Erimesi Nasıl Anlaşılır ?

Bunu saptamanın güvenceli olan tek yolu kemik yoğunluğunun
belirlenmesidir. Doktorunuz bunu ayarlayabilir. Kemiklerin güçlü olup olmadığını
belirlemek için bel kemiği ve kalça yöresinde röntgen gibi bir yöntemle
araştırma yapılır. Bu araştırma küçük bir çarpma ile kemiklerini kırmış bulunan
veya kemik sağlığını etkileyici ilaçlardan kullanan kişiler için de
yapılmaktadır.Soygeçmişinizde osteoporoz olduğundan kuşkulanıyorsanız veya kalça
kırığı ya da çatlağından şikayetiniz varsa bu araştırmayı yaptırınız. Bazı
ilaçlar da osteoporoz riskini artırmaktadır. Bunlar arasında romatizmal artrit,
guatr, kalınbarsak hastalıkları ve organ nakli yapılan kişilerin aldıkları
ilaçları sayabiliriz.

Nasıl Tedavi Edilir ?

Tedavi yollarından birisi hormon takviyesidir.(Hormon Replasman
Tedavisi = HRT) HRT menapozdan sonra kadın vücudunda artık üretilmeyen
hormonların yerini alır. Başka tedavi yolları da vardır. Doktorunuza sorarak
öğrenebilirsiniz. İlaç tedavisi ile birlikte kalsiyum bakımından zengin gıdalar
almak ve egzersiz yapmak da önerilir.
------------------





KEMİK İLİĞİ BAĞIŞI




25 yaşındaki hemşire Ayşe, sekiz yıl önce kendini neden
devamlı yorgun ve halsiz hissettiğini ve derisinin herhangi görülür bir neden
olmadan neden çürüyüp morardığını hastalığına kan kanseri (Lösemi) teşhisi
konulduğu zaman anladı.

Bazı kan kanseri türleri ilaçla ( kemoterapi ) tedavi edilebilmekle birlikte
doktorlar Ayşe için bunun yeterli olmadığını söylediler. Ayşe'nin yaşamı için
tek umut kemik iliği nakli olacaktı.

Kana benzer sıvı bir madde olan kemik iliği kemiklerin içindeki boşluklarda
bulunur ve kemiklerin sağlam kan üretmesine yardım eder.

Ancak Ayşe'nin, kemik iliği hastaydı. Bir bağışçıdan alınacak sağlam kemik iliği
nakli yapılmazsa Ayşe ölecekti.

Yılda dünya ölçüsünde 23,000 adet , Türkiye'de 120 kemik iliği nakli yapılmasına
ve ameliyatların başarılı olmasına karşın kan kanseri olan kişiyle aynı yapıda
kemik iliğine sahip bağışçıların bulunması çok güç olabilir. Ayşe'nin şansı
yaver gitti ve kız kardeşinin kemik iliği kendisine uyduğundan ilik nakli mümkün
oldu.

Bununla beraber kemik iliği nakli gereken kişilerin üçte dördü kolayca bağışçı
bulamamaktadır. Ülkemizde yaklaşık 8000 kan kanseri hasta vardır. Uygun kemik
iliği bulunamadığı takdirde nakli bekleyen kişilerin çoğu ölecektir. Uygun kemik
iliği genellikle kan kanseri olan kişinin kendi etnik grubundan gelen bir
başkasında bulunabilir. Örneğin bir Türk'e kemik iliği nakli yapılacak olsa
kendisi ile aynı özellikleri taşıyan kemik iliği ancak diğer bir Türk'te
bulunacaktır.

Türkiye'de bugüne dek 160000 doku tahlili yapılmıştır.



Kimler Kemik İliği Bağışı Yapabilir ?

Bağışçılar 18-50 yaşlar arasında ve sağlıkları yerinde kişiler
olmalıdır. Bağışçıdan en az bir kez 40 ml kadar kan vermesi istenir. Doktorlar
böylelikle bağışçıdan hastaya herhangi bir enfeksiyon geçmeyeceğinden emin
olurlar ve bağışçının hangi tür kemik iliğine sahip olduğunu belirler.

Kişi , Kemik İliği Bağışı Kayıt Kuruluşu'na ismini yazdırdıktan sonra kemik
iliği bağışı yapması olanağı binde birdir. Kendisinden kemik iliği alınacak
bağışçıya genel narkoz verilir. Kemik iliği kalça kemiğinden alınır. Bağışçı bir
iki gün hastanede kalır.

GuReL
08-03-07, 19:44
KIL KURTLARI




Barsak kurtları sindirim sistemi içerisinde parazit olarak
yaşar ve çoğalırlar. Her yaşta insanlarda bulunabilirlerse de bunlara daha çok
çocuklarda rastlanır.

Çok çeşitli barsak kurtları vardır. En yaygın ve kolay bulaşabilen türü
kılkurtlarıdır. Kıl kurtları genellikle bunların yumurtaları yutulunca
bulaşabilir. Midenin içerisinde yumurtalardan kurtlar çıkar, bunlar da barsaklar
içerisinde hareket ederek anüse gider ve orada yumurtlarlar. Yumurtaların yeni
baştan yutulması ile bu işlem tekrarlanır.

Tuvalete gittikten sonra ellerini yıkamadan yiyeceklerini birbirleri ile
paylaşır veya parmaklarını yalarlarsa, çocukların yumurtaları yutmaları veya
başkalarına bulaştırmaları mümkündür. Kıl kurtları kedi köpek gibi hayvanlardan
geçmez.

Kimlerde Olur ?

Kıl kurtları seçecekleri kimse konusunda pek titizlik göstermedikleri
gibi varlıkları da bulaştıkları çocuğun evindeki temizlik durumunu yansıtmaz.
Beraber oynama şekli nedeniyle çocuklara her an kıl kurdu bulaşma tehlikesi
vardır.

Kıl Kurtlarının Belirtileri Nelerdir ?

Kıl kurtlarını her zaman kolayca tespit etmek mümkün değildir. Bazen
hiç bir belirti gözükmez. Eğer çocuklarınızın özellikle geceleyin makatları
kaşınıyorsa, sinirli, huzursuz ve iştahsızsalar kıl kurdu bulunabilir.

Kıl kurdu olup olmadığını tesbit edebilmek için: çocuğunuzun büyük abdestini
inceleyin. İlerlemiş bulaşmalarda bunlar gözle görülebilirler.

Geceleyin çocuğunuzun makatını bir el feneri ile inceleyin. Kurtlar, yumurtlamak
için geceleyin dışarı çıkarlar.

Nasıl Tedavi Edilir ?

Herhangi ciddi bir tıbbi problem yaratmamalarına rağmen, kıl kurtları
kolaylıkla başkalarına bulaşabilir. Buna sebep olmamak için çocuğunuzda bunların
bulunduklarını fark eder etmez hemen tedavi ediniz. Bazen hiç bir belirti
gözükmediğinden bütürı aile fertlerinin tedavi olmaları önemlidir. Barsak kurdu
tedavisi için ilaç satın alabilirsiniz. Yalnız bir tedavi de yeterlidir. İlacın
üzerindeki talimatları dikkatle uygulayın. Çocuğunuzda kıl kurdu olabilir diye
belli aralıklarla tedavi edilmesine ihtiyaç yoktur.Tedaviden sonra gece giyilen
bütün giysileri sıcak suda yıkayıp güneşte kurutunuz. Kıl kurtları, tekrarlanan
karın ağrıları gibi uzun müddet devam edebilecek problemlere yol açmaz.

Ne Önlemler Alınabilir ?

Tuvaletten çıktıktan sonra çocuklarınızın ellerini yıkamalarına
dikkat ediniz. Çocuğunuzun kirli bezlerini değiştirirken özellikle dikkat edin
ve sonra da ellerinizi yıkayın. Tuvalet kapaklarını ve oturakları düzenli olarak
temizleyin. Çocuklarınızın tırnaklarını kısa tutmaya çalışın

Çocuklarınıza yiyeceklerini başkaları ile paylaşmamalarını veya ağızlarına
birşey sokmamalarını öğretin.

Çocuklarınızda kılkurdu olduğu zaman yatakta herhangi bir şey yemelerine izin
vermeyiniz. Kıl kurtlarından kurtulmanın en iyi yolu bütün aile fertlerinin bu
temizlik kurallarına uymaları ile sağlanır.

GuReL
08-03-07, 19:45
KİLOLAR




Gerek erkekler gerekse kadınlar gitgide şişmanlamakta ve buna
da aşırı miktarda yenilen yağlı gıdalar ve daha az egzersiz yapmak neden
olmaktadır. Bazı kişiler ; "kendimi iyi hissediyorsam şişman

olmam neden sorun olsun? " diyebilirler. Ancak şişmanlık kalp hastalığı, felç,
şeker hastalığı ve bazı kanser türlerinde riski arttırdığı için önem verilmesi
gereken bir konudur. Kiloyu sağlıklı bir düzeyde tutmak ise tansiyonunuzu
düşürmenize, kendinizi daha iyi hissetmenize ve daha çok enerjiye sahip olmanıza
yardım eder.

Yemek Alışkanlıklarınızı Yavaş Yavaş Değiştirin...

Hepimizin bildiği gibi, kilo kaybetmenin bir yolu aşırı yağlı
gıdaları kesmektir. Ancak, bu yemek rejiminizi bir gece içinde değiştirmeniz
anlamına gelmez. Yemek rejiminizde değişikliklerin kalıcı olmasını istiyorsanız
bu değişiklikleri yavaş yavaş yapınız. Örneğin, iki hafta süreyle çay veya kahve
içerken bisküvi yemeyin. Bu değişiklikten memnun kalırsanız bu kez ekmeğinizin
üzerine sürdüğünüz tereyağ veya margarini azaltın veya az yağlı süt içmeye
başlayın.

Yorulana Kadar Egzersiz Yapmanıza Gerek Yoktur...

Başarılı kilo kontrolünün sırrı, mantıklı bir yemek rejimi uygulamak
ve düzenli egzersiz yapmaktır. Haftada en az dört kez 30'ar dakika egzersiz
yapmaya çalışın. 30 dakikanın tümünü birden yapmanıza gerek yoktur. Günde üç kez
10'ar dakika egzersiz yapılabilir. Egzersiz olarak yürüyüş yapabilir, yüzebilir
veya bisiklete binebilirsiniz.

Hemen Kilo Kaybetmeyi Beklemeyin...

Bir hafta kilo kaybedip ondan sonraki hafta hiç kilo verememek
normaldir. Egzersiz yapıyorsanız; hiç kilo kaybetmediğinizi de görebilirsiniz.
Bu, vücutta yağ yerine kas ağırlığının artması demektir.

Terazi kilo kaybını göstermese bile vücut yağ kaybetmeye devam eder ve
zindeleşir. Kilo kaybında giysilerinizin vücudunuza nasıl oturduğunu izlemek
kendinizi devamlı teraziye vurmaktan daha iyi bir göstergedir.

Düzenli egzersiz yapmaya ve yağlı gıdaları azaltmaya devam ederseniz hiç kilo
kaybetmediğiniz günlerin genellikle iki haftadan daha fazla sürmediğini
görürsünüz.

Ne Yemeli ?

Ekmek, kahvaltılık tahıllar, pirinç, makarna, meyve, sebzeler, kuru
bezelye ve fasulye ve mercimek her gün bol bol yenmesi gereken gıdalardır.
Midenizi bu sağlığa uygun ve doyurucu gıdalarla doldurursanız, yemek aralarında
yağlı, abur cubur atıştırma isteği azalır.

Et, tavuk, balık, fındık, fıstık, tohumlar ve süt ürünleri normal miktarlarda
gereklidir. Normal porsiyondaki et, tavuk ve balık tabağınızın ancak dörtte
birini kaplamalıdır. Süt ürünlerinin yağı alınmış veya az yağlı olan türlerini
seçiniz. Margarin, yağı azaltılmış ezme, tereyağ ve yemek yağlarını az miktarda
kullanınız. Olabildiğince az alkol kullanınız.

Yağ Yemeyin !...

Eti pişirmeden önce etrafındaki yağları kesip atın, tavuğu pişirmeden
önce yağlarını ve derisini çıkartıp atın. Yemek pişirirken az yağ kullanmak için
ızgara, buğulama, fırınlama, az yağla sote, mikrodalga fırını veya teflon tava
kullanımı gibi pişirme yollarını deneyin. Kızartma veya bol yağda yapılan
kızartmalardan uzak durun. Yemekleri soğuttuktan sonra tekrar ısıtmadan önce
üzerlerinde donmuş olan yağı alıp atın. Yemek aralarında açlığınızı bastırmak
için taze meyve ve ekmek yiyin. Yemek aralarında yenilen kek, bisküvi, börek,
çikolata ve paketlenmiş gıdaları sınırlayın.

GuReL
08-03-07, 19:46
KISIRLIK




Kısırlık önemsenmesi gereken bir konudur. İstatistiklere göre
her altı çiftten biri hayatlarının bir döneminde çocuk istedikleri halde bunu
gerçekleştirmekte zorlukla karşılaşacaktır.

Ne Zaman Doktora Danışılmalıdır ?

Bir yıldan beri çocuk doğurmaya çalıştıkları halde başarılı olamayan
çiftler doktorlarına başvurarak sorunun belirlenmesini istemelidirler. Ancak,
gebe kalmak istediği halde başarılı olamayan bir kadın 35 yaşını geçmişse 5-6
aylık bir denemeden sonra doktora başvurmalıdır.

Kısırlığın Nedenleri Nelerdir ?

Sorun erkekte, kadında veya her ikisinde de olabilir. Bazen de
nedenler bilinmez. Kısırlık hakkında bilgi sahibi olmak için öncelikle
döllenmenin nasıl olduğu bilinmelidir. Kadınların yumurtalıkları her ay bir
yumurta üretir. Üretilen bu yumurta yumurta kanallarının birinden geçerek rahime
gelir. Rahimdeki yumurta, erkekten gelen sperm ile döllenirse gebelik meydana
gelir. Gebelikle sonuçlanan bu gelişimi engelleyen durumlar şunlardır:

** Kadın Yumurta Üretmiyor Olabilir

Kadının her ay bir yumurta üretmesini engelleyen durumlar olabilir ve bunlar
genellikle tedavi edilebilir. Kadının adetleri düzensizse veya hiç adet
görmüyorsa yumurta üretmiyor olabilir. Ancak kadın düzenli adet gördüğü halde de
yumurta üretmiyor olabilir.

** Kadının Yumurtalık Kanalları Tıkanmış Olabilir.

Kadının yumurtalık kanalları tıkalı ise yumurta ile spermin birleşmesi
mümkün değildir. Tıkanmış kanallar bazen ameliyatla açılabilir Ameliyat yerine
dışarıdan müdahale yollu döllenme de sağlanabilir.

** Kadının Yaşı Sorun Yaratabilir.

Kadınların en doğurgan oldukları yaşlar 20 yaşlarının

ortalarıdır. 30'lu yaşların sonuna yaklaşıldığında kadının doğurganlığı önemli
bir ölçüde azalmış demektir. Her ne kadar 40 yaşlarının başlarına kadar da
kadınlar sağlıklı bebekler dogursalar da yaş ilerledikçe düşük yapma ve Down
Sendrom' lu bebek doğurma riski artar.

++ Erkeklerde Kısırlık Sorunları

Erkeğin kısır olması iktidarsızlıkla eş anlamda değildir. Bir erkek
cinsel bakımdan etkin olmakla birlikte kısır olabilir. Sorun bazen yeterince
sperm üretememekten kaynaklanır. Bazen spermin geçtiği kanalda bir sorun
olabilir. Bazen husyelerde bir rahatsızlık vardır Erkeğin ergenlik çağında veya
erişkin yaşta kabakulak geçirmesi de kısırlığa neden olabilir. Aşırı sigara ve
alkol tiryakiliği de her iki cinste kısırlığa neden olabilir.

Dışarıdan Müdahale İle Döllenme Teknolojisi Nedir ?

Dışarıdan Müdahale Yollu Döllenme Teknolojisi Kısırlık- ilaçlarla
veya ameliyatla tedavi edilemezse dışarıdan müdahale gerekli olabilir. Soruna
göre uygulanabilecek değişik yöntemler mevcuttur. Bunlar arasında en çok bilinen
yöntem IVF=İn Vitro Fertilizasyon veya Tüp Bebek de denilen tüp içinde döllenme
yöntemidir. Bunun için kadına ilaçlar verilerek birden fazla yumurta üretmesine
yardım edilir. Üretilen yumurtalar lokal anestezi ile kadından alınarak kadının
eşinden gelen sperm ile birleşmek üzere laboratuvardaki özel tüplere konulur ve
döllenme beklenir. Bu mümkün olursa bir veya birden fazla oğulcuk tüpten
alınarak kadının rahmine yerleştirilir. IVF yöntemi hem pahalı hem de stresli
olduğundan bu yola genellikle en son çare olarak başvurulur.

Döllenme Yöntemleri İle Gebelik Şansı Nedir ?

Şans oranı sorunun ne olduğuna bağlı olmakla birlikte ortalama olarak
ilk denemede gebelik şansı %30 kadardır.

Hiçbirisi Olmazsa !...

Bazı çiftler ise hiç bir zaman çocuk sahibi olamayacakları gerçeğini
kabul etmek zorundadırlar. Gerçeği kabullenmek bazen son derece güç olabilir. Bu
gibi hallerde kısırlık sorunu hakkında eğitim görmüş bir danışmanla görüşmek
yararlı olabilir. Kısırlık sorunlarının tedavi edildiği gerek özel gerekse
devlet hastaneleri kliniklerindeki danışmanlar size yardımcı olabilirler.

GuReL
08-03-07, 19:46
KUMAR




Kumar oynamak birçok kişi için bir eğlencedir. Bu kişiler boş
zamanlarının bir kısmını at yarışlarında bahsi müşterek, iskambil oyunları veya
kulüplerdeki poker makineleri ile oynayarak geçirmekten hoşlanırlar. Pek çok
kişinin, alkol, uyuşturucu ve keyif verici madde alışkanlığı gibi, kumar
alışkanlığı olduğu tahmin edilmektedir. Kumarbazlık kontrolü mümkün olmayan ve
sonuçta kişinin hayatını mahveden bir alışkanlıktır.

Kumara Başlamak.

Kumar alışkanlığı hem kadınları hem de erkekleri etkilemekle birlikte
kumara başlama yaşı kişinin cinsiyetine göre değişmektedir. Erkekler kumara
genellikle ergenlik yaşlarında başlarken kadınlar daha ileri yaşlarda kumar
oynama alışkanlığına kendilerini kaptırırlar. Hastalık derecesindeki kumar
alışkanlığı genellikle kumarda büyük bir miktar para kazanmakla başlar. Kişi
bundan sonra hep aynı düzeyde para kazanacağı düşüncesiyle kumar oynar. Hastalık
derecesindeki kumar alışkanlığı kişinin yaşamındaki strese karşı gösterdiği bir
tepki olarak da gelişebilir.

Kumar Alışkanlığının Getirdiği Sorunlar Nelerdir ?

Hastalık derecesindeki kumar alışkanlığı ciddi mali sorunlara yol
açar. Bazen kişiyi suç işlemeye iter. Evliliğin yıkılmasına neden olur. Evliliği
sarsan olayların salt mali zorluklar olmadığı, kumar oynayan kişinin kumar
oynamakla vakit geçirmesi nedeniyle ailesiyle pek az birarada olmasından da
kaynaklandığı söylenmektedir. Kumar oynamak kişinin işine olan ilgisini de
azaltabilir. Kumarbaz kişinin patronu üç saat fazla mesai yapmasını önerdiğinde
kumarbaz bunu kabul etmez. Çünkü kulübe veya at yarışlarında bahsi müşterek
oynamaya giderse daha çok para kazanacağını sanır. Depresyon genellikle kumar
alışkanlığının bir yan etkisidir. Pek çok kumarbaz ya intihara teşebbüs eder
veya intihar etmeyi düşünür.

Kumar Alışkanlığının Kontrolden Çıktığının Belirtileri
Nelerdir ?

Yalan söylemeye başlamak ilk belirtilerinden biridir. Kumar müptelası
kişi kayıp paraların hesabını vermek için yalan söylemek zorundadır. Bi. normal
olarak dürüst ve güvenilir olan kişilerde görülebilir. Bir başka yaygın sorun
ise "kayıbı kapatma" çabasıdır.

Birçok kişi kumarda 50 - 100 milyon kaybedince bunu kabullenir. Ama kumar
hastası kaybını kapatmak icin daha da büyük oynayarak kumara devam etmek
zorundadır. Kişinin kumar hastası olduğunun diger belirtileri arasında
hareketlerini gizlemesi, mazereti olmadan işine gitmemesi, verdiği sözleri
tutmaması, zihninin devamlı birşeylerle meşgul olması, kumar sorunu olduğunu
kabul etmemesi, tedirgin olması ve aşırı biçimde alkol alması sayılabilir.

Kumar Alışkanlığından Kurtulmak.

Bütün bu sorunlara karşın kişinin değişmesi mümkündür. Kişilerin
kumarı bıraktıkları, tekrar işlerine döndükleri ve hayatlarını düzene koydukları
görülmüştür. Evlilikleri yıkılan eski kumarbazların tekrar ailelerine dönerek
mutlu bir şekilde yaşadıklarını da olur.

Kumar alışkanlığından kurtulmak isteyen kişinin elini paraya sürmeyi
sınırlamakla işe başlaması gerekir. Diğer bir öneri ise karı kocanın ortak bir
banka hesabı açması fakat buradan ancak bir kişinin (kumar oynamayan kişinin)
para çekmesi koşulunun konulmasıdır. Bazı ailelerde geleneklere bağlı olarak bu
uygulama geçerli olmayabilir ama kumardan kurtulmanın en iyi yollarından biri bu
yoldur. Bu yol kumar alışkanlığını önleyemez ama kumar yüzünden ailenin mali
sıkıntıya düşmesi hafifletilebilir.

Kumardan kurtulmanın diğer bir yolu ise sorun olanı kumar türüyle ilgili
herşeyden uzak durmaktır. Örneğin, at yarışlarında bahsi müşterek oynamaktan
kurtulmak isteyen kişi hipodromlardan ve yarışlar hakkında bilgi veren
gazeteleri almaktan uzak durmaya çalışmalıdır.

GuReL
08-03-07, 19:54
KRİZ HAPI




Korunmadan cinsel ilişkide bulunsanız bile istenmeyen bir gebeliği önlemek için geç kalmış sayılmazsınız. Kadınların çoğu bunun mümkün olduğunu bilmemektedir. "Kriz hapı" veya cinsel ilişki sonrası kullanılan doğum kontrol hapları, normal doğum kontrolu haplarından daha yüksek dozda verilen ve kısa bir süre için alınan doğum kontrolu haplarına verilen isimdir. İlk doz erkenden alınırsa vakaların %70'inde gebeliği önlemek mümkün olmaktadır.

Kriz hapı nasıl kullanılır?
Korunmadan cinsel ilişkide bulunduktan sonra 72 saat içinde özel doğum kontrolu haplarından iki tane alınır. İlk doz alındıktan tam 12 saat sonra iki hap daha alınır.

Kriz haplarını nereden alabilirsiniz?
Bu hapların doktor kontrolünde kullanılması gereklidir. Doktorların çoğu bu hapların ne olduğunu bilmektedir ancak hastaya nasıl uygulanacağından emin olmayan doktorlar da olabilir. Kendi doktorunuz ne yapılması gerektiğinden emin değilse Ana-Çocuk Sağlığı Merkezlerine veya başka bir doktora gidiniz.

Hap nasıl işlev yapar?
Bu kadının adet devresinin neresinde olduğuna bağlıdır. Eğer hap kadınının o ay üreteceği yumurta oluşmadan alınmışsa ilacın içindeki hormonlar kadının yumurta yapmasını önler. Yani kadının vücudunda cinsel ilişki sonrası sperm kalsa bile dölleyecek yumurta olmadığından gebelik meydana gelmez. İlaç kadın o ay yumurta yaptıktan sonra alınırsa ilacın içindeki hormanlar gebeliği başka bir yoldan önler. Yumurta döllenmişse hap döllenmiş yumurtanın rahim içinde yerleşmesini engeller. Böylelikle gebelik önlenir.

Gebelik bu yolla her seferinde önlenebilir mi ?
Kriz hapı normalde kullanılan doğum kontrolü haplarının yerine geçmemelidir. Devamlı kullanım için normal dozlardaki doğum kontrolu hapları daha iyi bir seçenektir. Doktorunuzdan, Ana-Çocuk Sağlığı Merkezlerinden diğer doğum kontrol yöntemleri hakkında bilgi alabilirsiniz. Kadın normal olarak kullandığı doğum kontrol hapını almayı
unutursa veya cinsel ilişki sırasında kondom yırtılırsa veya yerinden kayarsa ya da korunmadan cinsel ilişkide bulunursa kriz kapı gebeliği önleyebilir.

Hapların yan etkileri var mıdır?
Hapı alan kadınların %50'sinde yüksek doz nedeniyle mide bulantısı görülmektedir. Bulantı bazen kusma yapmaktadır. Bu nedenle doktorunuzdan kusmayı önleyici bir ilaç vermesini rica etmeniz çok önemlidir. Bulantıyı önleyici ilaçlar her seferinde kriz haplarını almadan 30-60 dakika önce alınmalıdır. Bulantıyı önleyici ilaçlar gerekirse 48 saat süreyle her altı saatte bir alınabilir. Doğum kontrol hapını aldıktan sonraki iki saat içinde kusarsanız bulantıyı önleyici ilaçla birlikte doğum kontrolu hapını da tekrar almanız gereklidir. Kusma devam ediyorsa doktorunuzdan bulantıyı önleyici ilacı iğne yoluyla vermesini rica ediniz. Böylesi daha kolay olabilir. Bulantıyı önleyici ilaç aldığınız zaman alkol kullanmayınız. İlaç uyku veriyorsa araba da kullanmayınız.
Bulantı yanında bazı kadınlarda baş ağrısı ve göğüslerde sancı da olabilir ancak bu belirtiler 24 saatten fazla sürmez.

Tekrar ne zaman adet görürsünüz?
Bundan sonraki ilk adet gününüz her zamankine göre daha erken veya daha geç olabilir. Adet gününüz bir haftadan daha fazla geciktiyse doktorunuzu görünüz.

GuReL
08-03-07, 19:55
KÜRTAJ




Kürtaj, doktorların yaygın olarak uyguladığı ve gebeliği sona erdirici bir ameliyatın tıp dilindeki adıdır. Genellikle, Ana-Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Merkezi kliniklerinde ve hastanelerde kürtaj yapılabilir.

Kürtaj yasal mıdır?
Ülkemizde kürtaj, kadının razı olması ve yetkili bir doktor tarafından yapılması koşuluyla gebeliğin ilk 10 haftası içinde yasaldır.

Gebeliğin hangi aşamasında kürtaj yapılabilir?
Klinikte uygulanan kurallara göre, gebeliğin altıncı haftasından sonra ve 10. haftasından önce kürtaj yapılabilir. Bu süre geçtikten sonra da kürtaj yapılabilir ama doktorun muhtemelen başka doktorlarla yaptığı konsültasyondan ve dikkatle yapılmış bir değerlendirmeden sonra kürtajın gerekli olup olmadığına karar verilir. Değerlendirme yapılırken kadının psikolojik danışmanlıktan geçmesi de gereklidir.

Kürtaj ameliyatı nasıl olur?
Kürtaj olacak kadın, lokal veya genel anestezi veya iğneyle uyuşturma yolunu seçebilir. İğneyle uyuşturmada kadın uyur gibidir ve ameliyatı hatırlamaz. Doktor rahim ağzına bir alet yerleştirir ve buradan rahim içeriği pompayla boşaltılır. Ameliyat yaklaşık on dakika sürer.

Bundan sonra ne olur?
Biraz dinlendikten sonra kadının eve gitmesine izin verilir. Kürtaj sonrası bir miktar sancı, kanama ve yorgunluk hissedileceği için o günü istirahatle geçirmek yerinde olur.

Kürtaj sonrası görülen ikincil sorunlar
Klinik veya hastanede yetkili bir doktor tarafından yapılan kürtajın tehlikesi yoktur ama az da olsa, aşağıdaki gibi riskler görülebilir:

Enfeksiyon
Her ameliyat sonrası enfeksiyon riski vardır. Enfeksiyon olasılığını azaltmak için genellikle hastaya antibiyotik verilir. Ayrıca, kadınlara iki hafta süreyle
küvette banyo yapmamaları, bunun yerine duş almaları, yüzmemeleri, cinsel ilişkide bulunmamaları ve tampon kullanmamaları önerilir. Muhtemel bir enfeksiyon hemen tedavi edilirse ileride olabilecek kısırlık gibi sorunlar önlenebilir.

İkinci bir kürtaj riski
Her 100 kürtajdan birinde, rahim içeriği tamamen boşalmadığı için, kürtaj sonrası ağır kanama, aşırı sancı ve ateş olabilir. Bu durum karşısında kadına ikinci bir kürtaj yapılması gerekebilir.

Rahmin delinme tehlikesi
Her 1000 kürtajdan birinde ameliyatta kullanılan aletlerin rahimde küçük bir delik açma tehlikesi vardır. Delik genellikle küçük olduğu için sorun yaratmadan kendi kendine iyileşir. Ancak doktor kadının kalın barsağının hasar gördüğünden kuşkulanıyorsa kadının hastaneye gitmesi gerekir.

Kürtaj meme kanseri riskini artırır mı?
Kürtajın meme kanserini artırdığı yolunda tıbbi bir bulgu yoktur.

Kürtaj sonrası kadının duygusal durumu
Kürtajdan sonra üzüntü ve melankoli duygusu kadar, bir rahatlama duymak da normal sayılır. Ama üzüntü duygusu fazlaysa kadının durumunun değerlendirilmesi ve psikolojik danışmanlık gerekebilir. Kadınların çoğunda uzun süreli duygusal sorunlar görülmemekle birlikte, kürtaj kararına zorlanan kadınlarda bazı sorunlar olabilir. Kadınların çoğunun karar vermek için konuyu iyice düşünmeye ve karar verdikten sonra da desteklenmeye ihtiyaçları vardır.

Bilgi alabileceğiniz kaynaklar
Doktorunuz, Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Merkezi kliniklerinden bilgi alabilirsiniz.

GuReL
08-03-07, 19:56
KATARAKT AMELİYATI



Birçok kişi, göz ameliyatından ürker. Ancak birçok yaşlı kişinin olduğu katarakt ameliyatı çok yaygın bir ameliyattır. Ameliyat hastanede yapılır ve o geceyi hastanede geçirirsiniz. Gündüz kliniğinde ameliyat olanlar aynı gün evlerine gidebilirler. Ameliyat gözün yerinden çıkarılması demek değildir. Göz yerinde durur. Katarakt alındıktan sonra yerine genellikle plastik bir mercek takılır ve böylece daha iyi görürsünüz. Ancak bazı durumlarda gene de gözlük takmanız gerekebilir. Ameliyat acı vermez. Bazı kimseler gözleri rahat etsin diye ağrı kesici ilaç alabilirler.

Gözünüzde perde olup olmadığı nereden anlaşılır ?
Genel belirtiler, görüşte bulanıklık ve okuma zorluğudur. Bazı kişiler araba kullanırken gözlerinin eskisi kadar iyi görmediğini farkederler veya ışıktan gözleri kamaşır. Bazen de eşyalar göze çarpık görünür.
Katarakt göz merceğinin saydamlığını kaybetmesidir. Bazen bebeklerde ve çocuklarda da görülmekle birlikte bu bir yaşlılık hastalığıdır. Sigara ve güneş ışığı katarakt riskini arttırır. Bazı vakalar gözün yaralanmasından veya göz hastalığından kaynaklanır. Katarakt, şeker hastalığının ikincil tahribatı olarak da meydana gelebilir. Az ışıkta okumaktan veya gözleri yormakla insanın gözüne perde inmez. Her kataraktlı hastanın ameliyat olması gerekmez. Perde bazen hiç değişmeden ve görüşü herhangi bir biçimde engellemeden yıllarca durur. Bu nedenle birçok hasta ancak sorunlar artınca ameliyat olur.
Aileden birisinde katarakt olduğundan kuşkulanıyorsanız doktorunuza danışınız.

Ameliyattan sonra ne olur ?
Aşırı yorulmamak koşuluyla, daha önce yaptığınız herşeyi ameliyattan sonra yapabilirsiniz. Göz hastalıkları uzmanı gözünüz için size damla verir. Bir süre sonra kontrol için tekrar kendisini görmeye gidersiniz. Bu randevulara gitmeniz çok önemlidir.

Katarakt ameliyatı için kişinin yaşı geçmiş olabilir mi ?
Hayır 90 yaşında bile ameliyat olan hastalar vardır ve kişiler ameliyattan sonra herşeyi çok güzel görebildikleri için son derece mutludurlar.

GuReL
08-03-07, 19:57
KURŞUN VE SAĞLIK




Çevremizde artık eskisi kadar fazla kurşun yok. Bunu kurşunsuz benzine borçluyuz. Ancak kurşun gene de büyük bir sorun olmaya devam ediyor. Kurşun kirli havada, eski boyalarda, lehimde, bazı yapı malzemelerinde ve hatta hergün kullandığımız bazı ürünlerde hala mevcut. Kurşun zararlı bir madde olduğundan vücudu kurşuna karşı nasıl koruyacağımızı bilmek önemlidir. Vücuda kurşun sızması, içinde kurşun tozu bulunan havayı, solumak, içine kurşun bulaşmış gıdaları yemek ve kurşun bulaşmış suları içmekle olur. Dört yaşından küçük çocuklarda kurşun zehirlenmesi ise ellerine ve oyuncaklarına bulaşmış kurşun tozunu ağızlarına götürmek yoluyla olur. Kurşun tozu topraktan kolayca vücuda sızabilir.

Kurşunun zararları nelerdir ?
Kurşun çocuklarda öğrenme ve dikkati toplama yeteneğinde bozukluklar yaparak beyin gelişmesini etkiler, işitme kaybı, büyümenin yavaşlaması ve davranış bozuklukları gibi sorunlarına neden olur. Gebe kadınların vücutlarına önemli ölçüde kurşun sızarsa henüz doğmamış bebekleri bundan etkilenir. Kurşun yetişkinlerde eklem ve kas ağrısı yapar, yüksek tansiyona, kısırlık sorunlarına, hafıza kaybına ve hatta nöbet tutmasına neden olur.

Başka kimler için kurşun tehlikesi bulunmaktadır ?
Kurşunla uğraşan herkes, yani, kurşun madenlerinde çalışan maden işçileri, kurşun eritme ve işleme işçileri, otomotiv karoser ve soğutma tamircileri, tesisatçılar, yapı işçileri, yapım ve yıkım işçileri, boyacılar, dökümhane işçileri, ev düzeltmecileri ve uğraştıkları hobilerde kurşun kullanan kişiler kurşun zehirlenmesinden etkilenir. Kurşun sanayinde çalışan işçilerin eve gelirken giydikleri giysiler üzerinde de kurşun tozu bulunabilir. Kurşun işletmeleri civarında oturan veya eski boyalarla boyanmış ve eski boyaların tozlarının bulunduğu eski evlerde oturan kişiler de tehlike altındadır. Günümüzde üretilen boyalarda çok az miktarda kurşun bulunmasına karşın önce üretilen boyalarda daha çok kurşun bulunmaktaydı. Evinizin içinde de daha sonra boyanan yerlerin altında eski boyalar bulunabilir.

Kurşun tehlikesinden şöyle korunabilirsiniz

Sağlıklı gıdalarla beslenin
Yedikleri gıdalarda yeterli miktarda çinko, demir veya kalsiyum bulunmayan ve yağlı yiyecekler yiyen kişilerin vücutları kurşunu daha çok emer. Kurşun tehlikesine karşı yenmesi gereken gıdalar yumurta, yağsız kırmızı et, karaciğer, kahvaltılık tahıllar, fasulye, koyu yeşil yapraklı sebzeler, mayalı ürünler, fındık, fıstık, yengeç, süt ürünleri, tahin, kalsiyum takviyeli soya sütü ve kılçıklarıyla yenilebilecek balık gibi gıdalardır. Çocukları düzenli olarak sağlıklı gıdalarla besleyiniz. Aç karnına vücut daha fazla kurşun emer. Çocuklara yemek yemeden ve uykuya yatmadan önce ellerini yıkamalarını da hatırlatınız.

Evi tozlardan arındırınız.
Her hafta yerleri, merdivenleri, camları deterjanlı suyla siliniz. Tozlardan kurşun sızıntısını önlemek için evin içindeki ve tavandaki çatlakları ve oyukları tıkayınız.

Çocukların oyun oynadıkları yerleri ve oyuncakları kurşuna karşı koruyunuz.
Oyun oynanan yerlerde açıkta toprak bulundurmayınız. Çocukları toprakta oynatmayınız. Toplu bulunan yerleri çim veya çiçek ekerek kapatınız. Çocukların emziklerini, oyuncaklarını ve evcil hayvanlarınızı temiz tutunuz.

Evlerdeki eski ve dökülmekte olan boyaları kontrol ediniz.
Eski boyanın üzerine dikkatlice yeni boya sürünüz. Kurşunlu boyaları kazımayınız. Eski boyalar ancak bu işin nasıl yapıldığını bilen deneyimli kişiler tarafından temizlenmelidir. Evinizde düzeltmeler yapacaksanız bütün işler bitene kadar gebe kadınları ve çocukları evden uzaklaştırınız. Evde bu gibi işleri yaparken üzerinize koruyucu iş tulumları giyiniz ve ağzınıza ve burnunuza maske takınız. Çalıştığınız yumuşak döşemeleri başka yere kaldırınız veya üzerlerine örtü örtünüz. Zımpara yaparken veya boyaları kazırken kurşun tozunun havaya karışması olanağına karşı üzerinde çalıştığınız yüzeyi önce ıslatınız ve etraftaki boya tozlarının üzerine plastik örtü örtünüz. Atıkları dikkatle toplayınız ve ağzı bağlanmış plastik torbalara koyarak çöp bidonuna atınız.

Kurşun işletmelerinde çalışıyorsanız
İşten ayrılmadan önce ellerinizi, yüzünüzü ve saçlarınızı yıkayınız ve giysilerinizi değiştiriniz. İş giysilerinizi diğer çamaşırlardan ayrı yıkayınız ve yıkama işi bittikten sonra çamaşır makinesini sudan geçiriniz.

Geleneksel ilaçlar, kozmetik malzemeler, seramik ve pişirme kaplarına dikkat
Bazı ilaçlarda rastık, sürme ve bazı cilt pudralarında, kına ve saç boyalarında kurşun bulunabilir. Çanak çömlek ve pişirme kaplarında kurşun bulunabileceğinden bu tür kaplarda ne yemek pişiriniz ne de yemekleri saklayınız.

Kanda kurşun bulunmasının saptanması için tahlil yaptırmak istiyorsanız doktorunuzla görüşünüz.

GuReL
08-03-07, 19:57
KORKU VE YAŞLILIK




Evden çıkıp yürüyüş yapmak, arkadaşlarımızla buluşmak veya yeni bir yere gitmek hem vücut hem de ruh sağlığımıza iyi gelir. Hem egzersiz yapmış oluruz hem insanlarla birarada olmuş oluruz hem de yeni deneyimler ediniriz. Ancak birçok yaşlı kimse şiddete dayalı suçların işlendiğini duydukça korku duymakta ve evden dışarı çıkmak istememektedir.
Oysa, yaşlıları hedef alan suçlar gençleri hedef alan suçlardan daha azdır. Gençlerin işlediği suçlardaki artışı duyan yaşlıların çoğu birkaç genci birarada gördüler mi kendilerini tehdit altında hissederler. Ancak, konuya gerçekçi bir açıdan yaklaşmak gerekir. Gençlerin suç işlemeleri bir sorundur ama suç işleyen gençler azalmaktadır. Gençlerin çoğunluğu suç işlemez.

Korku sevdiğiniz etkinlikleri yapmanıza engel olmasın.
o Size daha çok güven verecekse yürüyüşe veya çarşıya çıktığınızda yanınıza bir arkadaş alın.
o Üzerinizde fazla para taşımayın. Büyük harcamalarınızda çek kullanın. Yiyecek alışverişinizi yapmak ve fatura ödemek için kredi kartı kullandığınızda para transferi banka hesabınızdan direkt olarak yapılacağı için neredeyse yanınıza hiç para almasanız da olabilecektir. Herhangi bir nedenle üzerinizde fazlaca para bulunacaksa paranızı iç ceplerinizden birine koyun.
o Bankaya her hafta aynı gün veya aynı saatte gitmeyin. Programınızda değişiklik yapmak hırsızlığı önler. Banka veznesinden ayrılmadan önce ve bankamatikten parayı çeker çekmez hemen cüzdanınıza yerleştirin.
o Çanta veya cüzdanınızı önünüzde tutun. Cüzdanınızı giysinizin ön cebinde veya iç cebinde taşıyın. Çantanız elinizden kapılsa bile paranız emniyette kalır.
o Arabanıza geri dönerken anahtarını daha arabanın yanına varmadan önce hazır edin. Böylece anahtar bulmaya çalışırken ansızın hırsıza yakalanmazsınız.
o Ek bir önlem olarak, yolunuzun üzerindeki yardım isteyebileceğiniz yerleri belirleyin.

Herhangi bir nedenle kendinizi tehlikede hissediyorsanız avazınız çıktığı kadar bağırın, yoldan geçenlerin dikkatini çekmeye çalışın veya en yakındaki bir dükkana veya kalabalığın bulunduğu yere gidin.

Güvenliğiniz konusunda endişeleriniz varsa bulunduğunuz yerdeki polis karakolunu arayın. Acil hallerde polisi aramak için 155 numaraya telefon edin.

GuReL
08-03-07, 19:58
LEJYONER HASTALIĞI




1976 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde bir otelde
yapılan bir konferansa katılan Eski Muharipler Derneği'nden 200 kişi çok fena
bir şekilde hastalanınca doktorlar şaşkına döndüler. Ateş, titreme, kırıklık,
öksürük, ishal ve karın ağrısı gibi belirtiler gösteren ve zatürreye benzeyen bu
hastalık nereden çıkmıştı ? Hastalığın otelin ısı düzenleme sisteminde üremekte
olan bir mikroptan ileri geldiği anlaşılıncaya kadar 34 kişi öldü.

Olayı büyük puntolu başlıklarla haber veren gazeteler bu "yeni" hastalığa,
hastalanan dernek üyelerinden esinlenerek, Lejyonerler Hastalığı ismini
verdiler. Hastalığın eski veya yeni bir hastalık olduğu henüz belirli değildir.
Lejyonerler Hastalığı tahminen 1976 yılındaki salgından önce de vardı. Fakat
günümüzde daha yaygın olmasının nedeni ısı düzenleme tertibatının halka açık
yerlerde daha bol bulunmasıdır.

Suyla soğutulan ısı düzenleme sistemleri belirli aralıklarla temizlenmezse
Legionella denilen mikroplar buralarda barınma ve üreme olanağı bulurlar.
Mikroplu havayı soluyan kişiler de hastalanırlar.

Yaygın Bir Hastalık Mıdır ?

Neyse ki bu hastalığa yakalanma olanağı çok azdır. Hastalık tehdidi
altında olan kişiler kronik bronşit gibi nefes yolları hastalıklarından şikayeti
olanlar, hastalıklara karşı olan bağışıklıklarını kaybetmiş kişiler, özellikle
yaşlılar ve şeker hastalarıdır. Sigara tiryakileri ve aşırı miktarda alkol
kullanan kişiler de yüksek risk grubuna girerler. Sıkı sağlık talimatları
gereğince içinde ısı düzenleme sistemi bulunan binaların sahipleri sistemin su
soğutma kulelerini belirli aralıklarla temizlettirmek ve her ay kontrol ettirmek
zorundadırlar. Lejyonerler Hastalığı yılın her ayında görülmekle birlikte
özellikle havaların soğuduğu ve ısı düzenleme sistemlerinin bir açılıp bir
kapatıldığı Nisan ayında daha çok görülmektedir.

Legionella mikrobunun pek sevdiği diğer bir yer de sıcak sulu banyo
küvetleridir. Evlerde kullanılan banyo küvetleri ve ısı düzenleme tertibatında
Legionella mikrobunun barınma olanağı az olmakla birlikte gene de belirli
aralıklarla bunlar temizlenmelidir.

Isıtma Tertibatları Dışında Başka Nedenleri Var Mıdır ?


Lejyonerler Hastalığı vakalarının %25'inin ise ısı düzenleme
sistemleriyle hiç bir ilgisi yoktur Bu vakalar da bahçeye koymak için torba
içinde hazır satılan topraklarda üreyen Legionella mikrobundan
kaynaklanmaktadır.

Ne Gibi Önlemler Alınabilir ?

Bu topraktan kullanırken hastalık tehlikesini azaltmak için şu
önlemleri alınız: Toprak kullanırken eldiven giyiniz ve ağzınıza ve burnunuza
maske takınız. Toprak torbalarını açarken torbadan yayılan tozları soluğunuzla
içinize çekmemeye dikkat ediniz. Toprak tozlarının havaya yayılmaması için suyla
karıştırıp ıslatınız. Toprakla işiniz bittikten sonra ellerinizi iyice
yıkayınız.

Ne Gibi Belirtileri Olabilir ?

Birden ateşi çıkan, kuru kuru öksüren, nefes darlığı çeken, titreme,
başağrısı, karında sancılı kramp, ishal ve kaslarında da ağrı sızı hisseden
kişiler hemen bir doktora gitmelidirler.

GuReL
08-03-07, 20:00
MEME SAĞLIĞI




Meme kanseri tehlikesi her yaştaki kadın için mevcut olmakla
birlikte yaş ilerledikçe risk artmaktadır. Bu nedenle kadınlara göğüslerini iyi
tanımaları önerilmektedir. Göğüslerin büyüklüğü veya küçüklüğü ve biçimi
kadından kadına değiştiği gibi göğüslerin ele nasıl geldiği de kadından kadına
değişiklik göstermektedir. Kimi kadının göğüsleri oldukça yumuşaktır,
kimisininki ise yumru yumrudur. Bu nedenle her kadın kendisi için neyin normal
neyin ise anormal olduğunu bilmelidir. Örneğin göğüste bir kitle, çukurlaşma,
biçiminin değişmesi, kaşıntı, meme başından akıntı gelmesi veya kızartı
görülmesi ya da meme başı daha önce içeri kaçık değilken şimdi içeriye kaçmış
olması gibi herhangi bir anormallik görüldüğünde doktora gidilmelidir.

Göğüslerin adet günlerinden evvelki günlerde gerilmesi, yumrulu olması ve
sancıması normaldir. Bu nedenle göğüs kontrolü adet bittikten birkaç gün sonra
yapılmalıdır. Adetten kesilmiş olan kadınlar, düzenli olarak kontrol etmek
koşuluyla, ne zaman isterlerse göğüslerini kontrol edebilirler ama akılda kolay
kalması için her ayın başında kontrol yapılması iyi bir fıkirdir. 40 yaşını
geçmiş olan kadınlar kendi göğüslerini kendileri düzenli olarak kontrol
ettikleri kadar yılda bir de doktora göğüslerini muayene ettirmelidirler.

Annelerinde veya kız kardeşlerinde 50 yaşından önce veya sonra yahut adet
kesiminden önce göğüs kanseri görülen kadınlar için kanser tehlikesi daha
büyüktür. Göğüslerinden birinde daha önce göğüs kanseri bulunan, hiç çocuk
doğurmamış olan veya ilk çocuğunu 30 yaşından daha sonra doğurmuş bulunan, 50
yaşlarının sonuna doğru adetten kesilmiş olan ve 13 yaşlarından önce adet
görmeye başlamış olan kadınlar için de tehlike oranı yüksektir.

Araştırmacılar bebeklerini emziren kadınların göğüs kanserinden korunup
korunmadığını araştırmaktadırlar. Bebeği emzirirken kadınların vücudunda
üretilen bir hormonun kadınları bir miktar koruduğu tahmin edilmektedir. Ancak
bu bebeğini emziren her kadının göğüs kanserine tutulmayacağı anlamına
gelmemektedir. Bu yönde daha çok araştırma yapılması gerekmektedir.

Bazı bilim adamları da posası zengin gıdalardan olan, ekmek, makarna, şehriye,
pilav ve diğer tahılların yanı sıra bol bol meyve ve sebze yemenin kanserden
korunmakta rol oynadığını ileri sürmektedirler. Ancak bu konuda da daha çok
araştırma yapılması gerekmektedir. Göğüs kanserinde olduğu gibi diğer
kanserlerde de hastalık hakkındaki bilgileri

okumak veya kanser hakkında konuşmakla kişinin kansere yakalanmayacağını
bilmeniz önemlidir. Bazı kişiler bu tür inançlara sahip olsalar da bu düşünce
doğru değildir. Kanser kişinin geçmişte yaptığı bir kötülüğün de cezası
değildir.

Tedavideki Gelişmeler...

Meme kanserinin tedavisindeki gelişmeler artık kanser hastalarının
göğüslerinin alınmasını gerektirmemektedir. Mamografi denilen meme röntgeni
yoluyla, daha hasta veya doktoru kanserin farkına varmadan tümör çok küçükken ve
hastalığın başında yakalanabilmektedir. Böylece, hastalığın başarıyla tedavi
edilme şansı artmakta ve memeyi tamamen almadan kanserli bölümü ameliyatda
çıkarmak mümkün olmaktadır.

Meme Alınmadan Tedavi

Kanser vücudun diğer kısımlarına yayılmamışsa, cerrah yalnız tümörü
ve hemen etrafındaki hücreleri alır. Böylece, memenin ancak kanserli olan kısmı
alınır ve meme biçimini ve duruşunu mümkün olduğu kadar korur. Bu ameliyata
tümör ameliyatı denir. Meme kanserinin koltuk altındaki lenf bezlerine de
bulaşma olanağı nedeniyle bu bezler de ameliyatla alınır. Meme veya tümör
ameliyatı geçiren kadınlar arasında yapılan araştırmalarda hayatta kalabilme
şansı bakımından herhangi bir fark olmadığı görülmektedir.

Tümör Ameliyatının Sakıncaları Nelerdir ?

Memenin alınması yerine yalnız tümör ameliyatı geçiren hastalara
ameliyattan sonra altı hafta süreyle haftada beş gün ışın tedavisi
uygulanır. Hastalar çoğunlukla bu tedaviden şikayet etmezler. Meme kanserinin
erken teşhis edildiği vakalarda hastanın iki seçeneği vardır.

Bunlardan biri tümörün ahnması ve ışın tedavisidir. Diğeri ise, ışın tedavisi
yapmadan memenin alınmasıdır.

Diğer Tedavi Yolları Nelerdir ?

Kemoterapi ve hormon tedavisi ilaç tedavisidir. Kanserin tekrarlaması
tehlikesi karşısında doktorlar, ister memenin tümü isterse sadece tümör alınmış
olsun, hastaya ilaç tedavisi de yaparlar. Kemoterapinin yan etkileri olmakla
birlikte uzun süre devam etmez ve ilaçlarla kontrol altına alınabilir.

Memesi Alınan Kadınlara Yeni Meme Takılabilir Mi ?

Cerrahlar göğsü alınan kadınlara kendi derilerini ve dolgu
maddelerini kullanarak yeni bir göğüs takabilirler. Dolgu maddesi kullanarak
yapılan göğüslerde ihtilaf konusu silikon maddesi yerine tuzlu su
kullanılmaktadır. Kadınlar, çoğunlukla, sütyenin içine konulan takma memeleri
(protez) tercih etmektedirler.

Meme Sağlığının Korunması İçin Neler Yapılabilir ?

Kadınlar memelerini düzenli olarak kontrol etmeli ve yılda bir kez de
doktora muayene ettirmelidirler. Memede görülen her yumru kanser değildir ama
gene de doktora sorarak tedbirli olmak gerekir.
__________________






MEME KANSERİ İÇİN CEVAPLAR






Kadınların Göğüslerinde Neden Değişiklikler Olur ?

Göğüslerde şu değişiklikler olabilir; yumrular, şişkinlik, göğsün
biçiminde görülen bir değişiklik, göğüs derisinin içine kaçması, göğsün bir
kısmının diğer kısımlarından değişik bir görünüm kazanması, meme başından akıntı
gelmesi, meme başının içeriye kaçması veya göğüste sancı olması. Bu
değişikliklerin yüzde 95'i kanser değildir. Göğüslerin şişmesi, acıması veya
yumrulu olması, örneğin, adet günlerinden önceki hormon değişikliklerinden
kaynaklanabilir. Bazı yumrular kistleşmiştir ama kansere dönüşmezler. Kistler
içi su dolu keseciklerdir. Göğüslerinizde herhangi bir değişiklik görürseniz
hemen doktorunuza danışınız. Muhtemelen kanser değildir ama gene de ihtiyatlı
olmak gerekir.

" Doktora Gitmeye Utanıyorum "

Ya arkadaşlarınızın tavsiye ettiği bir kadın doktora veya Ana Çocuk
Sağlığı Kliniklerine başvurunuz. Unutmayın ki sağlığınız utanmaktan daha
önemlidir. Şimdiye kadar utançtan kimse ölmemiştir. Doktora giderken destek
olması için yanınıza bir arkadaş veya akrabanızı alın.

" Doktora Gitmekten Korkuyorum "

Kendi kendinize devamlı olarak göğüslerdeki birçok değişikliğin göğüs
kanseri olmadığını söyleyin. Kanser bile olsa erken tanı yapılması başarılı
tedavi şansını arttırır. Göğüs kanserinden kurtulan kadınların sayısında devamlı
artışlar olmaktadır.

Doktor göğüslerimdeki değişikliğin kanser olmadığını söylediği halde hala
korkuyorum !

Göğüs kanseri uzmanına gitmek için havale isteyin ve bir de ondan fikir alın.

Meme Sağlığını Kadınlar Nasıl Denetleyebilirler ?

Her ay kendiniz muayene edin, yılda bir de doktorunuza göğüslerinizi

muayene ettirin. 40 yaşını geçtiyseniz iki yılda bir mamogram (meme röntgeni)
çektirebilirsiniz. Bu özellikle 50-69 yaşlarındaki kadınlar için çok önemlidir.
Sizinle aynı yaşlarda olan arkadaşlarınızla birlikte randevu alarak mamogram
çektirin. Kliniklerde sizinle ilgili bilgiler gizli tutulur. Mamografi bölümünde
çalışan uzmanlar hep kadınlardır.

Meme Kanseri Tehlikesini Neler Arttırır ?

Göğüs kanseri yaşla artar. Kanser olaylarının %70'i ; 50 yaşının
üstündeki kadınlarda görülmektedir. Yakın bir akrabasında, örneğin, annesinde
veya kızkardeşinde göğüs kanseri olan kişiler de risk grubuna girerler. Ancak
kanser olaylarının onda dokuzunda kadınların özgeçmişinde göğüs kanseri
bulunmamıştır. İlk çocuğunu 30 yaşından daha sonra doğurmuş olan kadınlarda veya
hiç çocuğu olmayan kadınlarda da hafif bir tehlike artışı vardır. Hormon takviye
terapisinin (HRT) kanser riskini arttırdığına ait bulgular olmakla beraber
hormon takviye terapisinin yararları ile bu küçük tehlike arasında bir denge
olmalıdır. Vücutta su toplanmasının, göğüs röntgeni çekilirken ışına maruz
kalmanın, stresin, sütyen takmanın veya göğüse isabet eden bir darbenin göğüs
kanserine neden olduğuna ait herhangi bir bulgu yoktur.

Tarama Mamografisi ile Tanı Mamografisini Farkı Var
Mıdır ?

Tarama mamografisi meme kanseri belirtisi göstermeyen kadınlar için
uygulanır. Memenin filmi çekilerek, eğer varsa, meme kanseri daha çok küçük ve
kolaylıkla tedavi edilebilir durumdayken ortaya çıkarılır ve hastanın canı
kurtarılır. Tanı mamografisi kendisinde meme kanseri belirtileri görülen
kadınlar için uygulanır. Doktorun tanı mamografisi için havale ettiği bir
kadında, örneğin, bir tümör bulunmuştur. Doktor mamografi havalesini yaptığı
hastanın gösterdiği bütün belirtileri de ayrıntılı olarak raporunda açıklar.
Hastanın röntgen filmini çekecek olan radyografi uzmanı bu rapora dayanarak
memenin tümörün olduğu kısmını daha etraflıca inceler.

Mamografi Memeye Zarar Verir Mi ?

Mamografi çekilirken memenin bastırılmasının memeye zarar verdiği
veya halen var olan meme kanserini yaygınlaştırdığına dair herhangi bir bulgu
yoktur. Mamografi çekilirken kadınların maruz kaldıkları radyasyon miktarı çok
azdır ve her iki yılda bir mamografi yaptırmanın meme kanserine neden
olabileceği hakkında da herhangi bir bulgu yoktur.

Memedeki Sancı Kanser Belirtisi Olabilir Mi ?

Bazen sancı kanser belirtisi olabilir ancak, genellikle sancınm
nedeni adet günlerinden önce meydana gelen hormonsal değişiklikler
olabileceğinden paniğe kapılmamalıdır. Bazı doğum kontrolu hapları da, özellikle
başlangıçta veya hap değiştirildiğinde göğüslerin yumru yumru olmasına ve
sancımasına neden olurlar. Bazen de göğüslere iyi uymayan, örneğin aitları telli
sütyenler göğüslerde sancı yapabilir. Bununla birlikte göğüslerinizde sancı
varsa kendiniz teşhis koymaya uğraşmayın, doktora gidin.

Bazı Besinlerin Meme Kanserine Etkisi Var Mıdır ?

Bunun yanıtını gerçekte kimse bilmemektedir. Bazı araştırmalar
gıdalarında çok fazla yağ ve çok az posalı yiyecekler (bol posalı gıdalar
pirinç, makarna, ekmek, kahvaltılık tahıllar, meyve ve sebzedir) olan kişilerde
meme kanseri görüldüğü şeklindedir. Ancak bu bulgular doğrulanmamıştır. Tavuk
veya etin de meme kanseri yaptığına dair bir kanıt yoktur. Ancak günde iki kadeh
veya iki kadehten daha fazla alkollü içki içen kadınlarda daha yüksek oranda
meme kanseri görülmektedir. Meme kanserinden korunmak için soya fasulyesi
ürünleri ve baklagiller önerilmekle beraber bu da henüz kanıtlanmamıştır. Ancak
bu gıdalar sağlık açısından yararlı olduğundan yemeklerimiz arasında
bulunmalıdır.

Memedeki Kistler Kansere Dönüşür Mü ?

Hayır. Göğüslerinde lifli adenomlar bulunan kadınlarda meme kanseri
tehlikesi yüksek olmakla birlikte lifli adenomlar kendiliklerinden kansere
dönüşmezler.

Erkeklerde de Meme Kanseri Olabilir Mi ?

Evet. Daha az görülmekle birlikte her yıl 100 erkekte meme kanseri
görülmektedir. Memede yumru veya kalınlaşma varsa doktora gidilmelidir.

GuReL
08-03-07, 20:15
MENİNGEKOK




Meningekok hastalığından kimsenin pek haberi olmamasına
şaşırmamak gerek. Hastalık nadiren görülür ve hastaların çoğu tamamen
iyileşirler. Az sayıda hastada ciddi ikincil sorunlar ortaya çıkabilir.Az da
olsa bazı vakalarda hastalık ölümcül olabilir veya el ve ayak parmaklarında
yaptığı ciddi tahribat nedeniyle parmakları kesmek gerekebilir.

Yaygın Bir Hastalık Mıdır ?

Ülkemizde her yıl 1500 kadar hastalık vakası görülmektedir. En çok
görüldüğü kış sonuyla ilkbahar başlarında yaklaşık olarak haftada yirmi kişi
hastalanmaktadır. Bu nedenle belirtilerin tanınması ve hastalığın nasıl
önleneceğinin bilinmesi önemlidir.

Neden Olur ?

Hastalığa neden olan bakteriler boğazda yerleşik olurlar ve
genellikle küçük çocukları ve gençleri etkilerler. Hastalık hastanın ağzındaki
mikroplu tükürükten başkalarına geçer. İçecek şişelerini paylaşmak, ağızdan
öpüşmek ve hastanın öksürerek mikropları havaya saçması bulaşma yollarındandır.


Belirtileri Neler Olabilir ?

Meningekok hastalarında genellikle birkaç belirti birden görülebilir.
Bunlar yüksek ateş, kusma, boyun tutulması veya ağrısı, deride kızarıklık bazen
de eklemlerde ağrıdır. Bu belirtilerin özellikle de deride kızarıklık görüldüğü
vakalarda hemen doktorunuza gidiniz.

Meningekok Hastalığı Önlenebilir Mi ?

Bazen çocuklar meşrubat şişelerini birbirleriyle paylaşırlar. Hatta
lolipoplarını bile arkadaşlarına ikram ederler. Çocuklara bunu yapmamaları
öğretilmelidir. Çünkü bu yolla yalnızca meningekok hastalığı değil diğer
bulaşıcı hastalıklara da kolayca yakalanmak mümkündür. Bakteriye karşı aşı olmak
olağanüstü hallerde yararlı olmaktadır. Örneğin, yatılı okullar gibi çocukların
belirli bir yerde toplu olarak bulunduğu yerlerde bir salgın olduğunda aşı
yararlı olmaktadır. Dalakları ameliyatla alınmış veya bazı tıbbi şikayetleri
olan kişilere de aşı tavsiye edilebilir. Doktorunuz bu şikayetlerin hangileri
olduğu hakkında size daha fazla bilgi verebilir.

Nasıl Tedavi Edilir ?

Meningekok hastalığıyla savaşımda erken tanı ve antibiyotik tedavisi
önemlidir. Bazen hastayla yakın ilişki içinde olan kişilere de antibiyotik
verilebilir.

Vakalarda Bir Artış Var Mı ?

Son yıllarda batı ülkelerinin çoğunda da hastalık vakalarında az bir
artış görülmektedir. Ancak bu doktorların belirtileri daha iyi tanımaya
başlamalarından da kaynaklanıyor olabilir.

GuReL
08-03-07, 20:19
MESLEKSEL ASTIM




Ali astımının neden hafta sonlarında ve tatillerde iyileşir
gibi olduğunu fakat işyerine gittiği zaman kötüleştiğini anlayamıyordu. Alinin
fırıncı olarak çalışmaya başlamasından önce astımdan hiç bir şikayeti yoktu.

Alinin aile hekimi belki de işyerinde ciğerlerine kaçan bazı maddeler nedeniyle
astım belirtilerinin meydana geldiğinden kuşkulanarak test yapılmasını önerdi.

Astım Yaygın Bir Hastalıktır.

Astım her dört küçük çocuktan birini, her yedi gençten birini ve her
on yetişkinden birini etkileyen çok yaygın bir hastalıktır. Astım, ciğerlere
giden hava yollarının çiçek tozları, toz ve sigara dumanı gibi maddelere karşı
duyarlık göstererek etkilenmesine neden olur. Bu "etkenler" hava yollarını
daraltır ve soluk almayı güçleştirir. Astım belirtileri, soluk alırken göğüste
hırıltı, "gıcık" şeklinde devamlı kuru bir öksürük, göğüste sıkışıklık veya
nefes darlığı olabilir. Astım hastalarından bazıları bu belirtileri egzersiz
yaparken, kendilerini bir iş yapmaya zorlarken veya heyecanlandıkları veya
sıkıldıkları zamanlarda da gösterirler.

Mesleksel Astım

Bazı hastaların astımı Ali gibi mesleki astımdır. Yani astım
işyerindeki bir etkenden kaynaklanmaktadır. Mesleksel astım normal olarak
sağlıklı olan bir kişinin işyerinde ciğerlerine kaçan bazı maddelerden
etkilenerek Ali gibi astıma tutulmasıdır. İşyerindeki etkenlerden kaynaklanan
astım hemen ortaya çıkmaz. Bazen hastalığın ortaya çıkması haftalar, aylar veya
yıllar sürer.

Riskli İşkolları

Yiyecek imalathaneleri özellikle fırınlar, elektronik, kimyasal ve
madeni maddeler imalatı veya işlenmesi yapılan işyerleri, sağlık bakımı yapan
kişilerin çalıştığı yerler, boya, plastik maddeler ve tahta kullanılan sanayi
yerleri risk grubuna girmektedir Astıma neden olan maddeler püskürtme
boyacılığında kullanılan kimyasal çözücüler ve kimyasal maddeler, böcek ve diğer
hayvanların vücutlarından havaya yayılan tozlar (hamam böcekleri, kabuklu deniz
hayvanları, yün ve laboratuvarda kullanılan kobaylar) tahta ve tahıl tozları un,
saman veya çay ve kahve olabilir.

Tabii, bu demek değildir ki fırıncı veya püskürtme boyacısı olarak çalışan
herkes astıma tutulacaktır. Astım olaylarının hepsi de işyerinde bulunan
etkenlerden kaynaklanmaz. Kimin neden astım olduğu açık olarak bilinmemekle
birlikte, astım veya diğer alerjileri olan akrabalarınız varsa sizin için de
risk olabilir. Astım hastalarının mutlaka her etkene karşı duyarlık göstereceği
de varsayılmamalıdır. Örneğin, sigara dumanından etkilenen bir kişi hayvanların
vücutlarından havaya dağılan tozlardan etkilenmeyebilir.

Ne Yapmalı ?

Mesleksel astım hastası olduğunuzdan kuşkulanıyorsanız aile
hekiminizle görüşünüz. Doktorunuzun da bu konuda kuşkusu varsa ve gerekiyorsa
bir Göğüs Hastalıkları uzmanına havale edilebilirsiniz. Hastalık tanısı erkenden
yapılırsa işyerinde yapılacak basit değişimlerle hastalık tedavi edilebilir.
Nitekim Ali fırının başka bir kısmında çalışmaya başlayınca astımı da
düzelmiştir.

GuReL
08-03-07, 20:19
MİGREN




Çok çeşitli başağrıları vardır. Bazılarına nezle veya sinüzit
enfeksiyonu neden olur, diğerlerinin nedeni ise stres veya aşırı alkol kullanımı
olabilir.

Nüfusun içinde çocukların da bulunduğu % 10'u şiddetli bir başağrısı olan
migrenden şikayetçidir. Migren, kadınları erkeklerden daha çok etkiler.
Kadınların adet dönemi sırasında hormon düzeylerinde meydana gelen değişiklikler
buna neden olabilir.

Bazı hastalar yılda bir kez veya daha az migren olurlar. Diğer hastalarda ise
migren daha sık sık görülür. Örneğin, bazı kadınlar her ay adet gününden hemen
önce migren olurlar. Bazı migren bir kaç saat, bazısı ise birkaç gün sürer.

Belirtiler Nelerdir ?

Migren basit bir başağrısı değildir. Siz değil de tanıdığınız bir
başka kişi migrenden şikayetçiyse bu kişinin anlayışa gereksinimi vardır. Ağrı,
kişinin işini ve sosyal hayatını aksatacak ve dikkatini belirli bir şeyin
üzerine toplamasını engelleyecek derecede şiddetli olabilir. Bu nedenle migreni
tutan kişilerin araba sürmemesi ve makineleri kullanmaması gerekir.

** Başağrısının başlayacağını bazen daha başınız ağrımaya başlamadan önce
bilirsiniz.

** Mideniz bulanır veya kusarsınız.

** Ağrıdan ağlarsınız veya çıldıracak gibi olursunuz.

** Gözünüzün önünde şimşekler çakar, zikzaklar görünür veya eşyaların görünümü
tuhaflaşır veya üzerlerinde şekiller belirir.

** Gürültüden veya ışıktan kaçmak gereğini hissedersiniz.

** Herkesten, hatta ailenizden bile uzaklara kaçmak istersiniz.

** Ağrıyı başınızın bir tarafında hissedersiniz.

** Koku alma duygunuz değişmiş gibidir.

** Konuşmakta veya kelimeleri toparlamakta güçlük çekersiniz

** Hareket ettikçe başağrısı şiddetlenir.

** Kol ve bacaklarınızda yanma uyuşma veya halsizlik hissedersiniz.

** Başağrısı dört saatten üç güne kadar devam eder.

Yukarıda sayılan başağrısı ile birlikte olabilecek belirtilerden herhangi
birinden veya birkaç belirtiden şikayetiniz varsa migren olup olmadığınızın
belirlenmesi için doktorunuzu görmeniz doğru olur.

Nedenleri Nelerdir ?

Migrenin nedeni kesinlikle belirlenmemekle birlikte, beynin
çevresindeki kan damarlarında meydana gelen değişikliklerin migrene neden
olabileceği düşünülmektedir. Migren hastalarının bazılannda krizden önce görme
bozuklukları olabilir; gözlerinde şimşekler çakar, renkler belirsizleşir, eşyayı
çift görürler, hatta geçici olarak kör olabilirler. Bunun nedeni, beyne kan
taşıyan bazı damarlarda meydana gelen bir daralma olabilir.

Neler Krize Yol Açabilir ?...

Migren hastaları bazı şeylerin krize neden olduğuna dikkat
etmişlerdir.

Bunlar arasında; stres ve sinirlenmek, peynir ve süt ürünleri, çay, kahve,
çikolata, alkol, gıdaların içine konulan koruyucu ve tatlandırıcı maddeler
bulunmaktadır. Yeterince uyumamak, sıcak, yemek saatlerini kaçırıp yememek ve
bedeni hareketler de migren krizine neden olmaktadır. Bazı ilaçların, doğum
kontrol haplarının ve yüksek tansiyon için alınan ilaçların da migrene neden
olması mümkündür. Hafta sonuna rastlayan migren krizleri hafta boyunca yoğun
çalışmaktan kaynaklanabilir. Bazı kişilerin migreninde nedenler böylesine
belirli değildir.

Ne Yapılabilir ?

Migren hastası olup olmadığınızı doktorunuz belirleyebilir. Birçok
vakada migren başarıyla tedavi edilebilmektedir.

Sık sık başağrısı çektiğiniz halde belirtiler migren belirtileri değilse, gene
de doktorunuzu görünüz. Tedavisi gereken başka bir hastalık olabilir.

GuReL
08-03-07, 20:20
NE KADAR ALKOL ?




Alkol ve sağlık konusunda duyduklarımız çelişki
yaratmaktadır. Bazen alkolün sağlığımız için kötü olduğu bazen de iyi olduğu
söylenir. Bazı araştırmalar az miktarda almak koşuluyla alkolün sağlığa yararlı
olduğunu söylese de az miktar demek, her gün bir iki kadeh içki içmek değil
haftada bir iki kadeh demektir.

Alkolün Sınırları

Erkeklerin sağlıklarını tehlikeye atmadan içtikleri içki günde dört
standart içkiyi geçmemelidir. Kadınlarda bu, günde en fazla iki standart içki
demektir. Aynca, herkesin haftanın en az iki gününü içki içmeden geçirmesi
gerekir. Sürekli olarak bu ölçülerin üzerinde içki içmek kalp hastalığı ve felç
riskini arttıran yüksek tansiyona, kanser hastalığına, karaciğer hastalığına ve
beyin tahribatı gibi sağlık sorunlanna da neden olur. Kadın bünyesi alkolün
zararlı etkilerinden daha çok etkilendiği için kadınların erkeklerden daha az
içki içmeleri gereklidir.

"Standart İçki"

" Standart içki "nin ne olduğunu bilirseniz içki içerken sağlığınıza
zarar vermemiş olursunuz. Bir standart içki 10 gram alkol içerir. Bu da 285
ml'lik bir bardak normal biraya, her biri 285 ml'lik iki bardak hafif biraya
veya her biri 285 ml'lik beş bardak çok hafif biraya eşittir. Gene bir standart
içki 100 ml'lik bir küçük kadeh şarap, 30 ml'lik bir ölçek sert alkollü içki
veya 60 ml'lik bir kadeh şeri veya port gibi alkolle kuvvetlendirilmiş şarap
demektir. İçki şişelerinin veya teneke kaplarının üzcrinde içerdikleri standart
içki ölçüsü belirtilmiş olmalıdır. Örneğin, teneke kapta satılan bir birada bir
buçuk standart ölçüde alkol vardır. Bir şişe şarapta ise yedi standart ölçüde
alkol bulunmaktadır.

Birahane ve kulüplerin çoğu içkileri standart ölçülerde sattıkları halde bazı
birahane ve barlardaki içkiler standart ölçülerin dışında da satılabilmektedir.
Satılan içkilerin standart ölçüde olup olmadığından emin değilseniz barmene
sorunuz. Evde içilen içkiler biraz daha büyük kadeh veya bardaklar içinde
içilebilir. Örneğin, 200 ml'lik büyük bir şarap kadehinde iki standart ölçü
alkol bulunmaktadır.

Alkol ve Trafik Kazaları

Alkolün uzun vadede vücutta yaptığı zararlar yanında trafik
kazalarına da neden olduğu bilinmektedir. Araba veya motosiklet kullananların
içeceği azami alkol miktarını belirleyen trafik yasaları bulunmaktadır.
Sürücülerin çoğunluğu için kandaki alkol miktarı (Kan Alkol Düzeyi - BAL) 0.05'
i geçmemelidir. Bunun üzeri yasalara aykırıdır. 0.05 limitinin altında
kalabilmek için erkekler bir saat içinde iki standart içkiden fazla, iki saat
içinde üç standart içkiden fazla ve üç saat içinde dört standart içkiden fazla
içki içmemelidirler. Kadınlar ise bir saat içinde bir standart içkiden fazla,
iki saat içinde iki standart içkiden fazla ve üç saat içinde üç standart içkiden
fazla içki içmemelidirler. Ancak bu ölçüler bilgi verici ölçülerdir. Herkesin
alkole olan dayanıklılığı değişiktir. Örneğin vücut yapısı ufak olan kişiler
yukarıda belirtilen ölçülerden de daha az içki içmelidirler. İçki üzerine kahve
içmek veya soğuk duş almak kandaki alkol miktarını düşürmez.

Başkaları İçin De Dikkat Ediniz.

Kendi içtiğimiz içkiye dikkat etmek yanında başkalarının içtiği içki
konusunda dikkatli olmamız gereklidir. Arkadaşlarınızı biraz daha içki içmeye
zorlamayınız. Misafırleriniz içkinin dozunu kaçırdılarsa araba kullanmalarına
izin vermeyiniz. Ya taksi çağırınız ya da geceyi evinizde geçirebileceklerini
söyleyiniz.

İçkiyi Azaltmanız Gerekli Mi ?

Aşağıdaki sorular içki içme alışkanlığınızı gözden geçirmeniz ve
içkinin sizin için zararlı olup olmadığını belirlemeniz için yararlıdır:



1 Arkadaşlarınızla veya ailenizle içki içtiğiniz için tartıştığınız oluyor mu ?

2 İçki içtiğiniz için kendinizi suçlu hissettiğiniz oluyor mu ?

3 Başkalarından gizli gizli içki içtiğiniz oluyor mu ?

4 İçki içmenizin işinizi etkilediği oldu mu ?

5 İçkinin dozunu kaçırdığınız için ne yaptığınızı hatırlamadığınız oluyor mu ?

6 İçki mahmurluğunu gidermek için tekrar içtiğiniz oluyor mu ?

Yukarıdaki sorulardan bir veya birden fazlasına evet dediyseniz içkiyi azaltmayı
düşünebilirsiniz.

GuReL
08-03-07, 20:21
ORGAN BAĞIŞI




Yüzmek, normal yiyeceklerden yemek, fisıltıdan daha yüksek
bir sesle konuşabilmek hepimizin normal kabul ederek üzerinde bile durmadığımız
şeylerdendir. Ancak Emre, bu saydıklarımızı yapabildiği için bayram yapmaktadır.
Kendisi yakın bir zamana kadar bunların hiçbirini yapamayacak kadar hastaydı.
Kendisine ciddi bir karaciğer hastalığı teşhisi koyan doktorlar karaciğer nakli
yapılmazsa öleceğini söylemişlerdi. Emre için sonunda beklediği karaciğer
bulundu ve Türkiye'de her yıl kendisine karaciğer nakli yapılan 25-30 hastadan
biri de o oldu. Organ Nakli ile sağlıklı bir yaşama kavuşan bir başkası şöyle
diyor: " Hayatımın niteliği şimdi tümden değişmiş durumda. Kendimi harika
hissediyorum. Organ nakli ameliyatlarını onaylamayan bazı kişilerin olduğunu
biliyorum, ama, kendilerini bu konuda tekrar düşünmeye davet ediyorum.
Organlarını bağışlamaya karar veren kişiler başkalarının hayatını kurtarmaktadır
". Organ nakli bekleyen her hasta bu kadar şanslı değildir. Karaciğer nakli için
sıra bekleyen binlerce hasta muradına eremeden ölmektedir. Hayat kurtarıcı
organlar için sıra bekleyen büyükler, küçükler ve gençler için de durum aynıdır.
Birçokları için sıra gelmeden iş işten geçmektedir. İslam da içinde olmak üzere
bir çok din öldükten sonra organ veya vücut dokularının bağışlanmasını kişilerin
seçeneğine bırakmaktadır. Ülkemizde her yıl yüzlerce kişinin hayatı organ nakli
sayesinde kurtarılmakta başka türlü görmesi mümkün olmayan bir çok kör de kornea
dokusu (saydam tabaka) nakli sayesinde tekrar görebilmektedir.

Doktorlar Kişinin Öldüğünü Nereden Bilirler ?

Ölümün iki türlü tanımı vardır : Birisi; beyin ölümüdür; yani beynin
faaliyeti durmuştur ve beyin artık hiçbir zaman çalışmayacaktır. Beyin ölümü,
komadan farklı bir durumdur. Komada; kişi, beyninden yaralandığı için bilincini
kaybetmiştir ancak beyin hala çalışmaktadır ve zamanla bu durum düzelebilir.
Beyin faaliyetinin durduğu yapılacak testlerle belli olur. Diğer tür ölüm ise;
kalbin tamamen durmasıdır.

Bağışçının Hayatı İçin Doktorlar Daha Az Çaba Mı
Gösterirler ?

Hayır. Doktorlar, ciddi bir hastalığı olan kişinin, her şeyden önce,
hayatını kurtarmaya çalışırlar, nakli yapmak için hastadan organ almaya
çalışmazlar. Hastanın hayatını kurtarmaya çalışan doktorlarla organ nakli yapan
doktorlar birbirlerinden farklı kişilerdir. Bir doktor, hem beyin faaliyetinin
durduğunu belirleyip hem de organ nakli yapamaz veya organ nakli için sıra
bekleyen bir hastaya bakamaz.( 2238 Nolu kanun 12.Madde ) Ülkemizdeki yasalar
gereği bir kişinin tıbbi ölüm hali, bilimin ulaştığı düzeydeki yöntemleri
uygulamak suretiyle, biri Kalp Hastalıkları Uzmanı, biri Sinir Hastalıkları
Uzmanı, biri Beyin Cerrahı ve biri de Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanından
oluşan 4 kişilik hekimler kurulunca oy birliği ile saptanır.( 2238/ Madde 11 )


Organlar Nasıl Alınır, Ölünün Vücut Şekli Değişir Mi ?


Bu ameliyat diğer ameliyatlar gibi itina ile yapılır. Vücut, şeklini
kaybetmez. Bağışlanan organ ve dokuları alacak cerrahlar ölünün vücuduna ve
onuruna karşı saygı gösterirler. Ameliyattan sonra, her ameliyatta olduğu gibi
yapılan dikişlerin izleri kalır. Dikişlerin üzeri sargıyla kapatılır.

Organlar Alındıktan Sonra Ölüye Ne Olur ?

Ameliyattan sonra ölünün yakınları kendisini tekrar görebilirler.

Cenaze ve defin işlemleri organ naklinden etkilenmez.

Organ Bağışlamak İstediğimi Nasıl Bildirebilirim ?

Türkiye Organ Nakli Kuruluşları Koordinasyon Derneği' nden alacağınız
bu kartı yanınızda taşıyarak bunu belirtebilirsiniz. Ülkemizde organ bağışları
birçok hastane ve kuruluş tarafından kabul edilmektedir. İslami din görevlileri;
Müslümanların organ bağışında bulunmak istediklerini ölmeden önce yazılı olarak
belirtmeleri gerektiğini söylemektedir. İlgili merkezlere başvurarak hazırlanmış
olan Organ Bağış Kartı’nı iki tanık önünde doldurup, imzalamanız yeterli
olacaktır.

Organ bağışı kartınızın daima yanınızda taşınması organ bağışlama isteğinizin
karışıklık ve gecikme olmaksızın yerine getirilmesini sağlayacaktır. Organ
bağışı konusunda aldığınız kararın doğruluğundan tereddüt etmeyin. Organ bağışı;
bir hayat bağışıdır.

Asıl önemli olan, ailenizle durumu konuşmaktır; çünkü en son kararı onlar
vereceklerdir. Genellikle, hastanelerde, koşullar organ bağışı için uygunsa,
hastane görevlileri ölünün yakınlarına organ bağışı için izin verip
vermediklerini sorarlar. Aileniz bu konudaki isteğinizin ne olduğunu bilirse iş
kolaylaşır. Bilmezse, karar vermek güç olabilir ve sizin istemediğiniz bir karar
alınabilir. <<Bir kimse sağlığında vücudunun tamamını veya
organ ve dokularını, tedavi, teşhis ve bilimsel amaçlar için bıraktığını resmi
veya yazılı bir vasiyetle belirtilmemiş veya bu konudaki isteğini iki tanık
huzurunda açıklamamış ise sırasıyla ölüm anında yanında bulunan eşi, reşit
çocukları, ana veya babası veya kardeşlerinden birisinin; bunlar yoksa yanında
bulunan herhangi bir yakınının muvaffakiyetiyle ölüden organ veya doku
alınabilir. ...Ölü, sağlığında kendisinden ölümünden sonra organ veya doku
alınmasına karşı olduğunu belirtmemişse organ ve doku alınabilir. >>

(2238/Madde14)

Hangi Organların Alınmasına İzin Verdiğimi Belirtebilir
Miyim ?

Evet. Organ nakli için vücuttan alınacak organlar; böbrek, kalp,
akciğer, karaciğer, pankreas, incebarsak, kornea ve kalp kapakçıklarıdır.
Doktorlar nakledilecek uygun hasta bulunduğu takdirde, ancak alınmasına izin
verilen organları alırlar.

Ailem Bu Konuda Ne Hisseder ?

Aile sevdiği bir yakınını kaybetmekle birlikte yapılan cömert bağış
sayesinde alınan organların bir başkasının hayatını kurtardığını bilmekten huzur
duyabilir.

"...kim de bir kişinin hayatını kurtarırsa , bütün
insanların hayatını kurtarmış gibi olur..." Kur-an'ı Kerim Maide Suresi 32.Ayet
Mealinden



Organ Bağışlarınız İçin; 24 Saat - Organ Nakli Kuruluşları Koordinasyon
Derneği'nin telefonu olan 0212 635 85 85 'i
arayabilirsiniz.

GuReL
08-03-07, 20:22
RAHİMAĞZI/SERVİKS KANSERİ




Bazı kişiler için kanser hastalığı öylesine korkutucu bir
konudur ki birşeyler okumak bir yana kanser hakkında konuşmak bile istemezler.
Bu davranış birçok kimsenin kanser hastalıklarından çoğunun erken tanı sonucu
tedavi edilebilir hatta önlenebilir olduğunu bilmemelerinden kaynaklanmaktadır.

Rahim ağzı kanseri bunun için en güzel örnektir. Rahim ağzını tanıtmak için
kadının rahminin bir armut biçiminde olduğunu ve dar ucunun vajinaya (dölyolu)
doğru uzandığını hatırlatmak yerinde olur. İşte rahmin bu dar kısmına rahim ağzı
denir. Rahim ağzından alınacak biraz göze (doku) burada ileride kansere yol
açabilecek herhangi bir değişikliğin bulunup
bulunmadığını belirler. Düzenli olarak yapılan ve Pap Testi denilen kontroller
sayesinde gözelerdeki değişiklikler erkenden bulunur ve kansere dönüşmeden önce
tedavi edilir.

Pap Testi Kimler Yaptırmalıdır ?

Cinsel ilişkide bulunmuş olan ve 18-70 yaş arasındaki bütün
kadınların iki yılda bir Pap Testi yaptımaları gereklidir. Daha önce cinsel
ilişkide bulunduğu halde uzun zamandan beri cinsel ilişkide bulunmamış olan
kadınların da test yaptırmaları gereklidir.

Pap Testi Kimler Yapabilir ?

Kadınlar ya bir doktora veya Ana Çocuk Sağlığı Kliniği'ne veya Aile
Hekimliği Merkezine giderek test yaptırabilirler. Pap Testi basit ve çabuk
yapılabilen bir testtir. Bu test için vajinaya küçük bir alet sokularak rahim
ağzından birkaç göze alınır. Test acı vermez. Alınan gözeler daha sonra bir
laboratuvara gönderilerek tahlil yapılır.

Sonucun Belli Olması Ne Kadar
Sürer ?

Sonuç ; genellikle birkaç günün içinde belli olur. Doktora veya
hemşireye sonucu öğrenmek için ne zaman telefon etmeniz gerektiğini sorunuz.

Test Sonucunda Bir Anormallik Tespit Edilirse ?

Pap Testi anormallik gösterse bile bu her zaman kanser bulunduğu

anlamına gelmez. Anormalliklerin birçoğu ya kendiliğinden kaybolur veya tedavi
edilebilir. Pap Testi kanser belirtisi gösterirse bu da tedavi edilebilir.

Ameliyatla Rahmi Alınmış Bir Kadının Pap Testi
Yaptırması Gerekir Mi ?

Rahim ameliyatlarında bazen rahimle birlikte rahim ağzı
alınmadığından bazı kadınların gene de Pap Testi yaptırmaları gerekli olabilir.
En iyisi bilgi almak için aile hekiminize danışmaktır.

Pap Testi Diğer Kanser Türlerini De Belirleyebilir Mi ?


Pap Testi ; rahim veya yumurtalık kanserlerini belirleyemez. Ancak,
Pap Testi yaptırdığınızda diğer önemli bir sağlık kontrolu olarak ve göğüs
kanserinin erken tanısını sağlamak için göğüslerinizi muayene ettirebilirsiniz.

Kanser Hakkında Konuşmak Kanser Riskini Arttırır Mı ?


Hayır. Kanser hakkındaki gerçekleri bilmek genellikle kanser riskini
azaltır. Kanseri önlemek veya erken tanısına yardım etmek tedavi şansını
arttırır.
--------------------






PAP TESTİ




Pap testi kadınları rahim ağzı kanseri ( serviks kanseri )
tehlikesine karşı koruyan basit bir testtir. Ancak birçok kadın test
yaptırmaları gerekip gerekmediğini bilmez. 60 yaşındaki Emine Hanım çok yaşlı
olduğu için, 21 yaşındaki Demet ise çok genç olduğu için test yaptırmanın
gerekli olmadığını düşünmektedir. 50 yaşındaki Zehra Hanım ise 10 yıldan beri
dul olduğunu, kocası öldükten sonra hiç kimseyle cinsel ilişkide bulunmadığını
söylemekte ve test yaptırması gerekmediğine inanmaktadır. Ancak her üç kadının
da hayat kurtarıcı bir test olan Pap testini her iki yılda bir yaptırmaları
gerekir. 18-70 yaş arasında ve hayatının herhangi bir döneminde cinsel ilişkide
bulunmuş olan her kadının Pap testi yaptırması gerekmektedir. Hatta hayatında
yalnız bir kişiyle cinsel ilişkide bulunmuş olan ve yıllardan beri de başka
kimseyle temas etmemiş olan kadınların da düzenli olarak bu testi yaptırmaları
önemlidir.

Pap Testi Niçin Önemlidir ?

Test, kanser hastalığı gelişmeden çok önce rahim ağzındaki bazı
anormallikleri bularak kadının hayatını kurtarır. Düzenli olarak her iki yılda
bir yaptırılacak olan Pap testi sorunları erkenden belirleyerek anormallikler
kansere dönüşmeden tedavi imkanını sağlar.

Kanser Olup Olmadığımı Bilmek İstemiyorsam ?

Pap testi kanseri bulmak için değil, önlemek amacıyla yapılır. Test
sonucu bulunan sorunlar kanser başlamadan tedavi edilir.

Menapozdan Sonra Test Yaptırmak Gerekir Mi ?

Rahim ağzı kanseri tehlikesi yaş ilerledikçe arttığından her iki
yılda bir test yaptırmanız gereklidir.

70 Yaşını Geçtikten Sonra Test Yaptırmam Gerekir Mi ?


70 yaşını geçtiyseniz ve şimdiye kadar hiç Pap testi yaptırmadıysanız
yaptırmanız gerekir. Ancak 70 yaşını geçmiş ve son beş yıl içinde yapılan iki
test normal çıkmışsa artık test yaptırmanız gerekmez ama isterseniz
yaptırabilirsiniz.

Pap Testi Nasıl Yapılır ?

Test vajinanın (döl yolu) yukarısındaki gözelere bakılarak yapılır.
Doktor veya hemşire fırça veya spatülle buradan bir miktar göze alır. Gözeler
tahlil için laboratuvara gönderilir. Test yapılırken biraz rahatsızlık
hissedersiniz ama canınız acımaz.

Rahim Ağzı Kanserlerinin Nedenleri Nelerdir ?

Kanser nedenleri açık olarak bilinmemektedir. Ancak cinsel organlarda
meydana gelen siğillere neden olan bir cins virüsle bağlantısı olduğu görülmektedir.
Virüs cinsel ilişki sırasında yayılmaktadır. Sigara da rahim ağzı kanseri
tehlikesini arttırmaktadır.

Rahim Ağzı Kanseri Sık Görülen Bir Kanser Mi ?

Türkiye'de her yıl yaklaşık 3000 kadar kadına rahim ağzı kanseri
tanısı konmaktadır. Her yıl da yaklaşık bu rakamın üçte biri kadar kadın bu
hastalıktan ölmektedir. Kadınlar Pap testlerini daha düzenli olarak yaptırmış
olsalar ölümlerin çoğu önlenebilir.

Pap Testini Nerede Yaptırabilirim ?

Aile hekiminiz, kadın sağlığı merkezleri, ana çocuk sağlığı
klinikleri test yapabilirler.

Pap Testi Sonucunu Nasıl Öğrenebilirim ?

Birkaç gün içinde, dilerseniz telefonla test sonucunuzu
öğrenebilirsiniz.

GuReL
08-03-07, 20:23
PROSTAT SAĞLIĞI



Prostat, erkeklerde idrar kesesinin altında bulunan küçük bir salgı bezine verilen isimdir. Prostat, yalnız erkeklerde bulunur. Görevi meni sıvısının büyük bir kısmını salgılamaktır. Genç erkeklerde prostat bir ceviz büyüklüğündedir; ancak, genellikle erkek 40 yaşlarının sonuna ve elli yaşlarının başına geldiğinde prostatı büyüyebilir.

Bir çok erkek için bu bir sorun değildir. Bazı erkeklerde prostat büyümesi idrar yoluna baskı yaptığı için idrar yaparken zorluk çekilir. Sorunlar arasında gece yarısı idrara çıkmak için yataktan kalmak ve sık sık idrar yapmak sayılabilir. İdrarın akışı eskiye oranla yavaşlamış olabilir, idrar yapmak için zorlanmak gerekir ve idrarın belli başlı kısmı aktıktan sonra hala damla damla idrar gelebilir. Bir de, kişi idrar yaptıktan sonra idrar kesesini hala tamamen boşalmamış gibi hissedebilir.

Bazı erkeklerde büyüyen prostat ameliyatla küçültülür ve normal idrar yapmak mümkün olur. Prostat ameliyatı için dört gün kadar hastanede yatmak gerekebilir. Prostat ameliyatı genellikle erkeğin cinsel isteğini veya cinsel gücünü etkilemez ama cinsel ilişki sırasında meni idrar torbasına boşaldığı için baba olma yeteneği kaybolur. Bu zaten daha önce istediği kadar çocuk sahibi olmuş olan ve yaşlanmış erkekler için bir sorun olmaz.

Sorun olduğunda utanmanın yararı yoktur; kişinin doktorunu görmesi önemlidir. Bir çok vakada sorunlar prostat büyümesinden kaynaklanır. Bu da can sıkıcı olmakla birlikte ciddi değildir. Ancak bazen belirtiler yaşlı erkeklerde yaygın olarak görülen prostat kanserinin belirtileri olabilir. Bu kanser, genellikle, başarıyla tedavi edilebilir.

Bazı kanserlere nelerin katkıda bulunduğu bilinmektedir.
Örneğin, sigara içmek akciğer kanserine neden olabilir. Ancak prostat kanserinin nedenleri bilinmemektedir. Henüz kanıtlanmayan bazı bulgulara göre, aşırı yağlı gıdalar prostat kanseri riskini arttırmaktadır.
Ancak ailesinde yakın bir akrabasında ( hem anne hem de baba tarafında baba, erkek kardeş veya büyük baba gibi) prostat kanseri görülen kişiler için risk iki kat artmaktadır. Birden fazla yakın akrabasında prostat kanseri görülen erkeklerde risk oranı daha da artmaktadır.

40 yaşını geçen ve ailesinde prostat kanseri görülen erkekler düzenli olarak doktorlarını görerek prostat muayenesi yaptırmalıdır. Prostat kontrolu, rektumdan (makat) yapılan bir muayene ve basit bir kan tahlilinden ibarettir. 50 yaşını geçen bir erkek prostat kanserinden kuşkulanıyorsa doktora giderek muayene olmalıdır.

Kanser ve prostat büyümesinden başka prostatı etkileyen bir sorun daha vardır. Bu daha çok genç erkeklerde görülür. Prostat iltihabı denilen bu hastalığın belirtileri sık sık idrar yapmak ve testislerde ve meni boşalırken sancı duymaktır. Prostat iltihabı kolaylıkla tedavi edilebilir.
__________________






PROSTAT KANSERİ




Prostat, her erkekte bulunan ve meni sıvısının bir kısmını üreten küçük bir salgı bezidir. Prostat bezi, idrar torbasının hemen altında bulunur ve idrarı, idrar torbasından penise ulaştıran idrar yolunu çevreler. Her on erkekten biri herhangi bir yaşta prostat kanseri tanısıyla karşı karşıya gelecektir. Prostat kanseri erkekleri genellikle 50 yaşından sonra etkilemeye başlamakla birlikte, daha ileri yaşlarda daha da çok görülür. Yavaş seyreden bir kanser türüdür ve hastalar çoğunlukla prostat kanserinden ölmezler.

Prostat kanseri nedir ?
Prostat bezinin orta yaşlardan sonra büyümesi normaldir. Buna bağlı olarak sık sık idrara çıkmak gibi belirtiler olabilir. Ancak, prostat büyümesi kanser demek değildir. Prostat kanseri prostat bezinin içinde oluşan habis bir urdur. Bazen tanı yapıldığında kanser henüz vücudun daha başka alanlarına yayılmamış olabilir. Bazı durumlarda ise kanser prostattan çıkıp vücudun diğer yerlerini de etkilemiş olabilir. Prostat kanserinin erken aşamalarında genellikle herhangi bir belirti yoktur.

Prostat kanseri nasıl tedavi edilir ?
Tedavi yolu hastanın yaşına, kanserin ilerleme hızına ve vücudun diğer yerlerine sıçramış olup olmamasına bağlı olarak değişir. Tedavi yolları:
o Ameliyat. Prostat bezi ameliyatla tamamen alınır.
o Işın tedavisi. Işın verilerek kanserli hücreler yok edilir.
o Brakiterapi. Deri üzerinden veya deriye kısa bir uzaklıktan uygulanan yeni bir ışınlama yöntemidir. Daha çok kanser alanı küçük olan ve yavaş ilerleyen hastalar için tavsiye edilir.
o Hiç bir şey yapmadan durumu kendi haline bırakmak, fakat düzenli aralıklarla bir uzmana giderek prostat kontrolü yaptırmak. Kanseri yavaş ilerleyen ve daha uzun bir süre yaşaması beklenmeyen hastalar için tavsiye edilebilir. Örneğin, hasta 70 yaşından büyük olabilir veya hayatını kısaltacağı beklenen başka bir hastalığı daha vardır. Ancak, bazı uzmanların söylediğine göre, yavaş seyreden kanserler bile bazen daha çabuk ilerlemeye başlayıp hastanın sağlığını etkileyebilirler.
o Hormon tedavisi. Ameliyat ve ışın tedavisi prostat kanserini iyileştirmekle birlikte, tek başına hormon tedavisi hastalığı iyileştirmez, ancak kontrol altına alabilir. Hormon tedavisi genellikle kanserin vücudun diğer yerlerine de yayıldığı durumlarda uygulanır.

Tedavinin yan etkileri nelerdir ?
o Ameliyat, ışın ve brakiterapi yöntemleri
Ameliyat sonrası ereksiyon (sertleşme) sorunları olabilirse de bunu giderecek tedaviler mevcuttur. Özellikle ameliyattan sonra, idrar kaçırma sorunları olabilir ama bu da tedaviyle iyileştirilebilir. Işın tedavisinden sonra büyük aptes işlevinde düzensizlikler ve kanama olabilir.
o Hormon tedavisi
Cinsel istekte azalma, ereksiyon sorunları, halsizlik, kemiklerin zayıflaması ve yüzde yanma hissetmek gibi yan etkiler görülebilir.

Hangi tedavinin daha etkili olacağına nasıl karar verilir ?
Tedavinin yan etkileri nedeniyle, karar vermeden önce üzerinde düşünülmesi gereken konular vardır. Örneğin, 75 yaşında olan ve kanseri daha yavaş ilerleyen bir hasta yan etkilerle uğraşmak yerine tedavi olmak istemeyebilir. Diğer yandan, 55 yaşında olan ve kanseri hızla ilerlemekte olan bir hasta daha uzun yıllar yaşayabilmek amacıyla ameliyatı seçebilir. Her tedavinin iyi ve kötü tarafları hakkında yeterli bilgi alabilmek için doktorla beraber oturup konuyu dikkatlice görüşmek yararlı olur.

Karar vermeden önce daha fazla bilgi almak için nerelere başvurulabilir ?
Aile doktorunuzu veya bir uzmanı görebilirsiniz. Görüşmeye gitmeden önce sormak istediğiniz şeyleri not ediniz.

GuReL
08-03-07, 20:27
SARA/EPİLEPSİ




Birçok kişinin sara hakkında tek bildiği hastaların
bilinçlerini kaybetmiş halde yere düşerek çırpınmalarıdır. Oysa sara hastası
olan Can için sorun çok yönlüdür. Bazen nöbet geçirirken bir süre için
dalgınlaşır. Karşısında duran bir kişinin nöbet geçirdiğini anlaması bazen
mümkün olmaz. Çünkü bakışları bir süre donuklaştıktan sonra normale döner.

Can, nöbet sırasında bir anlık süreyi kaybetmektedir. Bir dakika önce
etrafındakilerle konuşmaktayken kaybolan dakika sonunda o anda neden söz
edildiğini bilemez olur.

Okul çağındaki hasta çocukların sık sık nöbet geçirerek dikkatlerini derslerine
verememelerine karşın, sara hastası olması Can'ın başarılı bir meslek sahibi
olmasını engelleyememiştir.

Sara hastalığı her 100 kişiden birinde ve her yaşta görülmekle birlikte
bazılarında 30-40 yaşlarında ve genellikle stres sonucu görülmeye başlar.

Can , elllerde uyuşukluk ve bulantı hissederek, kollarında ve bacaklarında
titreme görerek bir başka tür nöbet geçirmiştir. Bu nöbet sırasında bilinçli
olduğu halde hareketlerine hakim olamadığını görmüştür.

"Nöbetten sonra kendimi maraton koşusu yapmış gibi bitkin hissettim. Nöbet
geçirmeniz diğer kişiler, özellikle yakınlarınız, için korkutucu olabilir. Bir
kez eşimle yaptığım büyük bir tartışmadan sonra arabadan fırlayıp bağıra çağıra
kendi etrafımda dönmeye başladım. Biri beni görse çıldırmış zannederdi. Diğer
bir kez dalgınlık nöbeti sonunda kendimi öylesine yorgun ve başım bulanık
hissettim ki destek almak için

sokaktaki bir direğe sarılmak zorunda kaldım. Eminim ki etrafta bulunanlar benim
için ya sarhoş ya da esrarkeş diyorlardı. Böyle durumlarda kişi yanlış
anlaşılabiliyor."

Sara Neden Olur ?

Önce saranın ne olmadığına bir bakalım. Sara bir akıl hastalığı
değildir ve saralı kişiyi cin çarpmamıştır. En basit bir tanımlamayla saranın
beynin elektriksel faaliyetinde bir bozukluk sonucu olarak kişinin vücut
hareketlerinde ve düşünme işlevinde anormallikler görülmesi olduğunu
söyleyebiliriz. Bir çok sara vakası ilaçlarla kontrol altına alınabilir. Sara
hastaları kendi kendilerine de yardım edebilirler. Özellikle stres sonucu
meydana gelen nöbetleri önlemek için kişinin istirahatine vakit ayırması
gerekebilir.

Saralı olup anormal hareketleri görülen kişileri yargılamamayı öğrenmeliyiz.
Sara hakkındaki modası geçmiş ve boş inançları bir yana bırakarak hastalığın
herkesi etkileyebileceğini ve genellikle kontrol edilebilir olduğunu
anlamalıyız.

Nöbet Sırasında Nasıl Yardım Edebilirim ?

Eğer kişi nöbet sırasında bilinç kaybı geçiriyor, örneğin yere düşmüş
ve titriyorsa çırpınması geçene kadar yanında bekleyin ve hastayı yan tarafına
doğru yatırın. Hastayı bulunduğu yerden kaldırmaya veya zorla ağzına birşeyler
sokmaya çalışmayın. Dört beş dakika sonra bilinci yerine gelince kendisine
yardım edin, destek olun ve dinlenebileceği veya uyuyabileceği bir yere götürün.
Nöbet beş dakikadan daha fazla sürerse veya hasta yaralanmışsa ambulans çağırın.
Eğer hasta beynin şakak bölgesinden kaynaklanan bir nöbet geçiriyorsa;
şaşkınlaşmış, devamlı bazı anormal hareketleri tekrarlıyorsa, kendi etrafında
fır fır dönüyorsa, ağzını şapırdatıyorsa, giysilerini çiğnemeye veya
çekiştirmeye çalışıyorsa; kendisini yaralamaması için nöbetin geçmesine kadar
yanından ayrılmayınız.

GuReL
08-03-07, 20:28
SİGARA




İster siz isterse bir tanıdığınız olsun, sigarayı bırakmadan
önce bazı hazırlıkların yapılması gereklidir. Neden sigara içmek istediğinizi ve
son sigaranızı içtikten sonra sigarayı bırakmanız nedeniyle ortaya çıkacak
sorunlarla başedebilmek için neler yapmak gerektiğini bilmeniz, sigarayı temelli
bırakan bir kişi olmanızı kolaylaştıracaktır.

Neden Sigara İçeriz ?

Birçoğumuzun bildiği gibi, sigarayı bırakmak kişinin sigaranın içinde
bulunan ve kimyasal bir madde olan nikotin tiryakisi olması nedeniyle zordur.
Nikotin tiryakiliği kişinin sigarayı bıraktıktan sonra sinirli olmasına yol
açar. Sigarayı bırakmanın zorlukları bununla da kalmaz.

Diğer bir sorun da sigara içerken yapmaya alışık olduğumuz diğer şeylerin ve
sigara içerken duyduğumuz duyguların birbiriyle içiçe bağlantılı olmasıdır.

Örneğin yemekten sonra, kahve içerken, rakı içerken veya telefonda konuşurken
bir sigara yakmaya kendinizi alıştırdıysanız bu saydığımız şeyleri sigarasız
yapamamaya da alıştınız demektir. Duygular için de durum böyledir. Bazı kişiler
sigarayı mutlu oldukları zaman keyif için içerler. Bazı insanlar ise sigarayı
dertli oldukları zaman kendilerini teselli etmek amacıyla içerler. Öfkelenen ,
endişelenen, stres altında olan, yorgun olan, canı sıkılan hatta dinlenmekte
olan bazı kişilerin sigaraya sarıldıkları görülür.

Sigaranızı yakarken o anda ne yapmakta olduğunuza veya hangi duyguların etkisi
altında olduğunuza dikkat ediniz. Bu o anda bir sigara içmek isteminin
arkasındaki gerçekleri gösterecektir. Bu gerçeklere "kışkırtıcılar" diyoruz.
Sizi sigara içmeye kışkırtan alışkanlığın veya duygunun ne olduğunu bilirseniz
bununla başka türlü başa çıkmanın çarelerini arayabilirsiniz. Kahve veya içki
içmek sizi sigara içmeye itiyorsa alkol veya kahve yerine meyve suyu veya su
içmeyi deneyin. Bu tabii bundan sonra hiç kahve veya içki içmeyin demek
değildir. Önce kahve ve içkiyle birlikte sigara içme alışkanlığını kesmek
gerekir. Stres altında olduğunuz zaman bir sigara yakmak yerine bir arkadaşınıza
telefon edin , yürüyüş yapın veya bir kaç kez derin derin nefes alın. Yeni yeni
bir şeyler yapmayı düşünerek daha sağlıklı alışkanlıklar edinmeye çalışın.

Sigarayı Bırakmanın Yarattığı Sorunlarla Nasıl
Başedebiliriz ?

Bazı kişiler sigarayı bıraktıktan sonra sinirli ve huzursuz olmazlar.
Ama siz sigarayı bırakınca sinirlenip huzursuzlaşıyorsanız bunun sigarayı
bırakmaktan kaynaklandığını bilmeniz yararlı olur. Aşağıdaki belirtiler sigarayı
bırakma nedeniyle ortaya çıkan ve can sıkıcı olmakla birlikte vücudun kendini
temizlemeye çalıştığının iyi belirtileri olan sorunlardır:

Canı sigara istemek

Sigara içmek isteminin birkaç dakikadan fazla sürmediğini unutmayın.
Karşı koyarsanız kaybolacaktır. Sigara içmek istemine karşı koymak zamanla daha
da kolaylaşacaktır.

Öksürük

Öksürmek ciğerlerinizin temizlendiğini gösterir.

Huzursuzluk

Dikkati belirli birşeyin üstüne toplamakta veya uyumakta zorluk
çekmek

Bu sorunlar vücut nikotinsizliğe alıştıkça kaybolacaktır. Derin derin nefes
almak ve yürüyüş yapmak da yararlı olabilir. Aynı zamanda çay, kahve ve kolalı
içecekleri de azaltmak yerinde olur; çünkü, vücut sigarayı bıraktığınız zaman bu
içeceklerin içinde bulunan ve kafein denilen maddeyi normalden daha çok emer. Bu
da huzursuz, endişeli ve sinirli olmanıza yol açar.

Daha çok acıkmak

Acıktıkça az ve sık yiyin. Yemek için sağlığa uygun yiyeceklerden
olan meyve, çiğ sebze ve yemek arasında yenilen yiyeceklerin az yağlı olanlarını
stok edin. Günde en az sekiz bardak su içerseniz hem açlığınızı bastırmış
olursunuz hem de sigaradan arta kalan zehirli kimyasal maddeleri vücuttan atmış
olursunuz.

Koyu sigara tiryakisi iseniz sigarayı bırakmakla ortaya çıkan sorunları
hafifletmek için aile hekiminizle konuşarak nikotin sakızı ve nikotin yakısı
kullanıp kullanamayacağınızı sorunuz.

Sigara, Cinsel Sağlığı Nasıl Etkiler ?

Artık çok kişi sigaranın ciddi akciğer hastalıklarına, kalp
hastalığına ve bazı kanser hastalıklarına katkısı olduğunu bilmektedir. Ancak,
sigaranın aynı zamanda kişinin cinsel sağlığını ve üretkenliğini etkilediğini
pek çok kişi bilmemektedir.

Erkeklerde iktidarsızlık sorunlarını tedavi eden doktorlar, orta ve ileri
yaşlardaki erkeklerin iktidarsızlık sorunuyla karşılaşmalarının nedenlerinden
birinin sigara olduğunu söylemektedirler. Bunun nasıl olduğunu anlamak için,
erkekte penisin sertleşmesinin peniste sağlıklı bir kan dolaşımına bağlı
olduğunun bilinmesi gereklidir. Sigara, kan taşıyan atardamarların hasara
uğramasına neden olur. Bu da erkekte iktidarsızlık yapabilir. Sorun yüksek
tansiyon varsa ve yağlı yiyecekler yeniyorsa daha da çoğalır; çünkü, bu etkenler
de belli başlı atardamarlara zarar verir. Tansiyonu yüksek olan ve sigara içen
bir erkeğin iktidarsızlik sorunu ile karşılaşması diğer erkeklere oranla yedi
kat daha fazladır.

Sigarayla bağlantılı olan iktidarsızlık sorunu, orta ve ileri yaşlardaki
erkeklerde daha yaygın olmakla birlikte, uzun süreden beri sigara içen 30
yaşlarındaki erkeklerde de görülmektedir.

Erkekler alışkanlıklarında değişiklik yaparlarsa iktidarsızlık sorununda azalma
olacaktır. Sigarayı bırakmakla, yağlı yiyecekleri azaltmakla ve daha fazla
egzersiz yapmakla bedenlerine yaptıkları zararı telafi etme olanağı mevcuttur.
Iktidarsızlık sorunu olan erkekler aile hekimlerini görmelidirler.

Bütün bu söylenenler hala erkeklerin sigarayı bırakmalarına yardımcı olmuyorsa,
sigaranın spermanın kalitesini düşürdüğüne ve erkeğin üretkenliğini azalttığına
dair bulguların olduğunu da sözlerimize ekleyelim. Sigara salt erkeklerin cinsel
sağlığı için zararlı olmamaktadır. Kadınlar da türlü yönlerden
etkilenmektedirler. Bunların başında sigara ile rahim ağzı kanseri arasındaki
bağlantıyı sayabiliriz. Sigara içen kadınlar için risk daha yüksektir. Aynca,
sigara içen kadınların gebe kalabilmeleri, içmeyenlere oranla daha uzun bir
zaman almaktadır. Kadınlar gebelik süresince sigara içerlerse, düşük yapma veya
normal kilonun altında çocuk doğurma oranı yükselmektedir. Bu da bebek için
doğum sonrası sorunların ortaya çıkması demektir.

Sigara ve Kadınlar

Sigara içen kadınların menopoza daha erken girdikleri de
görülmektedir.

Yıllar Önce hamile kadınlara iki kişi için yemeleri söylenirdi.

Bu bir inanış idi. Eğer hamile iseniz ve sigara kullanıyorsanız, gerçekten iki
kişi için sigara içiyorsunuz.

Bebeğinize bir yaşam hediye ediniz. Hamile olur olmaz, sigara içmeyi bırakınız
veya daha iyisi yaşamınızın geri kalan süresinde, hiç sigara içmeyiniz.

Hayatının ilk günlerinde, yaşama şansı 10 da 3 daha fazladır.

Doğumda bebeğiniz büyük bir olasılıkla normal ölçüde olacaktır. Hamilelik
sırasında sigara kullanan kadınlar, büyük bir olasılıkla, normal ölçünün
altında, cılız bir bebeğe sahip olacaklardır. Cılız bir bebeğe sahip olmak,
sizin için bir fayda sağlamaz veya doğumda bebeğe yardımcı olmaz ve bebeği
tehlike altına koyar.

Hamilelikte sigara kullanmayan annelerin 11 yaşındaki çocukları, sigara içen
annelerin aynı yaştaki çocuklarına kıyasla, okul çalışmalarında, 3 - 5 aylık
ileri olma eğilimi gösterirler.

Sigara kullanmayan annelerin çocukları, psikolojik testlerde de daha ileri
düzeyde olma eğilimi gösterirler.

Sigara kullanmayan annelerin çocukları, daha az bir olasılıkla, sigara içenler
arasına katılırlar. Eğer babaları da sigara kullanmıyorsa, bu olasılık daha da
azalır.

Sigarasız Dünya Günü

Kendinizi ve çocuğunuzu koruyunuz ve sigara kullanmayanlar arasına
siz de katılınız. 31 Mayıs, Sigarasız Dünya Günüdür. Sigarayı bımkmak için bu
günü seçebilirsiniz. Sigarayı bırakmakta güçlük çekiyorsanız aile hekiminizi
görünüz. Aile Hekiminiz size ne yapacağınız ve piyasada mevcut yardımcı
gereçlerin neler olduğu hakkında bilgi verir. Bu gereçler arasında nikotin
sakızı bulunmaktadır. Nikotin sakızının içinde tiryakilerin onsuz yapamadıkları
nikotin maddesi bulunmaktadır. Bazı kişilere sigarayı bırakmakta bu sakız
yardımcı olmaktadır. Bazı kişiler için deriye yapıştırılan ve vücuda yavaş yavaş
nikotin salan nikotin yakısı yararlı olmaktadır. Bazı kimseler ise akupunktur
denilen iğne tedavisinin yararlı olduğu belirtilmektedir.
__________________






SİGARA BIRAKMADA KULLANILAN İLAÇLAR




Bu ülkede ölüme neden olan bir numaralı keyif verici madde ne
eroin ne de bir başka uyuşturucu veya keyif verici maddedir. Sigarayla akciğer
kanseri, kalp hastalığı ve felç arasındaki doğrudan ilişki çoğunlukla bilinmekle
birlikte sigaranın vücudun diğer kısımlanna ve tiryakilerin çocuklarına verdiği
zararlar hakkında toplumda yeterli bir uyanış yoktur.

Sigaranın Sağlığa Olan Zararları

Sigaranın boğaz, ağız ve mide kanseri gibi kanser hastalıklarına
neden olduğunu ve kadınlarda rahim ağzı kanseri riskini arttırdığını biliyor
musunuz ? Ayrıca, sigara içen erkeklerde iktidarsızlık sorunu daha yaygındır ve
sigara içmeyen erkeklere göre daha az sperm üretmektedirler ve spermlerinde daha
çok anormallikler bulunmaktadır. Sigara içen kadınların gebe kalabilmesi de daha
çok vakit almaktadır. Sigara tiryakileri ayrıca işitme kaybına uğramakta ve
gözleri bozulmaktadır.

Sigara İçen Anne Babalar...

Sigara içen anne babaların çocuklarının Ani Bebek Ölümü Sendromu
nedeniyle ölme ve astım olma riski daha fazladır. Babaları sigara içen
çocukların çocuklukta görülen kanser hastalıklarına tutulma oranı da daha
fazladır.

Sigarayı Bırakmaktaki Zorluklar

Sigara içenlerin birçoğu sigarayı bırakmaları gerektiğini bilseler
bile bu her zaman kolay değildir. Tütünde bulunan ve kuvvetli alışkanlık yapan
nikotin, sigarayı bırakan kişilerde yoksunluk krizleri ve sinirlilik gibi
sorunlara neden olmaktadır.

Sorunlara Yardımcı Maddeler

Sorunlara nikotin sakızı ve nikotin yakısı yardımcı olmaktadır. Her
iki ürün de eczanelerden reçetesiz olarak satın alınabilmekte ve günde 10
sigaradan fazla sigara içen kişilere tavsiye edilmektedir. Bunların içinde
nikotin bulunmakla birlikte sigarada bulunan diğer zararlı maddeler yoktur.

Sigarayı bırakmaya çalışan kişiye yeterince nikotin vererek önce sigarasız bir
hayata alışmasına yardım ederler. Nikotin yakısı ve sakızı birçok kişi için
yararlı olmakla birlikte yoksunluk krizlerini tamamen önleyemezler ve sigarayı
bırakmak için tam bir çare olmazlar. Bunların yanında yapılacak başka şeyler de
önemlidir. Örnegin, sigarayı strese girdiğiniz zamanlarda içiyorsanız stresle
başa çıkacak başka yöntemlere başvurmanız gerekir.

Nikotin Sakızı

Sakızı tadı artıncaya kadar çiğneyiniz. Bu genellikle bir dakika
sürer. Bundan sonra sakızı diş etinizle yanağınız arasında tutunuz ve tadı
kayboldukça tekrar çiğneyiniz. Sakızı çiğnerken kafein içeren

kahve, çay, kola veya portakal suyu gibi asitli içecekleri içmemeye çalışınız.
Bu içecekler vücudun sakızdan nikotini emmesini zorlaştırır. Nikotin sakızının
belli başlı yan etkileri sakızı belki de çok sertçe ve hızlı hızlı çiğnemekten
kaynaklanır. Bunlar hıçkırık tutması, mide yanması, çenelerde ağrı ve diş
tamirlerinin bozulması olabilir, Sakızı yavaş yavaş çiğneyiniz.

Nikotin Yakısı

Nikotinin deriden emildiği bu yakıları hergün vücudun değişik
yerlerine yapıştırmak gerekir. Yakı en az altı hafta kullanılmalıdır. İlk sekiz
hafta içinde daha etkili olmaktadır. Daha uzun süre kullanmak sigarayı bırakma
şansını arttırmaz. Yakının en çok görülen yan etkisi yakının etrafındaki derinin
kızarması veya kaşınmasıdır. Yakının yerini hergün değiştirirseniz bunu
önleyebilirsiniz. Yakıyı 24 saat boyunca kullanmak uyku bozukluklarına, kabus
görmeye ve gündüz uykunun gelmesine neden olur.

Doktorunuza Danışınız.

Doktorlar ve eczacılar nikotin sakızı veya yakısı hakkında daha fazla
bilgi verebilirler. Her iki ürünü de gebeyken kullanmayınız. Kalp hastasıysanız
veya felç geçirdiyseniz gerek sakızı gerekse yakıyı kullanmadan önce bunu
doktorunuza söyleyiniz. Her zaman için doktora ve eczacıya halen hangi
hastalıklardan şikayetçi olduğunuzu ve hangi ilaçları almakta olduğunuzu
söyleyiniz.
-----------------------




SİGARAYI BIRAKMAYI DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ ?




Sigarayı bırakmak için birçok önemli neden vardır.

Sigara öldürür
oÖmür boyu sigara içen iki kişiden biri sigara yüzünden ölecektir.
oSigara içmek kanser, kalp hastalığı, kronik bronşit, astım ve amfizeme neden olur.

Sizin içtiğiniz sigara başkalarını da etkiler
oBaşkalarının yanında içtiğiniz sigara onların da sağlığını etkiler
oSigara içmeyen kişiler, başkalarının içtiği sigara yüzünden akciğer kanseri ve kalp hastalığına tutulabilirler. Ayrıca, başkalarının içtiği sigara, sigara içmeyen kişilerin burunlarını, kulaklarını ve boğazlarını tahriş ederek kronik öksürük, balgam, nefes darlığı ve göğüs hastalıkları gibi sorunlara neden olabilir.
oBaşkalarının içtiği sigara, özellikle küçük çocuklarda astım krizi tehlikesini artırır

Sigara çocuk yapma şansını azaltabilir
oSigara içen erkeklerde iktidarsızlık ve sperm kalitesi gibi sorunlar görülebilir.
oSigara içen kadınlarda gebe kalma güçlükleri veya çocuk düşürme gibi sorunlar daha çok görülür.
oGebelik süresince sigara içen annelerin bebeklerinde, kilo azlığı, erken doğum, ölü doğum veya doğumdan kısa bir süre sonra ölüm gibi olasılıklar daha fazladır

Sigarayı bırakırsanız ailenize de iyi bir örnek olursunuz
oSigarayı bırakmanız, hem kendi sağlığınıza hem de ailenizin sağlığına önem verdiğiniz anlamına gelir.
oSigarayı bırakırsanız formunuzu kazanırsınız ve koşuda çocuklarınıza yetişmeniz kolaylaşır
oSigaraya verdiğiniz parayı kendiniz ve aileniz için harcayabilirsiniz.

Sigarayı bırakmanın bazı yararlarını hemen görürsünüz
o24 saat sonra, sigaradan gelen karbondioksitin büyük bir kısmı vücudunuzdan çıkar Akciğerler daha iyi çalışmaya başlar ve nefesiniz daralana kadar daha çok iş yapabilirsiniz.
oİki gün sonra, tat ve koku alma duyguları artmaya başlar. Nefes, saçlar, parmaklar ve dişler daha temiz kalmaya başlar.
oSigarayı bıraktıktan bir ay sonra, tansiyon normale döner.
oİki ay sonra, el ve ayaklardaki kan dolaşımı düzelir, el ve ayak parmakları ısınmaya başlar ve enerjinizin arttığını hissedersiniz.
oYaklaşık üç ay sonra, kadın ve erkeklerin üretkenliği artar. Akciğerler kendilerini tam temizleme kapasitesini kazanmış olabilirler.

Sigarayı bırakanların ömrü artar
oSigarayı bırakmak, akciğer kanseri, diğer kanser hastalıkları, kalp krizi, felç ve kronik akciğer hastalıkları riskini azaltır
oSigarayı önceden bırakanlar, sonradan bırakanlara oranla daha uzun yaşarlar Örneğin, sigarayı 50 yaşına gelmeden bırakan bir kişinin gelecek 15 yıl içinde ölme oranı sigaraya 50 yaşından sonra da devam eden bir kişiye oranla daha azdır
oSigara, ortalama olarak insan ömrünü 10 yıl azaltır
oSigarayı bırakan kişilerin çoğunluğu üç ay sonra artık bir daha içmezler.

Sigarayı bırakmak her zaman kolay olmayabilir
oHer yıl yaklaşık yüz milyonlarca kişi sigarayı bırakmayı dener ve bunlardan 1.5 milyon kişi sigarayı temelli olarak bırakmayı başarır.
oSigarayı bırakmanın zor taraflarından biri sigarada bulunan nikotine alışmış olmaktır Piyasada bulunan bazı tıbbi ürünler sigarayı bırakmanıza ve bıraktıktan sonra görülen yoksunluk krizlerine dayanmanıza yardımcı olur.
oSigarayı bırakmak için yaptığınız her girişimden birşeyler öğrenirsiniz. Hiç bir zaman geç kalmış sayılmayacağınız için tekrar denemekten kaçınmayın.

GuReL
08-03-07, 20:29
SİNDİRİM SORUNLARI




Sindirim sistemi yediğimiz herşeyi yakıta çevirerek vücudun
çalışmasını sağlayan bir fabrikaya benzer. Ancak fabrikanın düzeni bozulduğunda
bazı hoşa gitmeyen belirtilerle karşılaşabiliriz.

Göğüste Yakıcı Ağrı ?

Göğüs kemiğinin hemen arkasında duyulan yakıcı ağrı, genellikle,
doktorların geriye asit akması (asid reflü-mide ekşimesi) dediği durumdan olur.
Gıdaların hazmedilmesi için mideye salınan salgılarda asitli maddeler vardır. Bu
asit, midenin dışına taşarak diğer sindirim organlarına yayılırsa "yanma" yapar.
Diğer taraftan, kalp krizinde duyulan sancı daha çok göğsün sıkışması
duygusudur. Kalp krizinde ayrıca nefes daralması terleme ve mide bulantısı gibi
belirtiler de olabilir. Böyle belirtiler görüldüğünde hemen ambulans
çağrılmalıdır.

Mide ekşimesi bazen yağlı yiyeceklerden, kahve ve alkollü içkilerden veya gece
geç vakit yenen ağır yemeklerden kaynaklanabilir. Hepimizin zaman zaman midesi
ekşir. Ancak bu sık sık görülüyorsa mide ülseri belirtisi olabileceğinden
doktora gitmek yerinde olur. Mide ülseri ülkemizde yüzbinlerce kişiyi
etkilemektedir. Eskiden mide ülserine stresin, alkollü içkilerin ve yağlı
yiyeceklerin neden olduğu söylenirdi. Gerçi bunlar ülseri azdırır ama mide
ülserinin nedenleri değildir. Mide ülserine Helikobakter pilori denilen bir
bakteri neden olrnaktadır. Doktorlar mide ülseri belirtilerinden şikayet eden
kişilerin bakterinin varlığının saptanması için tahlil yaptırmalarını
önermektedir. Sorun özel antibiyotiklerle tedavi edilir. H.pylori bakterisinden
şikayetler çok yaygındır. H.pylori mide kanseri tehlikesini de arttırmaktadır.
Soygeçmişinde mide kanseri olan kişiler H.pylori tahlili yaptırmak için doktora
başvurabilirler.

Şişkinlik ?

Her yedi kişiden biri duyarlı kalınbarsak sendromundan ( İrritabl
Kolon Sendromu )şikayetçidir. Özellikle kadınlarda daha çok görülmektedir.
Belirtiler arasında karında şişkinlik, sancı, ayrıca ishal veya kabızlık
olabilir. Bu belirtiler gelip geçicidir. Her kriz birkaç gün veya birkaç hafta
sürebilir. Duyarlı kalın barsak sendromunun gerçek nedeni henüz bilinmemektedir.
Hastalık bazen stres veya mide barsak enfeksiyonundan kaynaklanır. Gıdaların da
rolü olabilir ama gıdalar herkesi başka başka etkiler. Bazı hastaların durumu
posa yönünden zengin gıdalar yemekle düzelir. Duyarlı kalın barsak sendromu
önemli bir hastalık olmamakla birlikte can sıkıcıdır. Doktorunuz belirtilerle
başa çıkma konusunda size önerilerde bulunabilir.

Ancak karın ağrısı ve büyük apteste görülen değişiklikler bazen daha önemli bir
hastalığın belirtisi olabilir. Büyük apteste kan varsa, kilo kaybediyorsaniz ve
40 yaşının üstündeyken bu belirtiler aniden ortaya çıktıysa veya soygeçmişinizde
kalım barsak kanseri varsa hemen doktorunuzla görüşünüz.

Kabızlık ?

Bazı kimseler kabızlığın en iyi tedavi yolunun müshil almak olduğuna
inanırlar. Ara sıra müshil alınabilir ama sık sık müshil kullanmak, probleminizi
bütün bütün azdırabilir. Kabızlığın en iyi tedavi yolu hergün posa bakımından
zengin gıdalar yemektir. Bu gıdalar arasında kepekli ekmek, sebze, meyve, kuru
bezelye ve fasulyeyi sayabiliriz. Ayrıca bol bol su içmek ve egzersiz yapmak da
önemlidir. Yine de kabızlık çekiyorsanız müshili deneyiniz. Sorun devam
etınekteyse doktora gidiniz.

Sağlıklı Bir Sindirim Sistemi İçin ...

Yemek rejiminizde bol bol kahvaltılık tahıl ve hububat bulundurun.
Hergün çeşitli meyve ve sebze yiyin. Yağı daha az yiyin. Sigarayı da
bırakın.Sigara mide ülseri de içinde olmak üzere, sindirim sorunlarına neden
olur.

GuReL
08-03-07, 20:30
SİVİLCELER




Ne Bilmeli ?

Eğer gençseniz ve ergenlik çağındaysanız; yaşıtınız olan her on
gençten sekizi gibi sizinde sivilceleriniz olabilir. Dünyada 300 milyon kişinin
sizin gibi sivilceleri olduğunu bilmeniz ve yüzünüzle ilgili bazı bilgilerinizin
olması ; aynaya baktığınızda sizi rahatsız eden sivilcelerinize karşı kendinizi
daha iyi hissetmenizi sağlayabilir.Sivilceler bazı terimlerle tiplendirilirler ;
siyah benekler , beyaz noktalar , kistler , abseler gibi.

Ayrıca doktorlar bunlara akne vulgaris adını verirler.Akne vulgaris : Yüz,
göğüs, sırtta derinin kızarıklıkları ile seyreden müzmin iltihabi deri
hastalığıdır.

Sıklıkla ergenlik çağında ve erkeklerde daha sık olmak üzere her iki cinsiyette
gözlenir.

Sizin gözlemleriniz , tıbbi öykünüz ve doktorunuzun muayenesi ile tanı
konabilir.



Belirtileri Nelerdir ?



Ortası Siyah Benekler ; topluiğne başı büyüklüğünde siyah noktacıklar

Beyaz Benekler ; ortası siyah beneklere benzer beyaz noktalar

Sivilceler ; küçük, içi iltihap dolu doku değişiklikleri

Kistler ; sivilcelerden daha geniş ve şişkin doku değişiklikleri

Abseler ; iltihap ile şişmiş ve kızarık gözlenen alanlar



Adet dönemleri öncesi bazı kızlarda,her on kızdan yedisinde , sivilceler
şiddetlenebilmektedir. Bunlara Premenstrual sivilceler adı verilir. Bunlara
vücuttaki hormonsal değişiklikler yol açmaktadır.



Genellikle yüz , boyun , omuzlar , sırtın üst kısmı ve göğüslerde çıkar .

Saç kıllarınız ve derinizde sebase bezler de denilen yağ bezleri yer alır. Bu
yağ bezleri sebum olarak adlandırılan saç ve derinizi yağlandıran bir madde
oluşturur. Genellikle oluşan bu sebum gözeneklerle atılır. Ancak bazen çok fazla
üretilir veya atılması için gerekli olan gözenek tıkanır ve sebum cildinizde
kapalı kalır. Kapalı kalan bu sebum , normalde cildinizde bulunan bazı mikroplar
tarafından iltihaba yol açar.



Eğer gözenek tıkanmışsa sebum cildinizden bir çıkıntı oluşturacaktır bu , beyaz
benektir. Eğer sebum fazla üretilmişse ve gözenek açıksa cildinizin yüzeyinde
koyu bir noktacıklar yani siyah benekler oluşacaktır. Eğer gözeneğin duvarı
ciltaltına bakterinin geçmesine engel olamamışsa enfekte olarak kırmızı bir
yapıya neden olur bu da sivilce olarak adlandırılır. Eğer gözenek cildinizin
daha derin kısımlarında tıkanmışsa bu durum kistlerin oluşumuna yol açacaktır.





Tedavi

Doktorunuzun Tedavisi

Sivilceden sonra çirkin yara izlerini yoketmek için ameliyat ( dermabrazyon ) .

Ultraviyole ışınları , önerilen tedavi olabilir .

Hoş olmayan yüz görünümü sizin için psikolojik bazı sıkıntılara neden olabilir.

Yüz derisinde kalıcı yara izi veya çukurcuklar oluşabilir.

Pek çok durumda tedaviye iyi yanıt alınır. Ergenlik sonrası zaman içinde
kendiliğinden azalır, iyileşir.

İyi tedaviye rağmen , sivilceler , zaman zaman ani olarak şiddetlenecektir.



Riskler

Aşırı sıcak veya soğuk hava ile artar .

Yağlı deri

Hormonlar ; Kortizon , erkeklik hormonları veya doğum kontrol hapları gibi
ilaçların kullanımı

Aile Öyküsü

Bazı kozmetik maddeler. İnanılanların aksine , kirli olmak veya mastürbasyon ile
ilgisi yoktur. Temizlik sivilceleri küçültebilir, ancak cinsel ilişkide
bulunmanın herhangi bir etkisi yoktur.Sivilcelerin nedenleriyle ilgili pek çok
yanlış fikir olsa da; sivilcelerin gerçek nedeni >> derideki yağ bezlerinin
aşırı çalışmasıdır. Eğer anne ve babanızda sivilce varsa sizde de olma olasılığı
yüksektir. Pek çok kişide ergenlik döneminden sonra sivilceler kaybolur. Çok
nadir bir oranda 35 yaşına dek devam eder.

Yiyeceklerle sivilcelerin bir ilgisi yoktur. Pizza, hamburger , çikolata ,
içecekler , yağlı yiyecekler gibi sanılanın aksine yiyecekler sivilcelere neden
olmazlar. Fakat , besin maddeleri ile ilgili size özel kişisel bir hassaslığınız
olabilir.

Stres de ergenlik çağı sivilcelerine yol açmaz. Stres, sadece erişkinlerdeki
sivilceler için bir nedendir.



Nasıl Önlenebilir ?

Şu anki bilgilere göre önlenemez.



Temizlik...

Eğer yağlı bir cildiniz varsa temizliğini yapabilirsiniz ;

***3 ile 5 dakika süreyle sabunla yüzünüze nazik bir şekilde masaj
yapabilirsiniz. Şiddetli şekilde uygulama yapmayınız. Cildinize nazik masaj
yapmanız enfeksiyonun yayılmasını önler.

***2- 3 dakika süreyle sabunu su ile durulayın. Bu temizlemeden sonra alkol gibi
bir madde ile yağı uzaklaştırın.

***Her gün yeni havlu veya kurulama bezi kullanın. Bakteriler, nemli ve ıslak
kumaşlarda hızlı ürerler.

***En az haftada iki kez saçlarınızı şampuanla yıkayın. Yattığınız zamanlarda
saçlarınızın yüzünüze temas etmemesine dikkat edin. Saçlarınız bakterilerin
yayılmasına neden olabilir. Kepekli saçlarınız varsa kepek önleyici içeriği olan
şampuan kullanın. Saç kremi kullanmaktan kaçının.

***Eğer , saç spreyi veya jöleleri kullanırsanız , yüzünüzden uzak tutunuz.

***Egzersiz yaptıktan sonra olabildiğince çabuk terinizi yıkayınız.

***Sivilcelerinizi ; sıkmayınız, tırnağınızla oynamayınız, koparmayınız ,
kaşımayınız. Böylece sivilceleriniz , derinize herhangi bir zarar vermeden daha
çabuk iyileşir.

***Eğer , sivilceleriniz , siyah benekler veya beyaz noktalar şeklinde ve
sıkmalıysanız , önce ellerinizi yıkayınız . Sıktıktan sonra ve önce alkol ile
alanı temizleyiniz .

***Kitap okurken , çalışırken veya TV izlerken ellerinizi yüzüne koymaktan
kaçınınız.

***İlaçlarınızı doktorunuz size önerecektir. Enfeksiyonu tedavi için antibiyotik
, Doku değişiklikleri için bu bölgelere kortizon enjeksiyonları , derinizi
yenilemek için kurutucu losyonlar yararlı olabilir.

***Eğer hamile iseniz kesinlikle sivilceleriniz için ağızdan ilaç kullanmayınız.

***Yiyecekler sivilcelerle direkt ilgili değildir. Ancak sivilcelerinizi
kötüleştirebilen size özgü besinler olabilir. Bu nedenle hassas olduğunuz
yiyeceklerle ilgili bir liste tutabilirsiniz.

Eğer sivilceleriniz , 2 veya 3 gün içinde birden şiddetlenecek olursa o yiyeceği
, diyetinizden çıkarırsınız . Eğer sivilceleriniz için bir şiddetlenme olmamışsa
o besin maddesini yiyebilirsiniz .

***Sivilceler güneşin etkisiyle iyileşmezler.Her ne kadar bronzluk , geçici
olarak daha az sivilceyi sağlasa da , kalıcı olarak düzeltemeyecektir. Yaşamda
daha sonra kırışıklıklar ve deri kanserine neden olabildiği için , çok fazla
güneşte kalmak iyi bir fikir değildir .

En önemlisi , sivilceli bir cilde sahip tek kişi olmadığınızı unutmayınız.
Arkadaşlarınıza bakarak etrafınızda , pek çok gençte sizin gibi sivilceler
olduğunu görebilirsiniz. Unutmayınız ki bir kaç yıl içinde hiç bir sivilceniz
kalmayacaktır.



ŞU DURUMLARDA DOKTORUNUZU ARAYIN !!

Eğer sivilceleriniz varsa doktorunuza başvurunuz. Sivilceler ile
ilgili tedaviler her gün değişebilmekte ve her ilaç için yan etkiler
saptanabilmektedir.

GuReL
08-03-07, 20:31
SİZİN İÇİN HEPATİT TEHLİKESİ OLABİLİR Mİ ?




A tipi, B tipi, C tipi hepatit değişik türlerde karaciğer iltihabına verilen isimlerdir. İnsan hangisinin ne olduğunu akılda tutamayıp şaşırabilir. İnsanlar, bazı kişilerde ciddi sağlık sorunlarına yol açan B ve C tipi hepatit karşısında özellikle tehlike altındadır. Bu, siz veya ailenizden biri olabilir mi ? Karaciğer iltihabını önlemek için neler yapmak gerektiğini ve çocuklarınızı bu konuda nasıl eğiteceğinizi biliyor musunuz ?

A TİPİ HEPATİT
En az tehlikeli karaciğer iltihabına verilen isimdir. Hastalık bir ile üç hafta kadar sürer ve hastaların çoğu tamamen iyileşirler.
Bulaşma: Hastalık genel olarak bir hastanın dışkısında bulunan mikropların çeşitli yollarla diğer kişilerin ağzına girmesiyle bulaşır. Örneğin hasta, diğer kişilerin yediği yemekleri ve kullandığı yemek kaplarını veya çatal- kaşıkları eller. Üzerinde dışkı bulunan bebek bezlerini ellemek, ağız veya anüs yoluyla cinsel ilişkide bulunmak, içine kanalizasyon suyu bulaşmış suları içmek ve kanalizasyon sularının karıştığı yerlerden alınan kabuklu deniz hayvanlarını yemek yoluyla da hastalık bulaşabilir.
Belirtileri: Halsizlik, ağrı, ateş, bulantı, iştahsızlık, idrarın koyu renkte gelmesi, gözler ve deride sarılık gibi belirtileri vardır.
Önleme yolları: Yemeklere dokunmadan önce, tuvaletten çıktıktan sonra, bebeğin bezini değiştirdikten sonra ve dışkı bulaşmış herhangi bir şeyi elledikten sonra ellerinizi sıcak suyla iyice yıkayınız. A tipi hepatit hastaları başkalarının yediği yemeklere el sürmemelidir. Hastalar ve hastalara bakan kişilerin yemeklerini, sigaralarını ve içeceklerini paylaşmayınız. A tipi hepatit hastasıyla birlikte yaşıyorsanız veya yakın ilişki içindeyseniz hastalıktan korunmak için doktorunuz size aşı yapabilir. A tipi hepatitin aşısı vardır ve risk altındaki kişilere aşı yaptırmaları önerilmektedir.

B TİPİ HEPATİT
Bazı hastalarda A tipi hepatite benzer belirtilerle hastalık şiddetli olarak seyreder ve hasta iyileştikten sonra virüs vücuttan tamamen atılır. Ancak B tipi hepatit virüsünün "taşıyıcıları" da vardır. Bu hastalarda, hastalık kronikleşir ve daha tehlikeli hale gelir. Taşıyıcılarda hastalık belirtisi görülmese de vücuda yerleşen virüs yavaş yavaş karaciğeri tahrip eder. Kronik hepatit hastalarının %25'i sonuçta siroz veya karaciğer kanserinden ölürler. Bu hastalıklar daha çok alkol ve uyuşturucu kullanan kişilerde görülmektedir.
Bulaşma: Hastalık mikroplu kan veya cinsel ilişki sırasında vücuttan salgılanan salgılarla temas etmek, uyuşturucu iğnelerini ve şırıngalarını, traş makinelerini ve diş fırçalarını paylaşmak, hastalarla cinsel ilişkide bulunmakla kişiden kişiye geçer. Gebe kadınlar doğum sırasında hastalığı bebeklerine geçirirler.
Önleme yolları: Hastalığın aşısı vardır. Aşı üç seferde uygulanır. Özellikle virüsü taşıyan annelerin doğurdukları bebekler ve yüksek risk grubu içinde olan kişiler için aşı mutlaka önerilmektedir. İlk aşı bebek doğar doğmaz yapılır. Ancak tam korunma için her üç aşıyı da yapmak gereklidir. Aşı hastalarla birlikte yaşayan, onlarla cinsel ilişkide bulunan kişiler, sağlık görevlileri, iğneyle uyuşturucu kullananlar ve çok kişiyle cinsel ilişkide bulunan kişiler için de önerilmektedir.

C TİPİ HEPATİT
Bu hastalık genellikle iğneyle uyuşturucu kullananları etkilemektedir. 1990 yılından önce bazı kişilere kan nakliyle bu hastalık geçmiştir. Kan bağışlarının 1990 yılından sonra C tipi hepatite karşı taranmasıyla bu tehlike günümüzde ortadan kalkmıştır. Belirtileri B tipi hepatite benzer.
Bulaşma: C tipi hepatitin bulaşması hakkında bilinmesi gereken daha çok şey vardır. Genellikle mikroplu kandan, vücut salgılarından, uyuşturucular için kullanılan iğne, şırınga, filtre, su ve kaşıklardan paylaşım yoluyla geçer. Başka yollardan C tipi hepatite yakalanma olanağı azdır ama olanaksız değildir. Hasta anneden bebeğe geçtiği vakalar az olup anne sütünden geçme olanağı pek yoktur.
Önleme yolları : Hastalığın aşısı yoktur. Bulaşmasını önlemek için uyuşturucuları vücuda verirken kullanılan gereçleri, diş fırçalarını, traş makinelerini ve tırnak makaslarını paylaşmamak gereklidir.

GuReL
08-03-07, 20:31
SICAK HASTALIKLARI




Sıcak hava dalgası nedir ?
Sıcak hava dalgası, havanın bazen aşırı derecede sıcak olmasıdır. Sıcak birçok rahatsızlıklara yol açar ve kalp rahatsızlığı ve buna benzer rahatsızlıkları bulunan işçilerde ölüm oranını artırır. Sıcak hava dalgaları süresince iş kazaları oranında da artış olmaktadır.
Bu etkilerin çoğu önlenebilmektedir.

Vücudumuz sıcağa karşı nasıl dayanır?
Aşırı sıcak, güneş ışığı, rutubet ve sıcak rüzgara maruz kaldığımızda sıcak alırız. Vücudumuz sıcağı kana aktarmakta ve bu cildimize ulaşınca terleme olmaktadır. Terleme sonucu ciltte buharlaşma olur ve bu bizi serinletir.

Vücudumuzun doğru bir ısıda kalmasını sağlamak için neler gerekmektedir ?

1. Vücuttaki ısı cilde ulaşabilmelidir.
Eğer ısı aşırı derecede yüksek olur veya vücut fiziksel açıdan zayıf düşerse, bünye bunun üstesinden gelemeyip sıcaktan dolayı rahatsızlıklar ortaya çıkabilir.

2. Cilt gerekli oranda ter oluşturabilmelidir.
Susuz kalmak, iklime uyumsuzluk ve bazı sağlık durumları terlemenin çok az olmasına neden olabilir.

3. Oluşan ter buharlaşabilmelidir.
Çalışan kişi uygun olmayan giysiler giyer veya çok az havalanma ya da çok rutubet olursa, ter rahatça buharlaşamamakta ve sıcak hastalanmaya yol açmaktadır.

Sıcaktan kaynaklanan hastalık nasıl belli olur ve nasıl tedavi edilir ?
Sıcaktan kaynaklanan değişik türde beş rahatsızlık ortaya çıkabilir. Mevcut sağlık sorunları da bu nedenle kötüleşebilir.

1)Sıcaktan doğan hafif rahatsızlık.
Kişi kendini halsiz veya "hasta" hisseder, ve başdönmesi olabilir.
Giysileri çıkarıp serin bir yerde dinlenmek ve sık sık içecek şeyler almakla tedavi edilebilir.
2)Sıcaktan oluşan bitkinlik
Kişi sıcaktan yıkılıp düşer. Cilt soğuk ve terli olur. Vücut ısısı 39 derece altına düşer. Kişi bilinçli ve şuurludur.
Giysileri çıkarıp dinlenmek ve sık sık içecek şeyler almakla tedavi edilir. Hemen ardından sağlık kontrolü yapılmalı ve bazı hallerde derhal hastaneye gidilmelidir.
3)Güneş Çarpması
Kişi sinirli, şaşkın, ya da duyumsuz olur. Kendinden geçme veya şuur kaybı da olabilir. Vücut ısısı genellikle 40 derece civarındadır. Cilt, terleme durmuş olduğundan, sıcak ve kurudur.
Anında serinletmek bütün giysileri çıkarmak, serin bir yerde dinlenmek vücuda soğuk su serpiştirip sürekli olarak serinletici sallamakla tedavi edilebilir. Bu çok ciddi bir durum olduğundan kişiyi vakit geçirmeden hastaneye götürünüz Her geçen an, ölüm ya da kalıcı bir sakatlığın ortaya çıkma olasılığını artırır.
4)Tuz Yetersizliği
Kişide uyuşukluk, kasılma ve sıcaktan oluşan hastalık belirtileri ortaya çıkar.
İyileşinceye kadar, biraz tuz katılmış domates suyu gibi tuzlu içecekler alarak ve daha sonra da biraz tuz katılmış yiyecekler yemekle tedavi edilebilir.
Fazla oranda tuz almak zararlıdir. Normal olarak alınan yiyeceklerde, ter yoluyla kaybedilen tuzun yerini alacak miktarda tuz bulunmaktadır.
5)İsilik
Kişide, cildin uzun süre ıslak kalmasından ötürü kızıllık ve aşırı kaşıntı ortaya çıkar.
Cildi kurulamak, sıcaktan kaçınmak, ve uygun giysiler giyip cildi serinletmekle tedavi edilebilir.

Hangi işçiler bu tehlike ile karşılaşabilir ?
1)Dökümhane ve ekmek fırını gibi işin kaçınılmaz bölümünü sıcağın oluşturduğu işyerlerinde ve soğutma sistemi yetersiz olan işyerlerinde çalışanlar bu tehlike ile karşılaşabilirler.
2)Yoğun fiziksel çaba gerektiren işlerde çalışanlar.
3)Açık sıcak havada çalışanlar.
4)Sıcakhavaya alışık olmayan işçiler.
5)Susuz kalmış işçiler
Yetersiz beslenmek, kusma veya ishal olmak, yeteri kadar su ve benzeri meşrubat içmemek susuz kalmaya neden olabilir. Terleme olmasına yetecek suyu almayınca, vücut kendini soğutamaz.
6)Mevcut hastalık veya rahatsızlıkları olan işçiler.
Kalp rahatsızlığı, şeker hastalığı, yüksek tansiyonu olan ve hatta iltihaplanma ya da viruslerden dolayı ateşi olan kişilerde sıcaktan hastalanma olasılığı daha çoktur. Teskin edici veya seyahat ederken rahatsız olmayı önleyici ya da buna benzer ilaçlar alan kimselerde de vücudun kendi kendini soğutma düzeni aksamış olabilir.
7)Yeteri kadar dinlenemeyen işçiler.
Yorulup halsiz kalmış ya da sıcak havalarda yeteri kadar dinlenme olanağı bulamayan işçilerin de soğutma
düzenleri gereğinden fazla zorlanmış olabilir.
8)Doğru ve düzenli bir şekilde yemek yemeyenler
Yetersiz beslenme, terleme yolu ile kaybedilen tuzun vücuda geri verilmemesi demek olabilir. Fazla tuz başka sağlık sorunlarına neden olabileceğinden, tuzlu yerken dikkat edilmelidir.
9)Mevsime uygun şekilde giysiler giymeyenler
10)Soğuk hava tertibatı olmayan arabalarda uzun süre kalan işçiler.

Sıcaktan doğan hastalık nasıl önlenebilir ?
1)İşyerinde yeterli soğuk hava tertibatı bulundurmakla
Örneğin, gürültü yapmayan vantilator, havayı sürekli olarak değiştiren tertibat, yapının tavan ve duvarlarının sıcağı geçirmemesi için uygun bir şekilde kaplanması, rutubeti gideren aygıtlar, sıcak yerlerin yalıtılması (izole edilmesi) ve sıcak havanın makine ile işyerinden dışarıya aktarılması gibi
2)Kaçınılmaz fiziksel çabaların günün daha serin saatlerinde yapılması.
3)Sıcak rüzgarlardan kaçınmakla
Kapalı yerlerde çalışan kişiler, havanın dışarıda daha sıcak olması halinde, kapı ve pencereleri kapamalı ve perdeleri çekmelidirler. Açıkta çalışanlar imkan dahilinde dinlenmelidirler.
4)Eğer çalışan kişilerde sıcaktan doğan hastalık belirtileri görülürse, dinlenmelerine izin verilmelidir.
5)İşçiler sıcağa yavaş yavaş alıştırılmalıdırlar.
İşe yeni alınan işcilere veya tatilden ya da hastalık izininden dönmüş olanlara, sıcağa uyum sağlamaları için bir haftalık bir süre verilmelidir. İşçi normal işinin yüzde ellisini yapmakla başlayıp her gün yüzde onluk bir artırma yapmakla 5-6 gün içerisinde normal çalışmaya dönmelidir.
6)İşçiler sık sık alkolsüz soğuk içecekler içmelidirler.
Hava çok sıcak olduğu zaman, her 15-20 dakikada alkolsüz içecek içilmelidir. Eğer idrarınız normalden az ya da koyu renkte ise bu, özellikle daha fazla içecek almanız gerektiğini göstermektedir.
7)Düzenli sağlık muayenesi olunuz.
Çok sıcak koşullar altında çalışmak zorunda olan kimseler sık sık sağlık muayenesinden geçmelidirler. Bu arada, bulundukları yerin serinletilmesi yönüne gidilmesi daha da iyidir.
8)Uygun giysiler giyiniz.
Pamuklu bol giysiler giyiniz. Güneş ışığının fazla olduğu yerlerde yünlü giysiler giymek de yararlıdır.
Naylon ve benzeri kumaşlar sıcağı çektiği için, bunlardan yapılmış giysilerden sakınınız.
Çok sıkı ve ağır giysiler giymeyiniz.
Kısmen sıcak olan işyerlerinde, sıcaklık geçirmeyen içi kaplı çizme ve eldiven veya çok ince bir alüminyum tabakası ile kaplı yansıtıcı elbise gibi özel giysiler giyilmelidir.
9)İşyeri yöneticileri sıcağa karşı direnci az olan kişileri sıkı denetim altında tutmalıdırlar.

GuReL
08-03-07, 20:35
SU VE SAĞLIK




Bugün akşam yatıncaya kadar ne kadar su içtiniz ?
Yanıtınız birbuçukla ikibuçuk litre arasındaysa tebrikler. Demek ki vücut sağlığınızı koruyorsunuz ve vücuttan su eksilmesi, kabızlık ve böbrek taşı gibi sorunları önlüyorsunuz. Su, çok önemlidir çünkü vücut, işlevlerinden bir çoğunu yapmak için su kullanır. Su vücut ısısını ayarlar, vücuttan atılacak maddelerin çıkmasını sağlar, eklemleri korur, kan, ter, gözyaşı ve tükrük üretiminde kullanılır. Musluk suyu; diş sağlığına yararlıdır çünkü, içinde diş çürümesini önleyen flor maddesi vardır.

Musluk suyu güvenle içilebilir mi?
Evet. Sağlık Bakanlığı halka herhangi bir nedenle suyu kaynatmayı önermedikçe musluk suyunu içebiirsiniz. Sağlık Bakanlığı içme sularını bütün illerde denetlemektedir. Ancak bağışıklık sistemini etkileyen hastalıkları olan kişilerin musluk suyunu içmeden önce doktorlarıyla görüşmeleri iyi olur. Bu kişiler HIV/AIDS hastaları, kanser tedavisi gören hastalar ve organ nakli yapılmış hastalardır. Hastalar, doktora suyu kaynattıktan sonra mı içmeleri gerektiğini sormalıdırlar.

Bebeklere musluk suyu verilebilir mi ?
Anne babalara bir yaşından küçük bebeklere her zaman kaynatılmış su vermeleri önerilir. Su, en az iki dakika kaynatılmalıdır.

Su ile bulaşabilecek mikroplar hangi hastalıklara neden olur?
Bu mikroplar genellikle ishal ve karın ağrısı yapar. Bu mikroplardan geçen hastalıklar her yıl görülür. Mikroplu suyu içmek mikroplar nedeniyle hastalanmanın ancak bir yoludur. Bu mikroplar insan ve hayvan pisliğinde de bulunur. İnsanın ağzına önemsiz bir miktarda da olsa mikrop girmesi hastalık yapar. Bu nedenle tuvaletten çıktıktan, evcil hayvanlara dokunduktan ve bebeklerin bezini değiştirdikten sonra ellerin sıcak sabunlu suyla iyice yıkanması önemlidir. Dere, nehir ve baraj suları da içilmemelidir. İshal olan bir kimse suyu kirletmemek için yüzme havuzuna girmemelidir.

Su filtresi kullanmak gerekli midir ?
Bu size bağlıdır. Kullanacaksanız kullanma kılavuzunu dikkatle okuyunuz. Bazı kimseler su filtresini sudaki klor tadını gidermek için kullanır. Klor tadını suyu sürahiye koyup bir gece buzdolabında bekleterek de giderebilirsiniz. Ancak içme suyunu oda ısısında birkaç saatten fazla bekletmek iyi değildir; İçinde mikrop üreyebilir. Bazı kimseler musluk suyunu gazlı bez ve pamukla filtre ederek zararlı mikroplardan arıttıklarını sanırlar ama gazlı bez ve pamuk üzerinde bakteri ürer ve suyu kirletir.

Sıcak su musluğundan su içilebilir mi ?
Sıcak musluk suyunun içinde ısıtma aygıtından suya geçmiş olan madeni maddeler olabileceği için içmemek daha iyidir.

Musluk suyu bulanıksa ?
Bulanık suya su tesisatındaki bir arıza neden olabilir. Musluğu bir süre açık tutarak suyu akıtınız. Temiz su akmaya başlayınca içebilirsiniz.
------------





SUDA GÜVENLİK


Sayfa: 1/2


PLAJLAR

Plajın en güvenlikle yüzülebilecek olan yeri neresidir ?
Can kurtaranların ve kurtarma ekiplerinin görevli olduğu plajlarda yüzün. Güvenlikle yüzülebilecek olan alan kırmızı ve sarı bayraklar dikilerek sınırlandırılmıştır ve can kurtaranlar ve kurtarma ekiplerinin denetimi altındadır.
Görevlilerin bulunduğu bir plajdayken sormak istediğiniz herhangi bir şey varsa kendilerine çekinmeden sorabilirsiniz.

Ters Akıntı Nedir?
Denizaltı akıntılar bazen yüzücüleri açıklara doğru sürükleyebilirler. Bunlara ters akıntılar denir ve bulundukları yerlerden iyice uzaklaşmak gereklidir. Denizde suyun bir bölgede açıklara doğru akması, yüzeyin burada çırpıntılı, bulanık fakat iki yanındaki suyun daha berrak olması ters akıntı varlığını gösterir. Ayrıca, buradaki dalgalar da hem daha büyüktür hem de akıntının iki yanına ve açıklara doğru kırılırlar.

Ters akıntılar nerelerde oluşurlar?
Ters akıntılar hemen bütün sahil boyunca, kayalık kesimlerin, dalga kıranların veya deniz içinde devamlı olarak duran bir yapının civarında oluşabilirler. Dalgalar ne kadar büyük olursa ters akıntı da o derece kuvvetlidir. Açıklara uzanan ters akıntıların çoğu normal olarak dalgaların kırıldığı alandan öteye gitmezler. Kıyı kordonu üzerinde dalgaların kırılmasıyla oluşan yan akıntılar da yüzücüleri tehlikesizce yüzülebilecek kesimden uzaklara sürükleyebilirler.

Ters akıntıya kapılırsanız ne yapabilirsiniz?
Mutlaka sakin olun. Akıntıya karşı yüzmeye çalışmayın. İyi yüzme biliyorsanız akıntıya çaprazlama yüzebilirsiniz. Can kurtaranların ve kurtarma ekiplerinin görev yaptığı bir plajda yüzüyorsanız kolunuzu havaya kaldırıp işaretle ve seslenerek yardım isteyin. Yardım gelinceye kadar sadece suyun üstünde kalacak kadar yüzmeye çalışmak ve enerjiyi boşuna harcamamak önemlidir.

Plajların denetimini kimler yapar ?
Gönüllü can kurtaranlar ve profesyonel kurtarma ekipleri plajları denetlerler. Görevliler plajlarda genellikle hafta sonları ve tatil günlerinde bulunurlar. Bazı plajlarda bütün sezon boyunca can kurtaranlar bulunur.

Can kurtaranların kullandığı araç ve gereçler nelerdir ?
Can kurtaranlar ve kurtarma ekipleri hem ilk yardım uygulamak hem de çeşitli kurtarma araç ve gereçlerini kullanabilmek için eğitim görürler.

Plajlarda kullanılan işaretler nelerdir ?
Plajlarda standartlara uygun olarak konulmuş bilgi verici, tehlikelere karşı uyarıcı ve herhangi bir eylemi yasaklayıcı işaretler bulunur. Herhangi bir işaretin ne anlama geldiğini bilmiyorsanız görevli olarak bulunan can kurtaranlara sorabilirsiniz.

EVLERDEKİ YÜZME HAVUZLARI

Havuzun etrafına korkuluk koymak gerekli midir?
Havuzun hem sokaktan hem de yandaki binalardan giriş yolu kapatılmış olmalıdır. Binadan havuz alanına giden yolun devamlı olarak sınırlandırılmış olması koşuluyla, havuzun bulunduğu arsa üzerinde mesken olarak kullanılan herhangi bir binadan ayrı olmasına gerek yoktur. Etrafında çocuklara karşı dayanıklı ve standartlara uygun olarak yapılmış bir korkuluğun olması gereklidir. Standartlar hakkında daha fazla bilgi almak istiyorsanız bulunduğunuz yerin belediyesine başvurabilirsiniz.

Evlerinin arka bahçesinde yüzme havuzu bulunan kimselerin dikkat etmesi gereken güvenlik sorunları nelerdir?
Birçok açıdan, evin bahçesindeki yüzme havuzunun sahibi ve kullanıcısı olmakla, halka açık bir havuzu işletmek arasında hiç bir fark yoktur. Havuz sahibinin de amacı, ailesi ve arkadaşları için güvenilir ve temiz bir ortam sağlamaktır. Havuz sahipleri için en önemli sorun, hem kendilerinin hem de arkadaş ve komşularının çocuklarının güvenliğidir. Havuzunuz varsa aşağıdaki güvenlik önlemlerini yerine getirmeniz önemlidir:
o Havuz pompalarının ve filtrelerinin bakımı düzenli olarak yapılıyor mu ?
o Havuzun suyu bulanıksa ve içindeki kimyasal maddelerde anormallik varsa ne yapılması gerektiğini biliyor musunuz ?
o Boğulma tehlikesi, omurga zedelenmesi veya kimyasal maddelerin yanlışlıkla havuza karışması gibi durumlarda ne yapılması gerektiğini biliyor musunuz ?
o Havuzda boğulmak üzere olan birisini kurtarmak için kurtarma sopanız veya kurtarma borunuz var mı ?
o Kurtarma gereçleri sağlam ve gerekirse kolaylıkla bulunabilecek yerlerde mi ?
o Elektrikli aletler havuzdan uzak tutuluyor mu ?

Havuz temizliği için kullanılan kimyasal maddeler hakkında bilinmesi gereken noktalar
Enfeksiyonları ve hastalıkları önlemek için, havuzu ve suyunu standartlara uygun olarak temizlemek gereklidir. Temizlik için havuzlu evlerin çoğunda havuz pompası ve filtreler kullanılır ve havuz suyu kimyasal maddelerle arındırılır Kimyasal maddeleri kullanırken akılda tutulması gereken bazı basit güvenlik önlemleri bulunmaktadır.
Havuz suyunun temizliği kontrol edildiğinde standart ölçülere uymuyorsa durum düzelinceye kadar hiç kimsenin havuzda yüzmesine izin vermeyin.
o Havuz temizliği için kullanılan kimyasal maddeleri kuru, serin ve diğer temizlik maddelerinden uzak bir yerde tutun.
o Havuz temizliği için kullanılan temizlik maddeleriyle iş görüyorsanız ellerinize eldiven giyin ve gözleri koruyucu bir gözlük takın.
o Havuz malzemeleri satan bir dükkandan yüzmeye elverişli olan su niteliği hakkında bilgi alın.
o Temizlik maddelerini çocuklardan uzak tutun.
o Suyun temiz olup olmadığını düzenli olarak kontrol edin.
ÇOCUKLAR VE SUDA GÜVENLİK
Havuzdaki çocukların sürekli olarak başlarında bulunmak gerekli midir?
Evet. Maalesef, bir çok boğulma olayı anne babanın bir kaç saniye için dikkatini çocuktan ayırması sırasında meydana gelmiştir. "Çocukları denetlemek" demek başlarında ya sizin ya da sorumluluk sahibi bir başka büyüğün bulunması demektir. "Gözünüzün sürekli olarak çocukların üzerinde olması" demek, yattığınız yerden veya okuduğunuz kitaptan arasıra başınızı kaldırıp bakmak demek değildir. O anda ne yapıyorsanız yapın, çocuklar suyun içinde veya suyun kenarındaysalar sürekli olarak gözünüz üzerlerinde olsun. Havuz veya banyo küvetinin yanından ayrıldığınız zaman çocuğu da beraberinizde götürün. Her ne olursa olsun onları buralarda tek başlarına bırakmayın.

Dikkat edilecek noktalar:
o Çocuk denetim altında mı?
o Banyo küvetinin suyunu boşalttınız mı?
o Bebek bezlerini ıslattığınız kovanın kapağı kapalı mı ?
o Çocuğun kendi kendine yüzme havuzuna giremeyeceğinden emin misiniz ?
o Su tehlikesiyle ilgili, açıktan akan kanalizasyonlar, bahçelerin süs havuzları, dere kenarları ve sulama havuzları gibi yerleri kontrol ettiniz mi ?

İlkyardım canlandırma tekniğini öğrenmek neden gereklidir?
Anne baba veya çocuğa bakan kişi kurtarma ve canlandırma tekniğini bilirse ve çabucak ve güvenle uygulayabilirse boğulma tehlikesi geçiren bir çocuğun hayatı kurtulabilir.
Bazı yetkili kuruluşların düzenlediği ilk yardım canlandırma kursları vardır. Boğulma tehlikesi geçiren bir kimsenin nasıl kurtarılacağını resimlerle gösteren poster, havuzun bulunduğu ve herkesin görebileceği bir yere asılmalıdır.

Çocuğun suyla ilgili kurslara başlaması için en uygun yaş nedir ?
6 aylık olduktan sonra kursa başlamaları tavsiye edilmektedir. Su sıcaklığının en az 30 derece ve havuz dışındaki hava sıcaklığının bundan da daha fazla olması gerektiği düşünülürse, bu havuz ancak kapalı bir yüzme havuzu olabilir.

Suda batmaması için çocuğun bazı gereçleri kullanması gerekli midir ?
Çocuk bu gereçlere bağımlı kalmamalı ve kendi kendisini suyun üstünde tutabilmesini öğrenmelidir. Suyun içindeki bebeklerin ve çocukların bu gereçleri takmış olmaları gözünüzü onların üzerinden ayırabilirsiniz demek değildir.

AKARSU VE ÇİFTLİKLER
Çiftliklerdeki boğulma olaylarında kimler ölmektedir ?
Herkes için boğulma tehlikesi olmakla birlikte daha çok 15 yaşından küçük çocukların çiftlik yerlerde boğuldukları görülmektedir. En büyük tehlike 5 yaşından küçük olan çocuklar içindir.

Boğulma olayları çiftlik arazisinin neresinde olmaktadır ?
Boğulma olayları daha çok sulama havuzlarında, su depolarında, sulama kanallarında, dere ve nehirlerde olmaktadır. Ayrıca, küçük çocukların hayvan sulama oluklarına, üstü açık kanalizasyon çukurlarına, süs havuzlarına, su kuyularına ve yağmurdan sonra oluşan üstü açık su birikintilerine düşerek boğulduğu olaylar da vardır.

Çiftlik arazisi üzerinde meydana gelebilecek boğulma olayları nasıl önlenebilir ?
Küçük çocuklarla ilgili boğulma olaylarının çoğu göl, nehir ve sulama havuzlarında olmaktadır. Evin içinde ve etrafında çocuklar için su tehlikesi yaratabilecek yerlere çocukların ulaşamamaları için önlem alabilirsiniz. Çiftlik arazilerindeki sulama havuzlarının tehlikeli olduğunu unutmayın.
Boğulma olaylarını önlemenin en iyi yolu çocukları suyun bulunduğu yerlerden uzaklaştırmaktır. Bunun için çocuklar anne ve babanın ve diğer bakıcıların denetimi altında tutulur, tehlikesizce oynayabilecekleri yerler belirlenir ve sınırlanır. Sulama havuzu gibi üstü açık su birikintilerinin etrafına korkuluk konulabilir. Daha büyük çocuklara yüzme dersleri aldırılır ve su tehlikesinin bulunduğu yerlere gitmemeleri öğretilir.

TEKNE
Tekneye binmeden ne kadar önce ve neden hava koşulları hakkında bilgi almak gereklidir ?
Tekneyle her denize açılacağınız zaman, önce hava raporu hakkında etraflı bilgi alın. Gün boyunca hava koşullarının nasıl değişebileceğini bilmeniz önemlidir. Hava raporuna göre sabah daha sakin olan hava koşullarının öğleden sonra tehlikeli boyutlara ulaşması mümkün olduğundan tekne gezisine çıktığınız zaman alkol kullanmamak en iyisidir
Teknenizin hava raporunda belirtilen hava koşullarına dayanıklı ve sizin de değişik hava koşullarında bu tekneyi kullanacak kadar tecrübeniz olması gereklidir. Durumdan emin değilseniz hiç denize açılmayın daha iyi.

Uzun yıllar tekne tecrübesi olan ve iyi yüzme bilen bir kişinin teknedeyken can yeleği takması gerekli midir?
Can yelekleri her teknenin önemli güvenlik gereçleridir. Teknede bulunan herkes için bir can yeleği bulundurmalıdır. Çocukların ve iyi yüzme bilmeyen kişilerin teknede oldukları her an için can yeleği takmaları tavsiye edilir. Can yeleklerinin sağlam, kolayca ulaşabileceğiniz bir yerde ve kullanıma hazır olmaları gereklidir.

Tekneyle suya açıldığımız zaman alkol kullanabilir miyiz ?
Rüzgar, dalga ve hava koşulları karışımının getirdiği zorluklar üzerine bir de alkol eklenince 'tekneci yorgunluğu' denen durum ortaya çıkmaktadır. 'Tekneci yorgunluğu' olan kişilerin suya düşüp boğulma tehlikesi daha fazladır. Aynı tehlikenin teknenin kaptanı, tayfaları ve yolcuları için de geçerli olduğunu söyleyebiliriz.
Kandaki alkol miktarındaki sınırlamalar kara trafiği için neyse suda da aynıdır. Bir tekneden sorumlu olan kişinin tekne sudayken kanındaki alkol oranı 0.05'ten az olmalıdır. Ticari tekne işleten kişilerin alkol sınırı 0.02 'dir.

BALIKÇILIK
Balıkçılıkta tehlike yaratabilecek durumlar nasıl önlenebilir?
Başlıca üç biçimde önlem alabilirsiniz:
1. Evden ayrılmadan önce hava ve gel-git koşullarını kontrol edin ve bu konuda bilgili olarak balığa çıkın.
2. Hiç bir zaman tek başınıza balık avına çıkmayın.
3. Üzerinizde balıkçılığa uygun giysiler bulunsun.

GuReL
08-03-07, 20:36
SAÇ BİTİ




Saç bitleri saçlarda çoğalıp yaşayan, kafa derisindeki kandan beslenen küçük böceklerdir. Bitlerin büyüklüğü susam tanesi kadar olup, 6 bacakları vardır ve renkleri bronzdan grimsi beyaza kadar değişmektedir. Ömürleri 30 gündür ve kafa derisinden uzakta sadece 2 gün yaşayabilirler.


Sirke; saç bitinin yumurtasına verilen isimdir. Küçük beyazımsı toplu iğne başı büyüklüğünde saç tellerine yapışık duran beneklerdir. Sirkeler önce saç derisine çok yakın bir yere bırakılırlar. Daha sonra saç uzadıkça saç dibinden uzaklaşırlar. Sirkeler yaklaşık 7 ila 10 gün arasında yumurtadan çıkarlar ve 7 gün içinde olgun bir bit halini alırlar.

Saç bitleri tırmanırlar, uçup zıplayamazlar ve hayvanların üzerinde yaşamazlar. Bacaklarının ucundaki kanca benzeri kıskaçları ile saça tutunurlar.

Sirkeler genellikle ensedeki kahküllerin altındaki ve kulak arkasındaki saç tellerinde bulunurlar.

Nasıl Yayılırlar ?
Saç biti baş teması ya da bazen bitlenmiş birisi ile aynı şapkanın, başlığın giyilmesi, aynı tarağın veya fırçanın kullanılması yoluyla yayılır.


Belirtileri nelerdir ?
Belirti olmayabilir ya da:
oSaçta gıdıklanrna duygusu
oBit ısırmalarından dolayı kafada kaşıntı
oKaşınmalardan dolayı kafa derisinde yaralar oluşabilir ve kimi zaman bu yaralar iltihaplanabilir.
oYastık üzerınde ince siyah tozlar (bit dışkısı) ya da soluk gri bit derisi görülebilir.

Saç bitinin ve sirkelerinin kontrol edilmesi:
oParlak ışığın altında büyüteç ve ince dişli tarak ile saçların içini ve kafa derisini yakından inceleyin.
oSirkelerin farkedilmesi ve görülmesi genellikle daha kolaydır. Ense ve kulak arkasındaki saç tellerine yapışık dururlar. Kepeklerden farklı olarak saçın fırçalanmasıyla düşmezler.

Eğer saç biti bulursanız:
oEvdeki diğer kişilerde de olup olmadığını kontrol edin ve bit ilacını sadece kafasında bit olanlara uygulayın.
oBit ilacını bit bulaşmış herkese aynı günde uygulayın.
oBit ilacı uygulamasını 7 gün sonra tekrarlayın.
oYakın temasta bulunduğunuz arkadaşlarınıza ve iş arkadaşlarınıza sizde bit bulunduğunu haber verin.
oBitlenmiş kişi bit ilacının ilk uygulanmasından sonra işine veya okuluna dönebilir.

Saç biti nasıl tedavi edilir?
12 aylıktan küçük bebekler için ya da hamileyseniz veya emziriyorsanız ya da hassas bir
cildiniz varsa, bir doktora danışınız. Kimyasal ilaçlarla temizleme yerine sirke toplama
önerilebilir.
oSaç biti ilaçları reçetesiz olarak eczanelerden satın alınabilir. Belirlilen kullanım talimatlarına uyunuz.
oKullanılan ürünlerin göze kaçmamasına dikkat ediniz; gözleri bir havlu ya da bez ile kapatınız ve ürünü uygularken eldiven kullanınız. Kullandıktan sonra ellerinizi yıkayınız.

Faydalı öneriler:
oİlaç uygulamasından önce ya da sonra; saç kremi kullanmayınız.
oIsı ilacı etkisiz hale getirebileceğinden, ilaç uygulamasından sonra saç kurutma makinesi kullanmayınız.
oİlacı uyguladıktan sonra 1 -2 gün saçı yıkamayınız.

İlaçtan sonra
oÜrünün etkili olup olmadığını kontrol edin. Saçı ince dişli bir tarak ile tarayıp, tarağı kağıt mendil veya bir bez ile sildikten sonra herhangi bir hareket görüp görmediğinize bakın. Bitler hala canlı ise, saç biti kullandığınız ilaca dirençli olabilir. Saçı yıkayıp farklı bir bileşime sahip başka bir ürün (eczacınıza sorunuz) ile yeniden ilaçlayın

oEğer diğer ilaç da etkisiz olursa saçınızın her gün kontrol edilip, bitlerin ve sirkelerin ince dişli tarak ve tırnak uçları ile toplanması geriye kalan tek seçenektir. Bu işlem çok zahmetlidir ama dikkatlice uygulanırsa, zamanla saçın bütün bitlerden ayıklanması mümkün olacaktır. İşlem sırasında büyüteç kullanılması yumurta ve bitlerin daha kolay görülmesinde yardımcı olabilir.

oTarakları, fırçaları, başlıkları ve yatak takımlarını kontrol ediniz. Taraklar ve fırçalar 10 dakika süreyle (50 derecenin üzerinde) deterjanlı sıcak suya yatırılabilir. Yatak takımları, giysiler ve havlular çamaşır makinesinin sıcak yıkama programında yıkanabilir ya da kurutma makinesinin sıcak programında kurutulabilir. Yıkanamayan ya da kuru temizleme yapılamayan şeyler -örneğin şapkalar- en az dört gün süreyle bir plastik torbada tutulabilir.

oSirkelerin toplanması şart değildir.

oSaç bitinin toplum içinde yayılmasını azaltmanın en iyi yolu, çocuğunuzun saçını haftada bir kontrol etmektir.

Daha fazla bilgi edinmek için, lütfen sağlık ocakları, eczacı veya doktorunuz ile görüşünüz.

GuReL
08-03-07, 20:37
SİGARAYI BIRAKMADA KULLANILAN ÜRÜNLER




Sigarayı bırakmak kolay olmayabilir. Tütün alışkanlık yapar ve sigarayı bırakmak için yardım gerekir. Sigarayı bırakmak için kullanılan çeşitli ürünler başarınızı iki kat daha artırır. Başarılı olduğu görülen ürün çeşitleri Nikotin Takviyeli Tedaviler olarak bilinir. Yakı, sakız ve nefes spreyi olarak imal edilmişlerdir. Bütün nikotin takviye ürünleri eczanelerde satılır.Doğru kullanmak koşuluyla, bu ürünlerin koyu sigara tiryakilerinin sigarayı bırakma şanslarını iki kat artırdığı gösterilmiştir.

Kısa bir süre önce kalp krizi geçirdiyseniz, gebeyseniz veya bebeğinize meme veriyorsanız bu ürünleri kullanmadan önce doktorunuzla görüşünüz.

Nikotin Takviye Tedavisi işlevini nasıl yapar ?
Nikotin Takviye Tedavisi, vücuda sigara nikotini yerine sakız, yakı veya spreyle nikotin sağlar. Sakız, nikotini ağızdan yavaş yavaş vücuda salar. Yakı, nikotini deriden yavaş yavaş vücuda salar. Sprey, nikotini biraz daha çabuk olarak nefes yoluyla ciğerlere yollar.
Ürünler nikotini vücuda sigaradan daha az oranda ve sürekli olarak saldıkları için:
Vücudun sigara nikotinine olan alışkanlığını azaltırlar ve Sigarayı arama ve heyecanlanma gibi yoksunluk krizlerini azaltırlar.

Nikotin Takviye Tedavisi nasıl kullanılır ?
Günde 10 veya 10'dan çok sigara içen tiryakilerin yüksek dozda Nikotin Takviye Tedavisi kullanmaları önerilir.
Sakız: Sakızı 3-4 kez çiğneyin
Sakızı yassıltın ve yanağınıza dişetinizin arasına yerleştirin.
30 dakika sonra sakızı atın.
Düzenli olarak kullanın; örneğin, saatte bir: bir tane sakız çiğneyin
Nikotin sakızı normal sakız gibi çiğnenmez, ağız yakısı gibi kullanılır.

Yakı: Kolun veya vücudun üst kısmına ve temiz, kurulanmış ve gergin derinin üzerine sabah koyun. Allerji yapmaması için yakının yerini hergün değiştirin.

Sprey: Sigaraya benzer içindeki nikotin ağızdan nefesle ciğerlere çekilir. Sigara içerken yapılan hareketleri özleyenler için yararlı olabilir

Nikotin Takviye Tedavisinin yararlı olabilmesi için en az yedi hafta süreyle kullanılması gereklidir.
Bazı tiryakiler tütün yoksunluğu krizlerini Nikotin Takviye Tedavisinin yan etkileriyle karıştırırlar. Nikotin Takviye Tedavisi kullanırken sınırlı, tedirgin sıkıntılı olabilirler, uykuları kaçabilir ve sigara içmek isterler. Bunlar nikotin yoksunluğundan kaynaklanabilir
Bunun nedeni Nikotin Takviye Tedavisinden alınan nikotinin sigaradan alınan nikotinin yerine tam olarak geçmemiş olmasıdır. Değişik Nikotin Takviye Tedavisi ürünlerini birlikte kullanarak sigarayı bırakma şansınızı artırabilirsiniz. Örneğin, yakıyla sakız veya yakıyla sprey beraber kullanılabilir.

Bazı kişilerde yan etkiler görülür ama genellikle hafiftir. Endişeniz varsa doktorunuzla konuşunuz.

Diğer yararlı yollar
* Psikolojik danışmanlık
* Sigarayı bırakma planı
* Sigarayı bırakma tarihinin tesbiti
* Sigarayı bırakma tarihinden önce içilen sigara sayısını azaltmak
* Bir arkadaşla birlikte sigarayı bırakmak
* İlk iki hafta boyunca içilen alkol ve kahve miktarını azaltmak
* Başkalarının içtiği sigaradan uzak durmak

Sigarayı bırakanlardan bir çoğu yaklaşık üç ay sonra artık sigara içmezler.

Şunları unutmayın
o Eski tiryakilerin çoğu sigarayı tamamen bırakmadan önce birkaç kez bırakmayı denemiştir.
o Sigarayı bırakmak için önceden plan yaparsanız başarı şansınızı artırırsınız.
o Sağlık açısından edinilen yararlar sigarayı bıraktıktan iki saat sonra başlar.
o Sigarayı bırakan kişilerin çoğu üç ay sonra artık bir daha içmezler.

GuReL
08-03-07, 20:38
SEZARYAN SONRASI EGZERSİZLERİ




Egzersizlerinize, bebeğinizin doğumundan sonraki gün başlayabilirsiniz.

1.Nefes alma egzersizleri - bu egzersizler göğsünüzü temizlemek ve dolaşımı geliştirmek için yardımcı olur.

Bu egzersizleri günde üç defa yapmaya çalışın

İyice desteklenmiş bir pozisyonda oturarak, (hazırlanırken elleriniz ile dikişlerinizi tutmanız gerekebilir)

a) Ellerınizi aşağı kaburga kemiklerinizin üzerine yerleştirin ve derin bir nefes alın Kaburgalarınızın dışarıya doğru hareket ettiğini hissedeceksiniz. Rahatlayın ve iç çekerek tüm nefesinizi dışarıya verin. 2 saniye dinlenin. Altı defa takrar edin.







b) Ellerinizi köprücük kemiklerinin altına yerleştirin. Kısa bir soluk alın ve kuvvetlice dışarıya verin. 2 saniye dinlenin. 6 defa tekrarlayın.







c)Öksürme ihtiyacınız olduğunda. Eliniz ile dikişlerinizi tutun, derin bir nefes alın ve kuvvetlice öksürün. Bir çok kez hafifçe öksürme yerine bir veya iki defa kuvvetlice öksürün.







2.Bacak egzersizleri
Bacaklarınızı kuvvetlendirmek için bacaklarınızı uzatıp oturarak;

a)Yavaş ve ritmik olarak her iki ayağınızı yukarı ve aşağı hareket ettirin.
b)Herbir ayağınıza sırası ile her bir yönde çevirin.
c)Sağ dizinizi bükün ve düzeltin, sonra sol dizinizi
d)Bacaklarınızı birlikte düz tutarak yatağın üzerine bastırın. Kalça adalelerinizin gerildiğini hissedeceksiniz. Sonra dinlenin.
Yukarıdaki egzersizleri 6 defa tekrarlayın.

3.Kalça tabanı adalelerini kuvvetlendirmek için.
Ayaklarınız açık vaziyette rahatça oturarak veya yatarak:
Arka ve ön mesane etrafındaki adaleleri kuvvetlice sıkın ve içeriye çekin. Sanki kendinizi küçük tuvaletinizin akışını durduruyormuş gibi düşünün ve kullandığınız kaslar üzerinde konsantre olun.
İki saniye tutun, rahatlayın ve dört saniye dinlenin Beş kez tekrarlayın. Yukarıdaki rutin hareketleri günde altı defa yapın


4.Karın adaleleri egzersizleri.
Bunları günde üç defa yapın.
Dizleriniz bükülü sırtüstü yatarak:


a)Elleriniz mide üzerinde derin bir nefes alın sonra mide kaslarınızı içeriye doğru çekerek nefes verin 4 saniye tutun sonra dinlenin




b)Bir elinizi bel boşluğuna, diğerini mide üzerine yerleştirin belinizi eliniz üzerine bastırarak adalelerin gerildiğini ve kalçanızın geriye doğru döndüğünü hissedin. 4 saniye böyle kalın sonra rahatlayın. İki defa tekrar edin.



c)Elleriniz mide üzerinde kafanızı yastıktan yukarı kaldırın. 4 saniye tutun sonra kafanızı yastığa geri koyarak dinlenin. İki kez tekrarlayın.



Ayrıca, 5. günden sonra aşağıdaki egzersizleri de yapabilirsiniz.

5. Mide adalelerinizi kuvvetlendirmek için

(Bu egzersizleri yapmadan önce lütfen fizik tedavi uzmanına danışın.)

Altıncı veya yedinci günde başlamak üzere günde iki defa yapın

Dizleriniz bükülmüş sırt üstü yatarak aşağıdaki dört egzersizden herbirini ikişer dafa yapın.


a)Elleriniz kalçaların ön kısmında dururken baş ve omuzlarınızı yukarı kaldırarak kollarınızı dizlere doğru uzatınız. 4 saniye tutunuz sonra dinlenin






b)İki elinizle bir dizinizi tutarak göğüsünüze doğru çekiniz ve başınızı dizinize doğru uzatınız. 4 saniye tutun sonra dinlenin, Diğer bacağınızla tekrar edin.





c)Baş ve omuzlarınızı yukarı doğru kaldırarak kollarınızı sağ dizinizin dış tarafına uzatınız. 4 saniye tutun sonra dinlenin. Bunu sol tarafa tekrar edin.






d)Baş ve omuzlarınızı yukarı kaldırın ve sağ elinizle birlikte aşağıya, sağ ayağınıza doğru uzanın. (yana doğru) 4 saniye durun sonra dinlenin. Bunu sol tarafa tekrar edin.



Yaptığınız bu egzersizlerin sayısını 6 ya kadar çıkarmaya çalışın.

Kendinizi korumayı unutmayın
Eve döndüğünüzde yukarıdaki egzersizleri en az 6 hafta yapmaya devam edin.
Doktorunuzdan izin alıncaya kadar ağır kaldırmaktan sakının.
Daima dizlerinizi bükerek, sırtınız dik ve midenizi içeriye çekerek kaldırın.
Mümkün olduğu kadar dinlenin.
Bazı ev işlerinizi oturarak yapmaya çalışın.
Ağır ev işlerinden kaçının, örneğin, eşya kaldırma, elektrikli süpürge kullanma gibi.

Araba kullanmadan önce doktorunuza danışın.
Duruşunuza dikkat edin, ayakta dik durun, omuzlar geniş ve rahat kalçalarınız içeriye dönük.

GuReL
08-03-07, 20:39
STRES




Kendinizi endişeli, gergin ve sinirli hissediyorsunuz. Küçük sorunlar keyfinizi kaçırıyor ve yapmanız gereken işler başınızı aşıyor. Kafanız eskisi gibi yerinde değil ve zihniniz kolayca karışıyor. Unutkansınız ve kazalar hep gelip sizi buluyor.
Genellikle kendinizi yorgun ve tükenmiş hissediyorsunuz. Her zamanki enerjinizden eser yok. Yapmanız gereken bütün işleri düşünmekten hiçbir zaman gerçekten dinlenemiyorsunuz. Bu yüzden bazen gözünüze uyku girmiyor. Hayattan ne fazla zevk alıyorsunuz ne de gelecekten herhangi bir beklediğiniz var.
Bu saydıklarımız yaygın bir sorun olan stres belirtileridir. Hepimiz zaman zaman stresten şikayetçi olmuşuzdur. Stres hayatın çetin sorunlarıyla başetmeye çalışırken duyduğumuz endişe hissidir. Bazen stres belirtileri baş ağrısı, mide ağrısı, kalp çarpıntısı ve midenin çalkantı içinde olması gibi fiziksel belirtiler gösterir. Stresin nedenleri çeşitlidir. Hayatınızı etkileyen önemli bir olay kadar para sıkıntısı, iş sorunları, insanlararası ilişkiler veya çocuklarımızın davranışları gibi günlük sorunlar da stres yaratabilir.

Kişinin bir miktar stres altında olması normal sayılmakla birlikte fazla stres kalp hastalığı, akıl ve ruh hastalıkları, alkol, uyuşturucu ve keyif verici maddelerin aşırı bir biçimde kullanılması gibi sağlık sorunlarına da neden olabilir. Bu nedenle herkesin stres hakkında bilgili ve uyanık olması ve stresle başa çıkmakta yararlı olabilecek çareleri bulabilmesi gereklidir. Stresle başa çıkmak için başvurulacak uygun çareler kişiden kişiye değişmekle birlikte önerilerden bazıları sizin için de yararlı olabilir:

Bazen stresin nedeni hayatımızı etkileyen herhangi bir olay değil fakat, o olay karşısında takındığınız tavırdır. Genellikle, hayatın güçlüklerini cesaret kırıcı olaylar olarak değil de aşılması gereken birer engel olarak gören kişiler stresle daha kolayca başa çıkabilirler.

Pireyi deve yapmayın. İşler ters gittiği zaman kendi kendinize şu soruyu sorun: "Başıma gelen bu olay bundan on yıl sonra da benim için böylesine önemli olacak mı ?"

İşlerinizi daha iyi planlayarak stres yaratacak durumları önleyebilirsiniz. Herhangi bir işi yapmak için ona daha fazla zaman ayırın ki son dakikada oradan oraya koşuşturmayın. Canınızı sıkan kişilerden ve işlerden uzak durmaya çalışın.

Dinlenmek için hergün kendinize zaman ayırın. Dinlenecek zaman bulamıyorsanız yapmanız gereken işleri dinlendikten sonra ve daha az stres altındayken daha kolayca ve daha etkili biçimde yapabileceğinizi hatırlayın. Dinlenme yolları arasında sakin bir yerde tek başınıza biraz oturmak, dikkatinizi insanın ruhuna ferahlık veren bir müzik parçasını dinlemeye vermek, güzel bir kitap veya dergi okumak, evcil hayvanlarla ilgilenmek ve hatta banyo küvetinin içinde boylu boyunca uzanarak uzun bir banyo yapmak sayılabilir. Kendinize zaman ayırdığınız için sakın suçluluk duygusuna kapılmayın.

Düzenli olarak yürüyüş veya hoşlandığınız bir egzersiz yapın. Stresi azaltmanın en iyi yollarından biri egzersiz yapmaktır.

Sağlığa uygun gıdalardan yiyin. Stres altında olduğunuz zaman yemek saatlerini kaçırmak ve fazla yağlı abur cubur şeylerle, tatlılarla ve fast-food türü çabuk servis yapılan yiyeceklerle mideyi doldurmak insana kolay gelir. Gıdalarınız arasında bol bol ekmek, pilav, makarna ve diğer tahıllar sebze ve meyve olursa stresle başa çıkmak daha kolay olur.

Geçmişteki sorunlarınızın ve başarısızlıklarınızın üzerinde fazla durmayın. Gelecekte başınıza gelebilecek kötü şeyleri de kendinize dert edinmeyin. Bugünü yaşamaya bakın, birisine derdinizi dökün. Sorunlar hakkında konuşmak bazen çözüm bulmanıza yardımcı olabilir; hiç değilse içiniz ferahlar. Bazen konuştuğunuz kişiler sorunlara değişik bir açıdan bakmanıza yardım ederler veya sorunlarla başa çıkmakta size yol gösterirler.

Başvurduğunuz çarelerden hiçbiri işe yaramıyorsa bir uzmanla görüşün.

GuReL
08-03-07, 20:40
TANSİYON




Tansiyon, kanın toplardamarlarda ve atardamarlarda
dolaşmasını sağlayan kan basıncıdır. Tansiyon eğer yüksekse; sonuna kadar
açılmış bir musluğa bağlı bahçe hortumundaki su basıncı gibi kalbe, beyine,
böbreklere ve gözlere ciddi zararlar verir. Bu nedenle, tansiyonu sağlıklı bir
düzeyde tutmak son derece önemlidir.

Yüksek tansiyon atardamarlara zarar verir ve kolaylıkla tıkanmalarına yol açar.
Örneğin, kalbe giden atardamarlardan biri tıkanacak olursa bu kalp krizine neden
olur. Beyne giden atardamarlardaki tıkanıklık ise felce neden olur. Böylece
beyinde oluşacak ani bir tahribat, hareket ve konuşma yeteneğini bazen geçici
bazen de kalıcı olarak etkiler.

Tansiyonun Yüksek Olduğu Nasıl Tespit Edilebilir ?

Tansiyonun yüksek olduğunu anlamanın en iyi yolu; düzenli olarak
doktorunuza tansiyonunuzu ölçtürmektir. Genellikle, tansiyon birkaç yıl yüksek
olarak seyrettikten sonra ciddi zarar verici etkileri ortaya çıkar. Arada ise,
uyarıcı herhangi bir belirti görülmez. Eğer tansiyonunuzu düzenli olarak
ölçtürürseniz, tansiyon yükselmesini vücutta tahribat yapmadan önce
belirleyebilirsiniz. Özellikle soygeçmişinde yüksek tansiyon görülen kişilerin,
düzenli olarak, tansiyon kontrolü yaptırmaları çok önemlidir.

Yüksek Tansiyondan Kimler Korkmalıdır ?

Herkes. Yüksek tansiyonu önlemenin yollarını bilen her yaştaki
yetişkin, kalp hastalığı ve felç tehlikesini azaltabilir.

Yüksek Tansiyon Nasıl Tedavi Edilir ?

Tansiyonu kontrol altında tutmak için bazı kişiler ilaçla tedavi
edilir.

Bazen de tansiyonu düşürmek için kilo vermek, sağlığa uygun yiyecekler yemek,
daha çok hareket etmek ve alkollü içkileri azaltmak gibi yollara başvurulur.

Yüksek Tansiyon Önlenebilir Mi ?

Yüksek tansiyon, yaşamınızda yapacağınız bazı değişiklikler olması
şartıyla, önlenebilir. Kilonuz aşırı düzeydeyse, kilo vermekten işe

başlayabilirsiniz. Az yağlı yiyecekler, bol bol sebze, meyve, ekmek,
baklagiller, pirinç, makarna ve diğer tahıllar ölçülü olmak koşuluyla, balık,
tavuk, yağsız et ve az yağlı süt ürünlerine dayanan bir yemek rejimi, kilo
kaybetmenize ve kilonuzu sağlıklı bir düzeyde tutmanıza yardım edecektir.

Düzenli egzersiz yapmak, hem kilo vermek hem de tansiyonun yükselmesini önlemek
bakımından, önemlidir. Motorlu araçlar ve iş yükünü azaltacak aletlerin varlığı
yüzünden hareket etmenin zahmet olduğuna şartlanmış durumdayız. Sağlığımızı
korumak için her olanaktan yararlanmak gerekir. Örneğin alışverişe yürüyerek
giderek, bahçedeki yabani otları ayıklayarak, ev işi yaparak ve asansöre binmek
yerine merdivenleri yürüyerek çıkarak, hareketli olabiliriz.

Tuz ?

Yemeklerde fazla tuz kullanmak da yüksek tansiyona yol açar.

Ülkemizde gereğinden fazla tuz tüketilmektedir. Gıdaların çoğunda, özellikle
seri satılan, yemek aralarında yenilen ve süpermarketlerde satılan paketlenmiş
hazır yemeklerde, çok tuz bulunmaktadır. Gıdaları taze taze yiyerek ve satın
aldığınız gıdaların üzerinde "az tuzlu" veya "tuz katılmamıştır" yazılarının
bulunmasına dikkat ederek tuzu kolayca azaltabilirsiniz. Sofranızda yemeğinize
tuz koymayınız ve pişirirken kullandığınız tuz miktarını azaltınız. Yemeklere
çok tuz koyma alışkanlığınız varsa kullandığınız tuz miktarını yavaş yavaş
azaltınız. Yemeklerin lezzetini arttırmak için, kokulu otlar, baharat, limon
suyu, taze zencefil veya acı biber kullanabilirsiniz.

Sigara ?

Sigara içmek tansiyonu hem %5 oranında yükseltir hem de yüksek
tansiyonun vücutta yaptığı tahribatı, felç ve kalp hastalığı riskini artırır ve
diğer sağlık sorunlarına da neden olur. Sigarayı bırakırsanız bu fazladan zarar
da kısa sürede azalır.

Alkol ?

Aşırı alkol, tansiyonun yükselmesine neden olur. Bununla beraber,
araştırma sonuçlarına göre, günde bir-iki standart içkiyi aşmamak koşuluyla,
alkolün felç ve kalp hastalıklarının önlenmesinde katkısı olabileceği
savunulmaktadır.

GuReL
08-03-07, 20:40
TETANOZ




Tetanoz normal olarak toprakta yaşayan bakterilerin neden
olduğu bir hastalıktır Bu bakteriler genellikle hayvan dışkısı içeren toprakta
da bulunabilir. Kesik, çizik, sıyrık veya birşeyin cilde batması sonucunda
tetanoz mikrobu kan dolaşımına karışabilir. Bağışıklığı olmayan bir insanda
diken batması gibi ufak bir yaralanma bile tetanoza yol açabilir. İnsan her
yaşta tetanoz olabilir.

Belirtileri Nelerdir ?

Önceleri başağrılı huzursuz bir devre geçirilebilir. Asıl belirtiler
ağrılı kas kramplarıdır. Bunlar özellikle boyun ve çene kaslarında görüldüğü
için çene kilitlenmesi anlamına gelen 'trismus" ismi de buradan kaynaklanır Daha
sonra gövde kasları sertleşir ve kramplar oluşur. Bu da nefes almada güçlük
yaratır. Bazen ateş de olabilir. Mikrobun kapılmasından sonra belirtilerin
gelişmesi genellikle 5 ile 20 gün sürer.

Bu durumu genel havale nöbetleri takip eder. Bazı insanlar bu hastalıktan
ölebilir. Henüz yüzde yüz etkili bir tedavi yoktur.

Korunma Yolları Var Mıdır ?

Tetanoza karşı bağışıklığın sürdürülmesi son derece dikkat edilmesi
gereken bir noktadır. Tetanoza neden olabilecek bir yaralanmada doktorla temasa
geçmek de önemlidir.

Bebeklere yapılan Üçlü Karma Aşı (DBT) difteri, tetanoz ve boğmacaya karşıdır.
Sağlık Bakanlığı'nın broşürlerinden bilgi edinebilirsiniz. Bu aşı programı
uygulanan çocuklar tetanoza karşı temel bağışıklık kazanırlar. Ancak bu
bağışıklık zamanla azalabileceğinden "booster" denilen, bağışıklığı sürdürmek
için yapılan aşıların hayat boyunca tazelenmesi gereklidir.

Herkes on yılda bir tekrar aşı olmalıdır Çocukluğunuzda size temel aşı
yapılmadıysa ; doktorunuz size yol göstererek esas aşı programının uygulanmasını
sağlayabilir.

Yaralanmalar ve Isırılmalarda ...

Özellikle derinin kötü bir şekilde çizilmiş sıyrılmış veya kirlenmiş
yaralanmalarında tetanoz aşısı için doktorunuzla temasa geçiniz.

Örneğin: hayvan ısırmaları, ağır yanıklar veya sokak pisliği ya da toprak
bulaşmış sıyrıklarda. Tetanoza karşı bağışıklığınız olup olmadığına dair bir
şüphe varsa doktor tetanoz iğnesi yapmayı önerecektir. Örneğin:

Temel aşı programının tamamlanmasının üstünden 6 yıl veya daha çok zaman
geçtiyse,

bağışıklığı tazelemek için yapılan aşının üstünden 5 yıl veya daha çok geçtiyse,
hayatınızda hiç temel tetanoz aşısı olmadıysanız aşılanmanız gerekir.
Doktorunuzun bir bakışta ne tip tetanoz aşısı gerektiğini görebilmesi için
yapılan bütün aşılarınızı kaydediniz.

GuReL
08-03-07, 20:41
TİROİD BOZUKLUKLARI




Alev ilk kez yorgunluk, depresyon ve şişmanlık gibi
şikayetlerle doktorunu gördüğü zaman doktor ona egzersiz yapmasını önerdi.
Sorunun devam etmesi üzerine Alev bir Ruh Hastalıkları Uzmanına havale edildi.
Bundan da bir sonuç alınamadı. Sonuçta Alev'in şikayetlerinin depresyon değil,
tiroid beziyle ilgili olduğu anlaşıldı. Tiroid bezi boynumuzda Adem elması
dediğimiz yerin altında duran kelebek biçimindeki küçük bir salgı bezidir.
Bırakın işlevini, bu salgı bezinin vücudun neresinde olduğunu bile çoğu kimse
bilmez. Oysa tiroid bezi vücudun birçok alanını etkiler. Tiroid

bozukluklarının pek çok belirtisi vardır. Alev'in durumunda olduğu gibi, tiroid
sorunları bazen depresyon, tiroid bezinin aşırı çalışması ve yaşlanma gibi diğer
sorunlarla karıştırılır. Tiroid bozuklukları yaygındır ve her 20 kişiden birinde
görülür. Kadınlarda daha çok görülür. Her 14 kadından birinde, özellikle 20'yle
30 yaşlar arasında ve 60 yaşından sonra, tiroid bozuklukları görülmektedir.

Ne Gibi Belirtiler Olabilir ?

Tiroid bozuklukları genellikle hayatı tehdit edici boyutlarda
olmamakla birlikte kişinin yaşamının iyi veya kötü olmasını etkiler. Örneğin
kişinin, duygusal durumu, mevcut enerjisi, sıcak veya soğuğa karşı olan
dayanıklılığı ve özellikle kadınlarda adetle ilgili sorunlar, hatta kısırlık
sorunları tiroid bozukluklarından kaynaklanabilir.

Alev'de tiroid bezi çok az miktarda hormon salgılıyordu. Bunun sonucu olarak
vücudun hareket etme gücü azalıyordu. İzlenen en yaygın belirtiler ise
yorgunluk, dermansızlık, nedeni bilinmeyen ve üç dört kiloya kadar varabilen
kilo alımıydı. Bunun yanında, unutkanlık, dikkati belirli birşeyin üzerinde
toplayamamak saçların kuruması keçeleşmesi, saç dökülmesi, kaş dökülmesi,
derinin kuruması, adetlerin ağır kanamalı olması, tırnakların çabucak kırılması,
kabızlık ve üşüme gibi diğer belirtiler de görülebilir.

Bunun karşıtı olarak bazı kimselerde tiroid bezi fazla çalışarak fazla hormon
üretir. Bu vücudu harekete geçirir. Buna bağlı olarak kilo kaybı olur ve kalp
atışları hızlanır. Diğer belirtiler arasında sıcaklık duymak, terlemek, sinirli
ve huzursuz olmak, uykusuzluk gözlerin yuvalarından dışarıya uğraması ve
gözlerin göz kapaklarını kırpıştırmadan uzun uzun bakması sayılabilir. Her iki
tür tiroid bozukluğunu teşhis etmek için basit bir kan tahlili yeterlidir. Çoğu
tiroid bozuklukları ilaçla tedavi edilebilir ve hastalar tedavi sonucu
kendilerini iyi hissederler ve yaşamları normale döner.

Guatr ?

Bir başka tiroid bozukluğu ise tiroid bezinin büyümesidir. Bu sağlığı
pek etkilemez, Bazen tiroid bezinin üstünde urlar büyümeye başlar. Bunlar kanser
değildir. Ancak emin olmak için urdan parça alınarak biyopsi yapılması yerinde
olur. Her yaşta görülen tiroid kanseri erken teşhis edilirse başarıyla tedavi
edilebilir. 1960 yıllarında ergenlik sivilcelerinin giderilmesi için ışın
tedavisi gören hastalarda tiroid kanseri riski daha fazladır.

İyod Etkili Midir ?

Tiroid bozuklukları her yaşta görülür. Besinlerde iyot bulunmadığı
durumlarda tiroid bozuklukları olabilir. Ancak bu kişilerin saglığı iyot
kullanılmaya başlandıktan sonra düzelmektedir.

Gerçi iyotlu tuz alınması tiroid bozukluklarını önler ama iyot veya deniz yosunu
hapları almak bazen sorunları arttırmaktadır. Tiroid bozukluğundan
kuşkulanıyorsanız doktorunuzla görüşünüz.

GuReL
08-03-07, 20:42
TURET SENDROMU




Çocuklarda görülebilecek olan devamlı olarak başını sallama
veya saçlarını arkaya alma, devamlı olarak burnunu çekme, kuş sesleri gibi
sesler çıkarma gibi garip hareketler aslında Turet Sendromu denilen bir hastalık
için başlıca belirtiler olabilir. Beyindeki bu bozukluk nedeniyle bedensel
hareketlerde düzensizlik olur. Turet Sendromu; binlerce kişiyi etkilemektedir.
Hastalar bazı hereketleri tekrar tekrar yapmakta ve kendi kontrolleri dışında
birtakım sesler çıkarmaktadırlar.

Belirtileri Nelerdir ?

Tekrarlanan hareketlerin bazılarına "tik" denir. Gözleri
kırpıştırmak, omuz silkmek, baş sallamak, yüzün seyirmesi ve devamlı tekrarlanan
bedensel hareketler bunlara örnek olarak gösterilebilir. Turet Sendromu
hastaları bazen başkalarının yaptığı hareketleri de devamlı tekrarlayıp
dururlar, hastaların çıkardıkları sesler arasında burun çekmek, kuru kuru
öksürerek boğazı temizlemek, öksürmek, hırıldamak bağırmak ve haykırmak gibi
sesler sayılabilir. Bazı hastalar ise gerek kendi söyledikleri gerekse
başkalarının söylediği bazı sözcükleri devamlı olarak tekrar ederler. Hatta
kasıtlı olmayarak bazı ayıp ve karşısındakini küçültücü sözleri de devamlı
olarak kullanırlar.

Hastaların Karşılaştığı Zorluklar Nelerdir ?

Turet Sendromu gerek hastalar gerekse aileleri için çok üzüntü verici
bir hastalıktır. İşin kötüsü halk arasında genellikle bu hastalığın ne olduğu
pek bilinmediğinden hastalara akıl hastası veya terbiyesiz kişiler gözü ile
bakılır. Tabii hastalar ne terbiyesiz kişilerdir ne de akıllarından zorları
vardır. Turet Sendromu olan bazı kişiler kendilerine uyuşturucu kullanan kişi
gözüyle bakıldığından film seyretmeye gittikleri sinemalardan ve yemek yemeye
gittikleri restoranlardan atılmaktadır. Turet Sendromu hastaları tiklerini ve
sözlerini kontrol elmeye çalıştıkça iş daha da kötüleşmektedir. Hastalar için
gündelik basit işleri bile yapmak zordur, Turet Sendromu hastası olan bazı
çocuklar okulda öğretmenleri tarafından yaramaz ve huzur bozucu çocuklar olarak
bilinmektedir. Bu nedenle öğretmenlerin ve okul danışmanlarının bu konuda daha
uyanık olmaları için eğitilmeleri gereklidir. Bununla birlikte, bazı aileler
Turet Sendromlu çocuklarını durumlarından endişe ettikleri ve yardım için nereye
başvuracaklarını bilmedikleri için etraftan kaçırıp saklamaktadır.

Tedavi Edilebilir Mi ?

Bugüne kadar Turet Sendromu'nun tedavisi bulunmuş değildir. Bazı
hastaların durumları ilaçlarla kontrol altına alınarak normal bir yaşam
sürmeleri mümkün olmaktadır. Hastaların devamlı yaptıkları hareketler ve
çıkardıkları sesler genellikle stres ve heyecanlanma gibi duygulara bir tepki
olarak görüldüğünden stres kontrolü ve gevşeme egzersizleri yararlı
olabilmektedir.

GuReL
08-03-07, 20:43
TRAFİKTE




Araba Kullanırken Yapmanız Gerekenler

İçkili Araba Kullanmanın Yasalara Aykırı Olduğunu Unutmayın
Alkol her sürücüyü etkiler. Alkol beyninizin işlevlerini yavaşlatır. Karar verme gücünüzü etkiler, yalancı bir güven duygusu verir ve uykunuzu getirir. Alkol siz daha sarhoş olduğunuzun farkına varmadan bile araba kullanma yeteneğinizi etkiler. İçki ve araba sürme ile ilgili yasalarda: sürücü için kandaki alkol sınırı 0.05'ten fazla olmamalıdır. Bu sınırı aşmamak için erkekler içkiye başladıkları ilk saat içinde iki standart içkiden fazla ve bunu takibeden her saat başına bir standart içkiden fazla içki içmemelidirler. Kadınlar ise içkiye başladıkları ilk saat içinde bir standart içkiden fazla ve bunu takibeden her saat başına bir standart içkiden daha fazla içki içmemelidirler. Ancak kişiden kişiye de farklar olacağı için örneğin, vücut yapısı küçük olan kişiler bu sınırlardan daha da az içki içmelidirler.
Araba Sürerken Hız Göstergesini Kontrol Edin
Hızlı araba sürmek tehlike anında daha geç reaksiyon vermenize neden olur. Hız, ayrıca, çarpışmanın şiddetini de arttırır. Yollardaki hız göstergeleri azami hızı gösterir. Yağışlı havalarda daha da yavaş araba sürmeniz gerektiğini unutmayın.
Hem Kendinizin Hem de Çocukların Emniyet Kemerlerini Bağlamayı Unutmayın.
Araba yolculuğu kısa veya eve yaklaştınız diye emniyet kemerlerini bağlamamazlık etmeyin. Kazaların birçoğu eve yakın yollar üzerinde meydana gelmektedir. Çocuklar arabanın arka koltuklarında veya bir büyüğün kucağında oturuyorlar veya bir büyük onları kolları arasında tutuyor diye emniyette sayılmazlar. Kendi hayatınızı tehlikeye atmıyorsanız çocuklarınızın hayatını tehlikeye atabilir misiniz? Altı aydan küçük bebekler ve küçük çocuklar için özel emniyet gereçleri kullanılmalıdır.
Okulların Önünden Geçerken Özellikle Dikkatli Olunuz.
Okul çağı çocukların karıştığı kazaların hemen hemen yarısı çocuklar ya okula giderken veya okuldan dönerken olur. Çocukların ne yapacakları her zaman belli olmaz ve yolda karşıdan karşıya geçerken her zaman dikkatli olmayabilirler. Arabanın sesinden, geldiğini veya gittiğini bilemezler ve arabaların hızını ve uzaklığını büyükler gibi kestiremezler. Çocukları, arabayla okula bırakıyorsanız veya arabayla okuldan almaya gidiyorsanız arabanızı sokak başlarına ve yaya geçitlerine çok yakın yerlere bırakmayın ve hiç bir zaman park etmiş bir arabaya paralel park etmeyin. Çocukların arabanın sokağa açılan kapılarından dışarı çıkmalarına izin vermeyin.
Gençlere Özellikle Dikkat Edin
Gençler sabırsız olabilirler ve tehlikeli hareketlerde bulunabilirler; bekleyip emniyetle karşıdan karşıya geçeceklerine kendilerini hemen yola atabilirler. Araba sürücüleri, gençlik kulüplerinin, parkların, plajların bulunduğu yerlerde, gece vakti ve trafiğin durduğu ve gençlerin bundan yararlanarak kendilerini yola atabilecekleri durumlarda özellikle dikkatli olmalıdırlar.
Yaşlı Yayalara Karşı Daha Sabırlı Olun.
Kişiler yaşlandıkça gözleri iyi görmez olur, kulakları ağır işitmeye başlar ve refleksleri yavaşlar. Yaşlılar karşıdan karşıya daha yavaş geçerler ve arabanızın hızını kestiremeyebilirler. Bu nedenle yaşlıların bulundukları yerlerin olduğu semtlerde ve yaşlı bir kişinin trafik ışıklarının bulunduğu bir kavşakta bir taraftan karşı tarafa geçerken ışıkların değişmesi halinde özellikle dikkatli olunuz.
Yayaların Da Alkolün Etkisi Altında Olabileceklerini Unutmayınız.
Kazalarda ölen veya ciddi bir biçimde yaralanan yayaların dörtte biri alkolün etkisi altında kaza geçirmiş bulunmaktadır. Alkol kişinin karar verme yeteneğini bozar ve kişinin beklenmeyen hareketler yapmasına neden olur. Özellikle yol kavşaklarına yakın otellerin, kulüplerin, restoranların, spor sahalarının önünden geçerken daha dikkatli araba kullanınız.

Yayaların Dikkat Etmesi Gerekenler

Araba Sürücüsünden Durmasını Beklemeyin
Yaya geçidinden veya kavşaklardan yeşil işaretinde bile karşıdan karşıya geçiyor olsanız, araba sürücülerinin her zaman duracaklarından emin olamazsınız. Kaldırımdan yola adımınızı atmadan önce trafiğin durmuş olması ve yan yoldan sizin bulunduğunıız yola doğru dönmekte olan bir arabanın sizi görmüş olması gerekmektedir.
Yolda Varsa Kaldırımdan Yürüyünüz
Yolda kaldırım yoksa mümkün olduğu kadar kenardan ve trafiğe karşı yönde yürüyünüz.
Gece Yolda Yürürken Açık Renk Giysiler Giyiniz.
Koyu renkli giysiler, araba sürücülerinin karanlıkta sizi görmesini güçleştirir.

GuReL
08-03-07, 20:44
ULTRASONOGRAFİ




Çoğu zaman yüksek ses dalgaları yöntemi ile yapılan
(ultrasound) muayeneleri genellikle özel bir şekilde hazırlanmanızı gerektirir.
Bazı hallerde yapılacak testin türüne göre hastanın, hiç bir şey yememesi-
içmemesi veya belirli bir süre için idrar yapmayarak, idrar torbasının dolu
olması gerekmektedir. Bu hazırlama bazı kimseleri biraz rahatsız edebileceğinden
muayenenin vaktinde yapılması için randevu verilmektedir.

Hangi Bölgeler İçin Kullanılmaktadır ?

Ultrasound testi değişik ve çeşitli nedenler için yapılmaktadır.
Genellikle hamilelik esnasında, bebeğin kaç haftalık olduğunu ve sağlığının
kesin olarak saptanmasında kullanılır. Bazı hallerde, hamileliğin son
safhalarında bebeğin cinsiyetinin de saptanabilmesine rağmen yüzde yüz kesin
değildir ve bu önerilmemektedir.

Diğer ultrasound testleri: karaciğer , safra kesesi ve böbrekleri içeren karın
(abdomen) , memeler, yumuşak dokular, tiroid (guatr) ve kadınlarda üreme
organları pelvisi ve erkeklerde prostatı da

içermektedir.

Güvenli Midir ?

Ultrasound testleri sırasında Röntgen (X-ray)de olduğu gibi zarar
verici ışınlar kullanılmamaktadır. Bunun yerine, gemilerde kullanılan sonar
sistemi gibi, yüksek frekanslı ses dalgaları kullanılır. Bu ses dalgaları vücuda
ulaşıp geri yansıyınca ekranda görülüp kaydedilmektedir.

Araç ve aygıtların, bu konuda eğitilmiş kimseler tarafından doğru bir şekilde
kullanılması halinde ultrasound muayenesi herhangi bir zarar vermemektedir.
Rahatsızlıkların araştırılmasında kullanılan ultrasound'un bugüne kadar bir
yaralanmaya neden olduğu görülmemiştir.

Ne Kadar Sürer ?

Talimata doğru bir şekilde uyar ve randevunuza da geç kalmazsanız,
vücudunuzun muayene edilecek kısmına bağlı olarak, ultrasound muayenesi ortalama
onbeş dakika ile yarım saat kadar sürmektedir.

GuReL
08-03-07, 20:44
UYKU BOZUKLUKLARI




Uykusuzluk; yorgunluk ve sinirlilikten de öte insanı tıpkı
alkol gibi etkiler, trafik veya iş kazası tehlikesini arttırır.

Zaman zaman herkesin uykusu kaçabilir. Bu normaldir. Ancak uyku bozuklukları
üzerinde uzmanlaşmış doktorların belirttiğine göre, bazı kimseler için günlerce
veya haftalarca uyuyamayıp uyku yoksunu olmak giderek artan bir sorun haline
gelmektedir. Özellikle, iş ve aile sorumluluğunu birarada yürütmeye çalışan anne
babalar, gündüz okula veya işe gidip gece geç vakitlere kadar televizyon
seyreden veya gezip dolaşan gençler ve vardiya işçileri uyku yoksunluğundan
şikayet etmektedir. Uyku yoksunluğunun gerçek bir sağlık sorunu olduğu ve trafik
kazalarının birçoğuna uykusuzluğun neden olduğu söylenmektedir. Uykusuzlukla az
miktarda da olsa alkolün birleşmesi ise sürücüyü daha da tehlikeli bir kimse
haline getirmektedir. Her gece yeterince uyku uyumak yalnızca trafik kazalarının
önlenmesi bakımından önemli değildir. Yeterince uyumayan kişiler nezleye ve
diğer enfeksiyonlara da daha kolayca yakalanmaktadır. Herhangi bir nedenle rahat
uyku uyuyamıyorsanız bazı önerilerden yararlanabilirsiniz.

Aynı Saatte Yatın Ve Aynı Saatte Kalkın...

Her gece aynı saatte yatın ve her sabah aynı saatte kalkın. Gece geç
vakitlere kadar uyanık durmak ve ertesi sabah uzun uzun uyumak, sadece hafta
sonlarında da olsa özellikle, gençlerde uyku düzensizliği yapmaktadır.

Yatmadan Önce Yediklerinize Dikkat Edin...

Yatmadan önce yiyip içtiğiniz şeylere dikkat edin. Alkol önce uyku
verir ama gece yarısı uyanırsınız ve tekrar uyumakta güçlük çekersiniz.

Kahve, çay ve kolalı meşrubatlar uyku kaçırır. Ilık süt uyku getirir. Yatmadan
önce fazla miktarda ve yağlı yemek yerseniz uykunuz kaçar. Açlık da uykuyu
kaçırır. Yatmadan önce karnınız açsa ekmek, pilav gibi karbonhidratlı yiyecekler
veya meyve yiyiniz.

Egzersiz Zamanına Dikkat Edin...

Düzenli egzersiz uykuya iyi gelir ama egzersizi yatmadan önce

yaparsanız gözünüz cin gibi açılır ve uyumakta güçlük çekersiniz.

Işıkları Kapatın...

Evdeki lambaları kısın. Yatmadan önce çok aydınlık bir odada

oturmak hatta televizyon seyretmek veya bilgisayar kullanmak da bazı kişilerde
uykusuzluk yapmaktadır. Yatak odanızdaki çok hafif bir ışık bile uykunuzu
kaçırabilir. Özellikle gece vardiyasında çalışıp gündüz uyuyan işçiler için
uyurken göz maskesi takmak yararlı olabilir. Bu kişilerin yatak odalarının
perdeleri veya jaluzileri de gün ışığını geçirmeyecek kadar kalın olmalıdır.

Gevşeyin...

Yatmadan önce banyo küvetini ılık suyla doldurarak bir süre için de
uzanıp gevşemeye çalışın.

Gürültüden Uzaklaşın...

Gürültüden uyuyamıyorsanız; kulaklarınıza tıkaç koymayı deneyin. Bazı
kimseler odalarındaki vantilatörün sesinin uykuya iyi geldigini söylemektedir.
Vantilatör gürültü yapsa da sesi diğer gürültüleri boğduğu için dinlendirici
olabilir.

Son Çare ?

Bazen endişe verici duygular ve yapmanız gereken işleri düşünmek
uykunuzu kaçırabilir. O zaman yataktan kalkın ve uykunuz gelinceye kadar kitap
okuyun veya yapmanız gereken işlerin bir listesini yapın. Doktorunuza giderek
uyku ilacı istemeyi düşündünüz mü? Uyku ilaçları hayatımızın buhranlı
dönemlerinde, kısa süreli olmak koşuluyla yararlıdır. Ancak sık sık
kullanırsanız daha da zor uykunuz gelir. Herşeyi denediğiniz halde hala
uyuyamıyorsanız doktorunuz sizi bir Uyku Bozuklukları Uzmanına havale edebilir.
Bu kliniklerde uykuda yürümek, kabus görmek ve uykuda solunumun durması gibi
şikayetlerin de tedavisi yapılır. Uykuda solunumun durmasına özellikle
erkeklerde rastlanmaktadır. Uyurken horlayan kişinin horlaması birkaç saniye
durur. Bunu daha da gürültülü bir horlama takip eder. Uykunun bölünmesi bir
yana, yüksek tansiyon ve felç tehlikesi de olabileceğinden bu hastaların tedavi
görmesi gereklidir.

GuReL
08-03-07, 20:45
VARİS NEDEN OLUR ?




Anne veya babasında varis olan kişilerde varis olma olasılığı
daha yüksektir. Kadınlarda bu risk daha da fazladır. Ancak varisle ilgili
bilgilerin hepsi böyle kötü değildir. Varis oluşumunun önlenmesi mümkün
olmamakla birlikte; hastalığın gidişinin yavaşlatılması ve varisli damarların
tedavi edilmesi de mümkündür.

Varis Neden Olur ?

Kanın vücutta yaptığı yolculuğun zorlu bir kısmı; bacaklardan,
gerisin geriye, yukarıya doğru çıkmasıdır. Bacaklardan vücudun üst kısımlarına
yükselen kanın aşağı kaymasını önlemek için toplardamarlarda bulunan küçük
kapakçıklar kan o bölgeden geçtikten sonra kapanırlar. Ancak bu kapakçaklar
zaman içerisinde aşınır ve bozulurlarsa görevlerini yapamazlar ve kan
toplardamarlarda birikip şişkinliklere yol açar. Varislerin oluşumunda gebelik (
bir tek değil fakat özellikle üstüste olan gebelikler), uzun süre ayakta durmak
veya uzun süre oturmak da önemli rol oynar.

Şişmanlık, yeterli egzersiz yapmamak, hatta uzun boylu bir kişi olmak da varis
için riski arttırır. Soygeçmişimizi veya boyumuzun uzunluğunu değiştirmek tabii
ki, elimizde değildir. Hatta yaptığımız işi bile değiştirmek her zaman mümkün
olmayabilir. Ancak kilomuzu ve egzersizi denetim altında tutmamız mümkündür.

Yaptığımız iş (dükkanda çalışmak gibi) uzun süre aynı pozisyonda ayakta
durmamızı veya saatlerce oturmamızı gerektiriyorsa, mümkün olduğu kadar hareket
etmeye çalışmalıyız. Bu, kanın damarlarda pompalanmasını sağlayacaktır.

Külotlu çorapların bacakları destekleyen türlerini giymekle varisten
kurtulamasanız da ilerlemesini yavaşlatabilirsiniz. Bacak bacak üstüne atarak
oturmanın varislere neden olduğu söylense de bu, doğru değildir.

Varisler Ne Tür Sorunlara Yol Açar ?

Bazı kişiler varislerini estetik açıdan hoş görünmedikleri için
tedavi ettirirler. Estetik kaygılar, tek sorun değildir. Varisler bacaklarda
yorgunluk ve sıkıntı yapar. Bu nedenle sorun daha fazla ilerlemeden tedavi
ettirmek yerinde bir hareket olacaktır.

Varislerin Tedavi Yolları Nelerdir ?

Varisler genellikle iğneyle tedavi edilir ama bu her zaman başarılı
bir yöntem değildir. İğne ancak, bazı damarları tedavi edebilmektedir. İğne
örümcek damarların tedavisinde başarılı olmaktadır. Örümcek damarlar varis
değildir. Bunlar, derinin altında oluşan incecik, kırmızı çatlak damarlardır.
Varisli hastaların çoğu için ameliyat şart olan bir tedavi yoludur. Varis
ameliyatı genellikle hastanede yapılır ve hastanın geceyi hastanede geçirmesine
gerek kalmaz. Yaşlı veya her iki bacağından varis ameliyatı olan hastaların bir
geceyi hastanede geçirmeleri gerekebilir. Ameliyattan sonra kalan izler
genellikle önemsizdir.

Varislerinizi tedavi ettirmek istiyorsanız Aile Hekiminize müracaat ediniz. Aile
Hekiminiz varislerinizin muayenesinden sonra gerekiyorsa sizi bir uzmana havale
edecektir. Varis uzmanı ; varisleri ultrasonla inceler ve sonuca göre iğne veya
ameliyat tedavisi uygular.

GuReL
08-03-07, 20:46
VEREM




Günümüzde tedavisi mümkün olmayan birçok hastalık varken

bir kimseye tam tedavisi mümkün olan tüberküloz teşhisi konması hiç de
korkulacak bir olay değildir. Gerçekte tüberküloz, ilaçları düzenli olarak
almakla kolayca tedavi edilebilir ve kimsenin bu hastalıktan ölmesine gerek
yoktur. Tüberkülozdan ölen pek az sayıda kimse tedavi edilmek için vaktinde
doktora gitmeyen kişiler olabilir. Tüberkülozla savaşan ilaçları aldıktan birkaç
hafta sonra bulaşıcı aşamayı atlattıklarından artık tüberkülozlu hastaları
sağlam kişilerden tecrit etmeye gerek yoktur.

Tüberkülozdan Neden Korkulmaktaydı ?

Bunun bir nedeni geçmişte hastalığın tedavisinin çok güç olmasıydı.
Ama bu 50 yıl önce böyleydi Günümüzde hastalığı tedavi edecek antibiyotikler
bulunmaktadır. Korkuların dayandığı bir başka gerçek ise dünyanın birçok başka
yerlerinde tüberkülozun hala birçok kişiyi öldürmesidir. Bunun da nedeni o
ülkelerde ilaçların pahalı olması ve hastaları tedavi edecek kaynakların her
zaman yeterli olmamasıdır.

Nedeni Nedir ?

Tüberküloz herkesi etkileyebilir. Tüberküloza yalnız akciğerleri ve
boğazı değil diğer organları da etkileyebilen bir mikrop neden olur. Tüberküloz
mikrobu yıllarca vücutta "uykuda" durup herhangi bir zarar vermeyen fakat
nedense bir gün canlanıp hastalığa neden olan bir mikroptur. Tüberküloz
hastalığını kışkırtan nedenler arasında diğer hastalıkları, yaşlanmayı hatta
stresi sayabiliriz

Nasıl Bulaşır ?

Birincisi, aktif tüberkülozlu bir hastayla temas eden herkese
hastalık geçmez. Mikrop bulaşsa bile "uykuda" kalabilir ve hiç bir zaman
hastalığa dönüşmeyebilir ve bu kişiler aile ve yakınlarına hastalığı
bulaştırmazlar.

Ancak aktif tüberkülozlu hastalar akciğerlerindeki ve boğazlarındaki mikrobu
başkalarına geçirebilirler. Hasta kişi akciğerlerinde ve boğazında bulunan mikropları
öksürürken havaya saçar ve başkaları da bunları solunum yoluyla tıpkı grip
mikrobunu kapar gibi ciğerlerine çekerlerse kendilerine mikrop geçer. Tüberküloz
böceklerden, kandan, sudan, yatak takımlarından veya çatal kaşıktan kişiden
kişiye geçmez.

Belirtileri Nelerdir ?

Tüberküloz belirtileri arasında yorgunluk, kilo kaybı, ateş ve gece
terlemesi sayılabilir. Ciğerlerinde tüberküloz mikrobu bulunan hastalarda
devamlı öksürük ve her zaman olmamakla birlikte bazen öksürürken ağızdan kan
gelmesi olabilir. Kendisinde bu belirtileri gören kimseler derhal en yakındaki
göğüs hastalıkları kliniğine gitmelidirler.

Tehlike Ne Olabilir ?

Tedaviye girmekte gecikirseniz akrabalarınızın özellikle çocukların
ve yaşlıların, arkadaşlarınızın ve iş arkadaşlarınızın sağlığını tehlikeye
sokarsınız. Kendisine verem teşhis konulan kimselerin yakınlarının da muayeneden
seçerek hasta olup olmadıklarının belirlenmesi gereklidir.

GuReL
08-03-07, 20:47
İDRAR KAÇIRMA




Çocukları okula giden 35 yaşındaki Zekiye Hanım forma girmek
için kendisine biraz daha vakit ayırmak istiyordu. Ancak bulunduğu yerdeki
egzersiz grubunda bazı egzersizleri yaptığı zaman idrarını tutamadığını
farketti. Bu yüzden egzersize gitmekten vaz geçti. 52 yaşındaki Perihan Hanım
ise başka bir sorundan yakınmaktaydı. Perihan Hanım çarşıya gittiği zaman
kendisini aniden idrar yapmak zorunda hissediyor fakat tuvalete yetişene kadar
idrarını tutamayıp kaçırıyordu. Bu yüzden "kazaları" önlemek için ped kullanmaya
başladı.

Zekiye ve Perihan Hanım gibi binlerce kişi idrarı tutamama sorunundan yakınmakta
ve günlük yaşantıları bu yüzden etkilenmektedir. Bu kişiler ya utandıkları için
ya da çözüm bulunduğunu bilmedikleri için yardım aramazlar. Bazı kimseler ise
binlerce kişiyi etkileyen idrarı tutamama sorununun kadın olmanın veya
yaşlanmanın bir gereği olduğunu kabullenmektedir. Ancak erkekleri de etkileyen
idrar tutamama sorunu normal değildir, tedavi edilebilir ve biraz da olsa
iyileştirilebilir . Mesane kontrolü sorunu olan kimselerin tahminen yarısı
normal bir yaşam sürmek için gerekli yardımı elde edememektedir.

Bu soruna 15 yıldan beri katlanan bir kişi "Keşke çok önceden birşeyler yapmaya
çalışsaydım" diyor ve şöyle devam ediyor: "İdrarı kaçırırım korkusuyla dans
etmek ve tenis oynamak gibi yapmaktan zevk aldığım birçok şeyi bıraktım. Mesane
kontrolu o denli bozuktu ki günde 15 kez gecede ise bazen üç kez tuvalete gitmem
gerekiyordu."

Basit bir egzersiz programı ile mesanenizi yavaş yavaş yeniden kontrol altına
alabilirsiniz. Birçok kimse mesane kontrolünün bozuk olmasını küçük çocukları
veya yaşlıları ilgilendiren bir sorun olarak düşünürse de gençlerin ve genç
yaştaki yetişkinlerin de sorundan şikayetçi oldukları görülmektedir.

İdrar Kaçırmanın Nedenleri Nelerdir ?

Zekiye Hanım'ın şikayeti karın içi basıncı arttığı zaman idrarı
kaçırmadır. Yani öksürdüğü, aksırdığı, güldüğü, yük kaldırdığı veya spor yaptığı
zaman idrarını kaçırmaktadır. İdrar torbasını tutan kaslar güçsüz düştüğü için
idrar torbasının ağzını kapalı tutamazlar, kasların güçsüz düşmesinin nedenleri
arasında gebelik, doğum yapmak, şişmanlamak veya kronik kabızlık nedeniyle
"ıkınmak" bulunmaktadır. Sorunlar menapoz döneminde daha artar çünkü hormon
düzeylerindeki degişiklikler kasların güçten düşmesine neden olur.

Perihan Hanım'ın idrarı tutamaması başka tür bir sorundur. Perihan Hanım sık sık
idrar yapmak istemi duyar. Geceleri iki üç kez tuvalete gider. Sorun da bu sık
sık tuvalete gitmekten kaynaklanır. İdrar torbasını yarım kiloya yakın miktarda
idrar tutacak esnek bir torba olarak düşünün. Ama içinde 150-200 ml idrar olduğu
zaman boşaltmaya alıştırırsanız idrar torbası büzüşür ve ancak az miktarda idrar
tutmaya alışır. Bu nedenle içinde çok az da idrar bulunsa kişi kendisini iyice
sıkışmış hisseder. Alkol ve içinde kafein bulunan kahve, çay ve kolalı meşrubat
idrar torbasını tahriş eder ve sorunu daha da azdırır.Yakın zamana kadar çocuk
doğurmak, menapoz (adetten kesilme), şişmanlık gibi mesaneyi destekleyen kasları
güçten düşürebilecek olaylar belli başlı nedenler olarak gösterilirdi. Bir diğer
neden de "ne olur ne olmaz" diye gerekli olmadan tuvalete gitmek oluyordu.
Mesane dolunca gitmek yerine "ne olur ne olmaz" diye gereği olmadan tuvalete
gitmek mesaneyi daha sık boşalma istemine "alıştırmaktaydı".

Yeni araştırmalar problemin aileden de gelebileceğini göstermektedir.

Bu da her yaştaki birçok kişinin bu sorundan neden etkilendiğini açıklamaktadır.
Aşırı derecede dolu idrar torbasından damla damla idrar gelmesi diğer bir
nedendir.İdrar torbası idrarı dışarı atmakta zorluk çeker. İdrar damla damla
gelir. Bu erkeklerde genellikle prostat büyümesinden olur. İstem dışı idrar
kaçırma da ise; kişi tuvalete gitme istemi duymadan aniden idrarı akıtmaya
başlar. Bu idrar torbasını denetleyen sinirlerin belkemiğinin zedelenmesi gibi
nedenlerle hasara uğramasından olur.

Belirtiler Nelerdir ?

Mesaneden öksürürken, aksırırken veya gülerken az da olsa idrar
sızması, günde altı kezden çok acele idrara gitmek gereği ve her gidildiğinde
çok az idrar yapmak veya gece tuvalete bir kezden fazla gitmek, altı yaşından
sonra gece yatağa idrar yapmak, idrarın akmaya başlaması için ıkınmak zorunda
kalmak veya akmaya başladıktan sonra idrarın durması, idrarın zorlanmadan kendi
kendine akması sayılabilir.

Bu belirtileri görmekte olan kişiler doktorlarından yardım istemelidirler. Özel
eğitim görmüş danışman hemşireler, kişilere basit egzersiz teknikleri ve yeni
alışkanlıklar öğreterek sorunlarının tedavisinde yardım edebilirler.

Yardım istemekte ilk adımı atmak için utanç duygusunu yenmek her zaman kolay
olmayabilir. Bir kaç dakikalık utanç duygusunu yeniden mesanenizi kontrol etme
özgürlüğüne kavuşmak için ödenecek küçücük bir bedel olarak kabul edebilirsiniz.


Çocukların Altını Islatması ?...

Küçük çocukların arasıra yatağa idrar yapmaları normaldir. Ancak altı
yaşını geçen bir çocuk sık sık yatağını ıslatıyorsa özellikle idrarını
denetlemeyi öğıendikten sonra yatağına sık sık idrar yapmaya başlamışsa nedeni
araştırılmalıdır. Çocuğun moralinin bozulması, sosyal ilişkilerinin etkilenmesi
veya çocuğun istemiyle de nedenler araştırılabilir.

Yardım İstemekten Çekinmeyin ...

Sorunların çoğunun tedavisi basittir. İdrar torbasını denetlemeyi
öğrenmek, idrarı daha uzun süre tutmaya alışmak veya kasları güçlendirici
egzersizler yapmak gibi basit yollarla tedavi edilebilir.

Dışkı Kaçırma ?...

Dışkıyı kaçırma idrar kaçırma kadar yaygın olmasa da çok üzüntü
verici bir şeydir. Genellikle kabızlıktan kaynaklanır ve tedavi
olanağı çok yüksektir.

GuReL
08-03-07, 20:48
YAŞLANMA VE DİŞLER




Yaşlılıkta Sağlık Açısından Dişlerin
Ve Dişetlerinin Önemi

21 inci yüzyılda yaşlanıyor olmanın nimetlerinden biri yaşımız
ilerlese de büyük bir olasılıkla ağzımızda hala kendi dişlerimizin olmasıdır. 20
yıl önce 65 yaşını geçmiş çoğu kişinin ağzında artık kendi dişi bulunmuyordu.
Diş sağlığındaki ilerlemeler nedeniyle çoğumuzun doğal dişleri daha uzun süre
yerinde duracak. Uzmanların söylediğine bakılırsa, 2019 yılında ancak %20
oranında yaşlı kişinin doğal dişleri dökülmüş olacak.

Yaşlılıkta da ağzımızda hala kendi dişlerimizin olmasının avantajlarından biri
taze meyve ve sebzeleri çiğneyebilmektir. Bu gıdalarda birçok hastalığı önleyen
besleyici maddeler ve posa bulunmaktadır. Yaşlanınca yiyecekleri çiğnemekte
güçlük çeken kişilerin yumuşak ve işlenmiş gıdalar yemeye yönelmeleri
sağlıklarını kaybetmelerine neden olmaktadır.

Yaşlandıkça vücudun diğer kısımları gibi ağzımızda da değişiklikler olmaktadır.
Bu değişikliklerin neler olduğunu bilmek ağız ve diş sağlığının korunmasını
kolaylaştırır.

Ağızda Kuruluk Neden Olur ?

Ağız kuruluğu yaşlandıkça ağzımızda daha az tükürük salgılanmasından
kaynaklandığı kadar alınan ilaçların yan etkisi de olabilir. Aile Hekiminiz veya
eczacıya sorarak hangi ilaçların ağız kuruluğu yaptığını öğrenebilirsiniz.
Ağzınız kuruyorsa önlemeye çalışın. Diş çürümesinin önüne geçmek için ağızdaki
yiyecek artıklarının tükürükle temizlenmesi gereklidir. Diş hekiminiz veya
eczacı eczanelerden satın alabileceğiniz ağzı nemlendirici bir jel tavsiye
edebilir. Ağız çalkalama solüsyonları da ağızda nemi sağlar. Şekersiz çiklet
ağızda daha fazla tükürük salgılanmasına yardım eder. Susamadan da her gün bol
bol su içmek sağlık açısından çok iyidir.

Diş Çürümesi Yaşlılığın Getirdiği Bir Sorun Mudur ?

Yaşlanmak iki yönden diş çürümesine neden olur. Bunlardan biri
yaşlandıkça dişetlerinin geriye doğru çekilmesi ve diş köklerini diş kirine açık
bırakmasıdır. Diş kiri dişlerin üzerinde oluşan yapışkan ve dişleri çürüten bir
maddedir. Dişetlerinin çekilmesiyle kökleri açıkta kalan dişler çürümeye daha
yatkındır. Bir diğer neden de zamanla dişlerdeki dolguların zayıflaması ve
aralıklardan dişin içine süzülen bakterilerin dişleri çürütmesidir.

Diş ve Dişeti Sorunları Nasıl Önlenebilir ?

Diş çürümesini önlemek için dişler günde iki kez florlu bir diş
macunuyla iyice temizlenmelidir. Dişlerin ön yüzlerini olduğu kadar arka
yüzlerini de fırçalayınız. Dişlerin aralarını da diş ipliğiyle temizleyiniz.
Ağzınızda takma dişlerle kendi dişlerinizi birarada tutan bir köprü varsa
köprüyü destekleyen doğal dişleri dikkatle temizleyip diş ipliği kullanınız.
Dişleri korumak için yemek aralarında şekerli şeyler yemeyiniz ve gazozlu
meşrubat içmeyiniz. Tatlı meşrubat ve gıdaları seviyorsanız bunları yemek zamanı
yiyip içiniz. Yemek aralarında ise su içiniz ve tatlı ve yapışkan olmayan
sağlıklı birşeyler atıştırınız.

Ne Zaman Diş Hekimine Gidilmelidir ?

Dişlerinizin başına kötü birşey gelmesini beklemeyiniz. Diş
hekiminizi düzenli görerek diş kontrolü yaptırınız. Böylece diş çürümesi ve
dişlerin dökülmesine yol açan dişeti hastalığı erkenden bulunabilir.
Dişetleriniz kanıyorsa veya iltihaplanmışsa, ağzınız kokuyorsa veya dişetlerinin
görünümünde değişiklikler olmuşsa diş hekimine gidiniz. Ağız kanseri 45 yaşını
geçmiş kişilerde daha çok görüldüğünden uzun bir süreden beri iyileşmeyen ağız
yaralarından veya şişkinliklerden şikayetiniz varsa aile hekimi veya diş
hekimine gidiniz.

Takma Dişler İçin Neler Yapılabilir ?

Takma dişlerin bakımı da doğal dişlerin bakımı kadar önemlidir. Takma
dişleri hergün bulaşık sabunu veya deterjanıyla ve fırçayla temizleyiniz.
Kullanmadığınız zaman bir bardak suya koyunuz. Suya bakteri öldürücü takma diş
haplarından atabilirsiniz ama hergün yapılması gereken temizliğin yerini hiçbir
şey tutmaz. Takma dişleriniz rahat değilse rahatsızlığa katlanmak zorunda
olmadığınızı unutmayınız ve dişlerinizi kontrol ettiriniz.

GuReL
08-03-07, 20:50
İKTİDARSIZLIK




Nazlı, her zaman için mutlu bir evliliği olduğunu düşünürdü. Ancak son zamanlarda kocası Erol sevişmekten hoşlanmaz olmuştu. Belki yaşı ilerlediği için kocası, Nazlı'yı artık fazla çekici bulmuyordu. Belki de kocasının bir sevgilisi vardı.
Ancak Erol'un sevişmek istemeyişinin başka nedenleri vardı. Erol iktidarsız olduğundan korkuyordu. Karısıyla en son seviştiklerinde sertleşmede güçlük çekmişti. "Ya tekrar aynı şey olursa" diye korkuyordu. Erkeklerin çoğu gibi Erol'a da bu sorunu başkalarına, özellikle de karısına söylemek, çok zor geliyordu.

İktidarsızlık erkeklerde her yaşta zaman zaman görülebilen yaygın bir sorundur. Nedenler arasında yorgunluk, stres, aşırı alkol kullanmak bulunmaktadır. Ancak sorun "bir kez oldu" diye kişi her sevişmeye başladığında tekrarlanacak demek değildir. İktidarsızlığın bedensel nedenleri olmakla beraber kişinin duygusal durumu da bunda rol oynar. Bazı erkeklerde iktidarsızlık korkusu bile penisin sertleşmesini engelleyebilir.

Sorun ister bedensel, ister ruhsal, isterse her ikisinin bir karışımı olsun genellikle tedavi çareleri vardır. Önemli olan erkeklerin bundan utanıp sıkılacaklarına eşleriyle durumu konuşmaları ve bir uzmandan yardım aramalarıdır. Unutmayın ki ülkemizde iktidarsızlıktan şikayeti olan bir milyondan fazla erkek bulunmaktadır.

İktidarsızlık, genellikle 40 yaşından sonra görülmekle birlikte yaşlanmanın normal bir gereği değildir. Yaşlılıkta görülen iktidarsızlık kalp veya şeker hastalığına veya prostat ameliyatı sonuçlarına dayanmaktadır. Sigara içmek de iktidarsızlığa neden olmaktadır. Sigara, vücudun diğer bölgelerindeki damarlarda olduğu gibi penisin damarlarını da daralttığı için damarlara kan hücumu güçleşir. Penisin damarlarına kan dolmayınca da sertleşme zorlaşır.
Atardamarlardaki daralmaya, yağlı yiyecekler yemek ve yüksek tansiyon da neden olur. Bazı erkekler sırf sağlıklı bir yaşam düzenine dönmekle, örneğin sigarayı bırakmakla, gıdalarındaki yağı azaltmakla ve düzenli olarak egzersiz yapmakla atardamarlarını sağlığa kavuşturabilirler. Böylece hem iktidarsızlık sorununu hem de sağlıklarını düzeltmiş olurlar. İktidarsızlık, genellikle atardamar hastalığının ilk belirtisidir. Sağlıksız atardamarlar kalp hastalığı ve felç tehlikesini arttırmaktadır.

İktidarsızlık türlü yollardan tedavi edilmektedir. Unutmayın ki her tedavi yolu herkes için yararlı olmayabilir. Kişi dikkatlice yapılan bir değerlendirmeden geçirildikten sonra hangi tedavi yolunun uygulanmasından en çok yarar sağlanacağı saptanır.

" Penisin sevişme sırasında sertleşmesi cinselliğin ancak bir yönüdür. Erkekler bazen eşler arasındaki güzel ilişkilerin önemini unutmaktadır. Eşlerimizden kucaklaşmanın ve birbirimize içtenlik ve yakınlık göstermenin de önemli olduğunu bize hatırlatmalarını istemeliyiz. Unutmayın ki tatlı tatlı sevişmek ilaçlara değil kişilere bağlıdır"

GuReL
08-03-07, 20:51
İLAÇLARIN DOĞRU KULLANILMASI




Reçeteli veya reçetesiz satın alınan ilaçlar sağlık sorunlarımızın giderilmesinde bize yardımcı olurlar ama doğru kullanmazsak yarar yerine zarar verirler. Yanlış kullanılan ilaçlar arasında antibiyotikler başta gelir. Antibiyotikler kendimizi çabucak iyi hissetmemize yardım ettiği için ilacı bırakmak veya daha seyrek almak cazip gelebilir. Antibiyotiğe başladıktan sonra paket tamamen bitinceye kadar alınmalıdır; çünkü hastalığa neden olan mikropların tamamen ölmeleri için paketin içindeki kadar ilaç gerekli olabilir.

Antibiyotik paketini bitirmezseniz veya doktorun tavsiye ettiği miktardan daha az alırsanız ne olur ?
Bu, vücudunuza çok az miktarda antibiyotik girmesi anlamına gelir. Az miktardaki antibiyotik mikropları öldürmeye yetmez ama ilaca alışarak bağışıklık kazanmalarına ve ilaçlara direnç göstermelerine yeter. Mikropların ilaçlara karşı direnç kazanmaları toplum sağlığında sorunlara yol açmaktadır. Artık birtakım antibiyotikler bazı hastalıklarla savaş gücünü kaybetmiş durumdadır yani mikroplar karşı saldırıya geçmeyi öğrenmiş bulunmaktadır.

Bir başka sorun da kişilerin başkaları için verilen antibiyotiklerin kullanılmalarından kaynaklanmaktadır. Enfeksiyonların çoğu birbirine benzer görünmekle birlikte başka başka mikroplardan kaynaklandıklarından tedavide kullanılacak antibiyotikler değişik olabilir. Yanlış ilaç kullanmak hastalığı azdırabilir. Başkaları için tavsiye edilen antibiyotikleri sakın çocuklara vermeyiniz.

Bazı kimseler verem tedavisinde kullanılan antibiyotikleri arkadaşları aracılığıyla elde etmektedirler. Bu ciddi sorunlar yaratabilir. Veremli hasta gerekli tedaviyi görmediğinden mikrobun aile ve yakınlarına da bulaşma tehlikesi vardır. Bazı kimseler ilaçlarını yarıda bırakırlar bazıları ise bazen alırlar, bazen almazlar. Bu da kişideki verem hastalığının antibiyotiklere karşı direnç kazanmasına neden olur. Veremli bir hastanın hastalığını kendi kendine tedavi etmesi yerine bir doktoru görmesi son derece önemlidir.

Yanlış olarak kullanılan diğer ilaçlar:
Astım spreyleri.
Bazı kimseler spreyi çalkalamayı ve tam döndürmeyi unuttuklarından yeterince ilaç alamazlar. Astım spreyi kullanıyorsanız doktorunuza ve eczacıya sorarak doğru kullanımını öğreniniz.

Çocuklar ve yatıştırıcı ilaçlar
Bazı ana babalar, örneğin, daha çabuk rahatlatsın diye diş çıkaran çocuğa tavsiye edilen miktardan daha fazla ilaç verirler. Bu tür ilaçları fazla miktarda vermek çocugun ağzının ve gözlerinin kurumasına ve kalp atışlarının artmasına dolayısıyla daha fazla rahatsız olmasına neden olur.

Reçeteli veya reçetesiz satılan ilaçlar ancak bir türlü kullanılır; o da ambalajlarının üzerindeki etikette yazıldığı gibidir ve harfiyen uygulanmalıdır. Uyarılar da dahil olmak üzere etiketleri her zaman dikkatle okuyunuz. Kullanma talimatını anlamakta güçlük çekiyorsanız doktora ve eczacıya sorunuz.

GuReL
08-03-07, 20:52
YURTDIŞI SEYAHATİNİZDEN ÖNCE




Yurtdışına tatil için gidecek hiç kimse oralarda hastalanarak tatilini zehir etmek istemez. Ancak gerekli önlemleri almayan pek çok turistin başına gelen budur. Tatile çıkmadan önce aşağıdaki önerilere dikkat etmeniz yerinde olur:

Aşı Olmanız Gerekiyor Mu?
Gideceğiniz yere bağlı olarak bazı bulaşıcı hastalıklar için aşı olmanız gerekebilir.

Tetanos ve Çocuk Felci
Seyahat etmeyen kişilerin bile her on yılda bir bu aşıları yenilemesi gerektiğinden aşı olun.

A ve B Tipi Sarılık
Karaciğeri etkileyen bu hastalık Asya, Güney Amerika, Pasifik Adaları. Afrika, Orta Doğu ve bazı Avrupa ülkelerinde yaygın olarak görülmektedir. B Tipi Sarılık ölümcül bir hastalıktır; kan ve vücut salgıları yoluyla (örneğin cinsel ilişki), başkalarıyla iğne, diş fırçası ve jilet gibi şeyleri paylaşmak yoluyla kişiden kişiye geçer. A Tipi Sarılık yiyeceklerden ve sudan bulaşır. Doktorunuza seyahat edeceğiniz ülkenin hangi ülke olduğunu söylerseniz hem bu hastalıklar hem de tifo ve sarı humma gibi diğer hastalıklar için de aşı yaptırıp yaptırmamanız gerektiğini belirleyebilirsiniz.

Sıtma
Sıtma Afrika ülkelerinde, Hindistan'da, Vietnam, Laos, Kamboçya, Burna, Tayland ve Endonezya da içinde olmak üzere Asya ülkelerinde yaygın olarak görülmektedir. Sıtma bir tür sivrisinekten insanlara geçer. Doktorunuza sıtmayı önlemek için ilaç kullanmanız gerekip gerekmediğini sorunuz. Sivrisineklerin ısırmasından korunmak için böcek kaçırıcı ilaçlardan sürünüz, bol, açık renkli ve uzun kollu giysiler giyiniz. Sıtma için bağışıklık kalıcı değildir. Sıtmanın bir kötü yanı gribe çok benzemesidir. Bu nedenle ne sıtmaya yakalanan kişiler ne de bazı doktorlar hastalığın erken belirtilerini ciddiye almadıklarından hastalık ölümcül olabilir. Sıtma bölgelerinden döndükten 6 hafta sonra veya sıtma bölgesinde bulundukları sırada gribe benzer belirtiler gören kişiler sıtma için kan tahlili yaptırmalıdırlar.

İshal
İshal bazı ülkelerde yaygın bir sorundur. Önlemek için yalnız şişe suyu içiniz, yediğiniz yemeklerin iyice pişmiş ve sıcak olmasına dikkat ediniz. Ancak kendi soyduğunuz sebze ve meyveleri yiyiniz. Doktorunuza gideceğiniz ülkeden söz ederseniz oralarda karşılaşabileceğiniz mide-barsak sorunları için size ilaç verebilir.

Cinsel İlişki Yoluyla Bulaşan Hastalıklar
HİV/AİDS'e yakalanmanız uçak kazasında ölme olasılığına oranla 72bin kez daha fazladır. Yurt dışındayken cinsel ilişkide bulunmayı düşünmeyen kişiler bile yanlarında kondom bulundurmalıdırlar. Artık dünyada hiç bir ülke HİV/AİDS ve cinsel ilişki yoluyla bulaşan hastalıklara karşı emin değildir. Kondomları ülkemizden almak akıllıca bir hareket olur.

İğne Sorunu
Kulak deldirmek, dövme yaptırmak, iğne ve akupunktur yaptırmak için kullanılan ve sterilize edilmemiş iğnelerden HİV/AİDS, B ve C Tipi Sarılık gibi hastalıkların bulaşabileceğini unutmayın.

Kuduz
Kuduz ölümcül bir hastalıktır ve hasta bir hayvanın insanları ısırması yoluyla geçer. Bazı doktorlar şimdi Güney Doğu Asya, Güney Amerika ve Afrika ülkelerine seyahat edecek kişilerin ülkeden ayrılmadan önce kuduz aşısı yaptırmalarını önermektedir. Aşı olmamış bir kişiyi bir hayvan ısırırsa yara yeri hemen yıkanmalı ve kişi derhal kuduz aşısı olmalıdır.

Yurtdışına seyahat ettiğiniz zaman ortaya çıkabilecek sağlık sorunları için doktorunuzla görüşünüz.

GuReL
08-03-07, 20:53
YENİDOĞAN BEBEĞİN SAĞLIĞI




Bebek bekleyen anne baba, gebelikte sağlık ve doğum hakkında epeyce bilgi edinir. Ancak bebek doğduktan sonra, hastanede yeni doğmuş bebeklerin sağlığını korumak için yapılan veya yapılabilecek bazı tahliller pek iyi bilinmez.
Nadir görülen bazı hastalıkların yeni doğmuş bebeklerde bulunup bulunmadığı, ücretsiz olarak kontrol edilir. Bebek sağlıklı görünse bile, küçük bir olasılıkla hasta olabilir. Bunu belirlemek üzere, bebek doğduktan sonra 3-5 gün içinde bazı testler yapılır ve ileride ortaya çıkabilecek bazı sağlık sorunları önceden bulunur. Erken tanı, bebek daha hastalanmadan tedavisine olanak sağlar.

Bebek hastaneden çıkmadan önce, topuğundan özel bir kağıt üzerine bir kaç damla kan alınarak laboratuara tahlil için gönderilir. Kontrolü yapılan hastalıklar nadiren görülse bile, yeni doğan her bebeğin sağlıklı olduğunun belirlenmesi önemlidir. Bu nedenle, ana babalar tahlil yapılmasına önem vermelidirler. Evde doğum yaptıysanız ebeye danışınız.

ARAŞTIRMASI YAPILABİLEN HASTALIKLAR

Tiroid Salgısı Noksanlığı (Hipotiroidizm)
Tiroid bezi ile ilgili olan bu sorun her 3,500 bebekte bir görülmektedir. Tedavi edilmeyen bebeklerde beynin gelişmesi ve büyüme etkilenir. Erken tanı, bebeğin bedeni ve akli bakımdan normal ve sağlıklı büyümesini sağlar.

İdrarda Fenilpirüvik Asit (Fenilketonüri)
Bu, her 10,000 bebekte bir görülür. Özel diyet uygulanmazsa bebekte beyin tahribatı yapabilecek nadir bir hastalıktır. Erken tanı ve tedavi, bebeğin normal gelişmesini sağlar.

Galaktoz Metabolizması Bozukluğu (Galaktozemi)
Her 40.000 bebekte bir görülen bu nadir hastalıkta, metabolizma bozukluğu nedeniyle, sütte bulunan galaktoz maddesi glikoza çevrilemeyerek bebeğin kanında birikir. Tedavi edilmeyen bebekler hastalanıp ölebilir. Anında tedavi ve bebeğin özel bir sütle beslenmesi, bu ciddi hastalığı tamamen önler.

Kistik Fibroz
Genetik bir sorun olan bu hastalık 2,500 bebekte bir görülür ve akciğerleri ve sindirimi etkiler. Tıptaki yeni gelişmeler hasta bebekler için umut vericidir. Erken tanı ve tedavi de çok yararlı olmaktadır Yapılan tahliller, %95 oranında hastalığı yakalayabilmektedir; ancak, hasta olup da tahlil sonucu durumu ortaya çıkarılamayan bir iki bebek de bulunabilmektedir. Yapılan tahlil, hasta olmayan fakat hastalığı taşıyan bebekleri de belirler. Bu da gelecekteki gebelikler hakkında alınacak kararlar için, aile bireylerinin de kontrolden geçmelerini gerektirecektir.

Sağlık Kartı/Aşı Kartı
Hastanede doğum yapan annelere bebek için çok yararlı olacak bir sağlık kartı verilir. Kartta bebeğin doğum kilosu, doğumun nasıl olduğu ve bebeğin genel sağlığı hakkında ayrıntılar bulunur. Bebeği doktora veya Ana Çocuk Sağlığı Merkezine götürdüğünüz zaman, kartın yanınızda bulunması önemlidir; bebeğin bundan sonraki sağlık durumu ve aşıları da bu karta işlenebilir. Kartta çocuğa bir yaşından beş yaşına kadar yapılan aşılar belirtilir. Çocuğu kreşe götürdüğünüz zaman veya okula başladığı zaman da bu kartı idarecilere göstermeniz gerekir.

GuReL
08-03-07, 21:00
YAŞLILARIN İSTİSMARI




Toplumumuzda yaşlıların karşılaştıkları istismar olaylarının ne kadar yaygın olduğundan kimse emin olamaz. Çünkü yaşlıların istismarı ev içi şiddet olaylarından ve çocuk istismarından daha da "örtülü" kalmaktadır. Genellikle yaşlı kişiler yardım istemekten çok korkarlar veya kimden yardım isteyeceklerini bilmezler. Günümüzde kişilerin eskiye oranla daha uzun yaşamaları ve bakımları için akrabalarına dayanmak zorunda kalmaları istismar olaylarını arttırıyor olabilir.
İstismar türlü biçimlerde olabilir. Yaşlılar mali bakımdan istismar edilebilirler; paralarını veya eşyalarını kendilerine bakmakta olan kişilere vermeye zorlanabilirler. Yaşlılar psikolojik bakımdan istismar edilebilirler; kendilerine çocuk muamelesi yapılır, horlanır, tehdit edilir veya akraba ve arkadaşlarından soyutlandırılırlar. Tabii bedeni istismara da uğrayabilirler, dayak yer, itilip kakılır ve hapsedilebilirler. Yaşlı kimseler kendileri için gerekli olan yiyecek, barınak, giyim veya ilaçları temin etmeyen bakıcılar tarafından istismar edilebilirler. Bazen cinsel saldırıya da uğrayabilirler.

Yaşlılara neden kötü muamele edilmektedir ?
Yaşlı akraba ve yakınlarına bakan bakıcıların çoğu görevlerini hakkıyla yerine getirmektedirler. Bakıcıların bazıları zamanında kendi sağlıklarından bile fedakarlık ederek sevdikleri kimselere bakmak için çırpınırlar. Özellikle kafası dağınıksa veya bakıcıya zorluk çıkarıyorsa, yaşlı bir kimseye bakmak stres yaratabilir. Bazı bakıcılar stresle başa çıkamadıklarından yaşlıları manen ve maddeten hırpalamak yoluyla reaksiyon gösterirler. Bazen sorunlar bakıcının duygusal sorunlarından, alkol veya uyuşturucu ve keyif verici maddeleri kullanmasından kaynaklanabilir.
İstismara uğrayan yaşlıların yalnız olmadıklarını ve kendilerine yardım edecek kaynakların bulunduğunu bilmeleri önemlidir. Yaşlılar ve stres geçiren bakıcıların yararlanabileceği hizmetler mevcuttur. Kişiler doktorlarına veya sağlık görevlilerine danışarak bilgi alabilirler.
Bulundukları yerdeki sosyal hizmetler merkezi kendileriyle yaşlılara bakan görevliler arasında bağlantı kurabilir. Ayrıca yaşlıların, durumlarını değerlendiren ve hastanelerde bulunan görevlileri de arayabilirler. Bu görevliler hem yaşlı kişilerin hem de bakıcıların türlü sorunlarıyla ilgilenen özel eğitim görmüş kişilerdir. Tehdit edilen veya bedenen saldırıya uğrayan yaşlılar polise başvurabilirler.

Yaşlı bir kişinin istismara uğradığından kuşkulanıyorsanız ne yaparsınız ?
Önce yaşlı kişiyle konuşarak yardım isteyip istemediğini sorabilirsiniz. Yardım isteme kararı kendisine aittir. Ancak yaşlı bir kimsenin ciddi olarak bedenen istismara uğradığından veya hapsedildiğinden kuşkulanıyorsanız sosyal hizmetler görevlilerini arayarak size ne tavsiye edeceklerini sorunuz.
1982 Anayasasının 61.maddesinde yaşlılara yönelik olarak "Yaşlılar devletçe korunur. Yaşlılara devlet yardımı ve sağlanacak diğer haklar ve kolaylıklar kanunla düzenlenir" hükmü yer almaktadır. Bu hükme uygun olarak gerekli hizmet vermekle yükümlü T.C Başbakanlık Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna Anafartalar Cd. No: 70 Ulus / Ankara adresi ve 0 312 310 24 60 - 80 telefonlarından veya Necatibey Cd. No: 11 Kızılay / Ankara adresi ve 0 312 231 96 65 - 231 93 15 - 231 08 34 telefonlarından ulaşabilirsiniz

GuReL
08-03-07, 21:06
YAŞLANMAK




Yaşlanmak, genç kuşaklara oranla, insanın hoşlandığı şeyleri yapabilmek için daha çok zamanının olması ve yaşın verdiği olgunluktan ve deneyimlerden daha fazla yararlanabilmesi demektir.

Bu nedenle yaşlılar toplumun değerli bir kaynağıdır. Eğer vaktiniz varsa bir toplum örgütünde gönüllü olarak çalışabilirsiniz. "Zamanında çalışacağım kadar çalıştım, şimdi neden para almadan başkaları için emek harcayayım ?" diye düşünebilirsiniz. Ancak gönüllü olarak çalışmak sadece vermek değildir. Yaptığınız gönüllü işin karşılığında siz de birşeyler kazanırsınız. Gönüllü olarak çalışanların çoğu bu deneyimin insanı çok doyurucu olduğunu söylemektedir. Gönüllü olarak çalışmakla birşeyler başarmış olduğunuzu anlarsınız, yeni uğraşlar edinirsiniz, değişik kişilerle tanışırsınız. Bütün bunların sağlığa çok yararı vardır. Sağlıklı olmak sadece hasta olmamak demek değildir. Sağlıklı olmak manevi ve duygusal bakımdan insanın kendisini mutlu hissetmesidir. Başkalarının yaşamıyla ilgilenmek, hayatta bir amacı olmak ve yeni deneyimlerden zevk almak güven duygusunu ve mutluluğu arttırır.

Yaşlıların değerini türlü konumlarda görmekteyiz. Örneğin, büyükanne, büyükbaba, amca veya teyze rolü, özellikle genç anababanın geçimlerini sağlayabilmek için çalışmak zorunda olduğu yıllarda çok önemlidir. İş ve aile yaşamı arasında denge kurmaya çalışan anababanın kendilerinden daha büyük akrabalarından çocuk bakımı konusunda görecekleri yardım büyük bir nimettir. Kendi çocukları veya torunları olmayan yaşlı kişiler, oturdukları mahallede ve yakınlarında dayanacak akrabaları olmayan genç anababalara komşuluk elini uzatabilirler.
Yaşamla ilgili olmak veya yaşamında bir amacı olmak için yalnızca başkalarına ulaşmak gerekmez. Yeni yeni uğraşlar edinmek, bahçeyle uğraşmak veya evcil hayvan beslemek de insana mutluluk verir. Bulunduğunuz bölgedeki sosyal ve dinlence gruplarına katılarak yeni arkadaşlar ve uğraşlar edinebilirsiniz.
Bazı müzeler, tiyatrolar ve sinemalar yaşlılara ucuz veya bedava tarife uygulamaktadır. Yaşlılar bazı veterinerlerin indirimli tarifelerinden de yararlanabilirler. Vaktiniz olmak koşuluyla, oyalanacak ve insanı yaşama bağlayacak pek çok şey bulunur.

Gönüllü olarak çalışmak istiyorsanız, evde bakılan yaşlı ve özürlülerle ilgilenen, çevre koruması sağlayan, hatta fakir çocuklarla ilgilenen toplum örgütleri vardır.

Sağlığı yerinde olmayan bir kişinin "ne yaparsın, yaşlandık dediğini kaç kez duymuşsunuzdur. Yaşlanmaya yüklediğimiz birçok sağlık sorunu yaşımızdan daha çok yaşam biçimimizden kaynaklanmaktadır.

Kilo almak
Kilo almak yaşlanmanın doğal sonucu değildir fakat, daha fazla yiyip daha az egzersiz yapmaktan kaynaklanır. Çok kişi yaşlandıkça daha hareketsiz hale gelir ve bunu da doğal bulur. Bununla birlikte kırsal bölgelerde yaşayan ve 70- 80 yaşlarındaki kişilerin hareketli bir yaşam sürmeye ve ağır bedeni işleri yapmaya devam ettikleri de görülmektedir.

Düzenli olarak yürüyüş yapın, bulunduğunuz bölgedeki hafif egzersiz gruplarından birine katılın. Artrit (eklem iltihabı) veya bel ağrısından şikayetiniz varsa yüzmeyi veya aerobik yapmayı deneyin. Hareketli olabilmek için dans etmek, bisiklete binmek, spor yapmak, bahçe işi veya torunlarınıza bakmak gibi yapmaktan zevk aldığınız şeylerle uğraşabilirsiniz.

Enerji noksanlığı
Daha hareketli olmak ve sağlığa uygun ve değişik gıdaları içeren bir yemek düzeni buna çözüm getirebilir. Enerji noksanlığı yaşlanmanın değil fakat başka sağlık sorunlarının bir belirtisi olabilir. Bunun için doktorunuzu görünüz.

Kabızlık
Egzersiz barsakların çalışması da dahil vücudun bütün işlevlerini düzeltir. Yatakta yatmak veya saatlerce bir
iskemlede oturmak sorunlara yardım etmeyecektir. Hergün içilen çay ve kahveye ek olarak günde altı bardak su içmelisiniz. Kabızlığın tedavisinde alınan gıdalar önemlidir. Daha çok ekmek, makarna veya pilav, diğer tahıllar ve bol bol sebze ve meyve yemek hem kabızlığı önler hem de kiloyu kontrol altına alır.

İdrar tutamamak
Bu sorun önlenebilir ve tedavi edilebilir. Bu sorununuzla ilgili doktorunuzla görüşünüz.

Ağrı ve sızılar
Bir doktor 90 yaşındaki hastasına sağ dizindeki ağrının yaşlanmaktan ötürü olduğunu söyleyince hasta "Peki ama Doktor, sol dizim de sağ dizimle aynı yaşta olduğu halde o neden ağrımıyor ?" demez mi ...
Gerçi ağrı daha çok yaşlandıkça görülen bazı şikayetlerin bir belirtisi olmakla birlikte yaşlanmanın doğal bir sonucu değildir ve gözardı edilmemelidir. Neden olduğu belli olmayan bir ağrıyı ihmal etmeyin ve doktorunuza sorun.

Beyinde meydana gelen değişiklikler
Yaşlandıkça yeni bir şeyler öğrenmek daha uzun bir vakit alır ama bir kez öğrendik mi aynı gençliğimizde öğrendiğimiz gibi öğreniriz. Yaşlandıkça yeni şeyler öğrenmenin bir yararı zihni hareketli tutmak ve beyin faaliyetini geliştirmek olabilir

GuReL
08-03-07, 21:08
YÜZMEK VE GÜVENLİĞİNİZ




Yüzmek yürüyüş yapmak gibi pek çok yararları olan bir egzersiz türüdür. Yüzmek kasları güçlendirir, kilonuzun sağlıklı bir düzeyde kalmasına ve stres atmanıza yardımcı olur. Gebe kadınlar, yaşlılar ve eklem iltihabından şikayetçi olan kişiler de içinde olmak üzere herkes yüzebilir. Siz veya çocuklarınız hala yüzme öğrenmediyseniz öğrenmek için harekete geçmenin tam zamanıdır.
Bu yaz suda eğlencenin tadını çıkarmak istiyorsanız bütün aile bireylerinin suda emniyetle hareket etmelerini sağlayın.

Yüzme Havuzları
0-3 yaş arasındaki çocuklarla ilgili ve ölümle sonuçlanan kazalarda suda boğulma olayları birinci sırada yer almaktadır. Ölüm vakalarının çoğu havuzlarda olmaktadır. Bu nedenle evlerin bahçelerinde bulunan yüzme havuzlarının etrafı koruyucu bir parmaklıkla çevrili olmalı ve parmaklığın kapısı kendiliğinden kapanıp kilitlenmelidir. Parmaklığın kapısının önüne engel koyarak açık tutmak açık kapıdan küçük çocukların geçmesine ve havuza düşerek boğulmalarına neden olduğundan kapılar hiç bir zaman bu biçimde açık bırakılmamalıdır.
Havuz başı partileri eğlencelidir ama etrafta küçük çocuklar bulunuyorsa tehlikeli olabilirler. Büyükler bazen dikkatlerini başka bir tarafa vermiş ve küçük bir çocuğun havuzun kenarında bulunduğunu farketmemiş olabilirler. Çocuklara havuzun etrafındaki ıslak yerlerde koşup atlamamaları da öğretilmelidir.

Yüzme ve Alkol
Araba sürmekle alkolün bağdaşmadığı gibi yüzmeyle de alkol bağdaşamaz. Suda boğulma vakalarının birçoğunda alkolün rolü vardır. Az miktarda içilse bile alkol kişinin dikkatinin dağılmasına ve karar verme yeteneğini gereğince kullanabilmesine engel olmaktadır. Suda yaptığınız etkinlik (tüple dalgıçlık, sörf, balıkçılık, tekneyle suya açılmak gibi) ne olursa olsun aynı zamanda alkol almak tehlikelidir.

Plajda
Plajda yüzerken her zaman işaret bayrakları arasında yüzün. Yüzerken bir tehlikeyle karşılaşırsanız sakin durmaya çalışın ve bir kolunuzu havaya kaldırarak yardım isteyin. Ters akıntıları tanımaya çalışın.
Ters akıntı okyanus kıyılarında oluşan bir kanaldır; limanlık sahillerde görülmez. Ters akıntı, yüzücüleri bu kanal aracılığıyla açıklara sürüklediğinden tehlikelidir. Yüzücü kıyıdan beş metre uzaklıkta bile yüzüyor olsa ters akıntıya kapılabilir. Ters akıntıyı şöyle tanıyabilirsiniz:
Ters akımın bulunduğu yer dalgalıdır ama etrafı durgundur. Suyun dalgalı kısmı çamurlu olabilir ve üzerindeki birikintiler açıklara doğru yüzer. Normal olarak suyun kenarında gördüğünüz köpükler ters akıntı olduğunda açıkta kırılan dalgalar üzerinde de bulunabilir.
Denizde yüzerken ters akıntıya yakalandıysanız sakın paniğe kapılmayın ve akıntıya karşı yüzmeye çalışmayın; ters akıntının dışına çıkıncaya kadar kıyıya paralel olarak 40 metre kadar yüzün.

Nehirler, Dereler, Baraj Gölleri ve Diğer Göller
Bu sular denize oranla daha emniyetli gözükseler bile boğulma olaylarının büyük bir kısmı da buralarda meydana gelmektedir. Bu sularda tehlike yaratan şeyler arasında su altındaki görünmeyen engeller bulunmaktadır, Bunlar yosunlar veya su altı akıntılarıdır. Yosunlar arasında yüzüyorsanız kurbağalama yüzerek gövdenizi suyun üzerinde tutmaya çalışın. Akıntıya yakalandıysanız ya akıntıyla birlikte veya akıntıya çapraz olarak yüzün. Bu tip sular deniz sularına oranla daha soğuk olduğundan soğuktan şok geçirebileceginizi veya vücudunuza kramp girebileceğini unutmayın.

Teknedeyken
Küçük teknelere arka taraflarından binin. Tekneyi fazla yüklemeyin ve yükünü dengede tutun. Yüzme bilmiyorsanız can yeleği giymeyi unutmayın. Tekne devrilirse tekneye tutunun ve teknenin etrafından ayrılmayın.

Sörf Tahtasına Binerken
Denizdeki dalga durumu hakkında bilgili olun; ters akıntıları, dalga türlerini hava koşullarını, akıntıları ve gel-git koşullarını iyi tanıyın ki kendinizi tehlikeye atmamış olun. Sörf yapmaya yeni başladıysanız yeteneğinizle orantılı koşullar altında sörf yapın.